Din Hizmetlerinde Çağdaş Yönelimler
ABD ve Kanada Örneği

Prof. Dr. Mustafa Köylü. Din Hizmetlerinde Çağdaş Yönelimler ve Faaliyetler ABD ve Kanada Örneği. Mustafa Köylü. I. Din Hizmetleri Sempozyumu (D.İ.B:2008) kısaltılarak alınmıştır.

Sayısal Açıdan Karşılaştırma

ABD ve Kanada’nın en önemli özelliklerinden birisi, çoğulcu bir yapıya sahip olmaları ve bunun da sonucu olarak farklı eğitim ve öğretim kuramlarına sahip olmalarıdır. Bu bağlamda ABD, ulusal düzeyde eğitimden sorumlu bir bakam olmayan ender ülkelerden birisidir. Eğitim konusunda sorumluluk eyaletlere bırakıldığından 50’nin üzerinde farklı okul sistemi bulunmaktadır.  Bu durum seküler eğitimde olduğu gibi din eğitimi ve öğretiminde de söz konusudur. Internet’ten ve farklı kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre bugün ABD’de toplam 272 yüksek seviyede (lisans, yüksek lisans ve doktora) din eğitimi ve öğretimi veren kurum vardır. Bunlardan 55’ini üniversitedeki departmanlar oluştururken, geri kalan 217 tanesini de daha çok bağlı bulunduğu kilise teşkilâtı tarafından desteklenen müstakil teoloji (Seminary) bölümleri oluşturmaktadır. Üniversite bünyesinde yer alan İlahiyat fakülteleri de ülkemizdeki İlahiyat fakültelerinin aksine tek bir program uygulamak yerine, yetiştirme amaçlarına uygun olarak farklı adlarla kurulup eğitim ve öğretim vermektedirler. Üniversite bünyesinde yer alan yüksek din eğitimi ve öğretimi kuramlarına örnek olarak şunları verebiliriz:

  1. Department of Theology

  2. School of Theology

  3. Theological School

  4. Institutute of Theology

  5. Divinity School

  6. School of Religion

  7. Evangelical Divinity School

  8. School of Religious Studies

  9. School of Mission

  10. School of Philosophy and Theology

  11. Evangelical School of Theology

  12. School of Religion and Rehgious Education

  13. DeparmentofReligiousStudies

  14. International School of Theology

  15. Institute of Pastoral Studies

  16. Theological College

  17. Bible Institute

  18. Graduate School of Ministry

 

Yukarıdaki fakülte isimleri incelendiğinde görüleceği üzere, tüm ilahiyat fakülteleri genelde “din eğitimi ve öğretimi” veren kurumlar olmasına rağmen, amaçlan doğrultusunda oldukça farklılıklar göstermektedir. Üniversite bünyesindeki bu fakülteler, başta akademisyenler olmak üzere, misyonerlik bölümlerinden kilise papazlığına, ulusal düzeyden uluslararası düzeye kadar farklı alanlarda öğrenci yetiştirmektedir. Ancak tüm bu farklılıklara rağmen yukarıdaki fakülteler, eğitim ve öğretim alanı olarak Hıristiyanlığı temel almaktadır.

ABD’de çok yaygın olan yüksek din eğitimi kuramlarından birisi de yukarıda da belirttiğimiz gibi, daha çok Kilise tarafından desteklen ilahiyat seminerleridir. Bunlar da üniversite bünyesinde olan ilahiyat fakülteleri gibi, çoğunlukla bağlı bulundukları mezhebin bakış açısı ve ihtiyacına göre pek çok çeşitlilik arz etmektedirler. Örnek olarak şunları verebiliriz:

  1. Theological Seminary

  2. Babtist/Lutiıeran/Prespyterian Seminary

  3. Biblical/Bible Seminary

  4. Evangelical Seminary

  5. Ecumenical Theological Seminary

  6. General Theological Seminary

  7. Interdominational Bible Institute

  8. International Theological Seminary

  9. Jewish Theological Seminary

  10. Christian Seminary

  11. Union Theological Seminary

 

Seminary tipi yüksek din eğitimi veren kuramların en önemli özelliği, buralardan mezun olan kişilerin büyük oranda ya doğrudan ya da dolaylı olarak kilise hizmetlerine yönelik görev yapmalarıdır. Diğer taraftan üniversite bünyesindeki İlahiyat fakültelerinden mezun olan kişiler ise, daha çok akademik hayatı tercih etmektedirler. Seminerler, büyük oranda kilise teşkilâtı ve kilise üyelerinin yaptıkları maddi yardımlarla eğitim ve öğretim faaliyetlerini sürdürmekte ve ağırlıklı olarak da Hıristiyanlık dinî ve kültürü vermeye çalışmaktadırlar. Ancak günün şart ve ihtiyaçlarına göre, sadece kilise hizmetleri çerçevesinde eğitim ve öğretim vermemekte, aynı zamanda başta misyonerlik faaliyetleri olmak üzere çok farklı alanlarda ve uluslararası boyutta öğrenci yetiştirmektedir. Seminerlerin diğer önemli bir özelliği de her mezhebin kendi okulunu açıp o doğrultuda eğitim verebilmesidir. Bu tarz seminerlere devam eden öğrenciler eş zamanlı olarak bir kilisede görevlerini devam ettirmektedirler. Belki bizim ülkemizle ABD arasındaki en büyük farklardan birisi de ABD’de okuyan öğrencilerin büyük bir kısmının bir işte çalışıyor olmasıdır.

