2007-2008: Cumhurbaşkanlığı Meydan Savaşı

Cumhurbaşkanlığı Seçimi Neden Önemli?

İsmet Berkan:

Pek çok kişiye göre cumhurbaşkanlığı makamı “son kale”ydi. Kimin kalesi, neyin kalesi, kim kimin kalesini ele geçiriyor gibi normal sorulan bile sormaya imkân yoktu. Laiklik hassasiyeti üzerinden siyaset yapan kesimler, durumu o kadar abartıyordu ki, sanki memleket onlara aitti, Ak Parti dışarıdan gelmiş ve memleketin ‘kale’lerini bir bir ele geçiriyordu.[1]

Silahlı kuvvetler, bir zamanlar Süleyman Demirci'm bir sohbet sırasında söylediği gibi, sadece ve sadece Çankaya Köskü’ne selam durur, bir tek cumhurbaşkanını kendilerinden üstte görürler. Başbakanlar, genelkurmay başkanlarının eşitidir hatta çoğu durumda daha alt seviyededir onlara göre.[2]

Böyle bir yönetim sistemi için cumhurbaşkanının konumu gerçekten çok stratejiktir. Rejimde ‘devlet iktidarının sürekliliğinin sağlanması görevi cumhurbaşkanına verilmiştir. Üniversite rektörlerini, yüksek yargı üyelerini, Anayasa Mahkemesi üyelerini o atar. [3]

Böyle olunca, yarı demokrasinin merkezine cumhurbaşkanını koymak lazım.[4]

Aklı başında, bilgili görgülü sayılan pek çok kişiye sorun, size ‘devlet’ ile ‘hükümet’in farkından söz edecektir.[5]

‘Hükümet’i anladık, dört yılda bir seçimle seçtiğimiz kişiler... Peki ‘devlet’ ne veya kim? Burada ‘devlet’ten kastedilen askerdir, askerin iktidarıdır. Peki ama ben hiçbir seçimde as-kerlerin de seçime katıldığını, benden oy istediğini hatırlamıyorum.[6]

 

Biz vatandaşlar oy versek de vermesek de asker hep ‘devlet’tir, kendi iktidar alanına sahiptir bu ülkede.[7]

O yüzden de devlet-hükümet ayrımı vardır bizde. Mesela Ergenekon’a bakın, onlar ‘devlet’i kurtarmaya soyunduklarını söylerler, ‘devlet’i ‘hükümet’ten kurtarmaya![8]

Özellikle 1982 Anayasası’nda bu makam Kenan Evren için özel olarak tasarlanmıştır. O sebeple de cumhurbaşkanına gerçek anlamda kuvvetler ayrılığına dayanmayan sistemin ‘devlet’ adına dengeleyicisi ve frenleyicisi demek daha doğru olacak.[9]

Ak Parti iktidarının ilk yılları boyunca Ahmet Necdet Sezer kendi görev tanımını tam olarak böyle yaptı: Dengeleyici ve frenleyici. Ne adına? Devlet ve laiklik adına. Başka hangi cumhurbaşkanı, Sezer’in 2003-2007 arasında yaptığı kadar çok kanunu veto etmiş, Anayasa Mahkemesi’ne götürmüş, yüksek bürokrat atama kararnamesi geri çevirmiştir. Denge ve fren...[10]

Şimdi o makamın frenleri kalkacaktı. “Devlet”in endişesi buydu işte.[11]

Cumhurbaşkanlığı Seçimine Doğru: Ortam Isınıyor

İsmet Berkan:

Haftalardır eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun bir iddiası tartışılıyordu. Şimdi burada detaylarına girip canınızı sıkmak istemem ama iddia temel olarak cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında Meclis Genel Kurulu’nda en az 367 milletvekili bulunup oy kullanmazsa o oylamanın (sonuç ne olursa olsun) geçersiz olduğu tezine dayanıyordu.[12]

Bu teze nisan başında durduk yerde toplanan Rektörler Komitesi de dolaylı destek vermiş, komitenin bildirisini açıklayan YÖK Başkanı ve anayasa hukukçusu Prof. Dr. Erdoğan Teziç de bir soruya cevap verirken aynı teze kuvvetli bir destek vermişti.[13]

Bütün bunlar yetmiyormuş gibi Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer de sahneye çıkmış, İstanbul’da Harp Akademileri’nde verdiği bir konferansta ülkede laikliğin tehlikede olduğunu, Ak Parti hükümeti ile Amerika’nın işbirliği içinde Türkiye’yi “Ilımlı İslam Cumhuriyeti”ne dönüştürmekte olduğunu söylemişti.[14]

Aynı günlerde Nokta dergisi, bu kitapta sık sık alıntılar yaptığım Özden Örnek'in günlüklerinden pasajlar yayımladı ve 2003 sonu, 2004 başında atlatılan darbeleri yazdı.[15]

Başbakan Erdoğan, Nokta'nın yayını için savcıları göreve çağırdı ama savcılar dergide yayımlanan iddiaları değil derginin kendisini soruşturdu. “Memlekette darbe planlandı, işte belgesi,” diyorsunuz, darbe planlayanlar değil siz soruşturuluyorsunuz, nasıl böyle şey söylersin, diye... [16]

Nisan ayının olayları bitmek bilmiyor... Malatya’da İncil basıp bedava dağıtan Zirve Yayınevi’ne giren caniler oradakileri boğazlarını keserek hunharca öldürmüştü. [17]

Cumhuriyet Mitingleri

AK Parti’ye Karşı Huruç Hareketi: Gösteriler

İsmet Berkan:

Eruygur 2007’nin hemen başında devasa mitingler örgütlemek için kollan sıvadı. İlk miting 14 Nisan 2007’de Ankara/Tandoğan’da yapılacaktı. Ardından İstanbul ve İzmir. Mitinglerin görünürdeki amacı, Ak Parti çoğunluğunun cumhurbaşkanı seçmesini engellemekti. Ama asıl niyet, Türkiye’de geniş kalabalıkların Ak Parti hükümetinden kurtulmak istediğini göstermekti.[18]

Ali Bulaç:

21. yüzyılın ilk yıllarından başlamak üzere Ukrayna’dan Kırgızistan’a kadar başarılı veya başarısız vuku bulduğuna şahit olduğumuz “Turuncu devrimler”deki gösteriler, 27 Nisan sürecinde de başarıyla kullanılmakla (Ankara-Tandoğan, İstanbul-Çağlayan, Manisa, Çanakkale, İzmir), böylece dış dünyaya büyük bir toplumsal desteğe sahip olunduğu mesajı verilmekteydi. Gösteriye katılanlar, milli gelirden en yüksek payı alan yüzde 20’lik gruptu; hepsi iyi giyimli, beyaz, okumuş ve kentliydi. Peki, bunlar ne istiyorlardı?[19]

