Anlayış Modelleri Üzerine Teorik Çerçeve Denemesi: Nasıl Düşünür ve Karar Veririz?

Canlılık ve Bilgi İşleme Yeteneği

Tüm organizmalar çevresini algılama ve buna uygun tepkiler verme içgüdüsü ile hareket eder. Belki de canlı olmanın tanımı olacak kadar temel bir davranış kalıbıdır bu. Bu kalıp tek hücreli organizmalar için bile geçerlidir.

Zihinsel yeteneğin artması ile birlikte, algıların değerlendirmesi de karmaşıklaşır. Hayvanların bir çoğu, tek hücrelilerden farklı olarak, algılananı etkiyi değerlendirmeye tabi tutup yorumlama yeteneğine de sahiptirler. Farklı algıları bir araya getirerek değerlendirir, sınıflar ve buna uygun tepkiler üretirler. Örneğin bazı sesleri, ya da bazı görüntüleri tehlike olarak sınıflandırırlar. Refleksif tepkilerle yetinmez, nedensellik bağlantıları da kurarlar: “Algılanan bu olayın ardından daha sonra bu gerçekleşecektir. Dolayısıyla ilk algı ile birlikte, ikinciyi beklemeden gerekli tepkiyi hazırlamalıyım” şeklinde düşünülmeye başlanır.

Dünya üzerinde var olan en gelişmiş değerlendirme yeteneğine sahip varlık olan insan için nedensellik ilişkisi belirleme yeteneği etkileyici boyutlara ulaşır. Sadece birkaç saniyelik olaylar dizisini değil, binlerce yıllık olaylar ilişkisini değerlendirmemizi mümkün hale gelir. 

Yine de, ne kadar gelişmiş olursa olsun, canlılardaki bilgi işleme yeteneğinin amacı değişmez: Organizmanın varlığını devam ettirme.

Topluluk halinde yaşayan canlılarda, topluluğu kendi varlığı ile özdeşleştirme eğilimi de ortaya çıkar. Bu durumda canlı, "hayatiyetinin devamı" yerine "topluluğun faydası"nı tercih edebilir ama amaç değişmemiştir: varlığın sürdürülmesi. Bu amacın karar mekanizmasını nasıl etkilediğine ileride tekrar döneceğiz.

Düşünme ile Bilgi İşleme Yeteneğinin İlişkisi

Düşünme, aslında bir bilgi işleme faaliyetinden başka bir şey değildir. Birçok farklı fonksiyonu içerse de burada değineceğimiz kısmı model kurma özelliğidir.

Her an, duyu organlarımız yoluyla, istemsiz olarak, dış dünyadan büyük miktarda bilgi alırız. Gelen ham bilgi miktarı, değerlendirme kapasitemizin çok üstündedir. Bu kadar bilgi ile başa çıkabilmek için zihnimiz farklı yeteneklerle donatılmıştır. Mesela, bunlardan birçoğunu bilinçli düşünme safhasına bile almadan değersiz bularak göz ardı eder ve eleriz. Önemli bulduğu bir kısmını değerlendirmeye alır ve daha önceden sahip olduğumuz kalıplarla karşılaştırır ve bunlara uyanları sınıflayarak karar veririz.

Dış dünyadan aldığımız ham bilgi bizim için kullanılabilir bir bilgi değildir ve anlamsızdır. Bu bilgileri ilişkilendirip sınıflandırarak, daha sonra elde edeceğimiz bilgilerle karşılaştırmak için kullanacağımız bir yapıya dönüştürmemiz gerekir ki bu yapıları anlayış modelleri olarak isimlendirebiliriz. Modeller, dış dünyanın zihnimizdeki basitleştirilmiş karşılıklarıdır. Model oluşturma faaliyetini de anlama olarak isimlendirebiliriz.

Özetle, dış dünyayı zihnimizde oluşturduğumuz modeller aracılığı ile anlarız.

Karar Vermede Objektiflik

Bilgi İşleme teorisine dönersek, bilgi işlemenin amacının "varlığı devam ettirme" olduğundan bahsetmiştik. Modeller de bu amaca hizmet ederler. Modeller yoluyla dış dünyadan gelen etkileri anlamlandırır, buna göre hızlıca karar verir, gelen etkiye karşı bir tutum belirler, bu tutuma göre de gerekirse bir tepki oluştururuz.

Burada gözden kaçırılmaması gereken husus, kararların, karar verenin faydası için verildiğidir. Dolayısıyla verilen kararlar subjektiftir, yani karar verene göre değişir.

O zaman, objektiflik hayalden mi ibarettir?

Kararın kendisi subjektiftir ama karar verme süreci objektif olmalıdır. Bunun da sebebi, verilecek karardan elde edilecek faydanın maksimum olmasının amaçlanmasıdır. Objektif olmayan karar verme süreçleri sonucunda elde edilen değerlendirmeler, bir kısım faydalardan mahrum kalmaya hatta bir kısım zararlara katlanmaya sebebiyet verebilir.