Örnek olarak seçtiğimiz Kanada da ise, 47’si üniversite bünyesinde, 66’sı da ABD’de olduğu gibi, seminerlerden oluşan toplam 113 yüksek seviyede din eğitimi ve öğretimi veren ilahiyat okulları vardır.5 Amerika ile kıyasladığımızda ilk göze çarpan husus, üniversite bünyesinde yer alan ilahiyat fakültelerinin, kilise destekli ilahiyat okullarına oranla daha yüksek olmasıdır. Belki bu durum, Kanada’nın Amerika kadar çok kültürlü bir toplum olmadığından ya da dindarlıkla alâkalı bir durum olabilir. Üniversite bünyesinde yer alan ilahiyat fakültelerine şu örnekleri verebiliriz:

  1. Philosophy and Religious Studies

  2. Department of Religion

  3. Çenter for Studies in Religion and Society

  4. Comparative Religion

  5. Interdisciplinary Studies: Religion

  6. Joint Department of Religious Studies

  7. Religions and Cultures

  8. Faculty of Religious Studies

 

Yukarıda örnek olarak verdiğimiz din eğitimi kurumlannm çoğu lisans üstü seviyede din eğitimi ve öğretimi vermektedir. Bunlardan bazıları sadece yüksek lisans seviyesinde eğitim verirken, çoğu da hem yüksek lisans hem de doktora seviyesinde eğitim vermektedir. Aralarında bazı farklılıklar olmakla beraber seminerlerdeki doktora programlan genelde papaz ve misyoner yetiştiren, Doctor of Ministry ve Doctor of Missiology bölümlerinden oluşmakta ve yapı olarak büyük oranda ABD’deki seminerlere benzemektedir.

 

Yüksek din eğitimi açısından, ABD ve Kanada ile ülkemizi karşılaştırdığımızda ilk göze çarpan husus, ilahiyat fakültelerinin sayısıdır. Bu sayılan ülke nüfusu ile karşılaştırdığımızda şu sonuçlar ortaya çıkmaktadır:

Ülke        Nüfus     İlahiyat Fakültesi Sayısı

ABD        275.000.000         272

Kanada  30.000.000           113

Türkiye   70.000.000           23

 

Fazla yer kaplamaması için fakülte ve seminerlerin ismini vermedim. Bazı farklılıklar olsa bile, genelde ABD eğitim sistemiyle büyük benzerlikler göstermektedir.

Eğer ülke nüfusu ile ilahiyat fakültelerinin sayısını karşılaştırırsak, Türkiye’de Amerika nüfusuna göre en azından 69, Kanada’yla karşılaştırdığımızda da en azından 264 ilahiyat fakültesinin olması gerekmektedir. İkinci bir husus hem ABD hem de Kanada’da ister üniversite bünyesinde olsun isterse seminer tarzında olsun, din eğitimi ve öğretimi veren kurumlar büyük ölçüde lisansüstü eğitim veren kuramlardır. Bunlar da ya farklı alanlarda yüksek lisans seviyesinde ya da doktora seviyesinde eğitim ve öğretim vermektedir. Üçüncü bir husus, yukarıda da değindiğimiz gibi, ister üniversite bünyesindeki ilahiyat fakülteleri olsun isterse kilise destekli seminerlerdeki ilahiyat fakülteleri olsun, sadece din eğitimi verme yerine, çok farklı alanlarda din adamı yetiştirmeleridir.

Dördüncü bir husus da Batı ilahiyat fakültelerinin İslâm dinine verdikleri önemdir.  İşin daha da ilginç yanı İslâm’la ilgili derslerin bizim İlahiyat fakültelerinin aksine, hep günümüz dünyasıyla ilgili olması ve çağdaş konulan içermesidir. Örneğin bizim İlahiyat fakültelerinde hemen hemen hiç yer almayan Asya ve Afrika gibi diğer İslâm ülkeleriyle, klasik dönemden günümüze kadar İslâm düşüncesindeki cihadın çalışma konusu yapılmasıdır.

Acaba iki ülkede bu kadar farklı bir din eğitimi ve öğretimine imkân sağlayan faktör nedir? Elbette bunda söz konusu ülkelerin çoğulcu yapılan etkili olsa da en önemli faktör söz konusu ülkelerdeki dinî özgürlük konusudur. Gerek ABD gerekse Kanada’da devlet, doğrudan din işlerine karışmadığından, halk kendi ihtiyaçlarına göre dinî okullarım açabilmekte ve istediği programda din adamı yetiştirebilmektedir. Bu durum Amerikan kültürüne yön veren Hıristiyanlık için değil, aynı zamanda diğer dinler için de söz konusudur. Diğer dinler de ya ayn departmanlarda ya karşılaştırmalı olarak ya da bazı programlarda geniş bir şekilde yer alabilmektedir. Ancak geniş bir dinî toleransın olduğu da bir gerçektir. Bu durumu dünyanın en prestijli bir üniversitesi olan Harvard Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğrenci el kitabındaki şu satırlar açık bir şekilde ortaya koymaktadır:

Harvard İlahiyat Okulu (Harvard Divinity School), öğrencilerinin, fakülte öğretim elemanlarının ve memurlarının, birçok dinî ve mânevî geleneklerini çalışma konusunda kendisini destekleme ve onore etmeye adamıştır. Biz kampusumuzu gerçek anlamda dinî çoğulculuğun yaşandığı bir iklim oluşturmayı amaçlıyoruz. Böyle bir ortamda, aramızdaki farklılıklara, sadece sessiz bir kabullenme veya tolerans gösterme olmayacak, aksine saygılı ve verimli bir iştirak sağlanacaktır. Biz burada tüm öğrenen ve öğreten konumunda olan kişilerin entelektüel ve mânevi formasyonunda hayati rol oynayabilecek olan farklı inanç gelişimlerinin uygulanmasını gerçekleştirecek ilmi bir topluluk oluşturmak için uğraşıyoruz.

Bu beklentilerimizin gerçekleşmesine yönelik olan uygulamalardan birisi, bizim Andoven ChapeVdeki haftalık Çarşamba ibadet hizmetleri olacaktır. Her hafta farklı dinî geleneklerden biri HDS’daki tüm bireylere kendi dinî geleneğine yönelik dinî hizmeti yerine getirecektir. Örneğin bir hafta Budist geleneğine sahip öğrenciler bize meditasyon yaptırıp, kendi kutsal kitaplarından pasajlar okuyacak, başka bir hafta bir Hıristiyan geleneğine sahip öğrenciler bize İncil müziği ve vaazı verecekler, başka bir hafta ise, diğer Hıristiyan mezheplere ait öğrenciler, kendi mezheplerine yönelik bir vaaz verecektir. Yahudi ve Müslüman öğrenciler de kendi dinî geleneklerine ilişkin bir öğle dinî vecibesini yerine getirteceklerdir. Farklı dinî gelenekleri temsil eden seçkin bir komitenin gözetiminde her toplantı, ortak bir ritüel ile başlayıp bitecek ve bu toplantı her hafta sunulan hizmetlerin farklı elementlerini içinde barındıran ortak bir çerçeve oluşturacaktır.