Kabul etmek gerekir ki, Türkiye, çok ciddi ve derin bir değişim sürecinden geçmektedir. Küreselleşme ve AB üyelik süreci üzerinden gelen “dış baskılar” ile kent nüfusunun artması -nüfusun neredeyse yüzde 70’i artık kentlerde yaşamaktadır- Türkiye’yi birkaç alanda değişime zorlamaktadır. Mevcut hukuki, idari, sosyo-politik ve iktisadi sistemin eskisi gibi devam etmesi giderek güçleşmektedir. Bütün değişim süreçlerinde olduğu gibi, içinden geçmekte olduğumuz bu değişim sürecinde de bazı kesimler, geleneksel imtiyaz, imkân ve avantajlarını kaybedecek; yeni ke¬simler veya yükselmekte olan yeni toplumsal güçler, yeni imkân ve avantajlar elde edecektir.[20]

Geleneksel zümrelerin -ki, gösterilerde “Cumhuriyet’i koruma” sloganı ve kararlığıyla ortaya çıkmalarına karşın, demokrasiden ve demokratikleşmeden söz etmemekteydiler- arkasına sığındıkları 6 okun içinde -ki, bu da şemsiyesi altında toplandıkları CHP’nin siyasetteki rehber ilkeleridir- “demokrasi” yoktur ve bundan hiçbir şekilde rahatsızlık duymamaktadırlar.[21]

Neo-Conlar’ın “katı Amerikan muhafazakârlığı”na karşı “sermayenin küresel vatansızlığını savunan Soros’un finanse ettiği “Turuncu devrimler' Ukrayna’dan Kırgızistan’a kadar iyi sonuç verdi. Sadece Lübnan’da 50 bin kişilik light göstericiye 1 milyon Hizbullah yanlısı kadın, erkek, yaşlı, çocuk cevap verince “sedir devrimi” teşebbüs halinde kaldı.[22]

Peki, olup biten neydi? Murat Yetkin, şu değerlendirmeyi yapıyordu: Etkili dış çevreler, yakın zamana dek Türkiye’deki laiklerin, yalnızca seçkin bir azınlık; halkın büyük bölümünün de buna katlanmak zorunda kalan muhafazakârlar olduğu yolundaki propagandanın etkisindeydi. Şimdi, Türkiye’de laik yaşam biçiminden vazgeçmek istemeyenlerin yalnızca seçkin bir azınlık olmadığını gözleriyle gördüler. Mitinglerin, toplumsal olarak eğitimli, şehirli orta sınıfın, yaşam biçimine yönelik algıladığı tehdide karşı kendisini barışçıl ifade tarzı olduğu gözlenebiliyor.” (Radikal, 16 Mayıs 2007)[23]

Biz bunu kaale alsak bile, Türkiye’yi çok yakından takip eden Avrupalı siyasetçiler ve aydınlar, bunu ciddiye almadılar. AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu komiseri Olli Rehn’in ardından Avrupalı aydınlar da, ordunun siyasete müdahalesini eleştirerek, laikliğin tehdit altında olmadığını söylüyordu.“[24]

Mitinge katılanların büyük bir bölümü, beyaz, iyi giyimli ve Türkçeyi “Avrupa Yakası” tadında kullananlardı. Bayağı kentli ve medeni/sivil bir görüntü/resim veriyorlardı. Fakat tek tek kendilerine mikrofon tutulanlardan anlaşılan şuydu ki, müthiş bir öfke biriktirmişlerdi ve elbette sahip oldukları ellerinden gidecek diye belli ki, çok “korkutulmuş”lardı. Emekli askerler, CHP, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD)’ler, sahil şeridi ehli keyf yurttaşlar, sivil devlet kuruluşları (SDK) ve sahip oldukları her şeyi, performanslarına, yani emeklerine değil; referanslarına, yani sistemin onlara bahşettiği imtiyazlara ve avantajlara borçlu olan bilumum bürokrat çocukları ve eşleri meydanlardaydı.[25]

Türkiye’de orta sınıfın ana gövdesi esnaftır ve bu ana sınıf, seçmenin yüzde 60’ını teşkil etmektedir. Bu yüzde 60 seçmenin, ancak yüzde 5’i CHP’ye oy veriyor. Oysa gösterilere katılanların yüzde 62’si CHP ye oy verdiğini söylüyordu. Bu da, göstericilerin başka bir katmana ve ideolojik-politik evrene ait olduklarım gösteriyor. Sınıfsal özellikleri, “üst-alt katmandan üst-orta ve üst-üst katman”a doğru tırmanmaktaydı. Bir başka ifadeyle, milli gelirin yüzde 46’sına el koyan kesimler, bürokrasi, hizmet sektörü ve rantiyeci kesimlerdir.[26]

Peş peşe yapılan gösteriler, var olmayan bir tehdidi bir kere daha öne çıkardı. Batılı kamuoyuna şu denmek istiyordu: “Siz yanlış kimselerle iş tutuyorsunuz, sizin Türkiye'de tabii müttefikleriniz biziz!”[27]

Durumun anlaşılması için birkaç gün beklemek gerekirdi. Zaman geçtikçe, Baldı kamuoyu büyük bir şaşkınlık yaşadı. Çünkü ortaya çıkan manzara son derece paradoksaldı; düşünüldüğünün aksine İslamcılar demokrasi talep ediyor, laikler anti-demokratik cephede toplanıyordu. Haziran’ın ilk haftasında yayınlanan Fransız Le Monde gazetesi, Türkiye’deki krizin ardında dini sebeplerden çok ekonomik çıkarların ve güç paylaşımı mücadelesinin olduğu yorumunda bulundu. AK Parti’ye karşı gösteri yapan laik cephe içinde yer alanların, kendilerini “uyanmakta olan sessiz çoğunluk olarak gördüklerini; fakat aslında azınlık olduklarını” bildiren gazete, “üstelik bu kesimin eylemlerinin, emekli bir darbeci general tarafından yönetilen Atatürkçü Düşünce Demeği (ADD) gibi sivil dernekler kılıfı altında askerler tarafından tasarlandığını ve organize edildiğini” yazdı. Le Monde’un “Atatürk’ün torunlarının irkilişi” başlığıyla yayınlanan analiz yazısında Türkiye’deki krizin, dinden çok “eski Kemalist elitlerle, yeni AK Partili elitler arasındaki ekonomi dâhil iktidar paylaşımından” kaynaklandığı ifade edildi.[28]

Le Monde, önemli bir noktanın altını çiziyordu: Mitinglere katılanlar, ideolojik bakımdan sesleri çok yüksek çıksa da sayısal olarak çoğunluğu teşkil etmiyorlardı. Oysa bu mitingleri düzenleyenlerin bütün dünyaya vermek istedikleri mesaj, savundukları ideolojinin güçlü bir toplumsal desteğe sahip olduğuydu. Analizde mitinglerin “Kemalistlerin önceden elde ettikleri yerleri koruma amacına yönelik” yapıldığı yorumu yer aldı. Fransız gazeteye göre, Türklerin ancak dörtte birinden azı laikliğin tehlikede olduğunu düşünüyordu. Le Monde, açıkça Türk siyasetinde “askeri ipoteğin” hâlâ devam ettiğini belirtiyor, ordunun, Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı olmasını engellemek için “hukuk müdahalesi kılıfı altında” demokratik olmayan bir müdahalede bulunduğunu vurguluyordu.[29]

