Daha Derinlikli Bir Anlayışa Duyulan İhtiyaç

15 Temmuz gecesi, televizyonlarımızı açtığımızda garip şeyler olduğunu fark ettik fakat anlamlandıramadık. Çünkü, gördüklerimiz, sahip olduğumuz anlayış kalıplarına uymuyordu.

Yapılan ilk açıklamalar ile basit de olsa bir anlayış modeline ulaştık: Darbe yapılmaya çalışılıyordu. Bazılarımız için bu model, basit de olsa karar vermek için yeterliydi, dışarı çıktık. Modelin basit olmasına rağmen faydalı olduğu ertesi gün görüldü:darbe püskürtülmüştü.

İlk birkaç gün darbeyi kimin yaptığı tartışıldı ve toplumun büyük bölümü FETÖ kararında mutabık kaldı. İlk anlayış modelimizden daha ayrıntılı bir modele ulaşmıştık. Bu da o dönemde yapılacak faaliyetler için yeterli bir zemin oluşturdu. OHAL ilan edildi, tutuklamalar ve görevden el çektirmeler başladı. Yeni açıklama modeli de iş görüyordu.

 

Ne yazık ki, bu modelin bugün için artık fazla basit olduğu ve bir kısım problemleri çözmede yetersiz kaldığı kanaatindeyiz.

"Basit olsun daha iyi değil mi?" diye sorulabilir.

 

Gerçekliği temsil ettiği sürece, bir model (açıklama) ne kadar basitse o kadar iyidir. Ama model, aşırı basitleştirme sonucunda gerçekliği temsil edemez hale gelirse problemleri çözer görünürken aslında başka problemlere yol açar. 

Maalesef, karşı karşıya olduğumuz problem çok boyutlu ve oldukça karmaşık. Çalışmamız boyunca problemin farklı boyutlarını anlamay çalıştık. 

Teorik Çerçeve: Nasıl Düşünür ve Karar Veririz?

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Nasıl Anlayabiliriz?

Basit Açıklama

F.Gülen bir şeytandır.

 

Öncelikle belirtelim ki, kimse Gülen'in Şeytan olduğunu söylemiyor ama zihnen şeytanlaştırıyoruz. Böylece birçok konuyu açıklama ihtiyacından kurtuluyoruz.

Biraz Daha Karmaşık Açıklama

F.Gülen, zafiyetleri, hastalıkları ve hatta sapkınlıkları olan bir insandır.

Ayrıca, bu açıklama, şu teori etrafında şekilleniyor: "İnsan davranışları, içinde bulundukları toplumsal şartlardan bağımsız olarak anlaşılamazlar."

Basit Açıklamanın Yetersiz Kaldığı Sorular

1. F.G şeytan ise bunları neden yapıyor diye düşünmeye gerek yok. Şeytan doğası gereği kötü şeyler yapar. 
Ama, F.G. insan ise, neden böyle davranıyor sorusuna açıklama getirmek gerekir. Ayrıca "İnsan davranışları, içinde bulundukları toplumsal şartlardan etkileniyor" ise F.Gülen nelerden etkilenmiştir?

 

2.  F.G şeytan ise, yaptığı her şey kötüdür.
Ama F.G. insan ise, yaptığı kötü işler yanında iyi işler de olabilir. Bunları nasıl ayırt edeceğiz?

 

3. F.G şeytan ise, şeytan hep şeytandır.
Ama F.G. insan ise, o zaman, hele de ilim sahibi iken, nasıl bu hale gelebilmiştir? Titiz bir din adamı, nasıl olur da haham ve papazlarla hiçbir sorun yaşamadan diyalog kurarken, kendi dindaşlarına beddualarla saldırmakta hatta canlarını almaya çalışmaktadır. Yada bir Erzurumlu, bir zamanlar çok sevdiği hocasını Kürt olduğu için ziyarete gidemezken, nasıl bir süreç için kendisini dünya vatandaşı olarak görür hale gelmiştir?

 

4. F.G şeytan ise, şeytana uyanlar her zaman bulunur. Şeytan onları aldatmış, onlar da aldanmışlardır, durum bundan ibarettir.
Ama F.G. İnsan ise, bu kadar aklı başında insan, generaller, doktorlar, mühendisler, öğretmenler, akademisyenler,... nasıl oldu da ikna olup bu yapının içinde yer aldılar? Ve azımsanmayacak bir kısmı, tüm yaşananlara rağmen nasıl "ikna olmaya" devam ediyorlar? 

