2007-2011: Anti-Ergenekon'un Karşı Saldırısı

Ergenekon Davası

Ergenekon konusu önemli. Önceki bölümlerde Ergenekon’un ne olduğu, 2000’li yıllara kadar olan geçmişi konusunda bir kısım bilgileri paylaşmıştık.

2008 yılına gelindiğinde Ergenekon adı verilen ve çokça tartışmaya konu olan bir dava açıldı. 2014 yılında da dava büyük ölçüde siyasi bir kararla kapatıldı. Bu süre içinde neler oldu?

  • Daha önceki bölümlerde bahsedilen Ergenekon ile dava konusu olan yapı aynı mı?

  • Ergenekon davası ile gerçekten Ergenekon’a mı ulaşıldı?

  • Yoksa cemaatin kendi çıkarları doğrultusunda oluşturduğu bir dava mıydı?

 

Öncelikle belirtelim ki, Ergenekon davası bir hukuk davasıdır ama çalışma boyunca bahsettiğimiz Ergenekon yapılanmasının bu dava ile sınırlı olmadığı açıktır. Bizim kanaatimiz, bu dava ile özellikle soruşturmanın ilk aşamalarında Ergenekon örgütlenmesinin bir parçasına ulaşıldığı ama devamının en azından hukuk çerçevesi içinde kalınarak, çok sağlıklı bir şekilde getirilemediğidir. Bu anlaşıldığında da, dava hukuk prensiplerinden uzaklaşılarak, siyasi mücadelenin ve cemaat yapılanmasının bir aracı haline getirilmiştir. Bu yüzden, yeri gelmiş sahte deliller üretilmiş, yeri gelmiş iftiralarla insanlar işlemedikleri suçlar dolayısıyla hapse atılmıştır. Yine de bu durum, davanın tamamının yanlış olduğunu göstermeyeceği gözden uzak tutulmamalıdır.

Sürekli, yapılan yanlışlar ön plana çıkarıldığında, sürekli davanın mağdurları konuşturulduğunda, insanların aklında davanın tüm içeriğinin yanlış olduğu izlenimi oluşabiliyor.

Davanın başlangıç itibari ile doğru olduğunun en önemli kanıtı, 2005 yılı sonlarında başlayıp, 2006 yılında yoğunlaşan ve 2007 yılına da sarkan cinayetlerin, soruşturmaların başlaması ile birlikte bıçak gibi kesilmesidir.

Maalesef, bizzat emniyet-yargı-bilirkişi yapısının delilleri çarpıtması ve kararların bizzat hukukçuların verdiği siyasi kararlar haline gelmesi ve davanın aslında birçok farklı davayı içeren bir üst dava olması dolayısıyla durum tek tek delillere bakarak içinden çıkılabilir olmaktan çıkmış görünüyor. Zaten konu önemli olmakla birlikte, çalışmanın hedefi ve çerçevesi bu tip detaylara girmeyi imkânsız kılıyor.

Bu bölümde davanın genel içeriğini ve ilerleyişini incelemeye çalışacağız. Bunu yaparken yeri geldikçe aşamalarla ilgili kanaatlerimizi de kısaca paylaşacağız. Bölümün sonunda ise Ergenekon davası ile ilgili bazı yazarların görüşlerini paylaşacağız.

 

2001-2003

Ergenekon’un Ortaya Çıkışı ve Tuncay Güney

Ergenekon olayı nedir?

Hanefi Avcı:

İstanbul Emniyet Müdürlüğü ekiplerince sahte belgelerle satılan bir jeepin yakalanması üzerine bir tahkikat başlatılmıştı. Jeepi satan, kullanan... kişilerin ev ve iş yerlerinde aramalar yapılmış, aramalarda "Ergenekon’un Reorganizasyonu" başlıklı doküman ile CD’ler dolusu güvenlik kuvvetlerinin arşivinde olması gereken dokümanlar bulunmuştu. [1]

Araştırma derinleştirildiğinde JİTEM'in legal bir yayın çıkarmak için bir dönem bu kişilerle anlaştığı ve Strateji isimli bir dergi çıkardıkları, bu dokümanların o dönemden kaldığı ve Jandarma görevlilerinin getirdiği belgeler olduğunun anlaşıldığı ortaya çıkmıştı. Tuncay Güney de Ergenekon içerisinde kendisinin kurye görevi yaptığını, aslında açıp bakmaması gereken belgelerden suret aldığını ve Ergenekon belgesini de bu şekilde Doğu Perinçek ile Veli Küçük arasında taşırken aldığını beyan etmesi üzerine olay ortaya çıkmıştı.[2]

Tuncay Güney'de bulunan "Ergenekon'un Reorganızasyonu" isimli dokümana bakıldığında, rejimi korumak amacıyla ağırlık merkezi Silahlı Kuvvetler içerisinde bulunan, sivil unsurlarca da desteklenen ve her türlü illegal yol ve yöntemleri  kullanabilen  Ergenekon   isimli   bir   örgütün mevcut olduğu, faaliyetlerde bulunduğu, bu örgütün günün şartlarına göre yeniden yapılandırıldığı, görüş ve önerilerin örgüt içindeki birimlerce üst yönetime yazılmış olduğu iddiaları boş şeyler değildi ve doğru olma ihtimali çok yüksekti.[3]

Ergenekon’u İlk Deşifre Eden Güney, MİT’e Çalışıyormuş

Güney ve Oğuztan'ın çalıştığı Strateji 28 Şubat sürecinde "irtica karşıtı" yayınlarıyla dikkat çeken Aczmendi-Ali Kalkancı olaylarını gündeme taşıyan bir dergiydi.[4]

H.Büşra Erdal:

Güney'in kendisini sorgulayan Organize Şube Müdürü Serdar Saçan'a Ergenekon hakkında detaylı bilgiler verdiği ortaya çıktı. Güney, Saçan ve ekibine verdiği ifadede Ergenekon örgütünü anlatıp şemasını çizdi. Ancak Güney'in anlattıkları o dönem soruşturma konusu olmayacaktı.[5]

Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi de, yargılama başladıktan hemen sonra MİT’e Tuncay Güney’i sordu. Ortaya çıkan bilgilere göre, Güney 1990’lı yılların başından itibaren MİT için çalışmaya başlamıştı. Buna göre MİT, Veli Küçük ve ekibinin neler yaptığını öğrenmek için Güney’i kullanmıştı. Sonra, göstermelik bir operasyonla, gözaltına alıp bildikleri anlattırılmış, daha sonra da yurt dışına çıkarılmıştı… Peki ama onun “anlattıkları ne oldu?”[6]

Eski Polis Amiri, Ergenekon Belgelerini Yanında Götürüyor

H.Büşra Erdal:

Güney’i sorgulayan Organize Şube Müdürü Adil Serdar Saçan, 2003 yılında meslekten ihraç edilmiş, ama istihbarat belgelerini de giderken yanında götürmüştü. Bir bomba ihbarı üzerine 12 Aralık 2003’te Gaziosmanpaşa’da Duyu-San isimli fabrikada arama yapan polis, bomba bulamadı ama “bomba gibi belgeler” buldu. Bu operasyonda, Saçan’a ait çuvallar dolusu belge ele geçirildi. Daha sonra yapılan incelemede bu çuvallardaki belge ve ses kasetlerinin Emniyet in arşivinde olması gerektiği, Saçan’ın şahsi eşyası olmadığı anlaşıldı. Bu nedenle, devlete ait gizli belgeleri ele geçirmek, saklamak, emniyet müdürlüğü dışına çıkartmak suçlarından Saçan aleyhine dava açıldı… Saçan, Fatih 2. Asliye Ceza Mahkemesindeki davada 5 ay 10 gün hapse mahkûm oldu. Bu karar Yargıtay’da usulen bozuldu. Birkaç kez Yargıtay’a giden dosya sonunda zaman aşımı nedeniyle ortadan kalktı.[7]

MİT’in Ergenekon Bilgisi

Devlet Ergenekon'dan Resmen Haberdar Oluyor

H.Büşra Erdal:

Tuncay Güney’in anlatımları ile oluşturulan Ergenekon şeması MİT tarafından 2003 yılında Başbakanlığa ve Genelkurmay Başkanlığı’na ulaştırılmıştı. Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, bu bilgiyi 2 Ağustos 2012 de Silivri’de İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde verdiği ifade de doğruladı. Yani devletin kurumları başta MİT olmak üzere bu yapılanmadan haberdardı. Ama yasal olarak harekete geçilmeyecekti. Bu sırada Ergenekon yapısına dâhil olanlar ise faaliyetlerine devam ediyordu.[8]

>>>Yorumumuz
Tuncay Güney’in bahsettiklerinin büyük ölçüde doğru olduğu kanaatindeyiz. Zaten söz konusu bilgilerin MİT tarafından gecikmeli de olsa devletin zirvesiyle paylaşılmış olması bilgilerin yabana atılır olmadığını gösteriyor. Piyasada dolanan Sabri Ok’un ve özellikle Hanefi Avcı’nın Cemaatin İflası kitabındaki eleştirilerini manipülatif bulduğumuzu belirtmek istiyoruz.

Emniyet’in bu bilgilere sahip olmasına rağmen değerlendirmemesinin en hafif sebebi, olayın askeriyeye uzanması dolayısıyla başlarının belaya girmesini istememeleri olabilir. Bir sonraki bölümde değineceğimiz, Emniyet’in Askeriye ile ilgili delilleri davadan çıkarma çabaları, hatta savcıyı üstü örtülü tehdit etmeleri bu gözle okunmalı. Daha ağır sebep ise bir kısmının bizzat Ergenekon yapılanmasının bir parçası olması olabilir. Özellikle Adil Saçan’ın delilleri yok etmek için göze aldığı riskler bu açıdan değerlendirilmeye değer.

2007

Türkiye, Cumhurbaşkanlığı krizinin zorunlu kıldığı 22 Temmuz'daki erken seçime hazırlanıyordu. [9]

12 Haziran 2007 günü Ümraniye'de bir gecekonduya yapılan baskın, tüm karanlık ilişkileri deşifre edecek çok özel bilgilerin yolunu açtı.[10]

Bu sırada Cumhuriyet Gazetesine bombalı saldırılar düzenlenmiş ve Danıştay saldırısı gerçekleştirilmiş durumdadır.

1. Dalga – 12 Haziran 2007

Bu operasyonlarda Muzaffer Tekin, emekli Astsubaylar Oktay Yıldırım ve Mahmut Öztürk ile Kuvvayı Milliye Derneği Başkanı Bekir Öztürk tutuklandı.