Yakın siyasi tarihimizi iyi bilenler, CHP'nin 27 Mayıs askeri darbesinde oynadığı rolü, 27 Nisan şartlarında da aynıyla oynadığını kabul etmektedirler. Siyasette ve idarede referans aldığı 6 ilke arasında ‘'demokrasi”nin yer almadığı CHP’nin, o günlerdeki lideri Milli Şef İsmet İnönü’ydü ve İnönü’nün en ünlü sözlerinden biri şuydu: “Şartlar teşekkül ettiğinde darbe olur”, yani İnönü “darbe meşrudur” demek istiyordu ki, bugünkü CHP de nihai tahlilde bundan bir milim sapmış değildir.[30]

Cumhurbaşkanı Adayının Belirlenmesi

Başbakan eğleniyor, Türkiye izliyor

İsmet Berkan:

Ankara’da Cumhuriyet Mitingi’nin yapıldığı günün gecesinde Başbakan Erdoğan’la birlikte bir grup gazeteci Almanya’ya Hannover’e gittik. Başbakanın yol boyunca neşesi yerindeydi. Bize cumhurbaşkanı adaylığı konusunda ser verdi sır vermedi. [31]

Nitekim başbakan aylardır merak edilen kararını, yani cumhurbaşkanı olup olmayacağını ne basın toplantısıyla millete ne de grup toplantısında partisine söyledi. Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmama kararını önce İstanbul Kumkapı Balık Hali’ndeki balıkçılar öğrendiler![32]

Almanya’dan döndükten iki gün sonra, 20 Nisan 2007’de başbakan İstanbul’da tur atıyordu, Kumkapı’daki balıkçılara da uğradı ve orada bir balıkçının, “Siz Çankaya’ya çıkmayın,” diye seslenmesine cevaben, “Siz ne diyorsanız o,” dedi. Bunun üzerine bir başka grup balıkçı Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmasını istediklerini söylediler. Erdoğan kalabalığa döndü, “Bakın gazeteciler de burada, ne diyorsunuz?” dedi. “Başbakan kal,” cevabını duyunca da ellerini iki yana açıp, “Aynen,” dedi.[33]

Şaka gibi. Aylardır peşinden koşulan, onca gerginlikler yaşanan “milyon dolarlık soru” işte böyle cevaplanıyordu. Balıkçılar, “Başbakan kal,” diyor, Erdoğan da, “Aynen,” deyip ekliyordu: “Siz ne diyorsanız o!”[34]

Son dakikada aday Abdullah Gül

İsmet Berkan:

Cumhurbaşkanı aday bildirme süresinin dolmasına birkaç gün vardı ve Türkiye’nin başlıca cumhurbaşkanı aday adayı yarışta olmadığını söylüyordu. Hoş kimin cumhurbaşkanı olacağını da büyük ölçüde o belirleyecekti zaten.[35]

Neyse... Sonunda, adaylık için başvuru süresinin dolmasına bir gün kala Tayyip Erdoğan partisinin grup toplantısında Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı adayı olduğunu açıkladı.[36]

Yepyeni gibi duran eski tartışma yeniden başladı. Bir kale daha düşüyordu! Sanki gelen düşman ordusuydu ve kaleleri tek tek ele geçiriyordu. Siyasetin dili bu seviyeye inmişti, ülkede düşman kamplar vardı.[38]

Şaka gibi ama Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı seçilecek kişinin eşinin başının açık olup olmaması hiç utanılmadan açık açık konuşuluyor, hatta zaman zaman “Açsınlar eşlerinin başını, biz de kabul edelim” gibi akla hayale gelmeyecek türden terbiyesizlikler yapılıyordu bu ülkede.[39]

Burada konudan kısaca ayrılıp kullandığım terbiyesizlik kelimesini açmam gerek: Bana göre bu çeşit öneriler, evet terbiyesizlik. Birincisi, bir erkeğin bir kadınla evli olması, o kadını erkeğin kölesi yapmaz, kimle evli olursa olsun o kadının kendine göre düşünceleri, inançları ve bir kişiliği olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. İkincisi, “Açsınlar başını” demekle “Kapatsınlar başını” demek arasında hiçbir kategorik fark yoktur, her iki bakış da kadını yok sayar, kadım erkeğin kölesi olarak görür. Üçüncüsü, insanlar çeşitli makamlara aday olsalar bile sadece siyasetten (veya dini inançtan) ibaret değillerdir, onların bir özel hayatı, aile hayatı da vardır ve buna saygı göstermek gerekir.[40]

Abdullah Gül'ün aday olarak ilan edilmesinin hemen ardından zaman birden hızlandı. Çünkü ilk tur oylama 27 Nisan günü yapılacaktı ve ortada bir 367 kılçığı duruyordu. Ak Parti ve Abdullah Gül, o kılçığı ortadan kaldırmak, meseleyi daha sorunsuz halletmek için muhalefet partileriyle, hatta tek tek bağımsız milletvekilleriyle bile görüşmeye başladı.[41]

27 Nisan E-Muhtıra

Son muhtıra geliyor! – 27 Nisan 2007

İsmet Berkan:

27 Nisan 2007 sabahı çoğu gazetenin manşetinde, oylamaya 367 milletvekilinin katılmayacağı varsayımına dayanan bir papatya falı vardı: Anayasa Mahkemesi seçimi iptal edecek miydi, etmeyecek miydi? Sabih Kanadoğlu’ndan mülhem CHP’nin tezi geçerli miydi, değil miydi?[42]

O gün oylamaya 367 değil 361 milletvekili katıldı. Abdullah Gül’e 357 oy çıktı. Yeri gelmişken kuralı da hatırlatayım: Cumhurbaşkanı seçiminin ilk iki turunda üçte iki çoğunluk, yani 367 oy aranıyor seçilebilmek için. Bu iki turda 367’ye ulaşılamazsa üçüncü ve dördüncü turda salt çoğunluk, yani 276 seçilmek için yeterli oluyor. Yani Abdullah Gül ilk iki turda seçilemese bile üçüncü turda kesin seçilecekti. Bunu engellemenin tek yolu, her oylamada salonda 367 kişinin bulunması koşulunu getirmekti. Muhalefet seçimi boykot edince Meclis’te 367 milletvekili bulunamıyordu, nitekim bulunamadı.[43]

Aslında 367’nin kilidini, o sırada birleşme, tek çatı altında toplanıp ‘merkez sağı yeniden inşa etme’ görüşmeleri yürütmekte olan Mehmet Ağar’ın başkan olduğu DYP ile Ak Parti’den ayrılan bir grupla ANAP a katılan Erkan Mumcu ellerinde tutuyorlardı.[44]

Bu iki lider, kendilerini, partilerini ve içinden geldiklerini iddia ettikleri siyasi geleneği hiçe sayarak oylamaya katılmadı ve Anayasa Mahkemesi’ne siyaseti tanzim etme yeteneği kazandırdılar. Bunun cezasını da ilk genel seçimde siyaset sahnesinden silinerek gördüler. Bir zamanlar ülkeyi yönetmiş bu iki parti, birleştikleri halde hâlâ yok mertebesinde oy alıyor. 27 Nisan Cuma günü mesai saati bitmeden CHP Anayasa Mahkemesine meşhur 367 itirazını yaptı.[45]