Öğrenci el kitabında ayrıca her yıl vaaz etme yarışlarının yapılacağı ve başardı olanların ödüllendirileceğinden bahsedilmektedir. Ayrıca fakülte, sadece muayyen bir dine inanan kişileri değil, herhangi bir dinî geleneğe inanmayan kişileri de bu tür dinî faaliyetlere davet etmektedir.

Din Adamlarının Yetişme Şekli

Örnek olarak seçtiğimiz ülkelerdeki din adamları (burada daha çok kilisede görev yapan kişileri kastediyoruz) büyük çoğunlukla lisans üstü seviyede eğitim almaktadırlar. Bunun en önemli nedenlerinden birisi hiç şüphesiz, söz konusu ülkelerin eğitim seviyesidir. Zaten halkın büyük kısmı üniversite mezunudur. Örneğin bu oran ABD’de %70 civarındadır. Dolayısıyla böyle yüksek eğitimli bir topluma hizmet edecek din adamlarının da en azından onlar kadar eğitindi olmaları bir zorunluluktur, ikinci önemli bir neden ise, mezhepler arasındaki rekabettir. Zira daha fazla taraftan toplamak ya da en azından mevcut cemaatin ihtiyaçlarım en üst düzeyde yerine getirebilmek ve bundan da öte, kendi varlığını ve statüsünü devam ettirebilmek için çok iyi yetişmiş bir elaman olmak zorundadır. Zira din adamı ne kadar kaliteli hizmet yaparsa, kazancı da o nispette yüksek olacaktır. Bunun için de hem kendini iyi yetiştirmiş olacak hem de cemaatine iyi davranıp onları memnun etmeye çalışacaktır.

Batı ülkelerinde din adamı yetiştirme şekli büyük ölçüde bu kişilerin lisans ve lisansüstü seviyede aldıkları derslere göre şekillenmektedir. Her ne kadar gerek üniversite bünyesindeki ilahiyat fakülteleri, gerekse kilise destekli seminerler Hıristiyanlık dinini merkez alsa da, kurumdan kuruma büyük farklılıklar yaşanmaktadır. Ancak bu okulların müfredat programlarım incelediğimizde geniş açıdan toplumun ihtiyaçlarına cevap verebilecek tarzda şekillendiği görülmektedir. Genel olarak yüksek din eğitimi kurumlarında şu çalışma alanları yer almaktadır:

  1. Kitabı Mukaddes çalışmaları

  2. Hıristiyan teolojisi

  3. Papazlık eğitimi

  4. Dinî liderlik

  5. Vaaz çalışmaları

  6. Kampus papazlığı

  7. Misyonerlik çalışmaları

  8. Hastane ve diğer sağlık kurumlarmda dinî danışmanlık

  9. Ebeveyn ve çocuklara yönelik psikolojik danışmanlık

  10. Hıristiyan homoseksüellik ve lezbiyenlik

  11. Feminist özgürlük teolojisi

  12. Küresel ve ekonomik çalışmalar

  13. Farklı kültür ve toplumlara yönelik kültürler arası çalışmalar

  14. Gençlik ve aile

  15. Çağdaş ahlâkî sorunlara (savaş ve barış, sosyal ve ekonomik adalet, cinsel ahlâk, tıp ahlâkı, çevre ahlâkı) yönelik çalışmalar

  16. Yabancı diller (İngilizce, Latince, İbranice vs.)

  17. Müzik

 

Yukarıdaki çalışma alanlarından da anlaşılacağı gibi, Batı İlahiyat fakültelerinin en önemli özelliklerinden birisi, derslerin tamamen teolojik ağırlıklı olması yerine, sosyal, ekonomik, siyasi ve çok kültürlü ve dinli özellikler taşıması, sonuçta günümüz insanlarının sorunlarına yönelik konulan içermesidir. Ancak özellikle seminerlerin, en çok önem verdiği çalışma alanlarından birisi vaaz çalışmalarıdır. Bu bağlamda doğrudan vaiz yetiştiren yüksek ilahiyat okulları olduğu gibi (örneğin Memhsis School of Preaching), seminerlerin hemen hemen tamamında vaaza yönelik dersler yer almaktadır. Genellikle vaazlar laboratuarlarda yapılıp öğrenci sayısı da sekiz kişiyle sınırlıdır. Bu yüzden derslerin adı da Preaching Lob., şeklindedir.

Örnek olarak Harvard İlahiyat okulunun ders programına baktığımızda, 214 farklı dersin ve bu dersleri veren 109 hocanın olduğunu görmekteyiz. İşte birkaç ders örneği:

  1. İnanç Temelli Ekonomik Gelişme

  2. Hıristiyanlık, Misyonerlik ve “Diğerleri”

  3. Çağdaş Amerika’da Din ve Kadın

  4. Amerika ve Avrupa’da Din: Bir Karşılaştırma

  5. İnanç ve Siyaset

  6. Din ve Amerikan Toplum Hayatı

  7. Hıristiyan Ahlâkı ve Modem Toplum

  8. Cinsiyet, Cinsellik ve İnsan Haklan

  9. Halk Hıristiyanlığı: Fakirlik, AIDS ve Kriminal Adalet

  10. Halk Vaazına Giriş

  11. Sosyal Değişim İçin Vaaz

  12. Zenci Vaazının Dinamikleri

  13. Dinler arası Diyalog

  14. Amerika’da Din, Siyaset ve Kamu Yönetimi

  15. Küresel Siyaset ve Din

  16. Feminist Ahlâk

  17. Biyomedikal Ahlâk

  18. Organizasyon, Halk, Göç ve Değişim

  19. Din, Demokrasi ve Eğitim

  20. Dinî Çalışma ve Eğitim Metotları

  21. Özgürlük Eğitimi

  22. Uygulamalı Danışmanlık

  23. Çok Kültürlü Amerika’da Din

  24. Dünya Dinleri: Diyaspora, Farklılık

  25. Karşılaştırmalı Dinî Ahlâk

  26. Manevi Bakım (Çare) ve Danışma

 

Bizi burada en çok ilgilendiren hususlardan birisi de Batı ülkelerindeki yüksek din eğitiminin kalitesidir. Gerek lisans gerekse lisansüstü eğitim açısından ABD ve Kanada’yla kendi ülkemizi karşılaştırdığımızda arada korkunç derecede bir kalite farkının olduğunu söyleyebiliriz.