Soruları çoğaltmak mümkün. F.G şeytan ise iç dünyasındaki ve yaşadığı toplumdaki etkileri açıklamaya çalışmaya gerek yoktur. Ya da dış etkiler için, çok gerekirse "üst akıl" gibi soyut bir kavramdan destek alabiliriz. Ama, F.Gülen, bir insan ise, daha derinlikli cevaplara ihtiyacımız olduğu açıktır.

İbrahim Sancak, Fethullah Gülen'i Anlamak

Basit Açıklamanın Mahsurları

Basit açıklama, yukarıda belirttiğimiz bazı soruları cevaplayamadığı gibi bir kısım mahsurları da beraberinde getiriyor. Bunların bazıları aşağıda özetlendik:

Kişiye Bakıp Yapılan İşi Değerlendirme Hatası

F.Gülen bir şeytan değil ise bir kısım yanlışlarla birlikte yaptığı bazı doğrular da olmalı. Eğer kişiye bakarak doğrulara ve yanlışlara karar verirsek, geçmişte yapılan faydalı şeylerden de vazgeçmek durumunda kalmaz mıyız?

 

Daha da önemlisi, onların geçmişte yaptıklarının benzerlerini yapmış olanlar yada gelecekte yapmaya teşebbüs edenlerin de  suçlanması ve engellenmesi gerekmez mi?

Dikkat edilirse, basitleştirme mantığının inanılmaz hatalara sebebiyet verebileceği görülecektir:

  • F.G kötü - Bu işi o yaptı - O zaman yapılan iş de kötü  

  • X, F.G'nin yaptığı işi yapıyor öyle ise X kötü bir iş yapıyor

  • X kötü bir iş yapıyorsa X kötüdür.   

 

Siyasi İktidarların Sorumluluğu

Bugünlerde düşük perdeden dile getirilen, "Siyasi iktidarın/iktidarların onların yaptıklarında hiç mi payları yok?" sözünün gelecekte daha yüksek sesle seslendirileceğini beklemek herhalde yanlış olmayacaktır.

 

"Özür dileyip, yanılmışız demek" faydalı olsa bile sorunu tamamen çözüyor mu?

 

Gerçekten özür dilemeyi gerektirecek bir durum var mı? Yanılmadan bahsediliyorsa yanılgı hangi konudaydı?

  • Bu insanların varlığından ve kamuda yapılandığından mı haberdar değildik?

  • Bu kadar kalabalık ve etkili hale geldiğini mi tahmin edemedik?

  • Bu şekilde davranacaklarını mı öngöremedik?

Alper Görmüş: 

“Bir siyasi iktidarın, sonunda darbeye kalkışacak bir cemaatle yıllar boyunca ittifak yapmasını, ‘aldatıldık’ diyerek izah etmesinde sayısız sorunun olduğu muhakkak. Fakat madalyonun öbür yüzü de var. İktidarın hangi denizde o yılana sarıldığına bakmazsak, tablo eksik kalır.” [1]

 

Toplumun Sorumluluğu

Muhafazakâr kesimin neredeyse tamamını, hatta solun da önemli bir bölümünü içine alan ve  %90'lara varan halkının büyük bir çoğunluğu, yıllardır bu yapıyı, çocuklarını okullarına, yurtlarına ve dershanelerine göndererek, düzenledikleri etkinliklere katılarak, parasal yardımda bulunarak yada usulsüz dinlemelerden elde ettikleri bilgileri sonuna kadar kullanarak, seçimlerde işbirliği yaparak... bu yapıyı bir şekilde desteklemedi mi?

 

Şimdi, "bizi kandırmışlar" diyerek işin içinden bu kadar kolay sıyrılmak mümkün mü? Kandırmışlarsa bile, biraz da bile bile kandırılmadık mı? Neden buna göz yumduk?  

Hidayet Şefkatli Tuksal:

“(...) Polise ve askere sızmalar olduğunu da bir şekilde duyuyor, öğreniyorduk, ancak kimse bunu yadırgamıyordu. Hatta gerekli, iyi bir şey diye düşünülüyordu. Çünkü Türkiye’nin Jakoben - batıcı - laik elitleri, aslında küçük bir azınlık olmalarına rağmen, silahlı kuvvetleri de arkalarına alarak, bu ülkenin ‘ilerici/batıcı’ şablonuna uymayan köylü, kasabalı, muhafazakâr, dindar insanlarına sistem içinde yer açmıyor, engelliyor, sistem dışına itiyorlardı. Bu yüzden dinî gruplar, bir yandan çok basit bir şekilde evlerden, yurtlardan başlayarak zaman içinde çok çeşitli unsurların dahil olduğu alternatif bir kamu yaratırken, bir yandan da normal yollarla dahil olamadıkları sisteme ‘sızarak’ dahil olmaya çalışıyorlardı. Ve üstüne basarak söyleyeyim, bu sızma o şartlarda herkes tarafından -gasp edilen hakları elde etmek adına- meşru bir yöntem olarak görülüyordu. Gülen cemaatinin geniş halk kesimlerince takdir edilmesinde, hizmet adı verdikleri işlevler kadar, bu kapalı kapılara nüfuz etme başarısı da rol oynuyordu.” [2]