Aynı günün akşamı… Genelkurmay, daha sonra bizzat Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt tarafından kaleme alındığı açıklanan bir muhtırayla siyasete müdahil oluyor, hatta darbe tehdidinde bulunuyordu.[46]

…Son günlerde, cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde öne çıkan sorun, laikliğin tartışılması konusuna odaklanmış durumdadır. Bu durum, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından endişe ile izlenmektedir. Unutulmamalıdır ki, Türk Silahlı Kuvvetleri bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur… özetle, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk un, “Ne mutlu Türküm diyene!” anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır. Türk Silahlı Kuvvetleri, hu niteliklerin korunması için kendisine kanunlarla verilmiş olan açık görevleri eksiksiz yerine getirme konusundaki sarsılmaz kararlılığını muhafaza etmektedir ve bu kararlılığa olan bağlılığı ile inancı kesindir.[47]

Biz gazeteciler 27 Nisan geceyarısından sonra nasıl Genel-kurmayın beklenmedik müdahalesini manşetlerimize çekip yeniden gazete hazırlamak için hummalı bir çalışma içine girdiysek hükümet de benzer bir hummalı çalışma içine girdi.[48]

Web sitesine bildiri konduktan sonra başbakan, genelkurmay başkanım aradı ama konuşamadı. Söylenene göre genelkurmay başkanı karayoluyla İstanbul’a gidiyordu, kendisine ulaşılamamıştı. Genelkurmay başkanı Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının telefonuna çıkmıyordu.[49]

Bu bir darbenin habercisi olabilirdi. Toplantıda bulunan hükümet üyeleri kendilerini bu ihtimale hazırladılar, hatta Abdullah Gül daha sonra Hasan Cemal’e, “Eşiyle vedalaştığını, eşi ve ailesini bir arkadaşına emanet ettiğini,” dahi söyledi. Durum vahimdi yani.[50]

28 Nisan sabahı gözler öncelikle hükümetteydi elbette. Hükümet sözcüsü Cemil Çiçek, bütün gece üstünde çalışılarak yazılan bildiriyi okumak için kürsüye geldiğinde nefesler tutulmuştu. [51]

…Türkiye’nin uluslararası toplumda itibarını zedeleyen, çağdaş dünyadaki konumumuza zarar veren, Türk ekonomisinin istikrarını tehdit eden, demokrasiye aykırı ve Türk Milletinin vicdanında yara açan davranışlardan tüm sorumluluk sahiplerinin kaçınması gereklidir. Güven ve istikran zedeleyenler, ülkemizin ve milletimizin âli menfaatleri bakımından doğuracağı olumsuz sonuçların sorumluluğunu yükleneceklerini bilmeli.[52]

Neden sonra muhalefet de konuştu. Söylenenler utanç vericiydi. Askerin bildirisi yarım ağızla kınanırken Ak Parti’nin tutum ve davranışlarıyla böyle bir bildiriye sebep olduğu söyleniyordu. Yani muhtıradan ötürü iktidar suçlanıyordu. Askere “Sen kim oluyorsun da hukuk dışına çıkıp üstüne vazife olmayan işlere karışıyorsun” diyen yoktu.[53]

Muhtıra mitinglerin ve darbecilerin hızını kesti

İsmet Berkan:

Memlekette bütün bunlar nedeniyle darbe konusu yeniden güncel hale gelirken İstanbul’da ikinci Cumhuriyet Mitingi yapıldı. Mitinge katılım çok yüksekti. Çağlayan alanında konuşan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Türkan Saylan, “Ne şeriat ne darbe” dedi. Çok şükür, kıyas yoluyla da olsa laik kesimden birileri darbeye hayır demekten yüksünmüyordu.[54]

Daha ilginci şuydu: 27 Nisan bildirisi, Cumhuriyet Mitingleriyle yaratılan momentumu etkilemişti. Miting katılımcılarının en azından yarısı, evet Ak Parti’yi istemiyordu ama askeri yönetimi hiç istemiyordu. Bu da yüksek sesle dile getiriliyordu.[55]

Yine de herkes öyle düşünmüyordu, özellikle de Deniz Bay- kal. CHP lideri, “Kimsenin darbeyle iktidarı ele geçirme hazır¬lığı içinde olmadığı kanaatinde”ydi. Bu kanaatin kaynağı neydi hâlâ bilmiyoruz. Deniz Baykal’a göre darbeyi önlemek de Anayasa Mahkemesi’nin elindeydi. “Eğer mahkeme 367 milletvekili bulunmadan cumhurbaşkanı seçilebileceği yönünde karar verirse Türkiye tehlikeli bir çatışmaya sürüklenir,” diyordu CHP lideri. Yani, Anayasa Mahkemesi cumhurbaşkanı seçimini iptal etmezse darbe olabilir, iç çatışma çıkabilirdi. Pes.[56]

Anayasa Mahkemesinin Seçim İptali

Darbeyi Anayasa Mahkemesi yapıyor – 1 Mayıs 2007

İsmet Berkan:

Ucu hep darbeye varan kanlı bir siyasi tarihi olan Türkiye’de, ilginç bir yıldönümünde, 1 Mayıs 1977’nin tam otuzuncu yılında Anayasa Mahkemesi cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili kararını açıkladı ve seçimi iptal etti. Bu karar çok yazıldı çizildi, hukukun zorlanmasının, hukukun siyaset için araç haline getirilmesinin ve Anayasa Mahkemesi’nin de kendini “zinde kuvvet” yerine koyarak bir mahkeme olmanın çok ötesine geçip siyasi roller üstlenmesinin en son ve tipik örneği olarak tarihe geçti.[57]

Bu karara imza atan üyeler, ömürleri boyunca silinmeyecek bir utancın da altına imza atmış oldular. Zaten mahkemenin üyelerinden birinin gözyaşları içinde, “Ben bu kararı torunlarıma nasıl anlatırım?” dediğini sağır sultan bile duydu.[58]

Mahkeme üyelerine genelkurmaydan açıkça baskı yapıldığı, asker kökenli iki üye aracılığıyla kararın oluşturulduğu çok söylendi. Bana kalırsa bunlara gerek yoktu zaten; çünkü Ahmet Necdet Sezer cumhurbaşkanı olarak mahkemeye yaptığı atamalarda öyle “militan” laikler seçti ki, onlar dışarıdan bir telkine ihtiyaç duymadan zaten 367 kararını alacak hukukçulardı.[59]

27 Nisan Bildirisi

Şamil Tayyar:

Genelkurmay, oylama gecesi saat 23.17’de kurumun resmi internet sitesinden yayınladığı bildiriyle siyaset alanına müdahale etti. [60]

Milli Eğitim Bakanı Çelik’in ekranlarda duyurduğu bu açıklamanın hemen ardından Erdoğan’dan izin aldıktan sonra Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ı telefonla arayarak randevu talep etti. Çelik, 2 Mayıs günü karargâhtaydı.[61]

Yarım saat planlanmıştı ama görüşme 2 saati aşrı. [62]

… Çelik: Bildiriden sonra muhatabın hükümet olduğu iddiası, bazı çevrelerce “hükümete muhtıra denmesi bizi çok rahatsız etti?[63]