Üniversiteden üniversiteye ya da seminerden seminere bazı farklılıklar olsa da genel olarak herhangi bir yüksek lisans programını bitirebilmek için bir adayın, quarter sistemiyle (on haftalık) 124 kredi, sömestr sistemiyle (14 hafta) de, 82 kredilik ders tamamlaması gerekmektedir.  Bu da yine kurumdan kuruma değişmekle beraber, en azından 45 yıl gibi uzun bir süre eğitim almayı zorunlu kılmaktadır. Bir de buna doktora programlarım eklediğimizde, çoğu kilisede görev yapan din adamlarının bizim üniversitelerimizde görev yapan öğretim üyelerine denk geldiğini söylersek abartı yapmış sayılmayız. ABD ve Kanada’daki lisans üstü eğitimin sadece ders sayısı fazla değil, aynı zamanda bir dersten başardı olabilmek için gerekli olan şartların da ülkemizdekilerle kıyasladığımızda oldukça yüksek olduğu görülmektedir.

Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için, hem Kanada hem de ABD’den olmak üzere bir lisans, bir yüksek lisans ve bir de doktora derslerinden örnek vermek istiyorum.

Birinci örneğimiz, Kanada’nın Conrad Grebel Üniversitesine ait ve bir lisans dersidir. Dersin adı Religion and Peacebuilding (Din ve Barışın Tesisi). Öğrenciler bu dersten başarılı olabilmek için, bir ders kitabı ile 60 makale ya da kitap bölümünden sorumlu tutulmaktadırlar (Makalelerin toplam sayfa miktarı 555’tir). İlk bakışta okunacak miktar azımsanabilir. Ancak değerlendirme kriterlerine baktığımızda, durumun çok da kolay olmadığı anlaşılmaktadır. Üç kredilik bir ders için 15 sayfalık bir açıklamaya yer verilen dokümanda şu şartlar yer almaktadır:

  • % 15 Derse aktif olarak katılım: Katılım, hem derse devam etmeyi hem de verilen materyalleri tam olarak okuyup derse aktif olarak iştirak etmeyi gerektirmektedir. Devamsızlık miktarı sadece üç derstir. Devamsızlık ancak çok ciddi bir mazeret halinde ve hocanın izni sonucu yapılabilir. Öğrenci gelemediği dersleri daha sonra telafi etmek zorundadır. Eğer ders hocası öğrenci katılımından memnun olmazsa, o haftanın okuma materyalinden bir quiz (küçük bir sınav) yapabilir. Bu tamamen öğrencilerin sınıftaki performansına ve aktif katılımına bağlıdır.

  • % 10 Zenginleştirilmiş bir aktivite: Her öğrenci dersin içeriğine uygun olarak ekstra bir faaliyet yapmak zorundadır. Bu halka yönelik bir konferans, panel veya toplumsal bir faaliyet olabilir.

  • % 40 Dönem ödevi: Ders konulan çerçevesinde herhangi bir akademik dergide yayınlanabilecek kalitede, araştırmaya dayalı bir çalışmadır. Bu çalışma, sadece muayyen kitap ve makalelerden özetlenen bilgilere dayanmayıp, akademik ilke ve prensipler doğrultusunda, öğrencinin kendi düşüncelerini ve yaratıcılığını da içermektedir.

  • % 35 Ders projesi: Dönem ödevinden farklı olarak her öğrenci, temel bir ders projesi hazırlamak zorundadır. Ders projesi için de üç seçenek vardır. Bu proje ya 1215 sayfa civarında bir araştırma konusu olabilir ya yaratıcı bir proje olabilir (1015 dakikalık bir sunum şeklinde) ya da hizmet nitelikli bir proje olabilir. Örneğin herhangi bir kurumda ders konusuyla ilgili gönüllü olarak çalışmak bu gruba girer. Böyle bir proje seçildiğinde, o kurumun yöneticisiyle ders hocasının iletişim kurması ve onaylaması gerekmektedir.

Yukarıda yapılan tüm faaliyetlerin (sınavlarda, araştırma ödevlerinde, projelerde) üniversitenin akademik standartlarına uygun olması gerekmektedir. Yani yapılan çalışmalar araştırmaya dayak, özgün ve bilimsel kurallara uygun olmalıdır.

İkinci örneğimiz bir yüksek lisans dersiyle ilgilidir. Yüksek lisans programlan da üniversiteden üniversiteye ya da seminerden seminere farklılık gösterse de temel felsefesi aynıdır. Bir yüksek Esans programında öğrenci ortalama olarak 60/90 kredi ders almak zorundadır. Ancak bizdeki gibi kapsamlı bir tez çalışması bulunmamaktadır. Tez yerine ders dönemindeki ödevler ve çalışmalar yeterli olmaktadır. Burada örnek olarak Fuller Theological Seminary nin Master of Arts in Evangelism bölümünü vermek istiyoruz.  Evangelizm bölümünde yüksek Esans programını tamamlayabilmek için bir öğrencinin 96 kredilik (quarter sistemde) ders alması gerekmektedir. Müfredat ise aşağıdaki şekildedir:

  1. Kitabı Mukaddes çalışmaları (20 kredi)

  2. Teolojik çalışmalar (20 kredi)

  3. Pratik teoloji (12 kredi)

  4. Kültürel ve kültürler arası çalışmalar (12 kredi)

  5. Uzmanlık alanı çalışmaları (20 kredi)

  6. Diğer seçmeli dersler (12 kredi)

 

