2005-2007: Ergenekon'un Dönüşü

Cumhuriyet Çalışma Grubu (CÇG)

Cumhuriyet Çalışma Grubu’nun (CÇG) Kuruluşu - 2002

Şamil Tayyar:

AK Parti’nin 2002 yılı sonunda iktidara gelmesiyle birlikte Jandarma Genel Komutanlığı’nda oluşturulan ve kısa adı “CÇG” olan Cumhuriyet Çalışma Grubu’nu kurdu.[1]

1997 yılı Mart ayında kurulan, Batı Çalışma Grubunun (BÇG) benzeriydi.[2]

H.Büşra Erdal:

Ergenekon dava dosyasında yer alan dokümanlarda ve sanıkların ses kaydında hangi isimlerin ve kuruluşların bu ideoloji etrafında toplandığı açıkça görülüyor. Bu toparlanmanın aslen, Şener Eruygur’un kurduğu Cumhuriyetçi Çalışma Grubu’nun (CÇG) bir faaliyeti olduğu anlaşılıyor. Peki nedir CÇG?[3]

28 Şubat post modern darbenin mimarlarının kurduğu Batı Çalışma Grubu’nun (BÇG) bir benzeri olan ve bu kez Jandarma Komutanlığı içinde kurulan CÇG, darbe planlarının operasyonel üssüdür.[4]

Eski 1. Ordu Komutanı Ahmet Hurşit Tolon ve eski Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur, general olarak görevdeyken (muvazzafken) asker merkezli bir yapılanmaya gidiyor. CÇG işte bu yapılanmanın adı. Ergenekon’un yöneticilerinden olduğu gerekçesiyle sanık olan bu iki asker, daha sonra bu yapılanmayı siviller içinde hayata geçirmeye çalışıyor.[5]

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şu, o dönem CÇG’nin kurucusu asker. Askerler, bir karar alıyor ve akademisyen, hukukçu, avukat, emekli asker ve bankacı gibi farklı meslek gruplarından insanlar bu kararı harfiyen uygulamaya başlıyor.[6]

Eruygur Emeklilik Hazırlığı Yapıyor

İsmet Berkan:

Eruygur’un Ocak 2004’ten Ağustos 2004’e, yani görevdeki son gününe kadar neredeyse bütün mesaisi, kendisi yapamayacak bile olsa gelecekteki bir darbeyi planlamak, ona kamuoyu desteği oluşturmak için kapasite yaratmak ve psikolojik harekât konseptlerini oturtmaya çalışmakla geçti. Yani Eruygur, görevdeki son dokuz ayında, emekliliğindeki başlıca meşgalesini hazırladı. Her şey o kadar hazırdı ki, emekli olur olmaz göreve başlayabildi.[7]

Bugün ortaya çıkan belgelerden çok daha net görüyoruz ve biliyoruz ki Eruygur, emekli olmadan, çoğu bugün bile mahkeme tarafından ‘Devletin ulusal ve uluslararası çıkarları ve güvenliği açısından çok gizli’ sayılan binlerce dokümanı ve bu arada kurmaylarına hazırlattığı son darbe planını da yanma aldı ve ‘sivil’ hayata geçti.[8]

Ama bu hayata geçmezden önce kendi (ve ülke) geleceğini de planlamıştı. Daha üniforması üstündeyken, belki de Cumhuriyet gazetesinin o dönemdeki efsane yöneticisi İlhan Selçuk’un verdiği akılla, Atatürkçü Düşünce Derneği etrafında bütün muhalif ‘sivil’ toplum örgütlerini bir araya getirecek bir platformun kurulmasını sağlamıştı. Emekli olunca da ilk işi ADD’nin başına geçmek olacaktı.[9]

Türkiye, maalesef çok çirkin olaylara gebeydi.[10]

Kızıl Elma Koalisyonu

H.Büşra Erdal:

2000’li yılların hızlı ideolojisi “ulusalcılığa” en iyi ayna tutan oluşum da Kızıl Elma Koalisyonudur. “Kızıl Elma Koalisyonu” olarak kamuo­yuna tanıtılan bu oluşuma, 2003’ün başında can verildi. Avrupa Birliği karşıtlığı ve Kıbrıs sorunu gibi konular üzerinden muhalefet yapan bu grup, ilk olarak “Denktaş’a Destek” mitinginde bir araya geldi ve Annan Planı’nın gündemde olduğu 23 Şubat 2003 günü Abide-i Hürriyet Meydanı’nda eylem yaptı. Bu mitingde, Ülkü Ocakları, BBP’liler (Büyük Birlik Partisi), MHP’liler (Milliyetçi Halk Partisi), İşçi Partililer, DSP’liler (Demokrat Sol Parti) hep birlikte “emperyalizme karşı”, “Kıbrıs Türk kalacak” diye slogan attı. Bu birliktelik eylemlerde kalmadı. İlginç bir şekilde o dönem siyasi tartışma platformlarında, siyasi dergilerde milliyetçiler 1 ile solcular bir arada görünmeye başladı. Ama asıl çıkış, 30 Ağustos 2003 tarihinde İşçi Partisi 1 Öncü Gençlik Kolları İle İstanbul Ülkü Ocakları Başkanı Levent Temiz'in kol kola girerek İstiklal Caddesi'nden Taksim'e kadar düzenlediği yürüyüş oldu. İkili basın karşısında birlikte poz verdi.[11]

Komutanların darbe planları yaptığı 2003 yılında birden aktif ola­rak ortaya çıkmış, sonra da unutulmuş gibi olsa da, 2008’de Ergenekon soruşturmasında bir kez daha gündeme geldi bu ilginç koalisyon. Soruşturma esnasında, Kızıl Elma oluşumunun fikir babasının aslında Veli Küçük olduğu anlaşıldı. Küçük, Ocak 2008’de gözaltına alındıktan sonra emniyette verdiği ifadesinde Kızıl Elma Koalisyonu’na ilişkin be­yanlarda bulundu. Küçük’ün 25.01.2008 tarihli ifadesine göre; Doğu Perinçek, oğlu Mehmet Perinçek’i Veli Küçük’ün yanına göndermişti. Küçük Perinçek’e “Ülkücülerle birlikte 30 Ağustos günü Taksim’e çelenk ko­yun” diye öneride bulunmuştu. Mehmet Perinçek bu ‘öneriyi’ sahiple­nerek kendilerinin bu fikrin yanında olduğunu iletmişti. Perinçek’in bu görüşmesinden sonra İşçi Partililerin ‘Taksim’e çelenk’ olayına sıcak yaklaşması üzerine, elmanın diğer yarısı olan ülkücüleri ikna etme işi de Küçük’e düşecekti. Dönemin İstanbul Ülkü Ocakları Başkanı Levent Temiz ile görüşen Küçük, ‘30 Ağustos’ta birlikte yürüyüş’ fikrini ken­disine açarak İP’li gençlerin konuya sıcak baktığını söylemişti. Levent Temiz de bu yürüyüşe olumlu bakınca organizasyon gerçekleşti.[12]

Kızıl Elma Koalisyonu, 30 Ağustos 2003’te yürüyüş yaptı ama daha sonra “ülkücü-solcu” birlikteliği bu şekilde somut, resmi bir düzlem­de devam etmedi. Belli ki, Ülkücülerin işin içine katılması, MHP’den destek görme­di.[13]

Kızıl Elma koalisyonunda boy gösterenler daha sonra Kuvvacı hareketi hızla hayata geçirdi. Türklüğe hakaret suçunu düzenleyen TCK’nın 301’inci maddesinden gazeteci ve yazarlara açılan davalarda eylemci olarak boy gösteren onlardı. Cumhuriyet mitinglerinde ön sıralara geçenler de...[14]

Kızıl Elma test sürüşünden sonra, saha asıl “Kuvayi Milliye” ideolojisini benimsemiş derneklere ve sivil oluşumlara bırakıldı. Amaç “emperyalist güçlere” karşı çıkmaktı.[15]

Sivil Toplum Örgütlerinin Organize Edilmesi – 19 Şubat 2004

Şamil Tayyar:

…Kıbrıs süreci, Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur’u daha agresif hâle getirdi. [16]