Büyükanıt: Biz sadece TSK’nın hassasiyetlerini ortaya koyduk. Sadece muhatap olarak kendinizi görmeyin. Kim hissesine ne alırsa alsın.[64]

27 Nisan'da Saygun faktörü

Şamil Tayyar:

Bu dönemin en kritik hamlesi 27 Nisan Bildirisidir. Başından beri bu bildirinin Büyükanıt tarafından yazılmadığım ve ordu içindeki baskıya yenik düştüğünü düşünüyorum. Bildirinin gece yarısı saat 23.17 de internet sayfasına konmasının da TSK içindeki görüş ayrılıklarından kaynaklandığı kanaatini taşıyorum.[65]

O dönemde en faal ve heyecanlı isim, Genelkurmay 2. Başkanı Ergin Saygun’dur. Daha önce cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılacakları mesajı veren ANAP Genel Başkanı Erkan Mumcu ve DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar’ın tavır değişikliğinde Saygun’un doğrudan rol oynadığı belirtiliyor.[66]

Dolmabahçe mutabakatı

Milli Eğitim Bakanı’ndan sonra Başbakan Erdoğan, 4 Mayıs günü Dolmabahçe’deki Başbakanlık Ofisi’nde Genelkurmay Başkanı Büyükanıt ile 2 saat 15 dakika baş başa görüştü. Davet sahibi Erdoğan’dı.[68]

Takvim kritikti. Anayasa Mahkemesi’nden 367 kararı çıkmış, meclisteki cumhurbaşkanlığı seçimi kilitlenmiş ve erken seçim teklifi meclis gündemine getirilmişti. Başbakanlıktan görüşmeye ilişkin “genel bir durum değerlendirmesi yapıldı” dendi.[69]

Hükümet seçim ilan ediyor – 22 Temmuz 2007

İsmet Berkan:

Başbakan Erdoğan, haziran sonu-temmuz başı için erken genel seçim düğmesine bastı. Türkiye darbe tehdidini seçimyoluyla aşacaktı ve yeni cumhurbaşkanım yeni Meclis seçecekti. Bu da bir ilkti. [70]

 

Başbakan Erdoğan’ın başka sürprizleri de vardı. Cumhurbaşkanım halkın seçmesini öneriyordu. Bu kısıtlı zamanda anayasada değişiklik yapılabilir, cumhurbaşkanının görev süresi 7 yıldan 5 yıla indirilirken bir kişiye iki defa seçilme imkânı verilebilirdi. Aynı değişiklik paketinde milletvekillerinin görev süresi de 5 yıldan 4 yıla indi, artık seçimler de dört yılda bir yapılacaktı.[70]

Anayasa değişikliklerinde Erkan Mumcu’nun ANAP’ı Ak Parti’nin bu önerilerine destek oldu, böylece 367 sorunu da aşıldı ama görev süresi uzayan Cumhurbaşkanı Sezer değişiklikleri veto etti. Bunun üzerine Meclis aynı değişiklikleri bir kez daha kabul etti. Sezer’in ikinci veto hakkı yoktu, bu kez değişiklikleri referanduma götürdü. Nafile bir referanduma.[71]

Türkiye işte böyle diken üzerinde gitti 22 Temmuz 2007 seçimine. O unutulmaz seçime.[72]

Bahçeli Çankaya yolunu açtı

Şamil Tayyar:

AK Parti 22 Temmuz seçimlerinde büyük bir seçim zaferi elde etti ama milletvekili sayısı (341) cumhurbaşkanlığı oylamaları için gerekli görülen 367’nin altında kaldı. Gül’ün yeniden aday gösterilmesi durumunda cumhurbaşkanlığı seçiminin krize dönüşme riski vardı. CHP daha önce olduğu gibi yine Gül’e karşıydı. Tek umut MHP’ydi.[73]

MHP Lideri Bahçeli, AK Partideki bu tedirginlik sürerken 26 Temmuz günü Akşam Gazetesi’ne konuştu:“Seçim yapılmış ve AKP milletin iradesiyle yeniden iktidar olmuştur. Cumhurbaşkanlığına da istediği kişiyi seçebilir, bu konudaki karar tamamen AKP’nindir. Kimi isterlerse seçerler. Ancak tabii seçilecek cumhurbaşkanının milletin ve devletin birliğini temsil eden, üzerinde tartışılmayacak bir isim olması, Türkiye'ye yakışan bir cumhurbaşkanı olması ülke yararına olacaktır. [74]

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapıldığı gün AKP’nin Meclis te toplantı yeter sayısı sorunu yaşamaması gerekiyor. Zaten 340 milletvekilleri var. 24 de DTP’li bağımsız milletvekili var. Cumhurbaşkanı seçimi için Genel Kurul toplantı yeter sayısı 367’dir. İlk iki turda 367 oy gerekmektedir. Genel Kurula biz MHP olarak katılacağız. Dolayısıyla AKP toplantı yeter sayısı sorunu yaşamaz. Biz oylamaya katılırız; ancak aday gösterilen kişiye oy veririz vermeyiz, o bize kalmış.”[75]

Gül Cumhurbaşkanı – 28 Ağustos 2007

Şamil Tayyar:

Komutanlar Gülün mecliste yemin ederek göreve başladığı gün törene katılmadılar. Büyükanıt, GATA'daki törende Cumhurbaşkanı’na selam vermedi, “Cumhurbaşkanım” demedi. Bu soğuk hava. 30 Ağustos törenlerine de yansıdı.Ankara Garnizon Komutam ve 4. Kolordu Komutanı Korgeneral Aslan Güner, 19 Eylül'de KKTC’den dönerken Cumhurbaşkanı’nın uçaktan eşiyle indiğini görünce protokolden ayrıldı.Ayrıca, Gül ü KKTC’de karşılamayan komutanlar, uğurlamada da yer almadı. Gül için çok zor günlerdi. En büyük tesellisi, o süreçte hipodromdaki 30 Ağustos törenlerine katılan halkın coşkulu alkışları oldu.[76]

Cumhurbaşkanı Gül, türban mevzusunun devlet krizine dönüşmesini önlemek için Çankaya Köşk’ündeki akşam resepsiyonlarını ikiye ayırdı. Devlet protokolüne gündüz ve eşsiz davet veren Gül, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, sanatçılar, işadamları ve medya mensuplarını akşam resepsiyonunda eşli olarak kabul etti.[77]

İsmet Berkan:

Ak Parti yüzde 47 gibi uzun zamandır bu topraklarda görülmemiş bir oy oranıyla seçimi kazanmıştı, parlamentoya toplamda dört parti girmiş olmasına rağmen rahat bir çoğunluk elde etmişti, en yakın iki rakibinin toplamından fazla oy almıştı.[78]

Abdullah Gül ağustos ayı sonunda cumhurbaşkanı seçildi, neredeyse törensiz ve biraz da aceleye gelmiş biçimde yemin edip Çankaya’da göreve başladı.[79]