Ders olarak da MD543: Mission to Chilren at Risk’i örnek olarak verebiliriz. Dersin tanımında, AIDS yetimlerinden asker çocuklara kadar, dünyanın pek çok yerinde milyonlarca çocuğun mağdur kaldığı ve risk taşıyan çocuklara yönelik olarak, evrensel sevgi motifi olan Hz. İsa'nın öğretileri ışığında neler yapılacağı ya da yapılması gerektiği yer almaktadır. Dört kredilik dersten başarılı olabilmek içinse, şu şartların yerine getirilmesi gerekmektedir:

  1. Liste halinde verilen 7 kitabın okunması, ayrıca tavsiye niteliğinde de 7 kitap daha verilmiştir.

  2. Her kitaba ilişkin 1000 kelimelik bir özet hazırlamak.

  3. Risk faktörü taşıyan herhangi bir çocuk grubuna yönelik detaylı bir araştırma ödevi hazırlamak.

  4. Sınıfta sunulmak üzere küçük bir grup oluşturmak ve teolojik açıdan dersle ilgili herhangi bir konuyu tartışmak.

  5. Risk faktörü taşıyan çocuklarla ilgilenen bir kişiyle mülâkat yaparak sınıfta sunmak.

  6. Dönem sonuna da açıklamak bir bibliyografyayla birlikte temel dönem ödevi hazırlamak (3.500 kelimelik).

  7. Tüm bunların da entelektüel boyutta, derinlemesine analitik bir düşünce ürünü olması gerekmektedir.

 

Üçüncü örneğimiz ise doktora dersiyle ilgili olup yine Fuller Theological Seminary’e aittir. Dersin adı DM711: Exploring the Contours of Mirıistry (4 kredi).  Yine diğer tüm derslerde olduğu gibi dersin tamtam, içeriği, amaçlan vs. tanıtıldıktan soma, ders için gerekli şartlara geçilmektedir. Dersle ilgili 10 kitabın okunması zorunlu tutulmaktadır.  Ödev olarak ise şunlara yer verilmektedir:

  1. Önerilen her kitap okunarak, her kitap için öğrencinin kendi görüşlerini, düşüncelerini, öneri ve eleştirilerim de içeren özet birkaç sayfalık yazı yazmak (% 30).

  2. Tüm online öğrenme faaliyetlerine eksiksiz olarak katılmak (% 10).

  3. Bir eme study yapmak (Türkçe’de karşılığı olmayan, ancak okunan materyal ışığında kişinin kendi durumuna uygun bir çalışma) (% 25).

  4. Cemaati ya da yaşadığı toplumdaki insanlarla bir araya gelme ve onlardan destek alma (% 5).

  5. Ders programına uygun akademik tarzda (15 sayfa) bir ödev hazırlamak (% 25).

  6. Diğer faaliyetler (% 5).

 

Yukarıdaki örneklerde de görüldüğü gibi, bir öğrencinin ister lisans isterse lisans üstü programlardan herhangi bir dersten başardı olabilmesi için her şeyden önce yüklü bir okuma programı ile karşı karşıya gelmektedir. Bu genel olarak lisans öğrencileri için ortalama olarak 2 kitap, 5060 makale, toplam miktar olarak da en azından 10001500 sayfalık bir materyal demektir. Ayrıca bu okunan materyal her hafta sınıf ortamında aktif olarak tartışılacak ve hocaya kısa bir özeti verilecektir. Tüm bunların ötesinde ise, bizim fakültelerimizde hemen hemen yok denecek olan ödev hazırlama zorunluluğudur. Öğrencinin bir de dönem ödevi için okuması gereken materyali düşündüğümüzde, bir ders için büe ne kadar çok kitap ve makale okunması gerektiği ortadadır. Yüksek lisans ve doktora programlarında ise, okuma materyali çok daha fazla bir yer almaktadır. Bu materyal, ortalama olarak en azından 610 kitap de 5060 makaleden oluşmaktadır. Ayrıca bu okuma materyaline ilâveten, dersin özelliğine bağlı olarak diğer bazı faaliyetler de istenmektedir.

 
Kilise Hizmetleri

Belki de dünyada ibadethane sayısı açısından ABD birinci sırayı almaktadır. The Yearbookfor American and Canadian Churches’e göre 2000 yılında 319.364 olan kilise sayısı, 2006 yılı itibariyle 325.000’e yükselmiştir.  Burada şunu da belirtmek gerekir ki, ABD’deki kiliseler birer külliye mahiyetinde olduğundan ülkemizdeki cami alanlarından rahatlıkla birkaç kat daha büyüktür. ABD de karşılaştırdığımızda Türkiye’de en azından 82.750 caminin olması gerekir. Oysa ülkemizde 78.608 cami vardır.

Kilise hizmetlerine baktığımızda mezhepten mezhebe bazı farklılıklar olsa bde genelde aşağıdaki hizmetlerin sunulduğunu görmekteyiz:

Misyonerlik faaliyetleri: Amerika’da üniversite bünyesindeki ilahiyat fakültelerinin bir kısmında, kilise destekli seminerlerin ise çoğunda misyonerlik bölümleri vardır. Bu bölümlerin amacı, daha çok Hıristiyan olmayan kişilere ve ülkelere yönelik din adamı yetiştirmektir. Programlan da büyük ölçüde bu yönde oluşturulmuştur. Örneğin, Trinity Evangelical Divinity School’un Mission and Evangelism Department’in amacı şu şekilde ifade edilmektedir:

Tanrı tarafından bize verilen dünya misyonerliği görevi, hiçbir zaman yirmi birinci asırdaki kadar gerekli ve zorlayıcı bir şekilde olmamıştı. Dünyanın tüm bölgelerine fırsatlar ve engeller yan yana bulunmaktadır... Trinity misyonerlik ve Evangelizm okulunun felsefesi, çok açık bir şekilde ifade olunan, Kitabı Mukaddes temeline dayanmaktadır: Mesih İsa’sız tüm insanlar kaybetmiştir ve Tanrı ile uzlaşmak ihtiyacındadır; hidayet sadece İsa’da bulunur; her nesildeki Hıristiyan kilisesinin en temel görevi, herkese Kitabı Mukaddesi tebliğ etmektir; Incil’in gelişmesi, insanlar ve şeytani güçler tarafından geçici olarak engellenebilir; ancak onun dünyada nihai zaferi elde edeceği konusunda asla bir şüphe yoktur. Trinity bu küresel misyonu yerine getirmeye kendisini adamışlar...