 

Geçmişte Askeri Vesayeti Destekleyenlerin Söyledikleri Her şeyin Doğru Kabul Edilmesi

Ergenekon, balyoz ... vs. sanıklarının hepsi gerçekten haksızlıklara uğramış mağdur insanlar mı?

 

Zamanında bu yapıya karşı mücadele eden insanların ne kadar haklı oldukları bugün ortaya mı çıktı? Neden bu yapı onları hedef aldı? Bu kadar "kötü" bir yapının hedef aldığı insanlar "sütten çıkmış ak kaşık" kadar kusursuz mudurlar? 

 

"Kötü" bir yapının birilerini hedef alması, onların yaptıkları ve söyledikleri her şeyi doğru ve haklı çıkarır mı?

Alper Görmüş:

“Gülen kadrolarına bürokraside büyük yer açan AK Parti’nin günahları yüzüne vurulurken, nedense pek kimse, asıl büyük günah sahiplerine dönüp bir şey söylemiyor. Onların da şöyle bir özeleştiri vermeleri gerekmez mi? (...) ‘Bir yandan bu milletin dinî inançlarını, örfünü, âdetlerini, alışkanlıklarını, gündelik yaşam pratiklerini aşağıladık; bir yandan da bütün kapıları tutup, onları küçük, verimsiz, elverişsiz dış alanlara hapsetmeye çalıştık. Onların kendileri olma haklarını engelledik, çünkü onları o halleriyle sevmiyor, hatta nefret ediyorduk. Bunu da pek gizleme gereği duymadık.' "[3]

Cemaat İle İlişkilenen Çok Sayıda İnsanın Meydana Getireceği Problemler

En önemli tehlikelerden biri, basit açıklamanın, sayıları artık yüz binlerle ifade edilen ve bu yapı ile bir şekilde ilişkilendirilen insanlarla ilgili bir çözüm sunamamasıdır. Bu insanları asmayacak, yurt dışına sürgüne göndermeyecek yada gettolara doldurmayacaksak bir şekilde toplum içinde yaşamaya devam edecekleri gerçeğini kabul etmek durumundayız. Yaşananlar dolayısıyla, bir kısım sarsıntılar geçiriyor olsalar bile, "Şeytan ve taraftarları" açıklamasının bu insanlar için kabul edilebilir bir model oluşturacağı beklenmemelidir. Bu insanları nasıl topluma entegre edeceğiz? Edemezsek, her biri saatli bombaya dönüşecek bu insanların zararlarından toplumu nasıl muhafaza edeceğiz?

FETÖ ile Mücadelenin Arkasındaki Toplumsal Desteğin Zayıflaması

Bir diğer problem de, zaman içinde, geniş kitlelerde, basit açıklamanın birçok soruya cevap veremez hale geldiği konusunda yaygın bir kanaat oluşması tehlikesidir. Bu durumda, bu açıklamaya dayanarak verilen kararlar ve yapılan işler sorgulanır hale gelecek, devam eden işlerin arkasındaki destek gittikçe zayıflayacak ve başlanılan işler yarım kalacaktır. 

Basit Açıklama Gereksiz mi?

Yine de basit açıklamanın bir kenara bırakılması gerektiğini de söylemiyoruz. Geniş kitleler için bu tip bir açıklama yeterli ve faydalı olmaya devam edecektir. Ama kitlelere önderlik eden, kitleleri bağlayıcı kararlar alan kişiler için daha derinlemesine açıklamalara ihtiyaç olduğu görülüyor.

Dipnotlar

[1] http://serbestiyet.com/yazarlar/alper-gormus/ak-parti-cemaat-ittifaki-vur-fakat-dinle-6-ve-son-713305

[2]http://serbestiyet.com/yazarlar/alper-gormus/ak-parti-cemaat-ittifaki-vur-fakat-dinle-1-709627

[3]http://serbestiyet.com/yazarlar/alper-gormus/ak-parti-cemaat-ittifaki-vur-fakat-dinle-1-709627

Kültür Sayfası