Cumhurbaşkanı seçiminin ardından ilk büyük sınav 30 Ağustos törenleriydi. Abdullah Gül, kendisinden önceki bütün Cumhurbaşkanları gibi bu törenlerde başrolü üstlenecekti. O gün geleneksel olarak Kara Harp Okulu’nun mezuniyet töreni vardı. Harbiydiler, sahneden verdikleri cephe selamında cumhurbaşkanına değil genelkurmay başkanına doğru dönmüşlerdi. Aynı törende, Gül’e “Sayın Cumhurbaşkanım” şeklinde değil, “Sayın Cumhurbaşkanı” şeklinde hitap edilmişti, sanki konuk bir ülke cumhurbaşkanıymış gibi.[80]

 

O günün akşamı genelkurmay başkanının geleneksel 30 Ağustos resepsiyonu vardı ve resepsiyon Kara Kuvvetleri karargâhının bahçesinde yapılacaktı.[81]

Kara Kuvvetleri’nin bahçesine biraz erken gittim. Konukları kapıda Genelkurmay İkinci Başkanı Ergin Saygın karşılıyordu. Gerginlik hemen seziliyordu. Herkesin kafasındaki, Cumhurbaşkanı Gül’ün başörtülü eşi Hayrinüsa Gül’ün o gece gelip gelmeyeceği sorusu vardı. Gelirse askerler ne yapacaktı?[82]

Gerçi o gün Hayrinüsa Gül’ü kimse görmemişti, hiçbir resmi törene Gül’ün eşi katılmamıştı ama akşam ne olacağı hâlâ bilinmiyordu ve bu durum tedirginlik yaratıyordu.[83]

Düşünebiliyor musunuz, cumhurbaşkanının kendisi değil eşiydi tedirginlik kaynağı. Artık durum komedi boyutlarını da aşmıştı. [84]

Neden sonra cumhurbaşkanı ve başbakan birlikte geldiler resepsiyon alanına. Uzunca bir süre Hayrinüsa Gül’ü cumhurbaşkanının yanın-da göremedik. Belli bir yumuşama, alışma devresinin ardından Abdullah Gül ve eşi birlikte gözükmeye, seyahat etmeye başladılar.[84]

Referandum, Sessiz devrim – 21 Ekim 2007

Şamil Tayyar:

21 Ekimde Türkiye referanduma gitti. Oy kullananların yüzde 67.54’ü yeni anayasa değişikliğini kabul etti. [85]

Görev süresi 7 yıldan 5 yıla indirilen ve iki defa üst üste seçilme hakkı tanınan cumhurbaşkanını seçme iradesi doğrudan halka verildi. Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde krize dönüşen meclisteki toplantı yeter sayısı 367 den 184 e düşürüldü, 5 yıl olan genel seçim süresi 4 yıla indirildi.[86]

Kritik düzenleme, cumhurbaşkanını halkın seçebilmesiydi.[87]

Ergenekon Davası Başlıyor– 22 Ocak 2008

Ergenekon ateşledi

Şamil Tayyar:

12 Haziran 2007 günü Ümraniye’de bir gecekonduda ele geçirilen 27 el bombasıyla ilgili soruşturma, 2008’in Ocak ayında Ergenekon’a dönüştü.12 Hazirandan 22 Ocak’a kadar geçen yaklaşık 6 aylık sürede ritmik devam eden operasyonda birinci büyük dalga 22 Ocakta başlayıp kademeli şekilde 21 Mart'a kadar sürdü. [88]

AK Partiye Kapatma Davasına Giden Yol

Sivil Anayasa Çalışmaları – 2007/2008

Şamil Tayyar:

Seçimlerden önce Başbakanın talebi doğrultusunda Prof. Dr. Ergun Özbudun başkanlığında hukukçulardan oluşturulan komisyon, 12 Eylül ara rejim döneminde hazırlanan anayasanın (değiştirilemez hükümler hariç) tümden yenilenmesi için üzerinde çalıştığı taslak metni ekim ayında tamamladı. AK Parti de bu metin üzerinde çalışarak son şeklini verdi.[89]

Adalet ve Kalkınma Partisi 3 Kasım 2002 seçimleriyle birlikte oylarını her seçimde arttırarak temsil gücünü pekiştirmesine rağmen vesayet rejimi karşısında henüz ayakları yere sağlam basmıyordu.Başka bir ifadeyle gerçek manada iktidar değildi.[90]

AK Parti iktidarı 2010 yılına kadar 8 yıl boyunca Anayasa ve bazı kanunlarda önemli değişiklikler yapmış olmasına rağmen sis-tem değişikliğine yol açabilecek, vesayetçi anlayışı etkisizleştirecek adımlar atamadı.[91]

2007 seçimlerinden sonra yeni anayasayı gündemine alan AK Parti, Prof. Dr. Ergun Özbudun başkanlığında hukukçulara sil baştan yeni bir anayasa siparişi verdi. Bu çalışmalar 2007 yılı kasım ayında tamamlandı, AK Partinin yetkili kurullar, rötuşlar, yaptı ve kamuoyuna açıklanmak üzereyken kapatma tehdidiyle karşı karşıya kaldı.[92]

TSK ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı kaynaklı kimi kuryeler başbakanlığı aşındırarak “anayasadan vazgeçin yoksa parti kapatılacak” mesajını iletmeye başladılar. Nitekim o süreçte başsavcılık kapatma davası için delil topluyordu.[93]

AK Parti yeni anayasa taahhüdünü geçici olarak rafa kaldırdı ama 14 Mart 2008’de kapatma davasından kurtulamadı. 2008 yılı Şubat ayında türban yasağını kaldıran anayasa değişikliğinin MHP’nin desteğiyle Meclisten geçirilmesi karşısında üzerinde çalışılan kapatma davası hazırlıkları tamamlanarak anayasa mahkemesine gönderildi.[94]

Türbana Özgürlük

Şamil Tayyar:

Başbakan Erdoğan’ın 14 Ocak’ta Medeniyetler İttifakı Forumuna katılmak üzere gittiği İspanyada bir soru üzerine, Türkiye’de başını örtenlere “başörtüsünü siyasî simge olarak kullanıyorsun şeklinde baskılar yapıldığını belirterek yaptığı şu açıklama, türban tartışmasını farklı bir noktaya taşıdı:[95]

“Velev ki simge olarak taktığını düşünün. Bir siyasî simge olarak takmayı suç kabul edebilir misiniz? Simgelere bir yasak getirebilir misiniz? Özgürlükler noktasında dünyanın neresinde böyle bir yasak var?”[96]

MHP Lideri Bahçeli, bu konuda bir anayasa değişikliği hazırlanırsa parti olarak destek vereceklerini açıklayınca, iki parti arasında trafik hızlandı. MHP den Cihan Paçacı ve AK Parti’den Sadullah Ergin’in öncülüğünde yürütülen çalışmalar sonucunda; Anayasanın “kanun önünde eşitlik’ başlıklı 10. maddesi ile “eğitim-öğrenim hakkı ve ödevi” başlıklı 42. maddesinde değişiklik öngören teklif hazırlandı.[96]

Teklif meclisten 9 Şubat günü 518 milletvekilinin katıldığı oturumdan 411 milletvekilinin oyuyla geçti. Hürriyet Meclis in bu kararını “Kaosa kalkan 411 el” manşetiyle duyurdu. CHP ise Anayasa Mahkemesi’ne iptal davası açtı.[96]

Bu karar, AK Parti’yi kapatma davasının içine savurdu.[96]