Bu ilahiyat okulu, söz konusu misyonunu yerine getirebilmek için, öğrencilerim en güzel şekilde yetiştirmeye çalışmaktadır. Bu amaçla öğrencilerinin görev yapabilecekleri coğrafyanın ve hedef kitlenin özelliklerine göre de programlar düzenlemişlerdir. İşte bu bağlamda Müslümanlara yönelik misyonerlik faaliyetleri çerçevesinde okuttukları dersten bir örnek vermek istiyoruz.

Dersin adı, Müslüman Evangelizmine Giriş. Ayrıntılı bir şekilde dersin hedeflerinden bahsedildikten sonra,  bu dersten başardı olabilmek için şu şartlar göze çarpmaktadır:

  1. Öğrenci, en az altı farklı müslümanla arkadaşlık kurup görüşmeli ve onlara Hıristiyanlığı aldatmaya çalışmalıdır. Onlarla üç mülakat yapmak ve onlara bir kez îsa filmini izletmelidir. Daha sonra edindiği izlenimleri rapor haline getirmelidir.

  2. Öğrenci, Kuran surelerini, kronolojik sırasına göre okuyacak ve okumalarına ilişkin bir rapor hazırlayacaktır.

  3. Öğrenci dersle ilgili konular üzerine üç sayfayı geçmeyecek bir bibliyografya hazırlayacaktır. Bu liste en azından New Encyclopedia of İslam, The Muslim World, Index Islamicus ve Muslim Peoples gibi süreli yayınlardaki makaleleri içerecektir.

  4. Öğrencinin bir camiye, tercihen cuma namazı vaktinde gitmesi istenecektir.

  5. Sınav...

  6. Ayrıca öğrenci Fellowship of Faith for the Muslims’a katkıda bulunacaktır. Yılda üç kez en az 10 dolarlık bir yardım...

  7. Öğrenci İslâm’la ilgili çeşitli video filmleri vb. materyal izleyecektir.

 

Dinî danışmanlık: Gerek Amerika gerekse Kanada’daki dinî okulların önem verdikleri en önemli konu alanlarından birisi de dinî danışmanlık konusudur. Bugün ABD’de ciddi anlamda bireysel sorunu olan kişilerin %39’u, din adamlarından yardım almaktadır. Bu yardım oram bir bütün olarak psikiyatristlerden, psikologlardan, doktorlardan, evlilik danışmanlarından ve sosyal çalışma uzmanlarından alman yardımların toplamından daha fazladır.

Batı toplumlarına baktığımızda pek çok dinî kurumun kilise ve sinagogun cemaatlerine, özellikle ruh sağlığı konusunda hizmetler sunduğunu görmekteyiz. Bu bağlamda, “cemaat temelli sağlık hizmetleri” adı altında yeni bir hareket ortaya çıkmıştır. Bazı kiliseler dışarıdan psikiyatrist ya da psikolog atamak yoluyla bu hizmeti devam ettirmeye çakşırken, bazı kilise ve sinagoglar da bizzat kendi din adamlarım bu alanda yetiştirmek suretiyle bu hizmeti sürdürmeye çalışmaktadır. Zira bu durumun hem ekonomik açıdan, hem de sonuç itibariyle daha verimli olduğu söylenmektedir.

 

Amerikan İş Bürosu verilerine göre, 1992 yık itibariyle, yahudi ve hıristiyan din hizmetlilerinin sayısı 312.000 idi. (4.000 haham, 53.000 Katolik din adamı ve 255.000 Protestan din adamı). Bu din adamları, haftada 9.5 saat danışmanlık ve diğer sağlık hizmetlerinde çalışmaktadırlar. Bu toplam olarak yılda 148.2 milyon saat anlamına gelmektedir ki, bu 77.000 üyeli, Amerikan Psikolojik Kurumu’nun yıllık çalışma süresine eşittir. Din adamlarının bu alanda yapmış olduğu hizmete fulltime çalışan 100.000 Katolik rahibeyle diğer dinî gruplarda çalışan kişilerin iş gücü de dahil değildir. İşte bu gelişmeler karşısında önemli bir mevkide bulunan Karen Stone şunları yazmıştır: “Bu mevcut gelişme ve eğilimler, bu alanı harap etmektedir... Artık hiç kimse çocuklarının bir psikolog olmasını istemez.”  Gerçekten de sadece 199395 yıllan arasında Amerikan Hıristiyan Danışmanlar Kuruluşu’nun üye sayısı 2.000’den 16.000’e yükselmiştir. Hatta bu alanda o kadar çok çalışma yapılmaktadır ki, seküler bir devlet olan ABD için Neal Krause şu soruyu sormaktadır: “Dinî rehberlik yapmak için tıp doktorları mı eğitilmeli, yoksa tıp camiasının resmi parçasını din adamları mı oluşturmalıdır?”

Amerika’daki din adamlarının hemen hemen hepsi, özürlü ya da bakıma muhtaç olan yaşlıları düzenli olarak evlerinde ziyaret ederken %87’si de haftada veya ayda bir bölgesel sağlık birimlerinde dinî hizmetler sunmaktadır.22 Amerika artık bu konuda öyle bir noktaya gelmiştir ki, tartışılan konu, din adamlarının psikolojik danışmanlıkla ilgili ders alıp almadıkları değil, seküler sağlık kuramlarında çalışan kişilerin dinî ve mânevî eğitim almalarının gerekliliği üzerinedir. Zira din adamlarının büyük çoğunluğu öğrencilik yıllarında ilahiyat fakültelerinde danışmanlık dersleri alırken, psikologların ya da psikiyatristlerin çok azının (% 5) din ya da maneviyatla ilgili ders aldıkları bilinmektedir.