New York’taki Kıbrıs görüşmelerinden hemen sonra 19 Şubat 2004 günü “Ulusal Birlik Hareketi STK Platformu’ başlığı altında 114 sayfalık kapsamlı bir “Ulusal Mutabakat Eylem Planı” hazırlayarak piyasaya sürdü.[17]

Türkiye’nin sorunlarının “iç-dış siyaset”, “ekonomi”, “eğitim” ana başlıkları altında incelendiği rapora göre, 225 sivil toplum kuruluşu Şener Eruygur’un doğrudan koordine ettiği Ulusal Birlik Hareketi’ne destek verdi. [18]

İlk gövde gösterisi – 3 Mart 2004

Şamil Tayyar:

Ulusal Birlik Hareketi’nin 19 Şubattan sonra ilk ciddi eylemi, 3 Mart 2004 tarihinde başkanlığını Sinan Aygün un yürüttü Ankara Ticaret Odası’nda Hilafetin İlgası ve Tevhidi Tedrisat Kanunu’nun yıldönümü kutlama törenlerinde gerçekleşti.[19]

Söz konusu kanunla ilgili geçmişte böylesine büyük bir kutlama yapılmamıştı. Kâğıt üzerinde böyle görünse de asıl amaç, hükümete siyasi mesaj vermekti. Günler öncesinden başlatılan yoğun kampanya ile tüm kamuoyunun dikkatleri bu toplantıya çekildi.Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ise o esnada yurtdışındaydı. Genelkurmay Başkanlığı’na vekâlet eden Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman, tüm üst düzey komutanlara toplantıya katılmaları için talimat verdi. Hem de eşleriyle birlikte...[20]

Toplantıdaki “Emperyalist Amerika” ve “AB’ye hayır” sloganları etrafında örülen konuşmalar komutanlarca alkışlandı. Bir nevi gövde gösterisi yapılıyordu.[21]

Eruygur’un Emekli Edilmesinden Sonra

Askeri Vesayet Karargâhtan Yeraltına İniyor

2005 yılından itibaren darbeye zemin hazırlamak üzere sokak yöntemine başvurulduğu izlenimini doğuran bir süreç yaşandı. 2 yıl boyunca her şey yolunda giderse, 2007’de darbe yapılabilirdi. 2007 yılının kritik önemi, bu dönemde hem cumhurbaşkanlığı hem milletvekilliği seçimlerinin olmasıdır. Çankaya ya AK Parti içinden birinin seçilmesine şiddetle karşı oldukları gibi Erdoğan'ın başbakanlığına artık son verilmesi gerektiğini düşünüyorlardı.[22]

Sivil Toplum Örgütleri

Şamil Tayyar:

Yargı, iş dünyası ve medyanın yanı sıra sivil toplum kuruluşlarını ortak harekete geçirerek kamuoyunu yönlendirmeyi planladılar. Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur’un koordinatörlüğünde 225 sivil toplum kuruluşu Cumhuriyet Çalışma Grubu Ulusal Birlik Hareketi çatısı altında örgütlenerek darbe senaryosunun enstrümanı haline getirilmeye çalışıldı.[23]

Amaç,  psikolojik harekât yürütmekti.[24]

H.Büşra Erdal:

Ulusal Birlik Platformu’nun en büyük başarısı kuşkusuz Cumhuriyet Mitingleri... 2007’ye kadar İstanbul, Ankara, İzmir başta olmak üzere birçok ilde yapılan mitinglerde “darbe” çağrıları tekrarlanıyor.[25]

İddianamede “ulusalcı” dernekler şöyle sayılıyor: Uluslararası Noel Baba Barış Konseyi, Kuvayı Milliye Derneği, Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi Derneği, Büyük Hukukçular Birliği Derneği, Ayasofya Derneği, Büyük Güç Birliği Derneği, Ulusal Birlik Hareketi Platformu, Kuvva-i Milliye Demeği, Atatürkçü Düşünce Derneği, USİAD...[26]