Ümraniye'de Bombaların Bulunması

H.Büşra Erdal:

Bir ihbar üzerine, Emniyet Müdürlüğünden görevliler Ümraniye’deki eve gelirler. Yapılan araştırmalar sonucu o evde en son Ali Yiğit isimli kişinin oturduğu anlaşılır. Ali Yiğit ve  Mehmet Demirtaş (Ali Yiğit’in dayısı) da arama işleminde hazır bulunur. Hepsi de, tutanağı imzalar. Ve aynı ihbarda bildirildiği gibi çatıda bomba dolu sandık ele geçirilir. Sandıkta 27 adet taarruz tipi el bombası vardır… Bunun üzerine Ali Yiğit ve evin asıl sahibi Mehmet Demirtaş gözaltına alınır.[11]

Arama sırasında polis, bomba dolu sandığın kime ait olduğunu sorar. Demirtaş da bunların askerdeyken komutanı olan Oktay Yıldırım’a ait olduğunu söyler. Bombaların bir buçuk yıl kadar önce Oktay Yıldırım tarafından getirildiğini söyleyen Yiğit, korktuğu için ihbar edemediğini ve evden taşındığını, ihbar edenin de babası olabileceğini polise belirtir. [12]

Bu bilgi üzerine Oktay Yıldırım da özel güvenlik müdürü olduğu Reina isimli eğlence yerinde gözaltına alınır. Operasyonda ele geçirilenler 27 el bombası ve bazı patlayıcı maddelerle sınırlı değildir. Oktay Yıldırım’a ait bilgisayardan “Lobi” isimli bir doküman çıkar. Lobi, aslında bu tarihten yaklaşık 7 ay sonra kamuoyu tarafından öğrenilecek “Ergenekon” isimli örgüte bağlı sivil unsurların örgütlenmesinin anlatıldığı belgeden başkası değildir.[13]

Soruşturmanın Muzaffer Tekin'e Uzanması ve Yaşanan Zorluklar

H.Büşra Erdal:

Ali Yiğit, ifadesinde Muzaffer Tekin’i de tarif etmiş ve fotoğrafından da teşhis ederek siyah bir Mercedes’le Demirtaş’ın manav dükkânının önüne geldiğini belirtmiştir. O güne kadar Danıştay eylemiyle ilgili gözaltına alınıp mahkemeden serbest bırakılmasıyla tanınan Tekin, Danıştay soruşturmasının kendisinde tıkandığı isimdir.[14]

Danıştay soruşturmasında serbest kalsa da, Tekin geri planda kalmaz. Yazar Perihan Mağden’in TCK 301’den yargılandığı gün, davanın görüldüğü Sultanahmet’teki adliyenin önünde 301 eylemcisi grubun içindedir.[15]

 

Medyanın da kendisine yoğun ilgi gösterdiği Tekin, Nisan 2007’de Çağlayan’daki Cumhuriyet mitingine katılır. Mitingde sahnenin hemen yanında duran Tekin, Kanaltürk’ün sahibi Tuncay Özkan, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, ADD Genel Başkanı emekli orgeneral Şener Eruygur ile ayaküstü sohbet eder. Hatta Şener Eruygur’un elini öpen Tekin, Tuncay Özkan’la da sarılarak kucaklaşır. Yani, 27 el bombasının bulunmasına kadar Tekin sık sık medyada yer alan bir isimdir. Hatta Oktay Yıldırım’ın gözaltına alınmasından sonra 27 el bombasıyla ilgili medyaya beyanat veren ilk isim de yine Tekin olmuştur. Tekin, bu bombaların hurda olduğunu, çalışmadığını ve çöplükten Oktay Yıldırım tarafından toplanmış olabileceğini beyan eder. [16]

Çok ilginç bir açıklama olarak bu da o günlerde insanların dikkatini çekecektir. Çünkü normalde bombaları kimse görmemiştir. Herkes olaydan ancak medyada yayınlandığı kadarıyla bilgi sahibidir. Tekin, ayrıca Oktay Yıldırım için de “tanırım, iyi çocuktur” demeyi ihmal etmez.[17]

Danıştay saldırısı soruşturmasıyla ilgili böyle sert bir süreç yaşanmışken, Tekin’in Ümraniye bombaları soruşturmasında gözaltına alınması çok mu kolay olmuştur? Tahmin edilebileceği gibi cevap hayır. Tekin hakkında, bombaların bulunmasından 2 gün sonra yani 14 Haziran 2007’de gözaltı kararı çıkar. Kararı veren de savcı Zekeriya Öz’dür.[18]

Ali Yiğit, ifadelerinde Muzaffer Tekin’i işaret ettiği için Savcı Öz, İstanbul Emniyeti Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne Muzaffer Tekin’in gözaltına alınması talimatını verir. Emniyet yetkilileri, bu talimatı yerine getirmemek konusunda direnir. Savcı Öz’ün, Tekin’in gözaltına alınması talimatına karşılık İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürü, Danıştay saldırısından sonraki süreci hatırlatarak “İmajımız bozulur” mazeretiyle gözaltına almak istemediklerini söyler. Savcı öz, 3 kez Tekin’in gözaltına alınması talimatını tekrarlar. Bu sırada devreye İstanbul Başsavcısı Aykut Cengiz Engin girer... Başsavcı Engin, Öz’ü arayarak, Tekinle ilgili uyarıda bulunur. Engin, “Dikkat et, sonun Ferhat Sankaya gibi olur’’ der. [19]

Öte yandan Tekin’le ilgili kriz sadece gözaltına alınması aşamasında yaşanmaz. Hemen sonrasında kendisinde ele geçirilen bir gizli CD yine büyük kavgalara sebep olur. Şöyle ki, Tekin’in evinde bulunan ve iddianameye “16 nolu CD” olarak yansıyan bu delili emniyet, soruşturma dosyasına koymaz. Terör polisi, bu CD’yi soruşturma dosyasından çıkarmak ister ama savcı, buna izin vermez. Çünkü CD’de o döneme ait darbe toplantılarını andıran belgeler, planlar, MGK’da konuşulan konular yer almaktadır. Savcı, “gizli belge” niteliğindeki bu CD’nin içeriğini çok önemser. O zaman Terör Şube Müdürü de, Savcı Öz’e, “Bunu başmüdürümle paylaşacağım” diye cevap verir. Hâlbuki soruşturmalarda emniyet müdürüne bilgi verme gerekliliği yoktur, hukuki süreç tamamen savcının inisiyatifindedir. Yine de dönemin İstanbul Emniyet Müdürü’ne haber verilir. Sonra Emniyet de, 1. Ordu Komutanlığı’na, “Burada bir CD var, içinde, askerlerin hükümeti nasıl yıpratacağının yazdığı gizli belgeler var” diye bilgi verir.[20]

Savcı Öz, işte bu CD’yi incelemek ister. Ama polis İstanbul Emniyet Müdürü ile konuyu görüşeceği cevabını verir. Bunun üzerine Savcı öz de, CD’yi incelemeden emniyetten ayrılır. Bundan yarım saat sonra polis, savcıyı arayıp tekrar emniyet müdürlüğüne çağırır. Savcı, Vatan’daki emniyet binasına geldiğinde ilginç bir manzara ile karşılaşır. İstihbarat ve Terör Şube müdürleri, yanlarında dört kurmay subay olduğu halde bir odada kendisini beklemektedirler. 1. Ordu’dan geldiklerini beyan eden subaylar, savcıya, “Bu CD bizim, almamız lazım” derler. Savcı Öz ise, “Merkez komutanlığından yazı yazın, ben size resmi yazı ile gönderirim” cevabını verir. Daha sonra, bu CD’deki bilgilerin gizli olup olmadığını da ilgili makamlara sordurur. İlk olarak 1. Ordu Komutanlığı’na yazılır. Ama o, Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na (KKK) yazı yazılması gerektiği bildirir. KKK’ya yazılınca da, o “Genelkurmay Başkanlığına yazı ile sorulması gerek” diye cevap verir. Aslında en başta CD’nin kendisine ait olduğu söyleyen 1. Ordu iken, resmi soru sorulduğunda bütün makamlar topu bir üst makama atmaya başlamışlardır.[21]

Hiçbir askeri birimden net bir sonuç alınamaz. Bu şekilde CD ile ilgili en son Genelkurmay’a yazı yazılır.Bu CD’nin, soruşturma açısından çok önemli bir boyutu vardır. 1. Ordu’dan gelen subaylar, “CD bize ait, gizli” deyince işin rengi değişir ve emekli asker Tekin, askeri gizli belgeyi ele geçirmekten şüpheli hale gelir. Burada yine değinmekte fayda var, Tekin’in bilgisayarında ayrıca “Ergenekon-Lobi” dokümanı da bulunur.[22]

2. Dalga - 26 Haziran 2007

Emekli Binbaşı Fikret Emek tutuklandı. 15 Temmuz'da, yazar Ergün Poyraz, emekli Yüzbaşı Gazi Güder, Fuat Ermiş, İsmail Yıldız, Asuman Özdemir ve son olarak da 26 Ağustos 2007 tarihinde Mete Yalazangil tutuklandı.

H.Büşra Erdal:

Savcı Genelkurmay Başkanlığına yazı yazarak, Ümraniye’de bulunan bombaların kendilerine ait olup olmadığını sorar. Soruşturma aşamasında Genelkurmay’dan herhangi bir cevap gelmez. Makine Kimya Endüstrisi’nden gelen rapora göre ise, 27 el bombası ile 5,10 ve 11 Mayıs 2006 tarihlerinde Cumhuriyet gazetesine atılan bombalar aynı kafile numarasına sahiptir.[23]

Tekin’in ofisinde çıkan 16 nolu CD içerisinde bulunan şifreli word belgesinin açılmasıyla şüpheli Muzaffer Şenocak’a ait olduğu anlaşılan resimler ile bazı bilgi ve belgelerin yanı sıra internet çıktıları bulunur… Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda görevli subay olarak tanıtan Muzaffer Şenocak yakalanır. Tekin, bu CD’yi Şenocak’tan almıştır… Şenocak, söz konusu gizli askeri belgeleri, önceki yıllarda Ankara’da birlikte özel güvenlik şirketi çalıştırdıkları “Şamil Binbaşı” olarak bildiği, emekli Binbaşı Fikret Emek isimli şahsın bilgisayarından kopyaladığını anlatır.[24]

Eskişehir’de İkinci Cephanelik

H.Büşra Erdal:

Böylece Şenocak’tan sonra ulaşılan kişi emekli Binbaşı Fikret Emek olur. Özel Kuvvetler Komutanlığı’ndan emekli Emek’in annesiyle birlikte kaldığı Eskişehir’deki ev için arama kararı çıkarılır. Eskişehir’dekievde yapılan aramada; uzun namlulu silahlar, el bombaları, patlayıcı maddeler, bomba düzenekleri ile birçok askeri mühimmat ve malzemeler elegeçirilir. Ümraniye’de bulunan el bombalarından sonra Ergenekon’da ortaya çıkan ikinci cephaneliktir bu.[25]

Silahların ve mühimmatın bulunma anı da ilginçtir. Polis, evde her yeri arar ama önce bir şey bulamaz. Bu sırada polislerden birinin dikkatini, Emek’in annesinin bir çekyatın üzerinden hiç kalkmaması çeker. Polis, “Teyze bir kalk, oraya da bakalım” deyince yaşlı kadın yerinden kalkar. O çekyatın içi açılıp bakılınca da bu büyük cephanelik bulunur. Ümraniye’deki bombalarla kardeş olan, aynı kafileden gelen bu malzemeler Ergenekon cephaneliği olarak kayıtlara geçer.[26]

JİTEM’den Maaş Alan “Yazar”

H.Büşra Erdal:

Bir sonraki adım ise, yazar Ergün Poyraz’ın gözaltına alınması olur. Son olarak Musa’nın Çocukları, Musa’nın Gül’ü gibi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan ile dönemin Dış işleri Bakam Abdullah Gül hakkında “kara propaganda” kitapları yazan Poyraz’da, Kara Kuvvetleri Komutanlığının arşivi çıkar. Ankara’da jandarma bölgesinde oturan ve jandarma koruması olan Poyraz’ın JİTEM isimli, jandarmanın içindeki illegal olaylarda adı geçen yapıdan maaş aldığını gösteren bordrolara da ulaşılır. Bunlarla birlikte soruşturmanın seyrini etkileyecek olan belgeler de Poyraz’ın bilgisayarından çıkacaktır. Bunlar “Ergenekon” şeması ve örgütsel bilgilerdir. Bunun üzerine Savcı öz, artık “Ergenekon” örgütü yapılanması üzerine yoğunlaşmaya başlar.[27]

>>> Yorumumuz

2007 yılı operasyonlarının hukuki açıdan bir problem taşıdığını düşünmüyoruz. Savcıların gayreti takdire değer. Üstelik doğru bir noktaya ulaşmış ve Ergenekon’u kuyruğundan da olsa yakalamış durumdadırlar. Zaten siyasi bir amaç da görünmüyor. Belki, Ergün Poyraz için böyle bir amaç düşünülebilir ama davanın siyasileşmesi için henüz erken bir tarih.