Özellikle son zamanlarda bazı dinî okulların klinik alanlarda kendi elemanlarım yetiştirmeleri daha dikkat çekicidir. Örneğin bir Hıristiyan İlahiyat okulu olan Fuller Theological Seminary, Amerikan Psikoloji Demeği tarafından tam olarak tanınmış olarak Minik psikolojide doktora öğrencileri yetiştirmektedir. Yine Kentucky şehrinde Southern Baptist Theological Seminary de sosyal çalışma alanında yüksek lisans programı yürütmektedir. Daha buna benzer pek çok dinî okul farklı alanlarda din adamı yetiştirmektedir. Dinî danışmanlıkla ilgili dersler bazı bölümlerde sadece birkaç ders şeklinde yer alırken, bazı üniversitelerde veya seminerlerde ayrı bir bölüm olarak bulunmaktadır. Bu bölümlerde okuyan Hıristiyan din adamları, daha çok psikoloji ve psikiyatri ağırlıklı dersler almaktadır. Örneğin Trinity Evangelical Divinity School’un psikolojik danışma yüksek lisans programım incelediğimizde şu ders gruplarım görmekteyiz:

  1. Kitabı Mukaddes çalışmaları     6 kredi

  2. Teolojik çalışmalar      6 kredi

  3. Psikolojik danışmanlık dersleri  32 kredi

    • Danışma becerileri eğitimi                3 kredi

    • Ruh sağlığının temelleri     3 kredi

    • Danışmanlık teorileri          3 kredi

    • Aile terapisinin teorik temelleri        3 kredi

    • Grup danışmanlığı              3 kredi

    • Kişilik gelişimi       3 kredi

    • Danışmanlıkta etik konular              3 kredi

    • Danışma pratiği  2 kredi

    • Psikolojik test çalışmaları  3 kredi

    • Psikopataloji        3 kredi

    • Psikolojik araştırma metotları          3 kredi

  4. Intemship      1012 kredi

  5. Uluslar arası danışma deneyimi               4 kredi

  6. Tez 

  7. Alan eğitimi Toplam:  60 kredi

 

Yukarıda da görüldüğü gibi, danışmanlıkla ilgili derslerin toplamı 32 saattir. Hem teorik hem de pratik olarak alman bu kadar ders de herhalde bir din adamının danışmanlık konusunda yeterli bir seviyeye gelmesine yetecektir.

Halka yönelik hizmetler: Bugün kiliseler, cemaatine sadece danışmanlık alanında değil, çok farklı alanlarda da hizmetler sunmaktadır. 1700 farklı alanda hizmet eden kiliseler, fakirlikten evlilik sorunlarına; ruhsal hastalıklardan hasta ziyaretlerine; iş bulmadan bireysel sorunlara (örneğin alkol ve diğer uyuşturucu madde kullanımı); depresyonlu durumlardan evlilik ve ailevî sorunlara; ergenlik hamileliğinden hukukî danışmanlığa varıncaya kadar çok geniş bir alanda hizmet sunmaktadır.  Diğer bir ifadeyle yapılan bu programların % 40’ırn temel ihtiyaçlar (yiyecek ve giyecek dağıtımı, ev hizmetleri ve çocuk bakımı); % 6’sını gelir arttırıcı programlar (finans servisleri ve düşük faizlerle ev sahibi olma); yaklaşık olarak % 18’ini danışmanlık hizmetleri (aile danışmanlığı, anne-baba seminerleri, cinsellik sorunları ve riskli konulara ilişkin gençlik programlan, hapis-yatan bireylere ve ailelerine yardım) oluştururken, diğer teşebbüse yönelik faaliyetler olarak da çeşidi eğitimsel hizmetler ve bilinçlendirme programlan (örneğin sanat kazandırma programlan ve akademik çalışmalara destek), sağlık temelli hizmetler (örneğin HTV/AIDS’den veya madde bağımlılığından korunma, kan basıncım ölçme, sigaradan vazgeçirme, diş sağlığı, stres azaltma, sağlıklı yaşam için spor, genel sağlık bilgileri ve uygulamaları vs.) ve eğlence programlan oluşturmaktadır. Pek çok kilise kendi yapmış olduğu bu programlara ilâve olarak, çeşitli devlet kurumlarıyla da işbirliği yaparak cemaatine daha iyi hizmetler sunmaya çalış maktadır.  Pennsylvania Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırma, kiliselerin % 91’inin en az bir sosyal servis hizmetinde bulunduğunu; ancak çoğunun beş veya daha fazla hizmet sunduğunu ortaya koymuştur. Philadelphia’daki kikseler üzerine yapılan bir başka araştırmada ise, yukarıdaki araştırma sonuçlarına benzer hizmet verdiklerini, her bir kilisenin yıllık 103.000 dolar değerinde sosyal hizmet sunduklarım rapor etmiştir. Peki bu paralar nereye gitmektedir? Başta bu paralar anne ve babalan kiliseye gitmeyen risk grubu çocuklara harcanmaktadır. Buna ilâve olarak hamilelik merkezlerine (pregnancy centers), hükümlü rehabilitasyon programlama, gündüzbakım evi programlama, uyuşturucu tedavi merkezlerine, evsizlere sığmak tedarikine, genç babalara yönelik programlara, gençlik dönemi suçlama ve fakirleri bulundukları durumdan daha iyi bir konuma getirmeyi amaçlayan toplum gelişim programlama harcanmaktadır.

 

Kilisenin bu tür programlarından bahsederken burada hem federal hem de eyalet devletlerinin kiliselerin bu tür faaliyetlerini engellemek bir tarafa, ekonomik açıdan önemli derecede desteklediğini de hatırlatmamız gerekir. Örneğin 2004 yılı itibariyle ABD’de inanç temelli organizasyonlar 2 milyar dolar federal destek almışlardır. Yine bugün ABD’de dinî temelli okullara devam eden öğrenci sayısı tüm öğrencilerin % 10’nunu oluşturmaktadır. Ayrıca madde bağımlılığını önlemede yardımcı olmak amacıyla da dinî kuramlara (kiliselere) para ödenmektedir. Örneğin 2003 yılında bu amaçla 600 milyon dolar para ödenmiştir.