2005’te Ankara’da Vatansever Kuvvetler Güç Birliği (VKGB), İstanbul’da Kuva-i Milliye 1919 kuruluyor ve bu derneklerin başında nedense hep emekli askerler geçiyordu. VKGB’yi Ankara’da kuran eski Özel Harp Dairesi başkanlığı yapmış emekli Korgeneral Hasan Kundakçı’ydı. Bu derneğin İstanbul şubesinin başında ise (Ümraniye’de bulunan 27 el bombasının sahibi olduğu iddiasıyla sanık olan) emekli Astsubay Oktay Yıldırım vardı. İstanbul’daki Kuva-i Milliye 1919’un başında ise emekli Albay Mehmet Fikri Karadağ geçmişti.[27]

İsmet Berkan:

…haber şöyle başlıyordu:‘Kuvayi Milliye’ adlı dört dernek var. Artık ‘Milli Mücadele’ bir derneğin, ‘Ulusal Birlik’ bir platformun, ‘Müdafa-i Hukuk’ da iki partinin adı. Ve diğerleri: ‘Vatansever Güçbirliği’, ‘Türkiyem’, ‘Yurtsever’...  [28]

Her parti, demek ya da platformun arkasından tanıdık isimler ve bir dönemin ünlü paşaları çıkıyor: Emekli Tuğgeneral Veli Küçük, avukat Kemal Kerinçsiz'in yanında görülüyor. Emekli Korgeneral Hasan Kundakçı, Yörük köylerinde propaganda yapan Vatansever Kuvvetler Güçbirliği Platformu’nun eski ‘onursal’ başkanlığını yapıyor. Diğer bir Kuvayi Milliye Derneği’nin basın sözcülüğünü emekli Kurmay Albay Aziz Ergen üstlenmiş. Emekli Kurmay Albay Fikri Karadağ, başkanı olduğu demekte silah ve Kuran üzerine yemin ediyor. Milliyetçi sendikacı Mustafa Özbek’in ‘Türkiyem Topluluğu’nun kurucuları arasında emekli Tuğgeneral Alaettin Parmaksız, danışma kurulundaysa emekli Orgeneral Hurşit Tolon yer alıyor.[29]

O sırada ne Ümraniye’de el bombaları bulunmuş ne ortada Ergenekon isimli bir soruşturma var. Hatta Cumhuriyet Mitingleri bile düzenlenmemiş.[30]

O damarı Şener Eruygur’un daha emekli olmadan önce oluşturmaya başladığını bugün Ergenekon belgelerinden çok daha net görüyoruz. ‘Ulusal Birlik Hareketi Platformu’ adi verilen bir platformu ‘çatı’ olarak seçmişti. Kendisi ise bu platformu oluşturacak ulusalcı örgütler içinde en büyüğü olan Atatürkçü Düşünce Derneği’ni yönetecekti.[31]

Türkiye’nin dört bir yanından ama en çok da İstanbul’dan pıtrak gibi ‘ulusalcı’ dernekler çıkıyordu. Eskinin ülkücüleri ve sol kemalistleri bir araya geliyor, birlikte eylem yapıyordu.Bu eğilim çok daha önceden, ta 2003’ten itibaren gözle görülür olmuştu ama 2004 sonbaharında artık sokaklarda ciddi bir ‘ulusalcı’ militan hareket vardı.[32]

Ergenekon Uyandırıldı: Çeteler

Şamil Tayyar:

2003-2004 yıllarındaki darbe projeleri suya düşünce 2005 yılından itibaren yer altına inen Ulusalcılar,  orada Veli Küçük,  Sami Hoştan, İbrahim Şahin, Korkut Eken gibi ortak dostların bulunduğu Susurluk ekibiyle karşılaştılar.[33]

2005 yılından itibaren yer altına inmeye başlayan darbeci taife, burada karşılaştığı bazı "Susurluk artıkları"yla ittifak kurarak, ... 2007 yılına kadar terörize edecekleri sokaklardan yeni iktidar çıkarmayı umuyorlardı. 2005-2007 yılları arasında Rahip Santoro cinayeti, Cumhuriyet gazetesine yönelik bombalı saldırılar, Danıştay baskını, Hrant Dink’in katledilmesi, Malatya misyonerler cinayeti gibi kanlı eylemler birbirini izledi.[34]

 

Zaman ilerledikçe, Türkiye'nin dört bir yanından hücre tipi yapılar olan çeteler, ufak ufak hortlamaya başladı.[35]