2008

H.Büşra Erdal:

Ümraniye’de 27 el bombasının bulunmasıyla ilgili soruşturma 12 Haziran 2007’de, Saçan’la ilgili bu hukuki süreç devam ederken başlatılmıştı. Bu soruşturma kapsamında savcılık, 2008 yılında Fatih Adliyesi’nin deposunda bulunan, Adil Serdar Saçan’ın yargılanmasına neden olan 6 çuval belgeyi incelemeye aldı. Burada, Tuncay Güney’in Ergenekon’u anlattığı ses kayıtları da yer alıyordu. Bu ses kayıtlarından sonra Savcı Öz, 22 Ocak 2008 tarihi itibarıyla Veli Küçük ve ekibine yönelik büyük bir operasyona start verdi. Bu operasyonda Veli Küçük’te Ergenekon örgütünün temel dokümanları ele geçirildi. [28]

Bunlar yazılı, kitapçık haline getirilmiş belgelerdi. Daha sonraki operasyonlarda bilgisayarlarda ve CD’lerde ele geçen belgeler için buna ilişkin hiçbir delil olmamasına rağmen “virüsle gönderildi, polis koydu” gibi iddialarda bulunulsa da, Ergenekon’un yazılı belgeleri için böyle bir iddiada bulunmak sanıkların aklına gelmedi. Bu belgelerin “sahte” olduğu şeklinde bir savunmayla reddetme yoluna gitmediler. Küçük ve gazeteci Oğuztan’da bulunan belgeler Ergenekon’un yazılı belgeleri olarak iddianameye girdi.[29]

3. Dalga Tutuklamalar – Veli Küçük

22 Ocak 2008 - Emekli Tuğgeneral Veli Küçük, 301. maddeden açtığı davalarla gündeme gelen avukat Kemal Kerinçsiz, Hrant Dink suikastının azmettiricisi olduğu iddiasıyla yargılanan Yasin Hayal'in avukatı Fuat Turgut, gazeteci Güler Kömürcü, Türk Ortodoks Patrikhanesi yöneticisi Sevgi Erenerol, emekli Albay Fikri Karadağ ile Susurluk davası hükümlüsü Sami Hoştan, Drej Ali olarak tanınan Ali Yasak'ın da aralarında bulunduğu 33 kişi gözaltına alındı.[30]

… Karadağ, medyada, silah üzerine ölüm yemini ettirmesi ve 13 bin kişilik hain listesi yayınlamasıyla gündeme gelmişti. Elazığ 8. Kolordu Komutanlığı İstihbarat ve İstihbarata Karşı Koyma (İKK) Şube Müdürlüğü’nde görev yapıyordu.[31]

Sorgulamada polis, sanıkların evinde bir ölüm listesine ulaştı. Bu listeye göre Nobel ödüllü Orhan Pamuk, DTP’li milletvekilleri Ahmet Türk ve Sabahat Tuncel, eski milletvekili Leyla Zana, Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir ve gazeteci Fehmi Koru öldürülmesi planlanan kişilerdi. İlk hedefte ise Orhan Pamuk bulunuyordu, cinayeti işlemesi için iki tetikçi ile de anlaşılmıştı.[32]

>>> Yorumumuz

Delillerin durumunu bilmiyoruz ama tutuklanan kişilerle ilgili bir sorun görmüyoruz.

 

Ergenekon Soruşturması Başlıyor - 22 Ocak 2008

Siyasi Destek alınıyor

Şamil Tayyar:

Ümraniye soruşturması,  Bursa ve Eskişehir'deki baskınlarda elde edilen bilgi ve belgelerle daha da genişletildi. Soruşturma ürkütücü boyutlara ulaşınca, siyasi iradenin desteğine ihtiyaç duyuldu. İstanbul'da Başbakan Erdoğan'la konu hakkında daha önce birkaç kez görüşen Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, operasyondan önce Başbakan'la son bir görüşme daha yaptı. Erdoğan'ın "Ucu nereye uzanıyorsa oraya kadar gidin" talimatı üzerine düğmeye basıldı.[33]

12 Haziran 2007 günü Ümraniye’deki bir gecekonduda el bombalarının bulunmasıyla başlayan soruşturma, 22 Ocak 2008’de aralarında Veli Küçük’ün bulunduğu 33 kişinin gözaltına alındığı operasyonla “Ergenekon” sürecine dönüştü.[34]

Ergenekon Operasyonu, Ümraniye soruşturmasının devam olarak ortaya çıkmış gibi gözükse de son beş yıldaki tüm çete organizasyonlarında elde edilen ipuçları işlenerek oluşturuldu. Çünkü bu merkezi yapının şifreleri;  bombalı Cumhuriyet eylemi, Danıştay baskını, Malatya katliamı, Hrant Dink cinayetinde ve nice sokak eylemlerinde göze çarpıyordu.[35]

İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin,  operasyonla ilgili yaptığı ilk yazılı açıklamada,  "Ergenekon"  için  "Silahlı terör örgütü" sıfatını kullandı.[36]

12 Haziran 2007’de Ümraniye’den başlayan ve 22 Ocak 2008 de Ergenekon adını alan soruşturma, zamanla genişletildi, soruşturmayı yürüten savcılıkça (birinci) iddianamenin hazırlanması yaklaşık 1 yıl sürdü. Ergenekon davası Silivri’de 20 Ekim 2008 günü başladı.[37]

4. ve 5. Dalga Tutuklamalar

4.Dalga Tutuklamalar-Akademisyenler

21 Şubat 2008 Dördüncü Dalga-Akademisyenler tutuklandı.[38]

Doç. Dr. Ümit Sayın, Doç. Dr. Emin Gürses, Özallar'ın kuyumcusu olarak ün yapan sosyete kuyumcusu Hayrettin Ertekin, gazeteci Vedat Yenerer ve Noel Baba Barış Konseyi Derneği Başkanı Muammer Karabulut tutuklandı.[39]

5.Dalga Tutuklamalar – D.Perinçek, K.Alemdaroğlu, İlhan Selçuk

21.03.2008 sabahı, Cumhuriyet gazetesi imtiyaz sahibi ve başyazarı İlhan Selçuk, İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek ve İstanbul Üniversitesi eski rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu’nun aralarında bulunduğu bir grubun gözaltına alındığı haberi gelir. 28 Şubat post-modern darbesinde rektörü olduğu İstanbul Üniversitesi’nde başörtüsünü yasaklayan isim olan Alemdaroğlu, daha sonra AK Parti hükümetine karşı düzenlenen ve “Ordu Göreve” pankartı açılan mitinglerde boy göstermiştir.[40]

Sorguları yapılan Selçuk ve Alemdaroğlu, yaş ve sağlık durumu nedeniyle adli kontrol uygulamasıyla serbest kalır. [41]

Perinçek, adliyedeki 24 saatlik işlemden sonra Pazartesi sabahı tutuklanır. Perinçek, kendisini tutuklayan nöbetçi hâkimi sorgu sırasında “Arkandakilere güvenme, onlar gidici, gitmelerine az kaldı” diye tehdit etmekten de geri durmaz.[42]

>>> Yorumumuz

Bu aşamadan itibaren davanın siyasi boyutu ön plana çıkıyor. Tutuklanan kişilerin Ergenekon yapılanmasının bir parçası olması anormal görünmese de tutuklamaların bu kanaatten mi yoksa gerçek-inandırıcı delillerden mi kaynaklandığını bilmiyoruz.

Darbe Girişimi İçin Tutuklamalar – 5 Temmuz 2008

6.Dalga Tutuklamalar – Emekli Generaller

Eski Jandarma Genel Komutanı ve Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı Orgeneral Şener Eruygur, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Hurşit Tolon, ATO başkanı Sinan Aygün, Cumhuriyet gazetesi yazarı Mustafa Balbay gözaltına alındı. Eruygur ve Tolon tutuklandı. Aygün ve Balbay ise tahliye edildi.[43]

Hakkında yakalama emri çıkarılan AK Parti eski Milletvekili Turhan Çömez ve Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz operasyondan önce yurtdışına çıktığı anlaşıldı.[44]

5 Temmuz 2008’de tutuklanır ama Balbay, mahkeme tarafından serbest bırakılır. Dört gün gözaltına kaldıktan sonra bırakılan Balbay, 5 Mart 2009’da, yani ilk gözaltısından tam 9 ay sonra hakkında tekrar gözaltı kararı çıkacaktır. Balbay’ın tutuklanmasına gerekçe ise, el konulan bilgisayarından çıkan darbe günlükleridir. Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’in günlüklerine benzeyen bu notlarda, Balbay’ın 2003-2004 yıllarında komutanlarla yaptığı darbe konuşmaları yer almaktadır… Balbay’ın bilgisayarındaki notlar silinmiştir ama polis bilgileri geri getirmeyi başarır. Bu da Balbay’ın tutuklanmasını netice verir. Çünkü bu notlar, Eruygur’da çıkan Ayışığı, Yakamoz darbe planlarını doğrulayan deliller olarak değerlendirilmiştir.[45]

Şener Eruygur’un ofisinde ulaşılan belgeler, darbe günlüklerinde konu edilen iki darbe girişiminden farklı bir darbe girişimi daha olduğunu ortaya çıkardı. Ayışığı ve Sarıkız planlarının başarısızlığından sonra, diğer kuvvet komutanlarının desteğini yitiren Eruygur’un tek başına Eldiven adlı bir planla darbe hazırlığına başladığı anlaşıldı. Gene aynı aramada, Eruygur’un Genelkurmay Başkanı Büyükanıt hakkında bir dosya hazırladığı tespit edildi.[46]

Davanın temelini oluşturan iddia 2003-2004 yıllarında hazırlandığı iddia edilen Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven kod adlı planlardır. [47]

Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven, Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki hükûmeti devirmek için 2004 yılında planlandığı iddia edilen darbe girişimleridir. Bu planlardan ilk üçü 2007 Mart ayında Nokta dergisinin eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek'e ait olduğu iddia ettiği günlükleri yayınlamasıyla diğeri de 7 Temmuz 2008 tarihinde Taraf gazetesinin manşetten verdiği haberde 1 Temmuz'da gözaltına alınan Atatürkçü Düşünce Derneği başkanı emekli orgeneral Şener Eruygur'a ait bazı belgeleri kamuoyuyla paylaşması sonucu ortaya çıkmıştı.[48]

>>> Yorumumuz

Ergenekon davasının önemli bir bölümünü oluşturan darbe girişimlerinin, Ergenekon davasının bir parçası olması gerekip gerekmediği tartışılmaktadır. Ama deliller bir kenara, bu girişimlerin gerçekliği konusunda hiçbir şüphemiz bulunmuyor.

Görüldüğü gibi, 2008 yılı ortalarına gelindiğinde davanın içeriğini oluşturan iddiaların çok büyük çoğunluğunda bir yanlışlık görünmüyor. Dolayısıyla davanın tamamen boş yada Cemaatin kendi çıkarları için uydurduğu bir dava olduğunu söylemenin doğru olmadığı görülmektedir.

Davanın bundan sonraki kısımlarında siyasileşme ve manipülasyonlar daha fazla gündeme gelecektir. Yine de tamamının uydurma olmadığına da dikkat edilmelidir.