Konuyu, örneklerle açarsak daha iyi anlaşılacaktır: Tarihin tartışmalı yönleri vardır. Tarihçilerin, delilleri çarpıttıkları, bir kısmını göz ardı ettikleri... dolayısıyla objektif olamadıkları gibi eleştirilerle sıklıkla dillendirilir. Bu eleştiriler değerlendirme sürecinin objektif olmaması ile ilgili eleştirilerdir. Ama, tüm delillere ulaşılsa ve tamamen objektif olarak değerlendirilse bile örneğin İstanbul'un fethinin iki tarafı vardır. Bizim için İstanbul'un fethi bir "fetih" iken, daha önce İstanbul'a sahip olan insanlarla ortak değerleri paylaşanlar için bu bir kayıp olmaya devam edecektir. Onlar için "zulüm 1453'te başlamıştır" ve bu anlaşılabilir bir durumdur.

Yine, bizim tarafımızdan bakıldığında ABD'nin Suriye'de verdiği kararlar kesinlikle "kötü" iken, Obama ile empati kurulabilse, kendi içinde ne kadar tutarlı bir şekilde savunulabileceği görülecektir.

Objektif değerlendirme, tarafların aynı yerde buluşmasını her zaman sağlayamaz.

Mükemmel Model Yoktur, Faydalı Model Vardır

Dışarıdan elde ettiğimiz bilgileri, sahip olduğumuz modellerle karşılaştırıp anlamlandırmaya çalıştığımızdan bahsetmiştik. Ya, elimizde, buna uygun bir model yoksa?

O zaman durumu anlayamayız.

 

Ama, bu kabul edilebilir bir durum değildir çünkü harekete geçmek için bir modele ihtiyacımız vardır. Bu durumda, sahip olduğumuz en yakın modellere başvururuz. Amaç hatasız modeli bulmak değil, o anki aciliyete göre ihtiyacı karşılayacak en faydalı modele sahip olmaya çalışmaktır.

Zaten mükemmel model diye bir şey de yoktur. Mükemmel olan dış dünyadır ve maalesef kullanılamayacak kadar karmaşıktır. Buyüzden modellere ihtiyaç duyarız. Modeller oluşturulurken basitleştirmek için mutlaka gerçekliğin bazı kısımlarından fedakarlıkta bulunuruz. Bu yüzden modeller hakkında şu söz sıkça kullanılır: "Tüm modeller hatalıdır ama bir kısmı faydalıdır." Önemli olan modelin gerçeği birebir yansıtması değil, onu olabildiğince doğru olarak temsil edebilmesidir.

62'den tavşan yapabiliriz. Bu gerçek tavşan ile karşılaştırıldığında oldukça basittir ama baktığımızda tavşan olduğunu anlayabiliyorsak,  gerçekliği yeterince doğru bir şekilde temsil ettiğini söylemek mümkündür. Çizmesi de oldukça kolaydır.

Modellerin Geliştirilmesi

Buraya kadar anlattıklarımızı bir örnekle açıklamaya çalışalım: Yolda yürüyorken, kulakları sağır eden bir patlama meydana geldi ve yere yuvarlandınız.

  • Önce, refleksler devreye girer, gözlerimiz kendiliğinden kapanır, ellerinizle başımızı kapatırız. Bunları düşünmeden yaparız, henüz ortada bir modele ihtiyaç yoktur.

  • Bir iki saniye sonra çevremizden bilgi toplamaya başlarız. Artık aklımız devreye girmiş, model oluşturma faaliyeti başlamıştır

    • Önce, kuvvetle muhtemel, organizmamıza bir zarar gelip gelmediğini kontrol ederiz. Kan yada acı var mı?

  • Yoksa çevreden bilgi toplamayı derinleştiririz: Ne gibi görüntüler var?

    • İlk model bunun bir patla olduğuna karar vermemizdir

  • Sonra modeli geliştiririz: Bu patlama neden olmuş olabilir?

    • Doğalgaz patlaması mı?

    • Terör saldırısı mı? Etrafta silahla ateş eden insanlar var mı? Tehlike geçti mi?

    • Eğer varsa yeni model oluşturmaya geçmeden hemen sığınacak daha güvenli bir yer aramaya başlayabiliriz

  • Değilse modelimizi tekrar gözden geçirir ve derinleştiririz: Savaşa mı girdik? Uçaklar mı bombalıyor?

  • Bombalayanlar düşman kuvvetleri mi, bizimkiler mi? (Maalesef artık bunu da düşüneceğiz)

  • Bizimkiler bombalıyorsa modeli geliştirmeye devam ederiz: Darbenin arkasında kim var?

  • ...

 

Dikkat ederseniz, ilk ihtiyacı karşılayan model daha basit olsa da gittikçe daha gelişmiş modellere ihtiyaç duyuyoruz.

Toplumlar da insanlarla benzer şekilde karar verir ve harekete geçer.

Kültür Sayfası