Pek çok Amerikan tarihçisine göre, Amerika’nın gelişmesinde kilisenin çok önemli bir rolü olmuştur. Zira başta yardımlaşma, hayırseverlik ve ekonomik gelişme önemli derecede dindar kişilerin çalışmaları sonucu gerçekleşmiştir. Küçük yerleşim yerleri ve gelişen şehirlerde kiliseler, insanlara çok çalışmayı, itidali, tasarrufu ve aile sorumluluğunu öğretmiştir. Yine kiliseler sadece bu teorik öğretilerle kalmayıp, aynı zamanda başta fakirlik olmak üzere, hayat kadınlığı ve kürtajla da sürekli olarak mücadele etmiştir. Daha etkili bir hizmet verebilmek için YMCA ve YWCA gibi (The Young Men’s Christian Association) ve Salvation Army gibi teşkilâtlar, toplumda sadece dinî hizmet vermekle kalmamışlar, aynı zamanda Kitabı Mukaddes dersleriyle birlikte daha pek çok sosyal ve ekonomik alanda da hizmet vermişlerdir. Örneğin 1880’te İngiltere’den gelen Salvation Army’nin felsefesi “soup, soap and salvation” (çorba, sabun ve kurtuluş) idi. Ayrıca başta yiyecek, sığmak, tıbbı yardım, meslekî eğitim, cezaevi hizmetleri, fakirler için hukukî yardım, kış mevsiminde ucuz yakacak temini gibi pek çok alanda hizmet vermişlerdir. Hâlâ bugün gönüllülük esasına dayanan bu hizmetler çerçevesinde kilise, toplam mahkum sayısının % 10’unu oluşturan 219.000 mahkuma hizmet vermektedir.

Batı’daki din hizmetlerine ilişkin bu kısa değerlendirmeden sonra şunu söyleyebiliriz ki, Batı’daki din eğitimi ve öğretimi, statik bir yapı yerine dinamik bir yapı arz etmektedir. Bu bağlamda her mezhep kendi öğretisi doğrultusunda eğitim ve öğretim kurumunu oluşturabilmekte ve cemaatine yönelik hizmetler sunabilmektedir. Elbette böyle bir yapılanmada sözkonusu ülkelerin yasal yapısı da önemli rol oynamaktadır. Zira devlet, belki dinî müesseselere doğrudan yardım etmese bile, en azından teşvik etmekte; ama hiçbir zaman engel olmamaktadır.

Ülkemizde Yapılabilecek Kaliteli Din Hizmetlere İlişkin Bazı Öneriler

Böyle bir başlık altoda elbette çok şey söylenip yazılabilir. Zaten bu konuda ülkemizde pek çok ilmi sempozyum da yapılmıştır. Ancak en azından bildirimiz çerçevesinde, maddeler halinde de olsa şu önerilerde bulunabiliriz;

  1. Her şeyden önce din eğitimi alanında hizmet veren kişilerin eğitim seviyelerinin acilen yükseltilmesi gerekir. Artık hiç kimse, sadece İmam Hatip Lisesi mezunu kişilerin bu mesleği hakkıyla yerine getireceğini söyleyemez. Bunun için de hâlihazırda görev yapan imamlara yönelik olarak hizmet içi eğitim kurslarıyla birlikte, müftülüklerin de mutlaka farklı alanlarda elemanlarının eğitim kalitesini yöneltmeye yönelik faaliyetlerde bulunmaları gerekir.

  2. Batı ülkelerinde olduğu gibi, ülkemizdeki İlahiyat fakülteleri de yemden yapılandırılmalıdır. Şimdiye kadar bildiğimiz klasik ders ve programların yerine, daha çok uluslararası düzeyde, günümüz dünyasının sorunlarına ışık tutacak tarzda programlar geliştirilmelidir.

  3. Batı ülkeleriyle kıyasladığımızda gördük ki, ülkemizdeki İlahiyat fakültelerinin sayılan oldukça düşüktür. Dolayısıyla hem sayılanımı artırılması, bundan da önemlisi, eğitim kalitesinin kesinlikle yükseltilmesi gerekir. Hiç olmazsa İmamların fakülte mezunu, vaiz ve müftülerin de lisans üstü eğitim almaları sağlanmak ve bu yönde gerekli kanuni düzenlemeler yapılmalıdır.

  4. Yaygın din eğitimindeki hizmet kalitesini artına birtakım önlemler alınmalıdır. Bu bağlamda gerçekten mesleğini seven ve bu konuda bir şeyler yapmaya çalışan kişilerle, sadece maaş uğruna görev yapan kişileri bir tutmayarak, kaliteli hizmet veren kişilerin ödüllendirilmesi yoluna gidilmelidir.

  5. En azından bundan sonra yapılacak camilerin sadece birer ibadethane olmaları yerine, farklı hizmet alanlarına yönelik tarzda yapılmaları sağlanmalıdır.

  6. Daha kapsamlı din hizmetlerinin yapılabilmesi için, din görevlilerini zora sokmayacak tarzda, yeni hukukî düzenlemelerin de yapılması gerekir.

 

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki, Avrupa Birliği’ne girmek için çalıştığımız şu günlerde gerek uluslararası boyutta gerekse kendi ülkemizdeki halkın dinî ihtiyaçlarım yeterli düzeyde karşılayabilmek için mutlaka bir şeyler yapma zamanımız gelmiştir. Kendimizi yenilemediğimiz ve günümüz insanlarının dinî, psikolojik, ekonomik ve sosyal sorunlarına çözümler getiremediğimizde bu yetersizlik durumu sadece din görevliliği mesleğini zedelemekle kalmayıp aynı zamanda İslâm dininin güncelliği ve yeterliliği durumuna da gölge düşürür, herhalde kimsenin böyle bir şeye sebep olma hakkı yoktur.

Kültür Sayfası