1. Ergenekon İddianamesi Mahkemeye Sunuldu – 14 Temmuz 2008

14 Temmuz 2008 - İlk iddianame hazırlanarak mahkemeye sunuldu. İstanbul 13. Ağır Ceza mahkemesinin 25 Temmuz tarihinde davayı kabul etmesiyle de süreç resmen başlamış oldu. [49]

Altıncı Dalga’da tutuklanan sanıklar ve ETÖ davasının kilit konularından birini oluşturan darbe günlükleri bu iddianamede yer almadı. Altıncı dalga ile onuncu dalga arasındaki sanıklar, ikinci iddianamede yer alıyorlar.[50]

12 Haziran 2007-21 Mart 2008 arasındaki dalgaları içeren iddianame, iki hafta sonra yani 25 Temmuz’da İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilir.[51]

Ergenekon Davasında 2008 yılı Diğer Gelişmeleri

7.Dalga tutuklamalar- Bazı İşçi Partisi Üyeleri ve Milli Çözüm Dergisi

23 Temmuz 2008 Yedinci dalga operasyonları gerçekleşti.[52]

Ergenekon’un yedinci dalgasında, İşçi Partisi üyeleri ve muhafazakar çizgide yayın yapan Milli Çözüm dergisi üyelerine yönelik operasyonlar yapıldı. Savcılığın talebi üzerine 26 kişi gözaltına alındı.[53]

14 Ağustos 2008 Emekli Albay Arif Doğan yakalandı.

Emekli Albay Arif Doğan tutuklandı. 14 Temmuz tarihinde Doğan’a ait İstanbul Beykoz’daki bir evde yapılan aramalarda 2 kalaşinkof tüfek, 1000 adet mermi, 1000 boş mermi kovanı ile 280 adet el bombası bulunmuştu. Doğan’ın Veli Küçük’ten önce Diyarbakır’da JİTEM sorumlusu olarak çalıştığı iddia ediliyor. Bu tutuklama ile ETÖ soruşturması Fırat’ın doğusuna uzanmaya başladı ve Güneydoğu’da terörle mücadele döneminde ortaya çıkan yasadışı oluşumlar da ilk kez incelenmeye başladı.[54]

28 Ağustos 2008 - Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt'ün eşi Ferda Paksüt zanlı olarak ifade verdi.

8.Dalga Tutuklamalar – İlk Kez Muvazzaf Subaylar Tutuklandı

18 Eylül 2008 - Sekizinci dalga tutuklamalarla ilk kez muvazzaf subaylar da gözaltına alındı. Beş teğmen ve bir askeri okul öğrencisinin yanı sıra eski Ülkü Ocakları İstanbul İl Başkanı Levent Temiz, 'Sisi' lakaplı Seyhan Soylu, sanatçı Nurseli İdiz'in de aralarında bulunduğu toplam 11 kişi gözaltına alındı. Teğmenler, Ergenekon’un alt birimlerinden olan Karargah Evleri yapılanmasında görev almakla suçlanıyor.[55]

9.Dalga Tutuklamalar – Tuncay Özkan, Serdar Saçan

23 Eylül 2008 - Gazeteci Tuncay Özkan, İstanbul eski Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Adil Serdar Saçan ve eski Esenyurt Belediye Başkanı Gürbüz Çapan'ın da aralarında bulunduğu 16 kişi tutuklandı.[56]

Özkan, Cumhuriyet mitinglerinin önde gelen organizatörlerinden biridir. Ama onun yargı önüne çıkaran sadece bu mitingler değildir.Özkan, 2003-2004 yılında İstanbul TV’yi örgüt adına almaya çalışma, Kanal Türk televizyonun örgüt amaçları doğrultusunda darbe ortamı oluşturmak için kullanma, devlete ait belgeler bulundurma gibi suçlamalarla karşı karşıyadır. Ayrıca 2003-2004 yıllarında sık sık ziyaret ettiği Jandarma Genel Komutanlığı ile Özkan’ın arası çok iyidir. Hatta o dönem Show TV’nin sahibi patronu Mehmet Emin Karamehmet için de aracılık yapmış, onun askerle görüşmesini sağlamıştır. Özellikle Şener Eruygur Özkan’a, ona kefil olacak kadar güvenmektedir.[57]

Ergenekon soruşturmasında 2008 yılı, Eylül ayında Tuncay Özkan, Gürbüz Çapan ve Saçan'ın tutuklanmasıyla sona erer.[58]

Ergenekon Yargılanmalar Başladı

20 Ekim 2008 - Ergenekon davasında yargılama başladı.[59]

17 Aralık 2008 Danıştay davası ve Ergenekon davası birleştirildi.[60]

Detayları Ergenekon bölümünde işlendiği için burada sadece davaya işaret etmekle yetiniyoruz.

>>> Yorumumuz

Danıştay davasının da Ergenekon davası ile birleştirilmiş olmasını eleştirenler vardır. Ama bu haliyle Ergenekon davasının bir parçasıdır. Çok önemli bir cinayet işlenmiş ve hedef siyasi amaçla kullanılmak istemiştir. Üstelik, katil yakalanmış ve ilişkileri büyük ölçüde ortaya çıkarılmış durumdadır.

Çalışmamız boyunca görüşlerine sık sık baş vurduğumuz Hanefi Avcı'nın son kitabı Cemaatin İflası'nda Danıştay Cinayetini neden çarpıtma ihtiyacı duyduğu da doğrusu açıklayamadığımız bir soru olarak duruyor.

2009

2009 yılı içinde, 2.İddianame Öncesi Yapılan Operayonlar

10.Dalga Tutuklamalar – Org. Tuncer Kılınç, Tümg. Şenel ve eski YÖK Başkanı Gürüz, Yalçın Küçük Tutuklandı

7 Ocak 2009 - 12 ilde düzenlenen operasyonlarda aralarında muvazzaf subayların da bulunduğu 37 kişi gözaltına alındı. Eski MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç, emekli Tümgeneral Erdal Şenel, yazar Yalçın Küçük, eski YÖK Başkanı Kemal Gürüz, Yarbay Mustafa Dönmez, eski Özel Harekatçı İbrahim Şahin, emekli General Kemal Yavuz gözaltına alınanlar arasında. Operasyon, İbrahim Şahin’in telefonda Sivas Ermeni Cemaati’nin liderlerine suikast emrini vermesiyle başladı.[61]

10. Dalga’da tutuklanan İbrahim Şahin’in evindeki krokilerden yola çıkan polis, pek çok şehirde başlattığı kazılarda saklı cephanelikler buldu. En büyük cephanelik ise Ankara Gölbaşı’nda açığa çıkarıldı. Ayrıca Yarbay Mustafa Dönmez’in evinde bulunan krokilerden yola çıkan polis Ankara Sincan’da çok sayıda patlayıcı madde ele geçirdi. Burada ele geçirilen el bombaları, Ümraniye’de 12 Haziran 2007’de bulunan el bombaları ile aynı kafile numarasına sahip. Ayrıca Ankara, Trabzon, Antalya, Sakarya ve Sivas’ta ufak çaplı cephanelikler de ele geçirildi.[62]

14 Ocak 2009 - Ergenekon davasının kilit sanıklarından emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, Ankara’da bir hastanede yakalandı. Polis tarafından arandığını öğrenince Moskova’ya kaçtığı tahmin edilen Ersöz, 2008 Temmuz’undan beri firari idi. Ertesi gün Ersöz’ün evinde yapılan aramalarda eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’e ait telefon görüşmelerinin ses kayıtları bulundu.[63]

15 Ocak 2009 - 10. dalgada tutuklanan Tuncer Kılınç’ın sorgusunda savcıların kendisine “Encümen-i Daniş” hakkındaki bilgilerini sorduğunun anlaşılması, kamuoyunda Encümen-i Daniş’in Ergenekon’un üst kurulu olup olmadığı tartışmasını başlattı. Encümen-i Daniş, emekli üst rütbeli subaylar, bürokratlar, diplomatlar ve eski siyasetçiler gibi yüksek profilli kişilerden oluşuyor. Encümen üyeleri iki haftada bir yapılan gizli toplantıları kabul etti, ama Encümen ile Ergenekon arasındaki ilişkiyi reddetti.[64]

11.Dalga operasyonlar

22 Ocak 2009 -  Ankara ve İstanbul'da düzenlendi. Türk Metal Sendikası Genel Başkanı Mustafa Özbek, araştırmacı Erhan Göksel, Elazığ Emniyet Müdürlüğü Özel Harekat Şube Müdürü Ayhan Atabek ve Emniyet Amiri Servet Kaynar'ın da aralarında bulunduğu 11'i polis 18 zanlı ile 8 muvazzaf subay gözaltına alındı. Mustafa Özbek, 10 polis ile muvazzaf subaylardan 7'si tutuklandı.[65]

08 Mart 2009 - Ölüm kuyuları açıldı.[66]

8 Mart’ta, Diyarbakır Savcılığı’nın talebi üzerine, Şırnak Cizre’de, ölüm kuyusu olarak nitelendirilen asit kuyularında incelemeler başlatıldı. 14 Mart’ta 22 kadar kemik parçası, bir insan kafatası ve bazı kıyafet parçaları bulundu. 23 Mart’ta, bölgede 1990-1996 yılları arasında görev yapmış olan Albay Cemal Temizöz, Kayseri’de tutuklandı.[67]

İkinci iddianame hazırlandı - 10 Mart 2009

İkinci iddianame hazırlandı. Yargılama 20 Temmuz’da başlayacak. 2000 sayfaya yaklaşan iddianame altıncı dalgadan dokuzuncu dalgaya kadar tutuklanan kişileri içeriyor. Sonraki dalgalar için üçüncü bir iddianame hazırlanacak.[68]

>>> Yorumumuz

Savcıların Ergenekon davasını faili meçhulleri de kapsayacak şekilde geriye doğru götürme gayreti göze çarpıyor. Ama sonuçlara bakıldığında bunu başaramadıkları görülüyor.

2009 – Rektörlerin Tutuklanması

13 Nisan 2009 - 12. Dalga- Rektörler tutuklandı

13 Nisan 2009 Ergenekon soruşturması kapsamında 18 ilde 50 kişiye ait 83 adreste arama yapıldı. 17 Nisan 2009 Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan 39 kişiden 8'i tutuklandı. Böylece dava kapsamında tutuklu bulunanların sayısı 111'e yükseldi.Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal, İnönü Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, Uludağ Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran, 19 Mayıs Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Ferit Bernay, Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Prof. Dr. Erol Manisalı, ÇYDD Yönetim Kurulu üyeleri Prof. Dr. Ayşe Yüksel, Gökhan Ecevit ve Ömer Sadun Akyaltırık tutuklandıktan sonra Metris cezaevine gönderildi. Zanlılar Terör örgütünü kurmak, yönetmek, Yasa dışı terör örgütü üyesi olmak ve Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya ve görevini yapmasını engellemeye teşebbüs ile suçlanıyor.[69]

Poyrazköy – 29 Nisan 2009

20 Nisan 2009 - İstek Vakfı’na ait arazide cephanelik bulundu.[70]

İstek Vakfı’na ait Beykoz’daki bir arazide yapılan kazılarda çok sayıda silahlı madde ve patlayıcı ele geçirildi. Vakıf, arazinin askeri bölgeye dahil olduğunu açıklayarak silahların orduya ait olabileceğini ima etti. Fakat bu açıklama 29 Nisan tarihinde Genelkurmay tarafından yalanlandı. İstek Vakfı’nın başkanı Bedrettin Dalan, Ergenekon Davası’nda firar etti.[71]

2008 YAŞ ile Genelkurmay Başkanlığına atanan Başbuğ, göreve geldiği günlerde medyaya sık konuşmayacağını belirtmiştir ancak aynı Başbuğ bu beyanından daha bir yıl geçmeden çok önemli darbe soruşturmalarıyla ilgili hukuka aykırı olarak değerlendirilebilecek beyanlarda bulunur. Kamuoyunu yakından ilgilendiren ve askerlerin şüpheli olduğu soruşturmayla ilgili ilk önemli açıklamayı 29 Nisan 2009’da yapar. Poyrazköy’de Bedrettin Dalan’ın arazisinde başlayan kazılarda bulunan 15’i dolu 6’sı boş LAW silahlarıyla ilgili basın toplantısı yapan Genelkurmay Başkanı Başbuğ, boş LAW silahlarının niçin gömüldüğünü anlamadığını söyler. Boş bir LAW silahıyla basın toplantısı yapması ayrıca dikkat çekicidir. Başbuğ, boş LAW silahlarından birini eline alarak “Arkadaşlar bu LAW değil, boru” demesi tartışılır. [72]