 

Kapatma Davası–14 Mart 2008

Kapatma Davası

Şamil Tayyar:

Yargıtay eski Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, 18 Şubatta katıldığı Başkent Üniversitesi'ndeki panelde şunları söyledi: “Hükümet ülkeyi dinci diktaya götürüyor. Buna karşı yargının silah olarak kullanılması gerekiyor. Yargı laikliğin korunmasında en etkili silahtır.”[97]

Emekli Orgeneral Şener Eruygur, “Bu sözlere sonuna kadar katılıyorum” diyerek Kanadoğlu’na destek verdi.[98]

9 Mart Cuntasında yer alan Prof. Dr. Mümtaz Soysal, daha iddialıydı: “Bunlarla haklı olarak vuruşacağız. Büyük taarruz başlayacak. Seferberlik ilan edilmelidir.”[99]

Sonradan fark edildi ki, toplum kapatma davasına hazırlanıyordu.[100]

Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, 14 Mart günü Anayasa Mahkemesi’ne AK Parti hakkında kapatma davası açtı. AK Parti yönetimi genel merkezde olağanüstü toplanarak durum değerlendirmesi yaptı.[101]

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, genel merkeze girerken şöyle dedi: “Ama öyle anlıyorum ve üzülüyorum ki, Türkiye’nin iyiye ve ileriye gitmesini istemeyen çevreler çok önemli yerlere sızmışlar.”

ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras’ın tepkisi ise daha sertti: “Davanın Ergenekon operasyonundan sonraya denk gelmesi manidar. Demokrasi dışı güçler başsavcıya bel bağlamışlar.”

Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, başsavcıya destek vererek, “Başsavcı yetkisi kapsamında dava açmıştır” dedi. Yarsav Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu da cumhuriyeti korumakla görevli baş-savcının şeriata yönelik kalkışma olduğu için dava açtığını söyledi.

Davayı körükleyen iki ana unsur, sivil anayasa girişimi ve türbanla ilgili anayasal düzenlemeydi.

Kapatma İçin Askerin Görüşü (!) Alınıyor

Şamil Tayyar:

Yargıtay, Anayasa Mahkemesi ve TSK’nın kimi yöneticileri işbirliği halindeydi. Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt’ün dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğla gizli buluşmaları, o döneme ışık tutan önemli kayıtlardır.[102]

Kapatma davasının görüşüleceği Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt, türbanla ilgili anayasa değişikliğinin iptal edilmesine ilişkin başvurudan sonra, kapatma davasından kısa süre önce Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğda görüştü.[103]

Görüşme, 4 Mart günü saat 17.00’de komuta katında gerçekleşti ve 1 saat 15 dakika sürdü… Haber sonrası konuşan Paksüt’ün açıklamalarından öğrendik ki, Başbuğ ile toplanı üç kez görüşmüşler.[104]

Siyasiler Sahnede

Şamil Tayyar:

AK Parti’nin kapatılacağını düşünen siyaset mühendisleri, hazırladıkları yeni siyasi senaryolar için AK Parti’yi laboratuar olarak kullanmak istediler. 22 Temmuz’da aday olmayan Abdüllatif Şener, uygun bir isimdi. Süleyman Demirel başta olmak üzere eski siyasilerle sürekli bir araya gelmeye başladı.[105]

Bu arada 60’a yakın milletvekiliyle doğrudan ve dolaylı temas kurularak ikna edilmeye çalışıldı. Abdüllarif Şener yeni parti hazırlıklarını sürdürürken henüz AK Parti’den ayrılmamıştı. Bu durum AK Parti’de Şener’e yönelik tepkileri arttırdı. Şener bunun üzerine 11 Temmuz’daki AK Parti MKYK toplantısına katılarak istifasını verdi.[106]

Şener salona girdiğinde buz gibi hava esti. Başbakan Erdoğan’ın salona girmesinden sonra yerinden kalkarak Erdoğan’a yönelen Şener, istifa için geldiğini belirterek dilekçesini verdi ve kısa bir konuşma yapmak istediğini bildirdi. Erdoğan sadece “hayırlısı olsun” demekle yetindi.[107]

Şener, partinin kurulmasında çok emeği geçtiğini anlattıktan sonra partide herkesle kardeşçe duygular içinde ve işbirliği halinde çalıştıklarını belirterek, “Eğer benim sizlerde bir hakkım varsa helal olsun. Sizler de hakkınızı helal ederseniz mutlu olurum.”[108]

Ama salondan “çıt” çıkmadı. Sesli şekilde “helal olsun” diyen olmadı. [109]

AK Parti Kapatılamıyor

Şamil Tayyar:

30 Temmuzda açıklanan kararla AK Parti hakkındaki kapatma davasının Hazine yardımının kesilmesiyle sonuçlandırılması, siyaset alanına müdahalenin etkilerini minimize ederken bu acı tecrübeler AK Parti’yi yeni anayasa konusunda daha da kamçıladı. Sıfırdan yeni bir anayasa zor olsa bile sisteminin taşıyıcı kolonlarını keserek veya yeniden biçimlendirerek kısa ama köklü düzenlemeler için kolları sıvadı.[110]

2008 yılı Ocak ayında MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin sürpriz şekilde türban yasağının kaldırılması teklifiyle, yeni anayasa hazırlıklarının sürdüğü sırada hazırlanan AK Parti hakkındaki kapatma davası tedavüle sokuldu.[111]

9 Şubat 2008’de 518 milletvekilinin katıldığı oturumda 411 vekilin oylarıyla (AK Parti ve MHP) türban yasağı kaldırıldı, CHP Anayasa Mahkemesi’ne iptal davası açtı. “Hürriyet 411 el kaosa kalktı” manşetiyle gerginliği tırmandırırken, 14 Mart 2008’de Ak Parti halikında kapatma davası açılarak 39 kişi hakkında siyasi yasak kararı istendi.[112]

Turban teklifini gündeme getiren MHP Lideri Bahçeli’nin bile henüz dava sonuçlanmadan AK Parti’ye yeni parti kurma çağrısı yapması oynanan oyundan haberdar olduğunu veya inandırıldığını gösteriyordu. Bir siyasi lider olarak Bahçeli’nin “Yeni parti kurulsun, AK Parti’de sadece haklarında siyasi yasak istenen 39 kişi kalsın” demesi, vesayetçi anlayışın siyaset kurumlan üzerindeki derin etkisinin sonucudur.[113]

Davada sona yaklaşılırken temas kurulan 60 civarındaki AK Partili milletvekili istilaya zorlandı, bunlardan biri olan Abdüllatif Şener karar açıklanmadan kısa süre önce 11 Temmuz 2008’de MYK toplantısında istifasını verdi. Şener, özel dost sohbetlerinde arkadaşlarına "Siz ne hesabını yapıyorsunuz, adamlar (askerleri kast ederek) 50 yıl sonrasının hesabını yapmışlar. AK parti olmayacak" dediği bilinmektedir.[114]

Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ un Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt’le o süreçte birkaç defa bir araya gelmesi, tümden bu dava sürecine ilişkindir. Başbakan Erdoğan’ın 24 Haziranda (2008) görüştüğü Başbuğ’un bu konudaki sert tutumu siyasiler tarafından da bilinmektedir.[115]

Şamil Tayyar:

30 Temmuz’da karar açıklandı ve ezber bozuldu.[116]

  • İlk kez iktidardaki bir partiye açılan dava parti iktidardayken sonuçlandırıldı.