4 Haziran 2009 - 13.Dalga

Beş şehirde eşzamanlı olarak yapılan onüçüncü dalga operasyonunda 16sı asker 20 kişi tutuklandı. Tutuklanan askerlerin Poyrazköy’deki cephanelik ile ilgili olarak tutuklanan Yüzbaşı Levent Pektaş ile irtibatlı oldukları sanılıyor.[73]

İrtica ile Mücadele Eylem Planı – 12 Haziran 2009

12 Haziran 2009 - Taraf Gazetesi AKP’yi ve Gülen grubunu bitirmeyi hedefleyen bir askeri eylem planını yayınladı.[74]

Başbuğ ikinci önemli müdahale içeren açıklamayı da 12 Haziran 2009’da “İrtica ile Mücadele Eylem Planı” belgesiyle ilgili olarak yapar. 26 Haziran 2009’da konuşan Başbuğ, daha sonra ıslak imzalı orijinali ortaya çıkan ve Adli Tıp Kurumu’nca gerçekliği tespit edilen bu belgeyi “kağıt parçası” olarak niteler. Hemen sonra da, bu konuda askeri savcılığın yürüttüğü soruşturma takipsizlikle sonuçlanır. Ancak daha sonra belgenin ıslak imzalı aslı ortaya çıkınca askeri savcılık tarafından tekrar soruşturma açılıp, ihbar mektubunda Hasan Iğsız gibi komutanların sorumluluğu olduğu ifade edilse de davada sadece Albay Dursun Çiçek yargılanıp mahkum edilir.[75]

“İrtica ile Mücadele Eylem Planı isimli 6 sayfalık fotokopi belgede, öğrenci evlerine silah konulması, hükümeti irticai faaliyetlerinin odağı şeklinde gösterme amaçlanmaktadır. Genelkurmay karargâhında Bilgi Destek Şubesi’nde görevli Albay Dursun Çiçek imzalı belge, ortaya çıktığında büyük yankı yapar. İki hafta sonra basın karşısına çıkan dönemin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, “İrtica ile Mücadele Eylem Planı”nın fotokopi olmasından hareketle hukuken geçersiz olup “kağıt parçası” hükmünde olduğunu söyler… Tanık erlerin savcılığın aldığı ifadelerine göre, Tarafta haber yayınlanır yayınlanmaz karargâhta belge temizliği yapılmıştır. Cuma günü başlanan kağıt kırpma işlemleri bütün gece sürmüş ve ancak Cumartesi öğleden sonra bitmiştir. Tatil günü ve gece yarısı yapılan bu mesai erleri de şaşırtmış hatta bu durum yakınları ile yaptıkları telefon görüşmelerine de yansımıştır. [76]

30 Haziran 2009 - Dursun Çiçek ve sekiz albayın ifadesi alındı.[77]

1 Temmuz 2009 AK Parti ve Gülen'i bitirme planı ile ismi gündeme gelen Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek Örgüt üyeliği ve Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin görevini kısmen veya tamamen yapmasını engellemeye teşebbüs suçlamasıyla tutuklandı. 14. Ağır Ceza Mahkemesi bu defa 2’ye 1 oy çokluğuyla Albay Çiçek’in ‘İkametgahına göre kaçma şüphesi yok’ gerekçesiyle tahliyesine karar verdi. Böylece Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek'in 18 saat süren tutukluluk hali sona erdi.[78]

>>> Yorumumuz

Davada tartışma önce belgenin ıslak imzası olup olmadığına, daha sonra da ıslak imzanın sahte olup olmadığına gelip dayanmıştı. Kanaatimiz, ıslak imzanın sahte, ama belgenin gerçek olduğu yönünde. Karargâh'ın bu tip faaliyetlerde daha önce hiç bulunmadığı söylenemez. Hatta, diğer bölümlerde görülebileceği gibi, o günlerde bu konularla ilgilenmeyen karargah ciddi bir mahalle baskısı altında bırakılıyordu. Dursun Çiçek de görevi icabı sıradan birisi değil. Eski adı Psikolojik Harekat yeni adı Bilgi Destek Dairesi Başkanlığı’nda yöneticisi olarak görev yapıyordu.

Hanefi Avcı:

Ülkemizde ise yıllardan beri Genelkurmay, MGK, MİT içerisinde ve hatta Emniyet teşkilatı içerisinde farklı adlarla da olsa psikolojik harekât birimleri mevcuttur....önce psikolojik harekât, daha sonra toplumsal ilişkiler dairesinden başlayarak yıprandıkça isim değiştiren ve en son Bilgi Destek Komutanlığı adı ile Silahlı Kuvvetler içerisinde yapılanmalar devam etmektedir. [79]

2009 Diğer Gelişmeler

25 Haziran 2009 - Askere sivil yargı yolunu açan düzenleme meclisten geçirildi.[80]

AB uyum kriterlerini sağlamak için Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişiklikle askeri personel barış zamanında sivil mahkemelerde yargılanacak. Bu değişiklik darbe teşebbüsünde bulunan askeri personelin de sivil mahkemelerde yargılanmasını gerektiriyor. Yasanın getirdiği bir diğer değişikliğe göre de, siviller savaş ve olağanüstü hal durumu haricinde askeri mahkemelerde yargılanamayacak.[81]

Ertesi gün düzenlediği basın konferansında Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ hem Taraf gazetesinde yayınlanan eylem planı, hem de Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişikliklerden askeriyenin duyduğu rahatsızlığı ilan etti.[82]

18 Temmuz 2009 - Anayasa Mahkemesi, üye Osman Paksüt’ün yargılanmasına izin vermedi.[83]

Anayasa Mahkemesi Cuma günü verdiği kararla, Başkanvekili Osman Paksüt’ün Ergenekon sanıkları ile ilişkisi ve bu sanıklara bilgi sızdırmak suçundan yargılanmasına gerek olmadığına hükmetti. Mahkeme Paksüt’ün bilgi sızdırdığının anlaşılmasına rağmen bu konuda ele geçen belgeler yasal yollardan toplanmadığı için Paksüt’ün yargılanamayacağına hükmetti.[84]

 

20 Temmuz 2009- Üçüncü İddianame mahkemeye sunuldu.

 Ergenekon savcıları üçüncü Ergenekon İddianamesi’ni, Ergenekon davasına bakan 13. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine sundu. Üçüncü iddianame 1454 sayfadan oluşuyor ve 37 si halen tutuklu bulunan 52 sanığı içeriyor. Bu iddianameye dahil olan sanıklar 10 Ocak 2009 ila 17 Nisan 2009 arasında tutuklanmışlardı. (11. Dalga ve sonrasında)[85]

3 Ağustos 2009 Danıştay Saldırısı davası ile Ergenekon davası resmen birleştirildi.[86]

2010

Balyoz Davası - 22 Şubat

Balyoz Ortaya Çıkıyor – 20 Ocak 2010

Taraf gazetesi 20 Ocak 2010 tarihinde "Fatih Camii Bombalanacaktı" manşetiyle çıktı. Gazetenin sürmanşetindeki başlık ise "Darbenin adı Balyoz" şeklindeydi.[87]

İddiaya göre darbe planı dönemin 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan'ın liderliğindeki cunta tarafından hazırlanmıştı ve darbe ortamı yaratmak için de Fatih ve Beyazıt camilerine cuma günü bombalı saldırı düzenlenecekti![88]

Kamuoyu Balyozdan Haberdar Oluyor – 29 Ocak 2010

29 Ocak 2010’da “Taraf yazan Mehmet Baransu’nun bir bavul dolusu belge ve kayıtları İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına götürmesiyle başlayan Balyoz surecinde, iddianame 6 Temmuz 2010’da hazırlandı yargılama 16 Aralık 2010’da başladı.[89]

Balyoz Davasında Gözaltılar

22 Şubat 2010’da ise ilk operasyon yapıldı ve belgelere göre “Balyoz sıkı yönetim komutanı” olan eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, eski Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İbrahim Fırtına, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Ergin Saygun’un da aralarında bulunduğu 48 emekli asker gözaltına alındı.[90]

Gölcük Donanma Komutanlığında Ele Geçirilenler

İhbar üzerine 6 Aralık 2010’da Gölcük Donanma Komutanlığı’nda yapılan aramada içinde Balyoz darbe planı eklerinin de yer aldığı 9 çuval belge bulundu.[91]

Karar – 20 Eylül 2012

Balyoz davası 20 Eylül 2012’de karara bağlandı, mahkeme gerekçeli kararını 7 Ocak 2013’te açıkladı.Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 9 Ekim 2013 günü Balyoz davasında 237 sanık hakkında verilen mahkûmiyet kararlarını düzelterek kabul etti; 88 sanığın tahliyesine karar verdi, 36 sanık hakkındaki beraat ve 113 sanık hakkındaki mahkûmiyet kararını onadı.[92]

Kararın Bozulması - 18 Haziran 2014

18 Haziran 2014’te Balyoz davasına ilişkin 230 bireysel başvuruyu birleştirerek tek dosya üzerinden inceleyen Anayasa Mahkemesi, oy birliğiyle dijital deliller ve tanık dinlemeleri bakımından sanıkların haklarının ihlal edildiğine karar verdi.[93]

Bu karar sonrası Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi, Balyoz’da hüküm giyen cezaevindeki tüm sanıkların tahliyesini kararlaştırdı ve yeniden yargılama kararı verdi. Balyoz davası, Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesinde yeniden başladı.[94]

Sanıkların ısrarla tanık olarak dinlemelerini istedikleri dönemin genelkurmay başkanı Hilmi Özkök ve kara kuvvetleri komutanı Aytaç Yalman, Balyoz davasının yeni sürümünde kilit tanıklar oldular.[95]

Balyoz Gerçek Değil mi?

Şamil Tayyar:

İlker Başbuğ’un 2014 yılının başında “Suçlamalara Karşı Gerçekler” ismiyle yayımladığı kitapta, “Aytaç Paşa’nın yerine Edip Paşa olsaydı, ne Ergenekon olurdu ne Balyoz olurdu demesi, Yalman ve Başbuğ arasındaki kavganın, TSK bünyesinde ekipler arası çatışma boyutunu da göstermektedir.[96]

Yalman’ın Başbuğa cevabı bir o kadar sertti: “Ben bu semineri başından beri engellemeye, durdurmaya çalışmış bir insanım. Beni itham edecek şekilde konuşunca ‘Haddini aştın sen!’ dedim. Bu gelmeseydi, falanca gelseydi bunlar olmazdı diyorsun. Beni itham altında bırakıyor. [97]

Yalman, verdiği bu cevapla esasında Balyoz un varlığını da teyit etmektedir.[98]

Kaldı ki iddia edildiği gibi Balyoz dosyası içinde bazı kayıtlar sahte çıkabilir, bazı belgelerde oynamalar olabilir, usul hataları yaşanabilir ama binlerce sayfa doküman ve ses kayıtlarının tamamı için “sahte” muamelesi yapmak, gerçekleri örtmeye yetmez.[99]

“Darbe Günlükleri” Sahte mi?