  • İlk kez laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu gerekçesiyle açılan bir davada kapatma kararı çıkmadı

  • İlk kez bir siyasi partiye hazine yardımı kesilmesi cezası verildi.

 

Anayasa Mahkemesindeki hava, temmuz başına kadar AK Partinin kapatılması yönündeydi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ve Anayasa Mahkemesi üzerinde yoğun baskı uygulayan TSK, iktidar partisinin kapatılmasında ısrarlıydı.[117]

Baskıya karşı direnen ve ordunun mahkeme üzerindeki etkisini kırmaya çalışan hükümet, 1 Temmuz 2008 deki Ergenekon operasyonuyla kısmen rahatladı. Bu operasyonda Hurşit Tolon ve Şener Eruygur’un tutuklanması askeri baskıyı hafifletti. Bu tarihten itibaren kapatılmama ihtimali konuşulmaya başlandı.[118]

Ancak hükümet, her ihtimale karşın kararın 1 Ağustos’ta başlayacak Yüksek Askeri Şura toplantısından önce açıklanmasında ısrar etti. Anayasa Mahkemesi’nin kararını 30 Temmuzda açıklaması, hükümetin baskısının sonucudur. Eğer kapatma kararı çıksaydı tüm komuta kademesi emekliye sevk edilecekti.[119]

Böylece müesses nizamın tüm hesapları alt üst oldu.

Anayasa Mahkemesi, seçimlerde yüzde 47 oy almış (16,5 milyon seçmen) ve tek başına hükümet kurmuş olan AK Parti’yi kapatmadı. Ancak 11 üyeden 10’u partiyi “suçlu” buldu. 6 üye partinin kapatılmasını, 4 üye hazine yardımının kesilmesini istedi, 1 üye ise davanın reddedilmesi yönünde oy kullandı. Sonuçta, iktidar partisi para cezasına çarptırıldı.

Erdoğan için gerçek kırılma noktası

İsmet Berkan:

Kısa süre sonra Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı kapatma davası açtı. Korkulan olmuştu. “Ak Parti gitsin de nasıl giderse gitsin” diyenler aslında son kozlarını oynuyordu ve ümitsiz bir çaba içindeydiler.[120]

Bana soracak olursanız, kapatma davasının açılması Ak Parti’yi ve özellikle de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı çok derinden etkiledi, gerek partinin ve gerekse liderinin çoğunu bence hâlâ kamuoyuyla paylaşmadığı çok sayıda önemli kararlar almasına ve peyderpey de uygulamaya geçmesine neden oldu.[121]

Şöyle de diyebiliriz: Kapatma davasından önceki Erdoğan ile sonraki Erdoğan iki farklı kişidir aslında.[122]

,Kapatma davasından önce işleri çok da kırıp dökmeden, gerekirse siyasi duruştan ufak tefek geri adımlarlagörme yanlısı olan ve bu nedenle de Abdullah Gül ile Bülent Arınç tarafından eleştirilen Erdoğan, kapatma davasının ardından daha tavizsiz bir tutum içine girdi.Daha önce “Ak Parti gitsin de nasıl giderse gitsin” diyenlere hafifçe acıyarak bakan Erdoğan o andan itibaren bu kesimleri ve onların temsilcisi saydığı herkesi “düşman’ olarak görmeye başladı. Üstelik “Yok edilmesi gereken düşmanlar” olarak.[123]

 

 

 

Dipnotlar

[1]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[2]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[3]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[4]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[5]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[6]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[7]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[8]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[9]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[10]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[11]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[12]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[13]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[14]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[15]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[16]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[17]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[18]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[19] Göçün ve Kentin İktidarı. Ali Bulaç.Çıra: 2010

[20] Göçün ve Kentin İktidarı. Ali Bulaç.Çıra: 2010

[21] Göçün ve Kentin İktidarı. Ali Bulaç.Çıra: 2010

[22] Göçün ve Kentin İktidarı. Ali Bulaç.Çıra: 2010

[23] Göçün ve Kentin İktidarı. Ali Bulaç.Çıra: 2010

[24] Göçün ve Kentin İktidarı. Ali Bulaç.Çıra: 2010

[25] Göçün ve Kentin İktidarı. Ali Bulaç.Çıra: 2010

[26] Göçün ve Kentin İktidarı. Ali Bulaç.Çıra: 2010

[27] Göçün ve Kentin İktidarı. Ali Bulaç.Çıra: 2010

[28] Göçün ve Kentin İktidarı. Ali Bulaç.Çıra: 2010

[29] Göçün ve Kentin İktidarı. Ali Bulaç.Çıra: 2010

[30] Göçün ve Kentin İktidarı. Ali Bulaç.Çıra: 2010

[31]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[32]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[33]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[34]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[35]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[36]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[37]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[38]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[39]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[40]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[41]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[42]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[43]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[44]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[45]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[46]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[47]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[48]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[49]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[50]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[51]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[52]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[53]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[54]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[55]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[56]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[57]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[58]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[59]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[60] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[61] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[62] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[63] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[64] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[65] Çelik Çekirdek. Şamil Tayyar. Timaş: 2013

[66] Çelik Çekirdek. Şamil Tayyar. Timaş: 2013

[67] Çelik Çekirdek. Şamil Tayyar. Timaş: 2013

[68] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[69] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[70]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[71]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[72]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[73] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[74] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[75] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[76] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[77] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[78]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[79]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[80]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[81]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[82]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[83]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[84]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[85] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[86] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[87] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[88] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[89] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[90] Beşinci Darbe. Şamil Tayyar. Timaş: 2014

[91] Beşinci Darbe. Şamil Tayyar. Timaş: 2014

[92] Beşinci Darbe. Şamil Tayyar. Timaş: 2014

[93] Beşinci Darbe. Şamil Tayyar. Timaş: 2014

[94] Beşinci Darbe. Şamil Tayyar. Timaş: 2014

[95] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[96] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[97] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[98] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[99] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[100] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[101] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[102] Beşinci Darbe. Şamil Tayyar. Timaş: 2014

[103] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[104] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[105] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[106] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[107] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[108] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[109] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[110] Beşinci Darbe. Şamil Tayyar. Timaş: 2014

[111] Beşinci Darbe. Şamil Tayyar. Timaş: 2014

[112] Beşinci Darbe. Şamil Tayyar. Timaş: 2014

[113] Beşinci Darbe. Şamil Tayyar. Timaş: 2014

[114] Beşinci Darbe. Şamil Tayyar. Timaş: 2014

[115] Beşinci Darbe. Şamil Tayyar. Timaş: 2014

[116] Beşinci Darbe. Şamil Tayyar. Timaş: 2014

[117] Beşinci Darbe. Şamil Tayyar. Timaş: 2014

[118] Beşinci Darbe. Şamil Tayyar. Timaş: 2014

[119] Beşinci Darbe. Şamil Tayyar. Timaş: 2014

[120]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[121]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[122]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[123]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

Kültür Sayfası