Şamil Tayyar:

“Darbe Günlükleri” davaya konu olan iddiaları teyit etmiştir. Günlükler, özü itibarıyla doğrudur. Gazetecilik yaptığım dönemde Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek beni arayarak yaptığı özel açıklamada, harp okulunda öğrencilik yıllarından beri günlük tuttuğunu ifade etmiş, şöyle demişti:[100]

"Ben sıkıntı olabileceği kaygısıyla Deniz Kuvvetleri Komutanlığından emekli olduğum gün, kendi makam odamdaki bilgisayarımdan bu günlüklerin tamamını sildim. Daha sonra ortaya çıkan bu kayıtlara baktığımda birileri benim kayıtlarıma girmiş, konjonktürel gelişmeleri de ekleyerek bunu yayımlamış olabilir.”[101]

>>> Yorumumuz

Balyoz davası da hukuki delilleri ne durumda olursa olsun, bizim açımızdan gerçek bir olaydır.

İnternet Andıcı

Komutanlar, Hükümeti İnternet’le Andıçlamış – 2 Ağustos 2010

H.Büşra Erdal:

Kasım 2009’da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına Genelkurmayın ‘kara propaganda yapılarak kamuoyunu yönlendirmeyi amaçladığı’ sitelere ilişkin bir ihbar maili gönderilir. İhbar metninde, 1. Ordu Komutanı Hasan Iğsız imzalı andıç ve bu kapsamda hazırlanan internet sitelerinin isimleri vardır.[102]

Ergenekon soruşturmasını yürüten Savcı Öz, bu ihbarla harekete geçer. Mahkeme kararıyla 5 kişinin ev ve iş yerinde yapılan aramalarda İkinci Ergenekon İddianamesi sanığı bilişim uzmanı emekli Albay Hasan Ataman Yıldırım’da ‘hayhay’ isimli bir belge ele geçirilir. Bu belgede psikolojik harp için kurulan sitelerle ilgili birçok önemli bilgi yer almaktadır. Çoğunluğu irtica eksenli olmak üzere Kürt, Ermeni ve Rumları hedef alan 35 internet sitesi vardır ve bilişim uzmanı emekli Albay Yıldırım tarafından kurulup, faaliyete geçirilmiştir. Türkçe ve İngilizce yayın yapan oldukça kapsamlı bir arşive sahip olduğu belirlenen web siteleri tek bir mail adresinden yönlendirilmektedir.[103]

Orgeneral Haşan Iğsız imzalı “internet andıcı” belgesi Genelkurmay Başkanı’na da arz edilmiştir. Korgeneral Mehmet Eröz, andıcın Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un bilgisi dahilinde hazırlandığını her aşamada söyler. Bu gelişmeler üzerine savcı, andıçta ismi, parafı yer alanları şüpheli olarak ifadeye çağırır. İlk ifadesine başvurulan isim de Dursun Çiçek olur. Çiçek, savcıya internet sitelerinin psikolojik harp ve propaganda amacıyla Milli Savunma Bakanlığı’nın izni alınarak Genelkurmay Başkanlığınca açıldığını ve bu sitelerde beyaz propaganda yapıldığını söyler. Kendisi de aynı birimde görevli olan Çiçek, savcıya irtica.org isimli siteyle ilgili de “İrtica” konusunun Genelkurmay 2. Bilgi Destek Şube Müdürlüğü’nün alanı olduğunu anlatır. …hâkim, Çiçek’e “Psikolojik harekât amacıyla kurulan sitelerin talimatı kimden geldi? Haşan Iğsız ya da daire başkanı Mustafa Bakıcı’dan talimat geldi mi?” diye sorar. Çiçek, bu soruya Iğsız’ın 2008 yılında göreve geldiğini ancak sitelerin talimatının 2000 yılların başına dayandığını iddia eder. Zaten sonraki süreçte bütün sanıkların savunması bu minvalde olur ve sitelerin izni eski başbakan Bülent Ecevit zamanında çıkarılan bir genelgeye dayandırılır.[104]

Her ne kadar ihbar maili ve ekindeki andıç Kasım 2009’da adli makamlara ulaşsa da, savcılık 2 Ağustos 2010’a kadar harekete geçmez. O tarihte, Çiçek’in bağlı olduğu Tümgeneral Mustafa Bakıcı ve Genelkurmay karargâhında birlikte faaliyet yürüttüğü diğer şube müdürlerinin de sorgulanmasına karar verilir. Orgeneral Haşan Iğsız (Genelkurmay İkinci Başkanı), Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu (MEBS Başkanı), Korgeneral İsmail Hakkı Pekin (Genelkurmay İstihbarat Başkanı), Korgeneral Mehmet Eröz (Genelkurmay Harekât Başkanı), Tuğgeneral Hıfzı Çubuklu (Genelkurmay Adli Müşaviri), Tümgeneral Mustafa Bakıcı (Bilgi Destek Daire Başkanı), Albay Orhan Güçlü (Genelkurmay Bilgi Destek Daire Başkanlığı Grup Kısım Amiri), Albay Sedat Özüer (1. Bilgi Destek Şube Müdürü), Albay Ziya İlker Göktaş (2. Bilgi Destek Şube Müdürü), Albay Dursun Çiçek (3. Bilgi Destek Şube Müdürü), Albay Hulusi Gülbahar (4. Bilgi Destek Şube Müdürü), Albay Cemal Gökçeoğlu (Bilgi Destek Şube Müdürü) ve Yüzbaşı Murat Uslukılıç (Bilgi Destek Dairesi İnternet Destek Kısım Amiri) ifadeye çağrılır. Bu, Ergenekon sürecinde bir ilktir. İlk kez, bu kadar üst rütbede olan asker bir arada şüpheli olmaktadır. Savcılık, şüphelilere 3 günlük süre verir ama onlar direnir ve gelmez. Aradan 10 gün geçmesine rağmen askerler ifadeye gelmeyince savcı, haklarında yakalama kararı çıkarılması için mahkemeye başvurur. Orgeneral Haşan Iğsız, kalp sorunu ile ilgili doktor raporu almış ve ifadeye gelmemiş, ama bu 10 günlük sürede raporun da süresi dolmuştur. Savcının yakalama talebi de tam bu sürenin bitiminde yapılır. Resmiyette diğer subayların aslında sorguya gelmelerini engelleyen bir durumları yoktur, sadece direnmektedirler.[105]

İsmet Berkan:

…siteler, Genelkurmay Psikolojik Harekât Dairesi’nin yeni ismi olan Bilgi Destek Şubesi tarafından işletilmiş, içlerine propaganda maksatlı yalan haberler, yönlendirme yazılar konmuştu.[106]

Bu zaten çok vahim bir durumdu, bir devletin kendi vatandaşına yalan haber yaymak için bu kadar örgütlü bir iş becermesi yani. Ama vahameti artıran bir başka durum daha vardı. Genelkurmay tarafından kurulup işletilen bu sitelerden www.irtica.org adresinde yayımlanan bazı yalan haber ve bilgilerin 2008’de Ak Parti aleyhine açılan kapatma davasında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından delil olarak kullanılmasıydı. Zaten bu site, mevcut hükümete karşı belden aşağı muhalefet yürütme sitesiydi.[107]

Andıç ortaya çıktıktan sonra Genelkurmay Başkanlığı bir açıklama yaparak andıcın sahte değil gerçek olduğunu kabul etti ve kendini ilginç biçimde savundu: “Biz bu internet sitelerini hükümetten aldığımız talimat gereğince kurduk.”[108]

Bu sözlere hükümet çok sert tepki gösterdi: “Hayır, bizim böyle bir talimatımız yok.”[109]

Kısa sürede talimatın 2000 yılında Başbakan Bülent Ecevit tarafından verildiği ortaya çıktı. O yazışmayı tam göremediğimiz için Ecevit’in “Devlet eliyle ve devlet parasıyla Türk milletine yalan söyleyin” mi dediği, yoksa daha genel bir ifadenin genelkurmay tarafından geniş yorumlanıp sonunda Türk milletine karşı yalan haberlerle yapılan dezenformasyon ve psikolojik savaşa hukuki dayanak mı yaratıldığı tam anlaşılamadı.[110]

Andıç Soruşturması Öz’den Alındı

H.Büşra Erdal:

Savcı öz, direnir direnmesine ama sonraki aşamada bir üst yetkili olarak İstanbul Başsavcısı Aykut Cengiz Engin devreye girer. Engin, İnternet andıcı ve beraberindeki dosyaları Savcı öz den alır.[111]

Başsavcı Engin’in, eski kuvvet komutanları özden Örnek, İbrahim Fırtına, eski Adalet Bakanı Seyfı Oktay’ın şüpheli olduğu ‘yargıyı etkileme’ soruşturmalarını gene bu genelge ile Savcı Öz’den aldığı şeklindeki bilgi de o sıralarda kamuoyuna yansır. Son olarak da ‘İnternet Andıcı’ soruşturması yine aynı gerekçeyle Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı’ya verilir.[112]

Hakkında yakalama kararı çıkan emekli askerler Ergenekon duruşmaları yapılırken kendileri mahkemeye gelerek teslim olurlar. Sanıkların teslim olurken verdikleri ifadeler de hep İlker Başbuğ’u adres gösterir. Orgeneral Hasan Iğsız, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim karşına çıktığında suçlamalara ilişkin konuşmayıp sözü avukatına bırakır. Avukatı Orhan Önder de, savunmasında andıcın hiyerarşik yapı içinde hazırlanıp en üst makama sunulduğunu söyleyerek o dönemin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’u işaret eder. Dava açılmadan önce Haziran 2011’de savcıya ifade veren Albay Dursun Çiçek de, her şeyin emir komuta zinciri içinde yapıldığını savunmuştur. Bu ifadeler ışığında soruşturmanın İlker Başbuğ’a uzanması sürpriz olmaz.[113]

Nitekim İstanbul 13. Ağır Ceza mahkemesi, 31 Aralık 2011 tarihli duruşmada emekli Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ hakkında “gereği yapılsın” diye savcılığa yazı yazacak; yani Başbuğ hakkında “suç duyurusu” niteliğinde bir ara karar verilecektir.[114]

Başbuğ da Andıca Girer

H.Büşra Erdal:

Başbuğ ismi önemlidir, çünkü Türkiye Cumhuriyeti yargı tarihinde “darbe” suçundan ilk kez yargı önüne çıkan bir Genelkurmay Başkanı vardır artık.[115]

Başbuğ 5 Ocak 2012’de adliyeye gelir. 12. Ağır Ceza Mahkemesi Hâkimi Vedat Dalda, Başbuğ’un tutuklanmasına karar verir.[116]

Sanıkların bu ifadeleri ve naip hakimin binlerce sayfalık raporu da göstermekte ki, TSK’da andıç rutin bir çalışma veya bir gelenek. Hükümete karşı site kurup, aleyhte propaganda için haberler yayınlamak normal karşılanılan bir hal ve TSK’daki asıl sorunun andıç örneğinde de kendini gösteren bir “zihniyet” ve hukuk dışında sürdürülen “faaliyet” sorunu olduğu bir kez daha karşımıza çıkıyor.[117]

>>> Yorumumuz

Hukuki belgeye ihtiyaç bile duymuyoruz. Geçmiş olaylardan edindiğimiz kanaat, olayın gerçek olmasının çok yüksek bir ihtimal olduğudur. Bu arada Dursun Çiçek'in yine sahnede olması önemli. 

2011

Tartışmalı Davalar

Oda TV Davası – 14 Şubat 2011

14 Şubat 2011'de gazeteci Soner Yalçın, Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan … gözaltına alındı.[118]

Oda TV soruşturmasının 2'nci dalgası 3 Mart 2011'de başladı…gazeteciler Nedim Şener, Ahmet Şık, Doğan Yurdakul, Müyesser Yıldız. Prof.Dr. Yalçın Küçük, Çoşkun Musluk, Sait Kılıç çıkartıldıkları mahkeme tarafından tutuklandı. [119]

Gazetecilerin tutuklanmalarının ardından kamuoyunda oluşan tepki büyürken, Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz, soruşturmadaki görevinden 30 Mart 2011'de alındı. Savcı Zekeriya Öz, İstanbul Adliyesi'ne Başsavcı Vekili olarak atandı. [120]

Oda TV soruşturmasının sürpriz sanığı ise eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı oldu. Devrimci Karargah soruşturması kapsamında daha önce tutuklanan Hanefi Avcı bu soruşturma kapsamında da tutuklandı. Yurtdışı görevinde bulunan MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu ise Türkiye'ye dönmesinin ardından 10 Mart'ta çıktığı mahkeme tarafından tutuklanarak Silivri Cezaevi'ne gönderildi. [121]

Ruşen Çakır:

Elimizdeki verilerin tamamı bize Şener’in ve Şık’ın Gülen cemaati üzerine yaptıkları çalışmalardan dolayı hayatlarından bir yıla yakın bir süreyi cezaevinde geçirdiklerini gösteriyor. Peki, elimizdeki veriler nelerdir? İlk olarak Hanefi Avcı’nın başına gelenler bize Cemaat ile ilgili bir kitap yazmanın ne gibi riskler içerdiğini gösterdi.[122]

Casusluk Davaları – 23 Şubat 2011

Şamil Tayyar:

300’den fazla askerî personelin casuslukla suçlandığı İstanbul ve İzmir merkezli iki ayrı soruşturma, Ergenekon sürecinin gölgesinde kaldı.[123]

İstanbul’daki operasyon 28 Nisan 2010’da gönderilen bir elektronik ihbar mektubuyla başladı. Yaklaşık bir yıl süren teknik takip ve dinlemelerden sonra harekete geçen İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 23 Şubat 2011 günü dava açtı, ilk duruşmada 16 sanık tutuklandı, 56 sanık tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.[124]

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma da yine aynı yöntemle, 10 Ağustos 2010'de İzmir Emniyet Müdürlüğüne gönderilen bir elektronik ihbar mektubuyla oluşturuldu. Bu davada 88’i tutuklu 357 kişi yargılandı.[125]

Cumhuriyet tarihi boyunca iki, üçü geçmeyen ve birkaç kişiyle sınırlı casusluk davalarından sonra 300’den fazla askerî personelin casuslukla suçlandığı bu dava dünya tarihine geçti. Teknik olarak bu kadar casusun TSK içinde örgütlü bir yapı kurup varlıklarını sürdürmeleri mümkün değildir. [126]

Bu dava sonrası sicilleri bozulan veya emekliye ayrılanların yerine TSK kademelerinde Cemaat müntesiplerinin hızla yuvalanması, bu konuda samimi olmadıklarının en önemli göstergesidir. Birçok davada olduğu gibi casusluk davasında da kendi özel hesaplarını görmüşler.[127]

Hanefi Avcı:[128]

Cemaat, bu büyük davalarda kendisine hasım gördüğü insanları bertaraf ediyor, artık bunlarla tek tek uğraşmak yerine İzmir Casusluk davasında daha büyük bir adım atıyordu. 

Bu davada bazı rütbeli askerlerin uygunsuz ilişkileri ve küçük yolsuzlukları abartılarak oluşturulan uydurma delillerle yüzlerce denizci subayın yanı sıra Maliye’den, İçişleri Bakanlığı’na, askeri kurumlardan BDDK’ya kadar önemli devlet kurumlarında çalışan binlerce insan yargılandı. Yine bu kumrularda bulunan Cemaat mensuplarının verdiği veya istihbarat birimlerinin topladığı bilgiler, bilgisayarlara yazılmış; bunlar, Fuhuş, Casusluk şebekesinin topladığı bilgiymiş gibi arama sırasında evlerde “bulunmuş” gösterilerek, dijital delil olarak işleme konulmuştu. Bu yöntemle on beş binden fazla insan hakkında bilgi toplanıp, dosyalara yazıldı. 

… iyi bakıldığında kamu kurumlarında çalışan binlerce insan hakkında bilgi toplamak, birkaç kişi tarafından değil ancak tüm devlet kurumlarıyla ilişkisi olan devasa bir teşkilat tarafından yapılabilecek bir işti. Yüzlerce insanın, askerin, Deniz Kuvvetleri mensubunun tutuklanması ve davanın yürümesi bir yana, “bilgisayarda bulundu” denilen, İstanbul’da, özellikle de Ankara’da bulunan kamu kumullarındaki belli kişiler hedef gösterilmek üzere, özel hayatlarına ve faaliyetlerine dair bilgiler dokümanlara konulmuştu. Bu çok açıktı, tüm kamu kurumlarında bulunan Cemaat mensupları kendileri için Cemaat’in hoşuna gitmeyen ve sevmediği insanların bilgilerini toplamış, Cemaat’e vermiş, onlar da bunları bir database’e yazarak bilgisayarların içine koymuştu.

Davadaki anormalliğe etkili üslubuyla dikkat çeken diğer kişi ise Yılmaz Özdil’di:[128]

... İhbar mektubunda elebaşı görünen adamın evi basıldı. Siidi bulundu. Tıpkı Ergenekon'da Balyoz'da olduğu gibi, bu siidi'de de subayların isim listesi vardı! Siidi'deki şemaya göre, fuhuş yoluyla şantaj yapılan subaylar, devletin gizli bilgilerini veriyordu.

...Genç subaylarla aşna fişne yapan 22 yaşındaki bi kızın evi basıldı. Kızın bilgisayarında "bycasus" isimli belge bulundu iyi mi! Casus filmlerinde zaten olmaz ama böylesi komedi filmlerinde bile olmaz. Casusluk şebekesi, casusları, casus isimli belgeye yazmıştı. Ki, maazallah "yazmazsak, unuturuz casus isimlerini" diye herhalde!

Şakır şakır tutuklama başladı; teğmen, yüzbaşı, albay, amiral'e kadar.

Tutuklanan subayların o kızla veya bir başka kadınla çekilmiş görüntüsü, fotoğrafı var mı? Yok. Telefonla görüşmüş- lükleri var mı? Yok. Cepten mesaj? Yok. İnternetten yazışmışlıkları var mı? Yok. Kız veya bi başka kadın, ben bunlarla yattım diyor mu? Demiyor. Tanıyorum diyor mu? Demiyor. Subaylarda ele geçirilmiş devlete ait belge var mı? Yok. Para trafiği tespit edilmiş mi? Edilmemiş. Kurye yakalanmış mı? Yakalanmamış. Tanık var mı? Yok. Gizli tanık? Yok. Hangi devlete bilgi verilmiş? O da yok.

E, ne var? Elebaşı denilen adamın evindeki siidi'de isimleri var.

Elebaşı siidi için ne diyor? Benim değil diyor. Subayları tanıyor mu? Tanımıyor. Telefon, internet, yüz yüze, herhangi bi yolla irtibat tespit edilmiş mi? Edilmemiş. Ayrıca... Elebaşı Marmaris'te, kız İzmir'de ama subayların yüzde 95'i alakasız şehirlerden tutuklanıyor. Mersin, Kocaeli, Çanakkale, Ankara, Anadolu'nun dört bi tarafından toplanıp toplanıp İzmir'e getiriliyor...

Çürük elma yok mudur? Elbette vardır. Ancak... cumhuriyet tarihi boyunca, sadece 1 rütbeli subay casusluktan hüküm giymişken... Nasıl olur da, 2010'da aniden 3 bin subay casus olabilir?

Diyeceksiniz ki, 3 bin subayı nerden çıkardın, yargılanan subay sayısı 300 küsur... Size öyle geliyor! Savcının bizzat tutuklu subaylara söylediğine göre, söz konusu siidi'de 3 bin subayın ismi var!

Siidi bulunuyor ve deniyor ki, siidi'de isminiz var, casusmuşsunuz.

…Sadece isim var. İnsan herhalde en önce şunu sorar... Ne malum o Recep Gül'ün ben olduğum? Memlekette, TSK'da benden başka Recep Gül yok mu? Var ama, sensin. Niye? Siidi'de isminin yanında TC kimlik numaran yazıyor!

Siz hiç adaşlarıyla karıştırılmasın diye, casuslarını TC kimlik numarasıyla kaydeden casusluk şebekesi duydunuz mu? … subay diyor ki, benimle aynı ismi taşıyan yüzbaşı da var, başçavuş da var, ne malum benim olduğum?

Şırrak diye siidi'deki TC kimlik numarasını burnuna dayıyorlar... Yani bi tek muhtardan ikametgâh belgesi alıp, siidi'ye koymadıkları kalmış! (26.01.2013)

Cumhuriyet tarihi boyunca casusluk iddiasıyla 134 kişi hakkında işlem yapılmış, bunlardan sadece iki kişi hüküm giymiş, ama son üç yıl içinde 300’den fazla asker hakkında casusluk iddiasında bulunulmuştu! Yine cumhuriyet tarihinde sadece bir deniz subayı hakkında casusluktan işlem yapılmış iken yalnız İzmir Casusluk davasında yüzlerce deniz subayı hakkında aynı iddialarda bulunulmuştur.

>>> Yorumumuz

Ergenekon ana davası içinde en çok tartışılan davalar. Zaten, Ergenekon davası gündeme geldiğinde hemen ön plana çıkanlar bu davalarla ilgili haksızlığa uğrayanlar oluyorlar. Sanki Ergenekon davası sadece bu davalardan ibaretmiş gibi. Özellikle askeri casusluk davası o kadar çok sayıda insanı hedef almış ki, farklı farklı bir sürü insanı ön plana çıkarmak mümkün hale geliyor.

Dikkat edilirse, 2011’den itibaren siyasi iradenin Ergenekon davasının gidişatından rahatsız olduğu için davaya çeşitli şekillerde müdahil olmaya başladığı (siyasi irade yargıya müdahil olur mu diye lütfen sormayalım) ve Ergenekon davasının kontrolünün yavaş yavaş Cemaatin elinden kaydığının işaretlerinin ortaya çıktığı görülebilir.

Bizim yorumumuz, bu durumun farkına varan cemaatin, dava üzerindeki kontrolü tamamen kaybetmeden önce “fayda getirecek son vuruşları yapma” fikri ile hareket etmiş olduğudur. Oda TV davasında, cemaate muhalif yazarlar tutuklanırken, casusluk davasında ise askeriyede tasfiye edilip yerine geçmek hedefledikleri kişilere yönelmiş görünüyorlar.

Yine de Ergenekon tutuklamalarının 2007 yılında başladığı, bahsedilen davaların ise 2011 yılındaki davalar olduğuna dikkat çekmek istiyoruz.

...ve sonuç: Askeri Vesayet Pes Ediyor! – 29 Temmuz 2011

Komutanların İstifası

Askeri Şûra toplantısına 72 saat kala, cumhuriyet tarihinde ilk kez Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları topluca istifa etti.[128]

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Erdal Ceylanoğlu, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hasan Aksay ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Eşref Uğur Yiğit'in istifası, Türkiye kadar yurtdışında da ses getirdi.[129]

Dönemin Jandarma Genel Komutanı Necdet Özel ise istifa etmedi. Kuvvet komutanlarının istifası üzerine 29 Temmuz 2011 tarihi itibarıyla Kara Kuvvetleri Komutanlığına atanan özel, aynı saatlerde Başbakan tarafından da Genelkurmay Başkan Vekilliği'ne getirildi.[130]

Genelkurmay Başkanlığı görevinden ayrılan Koşaner ise yayınladığı veda mesajında kararının gerekçesini özetle şöyle aktardı: Şu anda 173'ü muvazzaf, 77'si emekli olmak üzere 250 general-amiral, subay, astsubay ve uzman jandarma çavuş, hürriyetlerinden yoksun olarak tutuklu bulunmaktadır. Tutuklamaların evrensel hukuk kaidelerine, hakka, adalete ve vicdani değerlere uygun olarak yapıldığını kabul etmek, birçok hukukçunun da ifade ettiği gibi, mümkün değildir… Genelkurmay Başkam olarak personelimin hak ve hukukunu koruma sorumluluğumu yerine getirmeme engel olduğundan, işgal ettiğim bu yüce makamda göreve devam etme imkânını ortadan kaldırmıştır.[131]

Dava Hakkında Bazı Eleştiriler

Ergenekon Davasının Torba Haline Getirilmesi

Şamil Tayyar:

4 Şubat 2009 tarihinde “Star” gazetesinde yazdığım “Ergenekon’daki Tehlike" başlıklı makalede, “Ergenekon davasında son zamanlardaki en büyük kaygım, davanın bir torba davaya dönüştürülme çabasıdır.” dedim. Aynı görüşümü, 10 Şubat 2009 tarihinde NTV'nin canlı yayınında Ruşen Çakır’ın yönettiği programda dile getirdim. Kullandığım “torba dava” ifadesi, o süreçte çok tartışıldı. Niyetim, bu davanın bir darbe ve hukuk davası olduğunu, intikam davası olmadığını anlatmak, davayı torbaya dönüştürerek özel hesapların görülmemesi gerektiğine vurgu yapmaktı.[132]

Ergenekon davasının, 21 ayrı iddianamenin birleştirilmesiyle ana davaya dönüştürülmesi bile “torba dava" kaygımızın ne kadar haklı olduğunu ortaya koymuştur.[133]

Ergenekon’un Tarihi Köklerine Kadar Uzanma İsteği

Şamil Tayyar:

Bir başka konu Ergenekon davasının birbiriyle ilintili olmayan ve aralarında bağlantı kurulması güç dosyaları birleştirmek yerine, İtalya’daki gibi hücrelere bölerek kendi düzleminde yargılama yapılmasına dair önerimdi. Ama sorgulamanın 1950’lere kadar götürülmesi düşüncesindeydi: “Ergenekon'un NATO konsepti çerçevesinde kurulan Türk Gladio’su olduğu göz önüne alınacak olur ise eğer, herhâlde kuruluşunu 1950’li yıllara kadar geri götürmek gerekir."[134]

Yargılamanın 1999'la sınırlandırılma düşüncesinin sebebi, mahkemede esas alınan Ergenekon ve Lobi yapılanmasının 1999 yılı Ekim ayında kurulduğu iddiasıdır. Eğer, mahkemede bu belgelere göre bir yargılama yapılıyorsa davayı 1950’lere kadar götürmenin hiçbir hukuki dayanağı yoktur. Önceki yıllara ait hukuksuzluklarla ilgili ayrı bir dava açılması öngörülüyorsa elbette bu mümkündür ancak ayrı bir dosya açılması gereklidir. Aksi hâlde, 50 yıl önceki suçlamadan dolayı 24 yaşındaki üst teğmeni yargılama sonucu doğar ki bunun izahı mümkün değildir.[135]

Cemaatin Kendi Özel Hesaplarını Görme İsteği

Şamil Tayyar:

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Türkan Saylan operasyonuna karşı çıkarken bu düşüncelerimizi NTV’de Ruşen Çakırla yaptığımız bir programda ifade ettik. Zaten dosyayı okuyunca operasyonun gerekçesi belli oluyordu. Söz konusu dernek, Cemaat mensubu gençlere burs vermiyordu, öğrencileri fişlemişlerdi. Fişlemenin savunulur bir tarafı yoktur ancak bu gerekçeyle bir suçtan söz ediliyorsa ilgili TCK hükümlerine göre yargılanmak üzere dosyasının tefrik edilmesi gerekirdi; ama Ergenekon davasına eklediler.[136]

Prof. Dr. Yalçın Küçük tutuklandığında tepkimi, “Ben, Yalçın Küçük Ergenekoncu olsa bile gözaltına almazdım.” diye gösterdim.[137]

Aynı dönemde, seçimlerden kısa süre önce 17 Mayıs 2011 tarihli Radikal’den Deniz Zeyrek’e yaptığım açıklamada, Nedim Şener ve Ahmet Şık’la ilgili şu değerlendirmeyi yaptım: “Ergenekon bir darbe davasıdır. Darbeyi deşifre etmesi gerekiyor. Nedim Şener ile Ahmet Şık operasyonuyla soruşturma yoldan yan yollara saptı. Oysa direkt bir numaraya doğru ana yoldan gidilmeliydi. Ahmet Şık ile Nedim Şener’in tutuklanmasıyla eksen kayması iddiaları da gündeme geldi. Ergenekon davası basılmayan kitabın hayalî sayfalarına hapsedilmeyecek kadar büyük bir davadır.”[138]

Yine, Oda TV davasında bir yılı aşkın süre cezaevinde kalan Gazeteci Müyesser Yıldız’la ilgili tepki gösterirken Savcı Zekeriya Öz’ün hata yaptığını ifade ettim. Nitekim 12 Haziran 2011 seçimlerinde milletvekili olduktan sonra Silivri cezaevinde ilk ziyaret ettiğim isimlerden biri, Müyesser Yıldız oldu.[139]

Şimdi daha iyi anlaşılıyor ki Ergenekon’la mücadelede Cemaat, “sulandırma" olarak değerlendirdiğimiz operasyonlarla kendi özel hesaplarını görmüştür.[140]

Ergenekon Davası Nasıl Algılanmalı?

Sahiden, Ergenekon ve Balyoz çöktü mü?

Şamil Tayyar:

Paralel Yapı'yla mücadele, yakın siyasi tarihe damgasını vuran Ergenekon ve Balyoz davalarına ilişkin yeni bir tartışmayı başlattı. MİT ve 17 Aralık operasyonlarının “kumpas” olduğu iddiasını “referans” alan Ergenekon ve Balyoz karşıtları, “Bu iki dava da çöktü, bu dosyalar tümden silinmelidir.” demeye başladılar.[141]

Bir defa altını çizelim: İki dava da özü itibarıyla birer darbe ve hukuk davasıdır. Usul veya esastan yapılan kimi hatalar, bu davaları darbe bağlamından koparmaz.[142]

Ayrıca, Paralel Yapıyla mücadelenin, Ergenekon ve Balyoz iddialarını “aklama” aracı hâline getirilmesi kabul edilemez.[143]

Böyle bir yola girilirse yıllardır sürdürülen vesayetle mücadelede ciddi zaaflar oluşur, devlet içinde yeni paralel oluşumlar kaçınılmaz hâle gelir.[144]

Bu saptamaların yanında, “yaşı kurunun yanına ekleyen tüm bu hukuksuzluklar, “yaş”ı ayıklamayı zorunlu kılar ama “kuru”yu masum yapmaz.[145]

Eksik ve hatalı yönlerine rağmen, sonuç ne olursa olsun, iddianameye göre, “TSK içindeki derin yapılanma ve sivil uzantıları’ olarak tarif edilen Ergenekon davası, vesayetle hesaplaşmanın yakın tarihteki en önemli hamlesidir.[146]

Ergenekon’un inkârı, devlet içindeki bu merkezî ve derin yapının yok sayılması anlamına gelir ki bu tarihe ihanettir.[147]

>>> Yorumumuz

Genel kanaatimiz, Ergenekon torba davası içinde, çarpıtmalar, delil uydurmalar, kumpaslar olsa bile çoğu dava gerçek kökenlere dayanmaktadır.

Bu bölümde Ergenekon davasını incelemeye çalıştık. Burada bahsedilen, bir hukuk davasıdır. Halbuki diğer bölümlerde işaret ettiğimiz gibi bu davadan bağımsız olarak Ergenekon adlı bir yapılanma vardır ve bu dava çerçevesinde çok küçük bir bölümüne ulaşılabilmiştir. Üstelik dava da siyasi olarak kapatılmış görünüyor. 

Delil yetersizliği ya da delillerin sorunlu olması hukuken mahkumiyete engeldir ama bu durum olayın olmadığını göstermez. Tarihi süreç, genel resmin çerçevesini çizmek için yeterlidir. Umalım ki dava kapatılırken,  siyasi irade Ergenekon'un gerçek yerine çekilmesi konusunda Asker ile anlaşmaya varmış olsun.

Ergenekon davası siyasi olarak kapatılmıştır

 

 

Dipnotlar

[1]Haliçte Yaşayan Simonlar. Hanefi Avcı.  Angora:2010

[2]Haliçte Yaşayan Simonlar. Hanefi Avcı.  Angora:2010

[3]Haliçte Yaşayan Simonlar. Hanefi Avcı.  Angora:2010

[4]https://tr.wikipedia.org/wiki/Ergenekon_(%C3%B6rg%C3%BCt)

[5] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[6] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[7] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[8] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[9] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[10] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[11] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[12] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[13] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[14] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[15] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[16] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[17] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[18] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[19] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[20] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[21] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[22] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[23] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[24] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[25] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[26] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[27] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[28] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[29] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[30]https://tr.wikipedia.org/wiki/Ergenekon_soru%C5%9Fturmas%C4%B1_kronolojisi

[31] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[32]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[33] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[34]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[35] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[36] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[37]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[38]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[39]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[40] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[41] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[42] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[43]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[44]https://tr.wikipedia.org/wiki/Ergenekon_soru%C5%9Fturmas%C4%B1_kronolojisi

[45] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[46]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[47]https://tr.wikipedia.org/wiki/Ergenekon_davalar%C4%B1

[48]https://tr.wikipedia.org/wiki/Sar%C4%B1k%C4%B1z,_Ay%C4%B1%C5%9F%C4%B1%C4%9F%C4%B1,_Yakamoz_ve_Eldiven_darbe_te%C5%9Febb%C3%BCsleri

[49]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[50]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[51] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[52]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[53]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[54]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[55]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[56]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[57] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[58] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[59]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[60]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[61]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[62]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[63]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[64]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[65]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[66]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[67]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[68]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[69]https://tr.wikipedia.org/wiki/Ergenekon_soru%C5%9Fturmas%C4%B1_kronolojisi

[70]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[71]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[72] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[73]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[74]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[75] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[76] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[77]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[78]https://tr.wikipedia.org/wiki/Ergenekon_soru%C5%9Fturmas%C4%B1_kronolojisi

[79]Haliçte Yaşayan Simonlar. Hanefi Avcı.  Angora:2010

[80]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[81]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[82]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[83]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[84]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[85]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[86]https://tr.wikipedia.org/wiki/Ergenekon_soru%C5%9Fturmas%C4%B1_kronolojisi

[87]Paralel Hat. İhsan Taşçı. Kırmızkedi: 2014

[88]Paralel Hat. İhsan Taşçı. Kırmızkedi: 2014

[89]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[90] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[91] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[92]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[93]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[94]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[95]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[96]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[97]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[98]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[99]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[100]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[101]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[102] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[103] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[104] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[105] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[106]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[107]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[108]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[109]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[110]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[111] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[112] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[113] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[114] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[115] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[116] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[117] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[118] http://www.hurriyet.com.tr/oda-tv-davasinin-gecmisi-22247508

[119] http://www.hurriyet.com.tr/oda-tv-davasinin-gecmisi-22247508

[120] http://www.hurriyet.com.tr/oda-tv-davasinin-gecmisi-22247508

[121] http://www.hurriyet.com.tr/oda-tv-davasinin-gecmisi-22247508

[122]100 Soruda Erdoğan-Gülen Savaşı. Ruşen Çakır. Metis: 2014

[123]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[124]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[125]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[126]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[127]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[128]Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[129]Paralel Hat. İhsan Taşçı. Kırmızkedi: 2014

[130]Paralel Hat. İhsan Taşçı. Kırmızkedi: 2014

[131]Paralel Hat. İhsan Taşçı. Kırmızkedi: 2014

[132]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[133]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[134]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[135]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[136]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[137]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[138]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[139]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[140]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[141]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[142]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[143]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[144]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[145]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[146]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[147]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

Kültür Sayfası