Burada hesaba katılmayan, siyasi iktidarın çetelerle mücadelede kararlılığı ve art arda yapılan operasyonlarla bu kirli oyunların bozulmasıdır.[36]

Kirli oyun bozuldu: Çetelere Karşı Mücadele

Şamil Tayyar:

Ergenekon İddianamesi’ne göre Ergenekon’un … 2003 yılından itibaren daha agresif eylem planları hazırlamaya başladığı görüldü. Emniyet, örgütün 30’u İstanbul’da olmak üzere 17 ayrı ilde 50 hücresini tespit etti.[37]

MİT de Başbakan Erdoğan’a 19 Ocak 2006 günü Ergenekon’un eylem stratejisiyle ilgili “uyarı” yazısı gönderdi. Bunun üzerine 2006 yılının ilk aylarından itibaren Türkiye’nin değişik bölgelerinde operasyonlar sıklaştırıldı.[38]

1996’daki Susurluk vakasından sonra 2007 ye kadar Emniyet’in 3 bin 12 operasyonunda 24 bin 931 kişi gözaltına alındı. Bunlardan 8 bin 602’si tutuklandı. Aynı dönemde Jandarma 771 operasyonda 10 bin 437 kişiyi yakaladı, 6 bin 269’u tutuklandı.[39]

Bu rakamlar, Türkiye’nin nasıl bir çete cennetine dönüştüğünü gösteriyor.[40]

Ergenekon’un İlk Operasyonları

Mersin – 20 Mart 2005

Şamil Tayyar:

Mersinde büyük bir provokatif eylem sahneye kondu. DEHAP’ın 20 Mart 2005 günü Mersin’de düzenlediği Nevruz gösterisinde Türk bayrağının yerde sürüklenmesi, Türkiye’nin tansiyonunu yükseltti. Eylemciler 12 ve 14 yaşlarında iki çocuktu.[41]

Mersin Ülkü Ocakları sokaklara döküldü, şehrin caddelerinde, sokaklarında arbede çıktı, Kürt kökenli vatandaşların işyerleri taciz edildi, bazı okulların kapıları kırıldı.[42]

Gelişmelerden anında haberdar olan MHP Lideri Bahçeli hemen devreye girerek Ülkücüleri sokaklardan çekmeyi başardı. Mersin Ülkü Ocakları’na şu mesajı verdi: “Tahriklere kapılmayın, sağduyulu davranın.”[43]

Bahçeli, 29 Mart günü partisinin MYK toplantısından sonra yaptığı açıklamada da bu uyarısını tekrarladı: “Türk milletinin sabrını taşıran bu tahriklerin perde arkasındaki gözü dönmüş ihanet odakları ateşle oynamaktadır.”[44]

MHP Lideri’nin Ülkücülere sokaklara dökülmemeleri yönündeki bu çağrısı, provokasyonun amacına ulaşmasını büyük ölçüde engelledi. [45]

Daha sonra Ergenekon iddianamesine girecek olan Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi, “Yeşil” lakaplı Ergenekon sanığı Osman Gürbüz’ün de katıldığı 15 Nisan 2006’da “Bayrağa Saygı” yürüyüşü düzenleyecek, kalabalığa şöyle seslenecekti: “Vatanını sevenler bizden yana, vatan hainleri karşımızda dursun.” [46]

Mitingi organize eden dernek yöneticilerinden Salih Zeki Balaban, 5 Ekim 2006 günü saat 15.06 da 0 537 952 76 62 numaralı telefonundan 0 555 489 44 06 numaralı telefonu arayarak görüştüğü Ahmet Kuy’a şöyle dedi: “He, he, çünkü Mersin yürüyüşünde dört bin tane asker vardı kimse farkında değildi.”[47]

Trabzon – 7 Nisan 2005

Şamil Tayyar:

Mersin’deki bayrak provokasyonu, Türkiye’nin her yerinde etkisini göstermeye başladı. 7 Nisan 2005 günü Trabzon’da “Tecriti kaldırın, ölümleri durdurun” kampanyası çerçevesinde bildiri dağıtan TAYAD üyeleri linçten güçlükle kurtuldu. Bir yerel TV kanalında TAYAD üyeleri için “Türk bayrağını yaktılar” şeklinde alt yazı geçilmesi, halkı sokağa döktü. Yaklaşık 2 bin kişi, TAYAD üyelerini kıskaca alarak dövmeye başladı. Öfkeli kalabalığı polis, güçlükle yatıştırdı.[48]

Ama saatlerce slogan attılar: “Hepimiz askeriz, PKK’ya yeteriz. Türkiye, Türkiye. Burası Trabzon, buradan çıkış yok. Burası Mersin değil. Bayrağı yakanı biz de yakarız.”[49]

Trabzon’daki linç girişiminden sonra Samsun ve Adapazarı’nda da benzer eylemler sahnelendi. [50]

Şemdinli Olayı – 9 Kasım 2005

Şemdinli tuzağı

Şamil Tayyar:

Sonra garip bir şekilde Hakkari ve çevresinde terör eylemlerinde artış gözlenmeye başlandı. 2005 yılı içinde Hakkari ve ilçelerinde 22 olay meydana geldi, bu olaylar sonucunda 13 asker şehit olurken 1 vatandaş hayatını kaybetti, 31 asker, 7 polis ve 32 vatandaş yaralandı.[51]

Şemdinli’de 17 kişinin yaralandığı 1 Eylül patlaması, 28 Ekim’de Emniyet Müdürlüğü binası önüne koyulan bomba ve 1 Kasım’da İlçe Jandarma Komutanlığı ile askeri gazino arasında bomba yüklü bir aracın infilak etmesi, ardından 9 Kasanda Umut Kitabevi’ne yönelik bombalama girişimine ikisi astsubayın karışması patlamaya hazır durumdaki ilçeyi ayağa kaldırdı.[52]

Umut Kitabevi

9 Kasım 2005’te Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde, iki astsubay ve bir PKK itirafçısı, Umut Kitabevi’ni bombaladı ve saldırıda bir kişi hayatını kaybetti. Saldırganların olaydan sonra kaçmaya çalışırken, arabaları halk tarafından durduruldu ve içindeki üç kişi polise teslim edildi. Olay yerine gelen savcının incelemesi sırasında, kalabalığın üzerine tekrar ateş açılması sonucu bir kişi de burada hayatını yitirdi. [53]

Daha sonra, saldırganların kullandığı aracın Hakkari Jandarma Komutanlığına ait olduğu tespit edildi. Aynı aracın içinde yapılan aramalarda, 105 kişilik bir liste ile Jandarma’ya ait olduğu tespit edilen üç adet kalaşnikof silah, bomba malzemeleri ve çeşitli ev ve işyerlerinin krokileri bulundu.[54]

Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt’ın, olaya karışan iki astsubaya “Tanırım, iyi çocuklardır” diyerek sahip çıkması ile olay farklı bir boyut kazandı. [55]

Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya, soruşturmanın kapsamını genişleterek, açığa çıkarılan çete ile Silahlı Kuvvetler’de çok daha yüksek rütbeli subayların ilişki halinde olabileceğini iddia metnine dahil etti, ancak HSYK tarafından meslekten ihraç edildi. [56]

Olaya karışan her iki astsubay da çete kurmak suçundan toplam 39 yıla mahkum oldu ama temyiz mahkemesi davanın askeri mahkemede görüşülmesi gereğine hükmetti. Askeri Mahkeme ise sanıkların ilk davada tutuksuz olarak yargılanmak üzere tahliyesine karar verdi.[57]

Cemaatin Müdahalesi

Hanefi Avcı:

Aslında Şemdinli'de çok vahim bir olay gerçekleşmişti, sanki Susurluk yeniden canlandırılıyordu. İki astsubay ve bir itirafçı ilçede PKK taraftan olarak bildikleri bir kitapçı dükkanına el bombası atmış ve olaydan sonra kızgın halk tarafından suçüstü yakalanmışlardı. Yakalan astsubaylar ve bir itirafçı ile bu kişileri bu işe gönderen üstlerindeki subaylar, hatta alay komutanına kadar pek çok kişiyi hukuken sorumlu tutacak deliller bulunuyordu. Fakat savcı Van'da bulunan Asayiş Kolordu Komutanını ve zamanın Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ı sanık olarak iddianameye yazdı. Bu iki komutanın belki daha büyük suçları vardır, ama bu olayla alakalarını gösteren hiçbir delil yoktu. Geçmişte Diyarbakır'daki bazı askeri faaliyetlerde mağdur olmuş bir kişinin kendi yorumunu içeren ve söylediği şeyin ihtimal dahilinde olduğu yönündeki beyanına dayanılarak zanlı yapılmışlardı, akılla ve mantıkla, hele hukuken izah edilebilecek bir şey değildi. Olayın teferruatı bilinmediğinden, geçmişte askerlerin hukuk dışı davranış ve uygulamaları ve bunları gösteren deliller olmasına rağmen hukukun askerlere karşı çalıştırılmadığından bu olay, bu kez dürüst bir savcı çıkıp gereğini yaptı ama askerin baskısı ile Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu haksız bir işlem başlatarak savcıyı meslekten ihraç etti şeklinde yorumlanıyordu. Oysa şimdi iddianameyi tekrar incelediğimizde, olup bitene baktığımızda aslında meslekten ihraç etmekle kalınmaması,  savcının cemaatle bağlantısı ve kimlerden yardım aldığı araştırılarak hakkında ceza soruşturması açılması gerektiğini düşünüyorum.[58]

İddianame kendi amacından sapıp sanki Yaşar Büyükanıt'ın Genelkurmay Başkanı olmasını önlemeye yönelik bir fırsata dönüşmüştü. İddianameye hukuk değil, ideolojik bir dil hâkimdi. O tarihlerde cemaatin Büyükanıt hakkında yaptığı olumsuz propagandalar, cemaat yanlısı sitelerde yer alan yayınlar,  el altından dağıtılan notlar değerlendirildiğinde olayın arka planı daha iyi anlaşılmaktadır.[59]

Rahip Santoro Cinayeti – 5 Şubat 2006

Trabzon’da Santa Maria Kilisesinde görev yapan papaz Andrea Santoro, 16 yaşındaki aşırı milliyetçi bir genç tarafından öldürüldü. Katil iki gün içinde silahıyla beraber yakalandı.[60]

Şamil Tayyar:

O.A'nın yakalanmasından sonra, medyaya yansıyan ilk haberlerde, bu silahlı eylem "tarikat cinayeti" gibi sunuldu. İlk açıklamalarda hep bu mesaj işlendi. Zanlının ilk ifadesi olarak, "Karikatür olaylarından etkilendim" sözü yansıdı basına. Güya, bu liseli genç, Danimarka'da Hz. Muhammed'e yönelik hakaret içeren karikatürlerle ilgili yayınlar Türk medyasında işlenmeye başlayınca çok etkilenmiş ve intikam duygusuyla gidip Rahip Santoro'yu öldürmüş! [61]

Bu genci gözaltındayken ziyaret eden Avukatın ilk açıklamaları da bu yöndeydi: "O.A. cinayeti bana anlattı.  İsmini vermediği aşırı dinci bir örgüt var. Bu örgütün Trabzon şubesi var. Bunların bir araya toplandıkları bir ev varmış. Bu çocuk da bu eve gidip geliyormuş.  Bu grup,  Danimarka'da patlak veren karikatür krizinden sonra Rahip Andrea Santoro'yu hedef göstermiş. 'Bu işi sen yap.  Yaşın küçük az ceza ile kurtulursun' demişler. O.A. da gidip rahibi öldürmüş."[62]

O.A'nın ifadesi şöyle:" İnternet Kafe'de yaklaşık bir aydır bir kişiyle MSN'den yazıştım. Geçtiğimiz hafta bana, Hüseyin adında birinin yanıma geleceğini ve benimle tanışacağını söyledi.  Ben de  'internet kafede buluşalım'  dedim.  Birkaç gün sonra adını Hüseyin olarak söyleyen bir kişi geldi.  Bir süre konuştuk.  Bana bir poşet içinde bir silah verdi.  Rahibi öldürmemi söyledi.”[63]

Sauna Çete Operasyonu – 18 Şubat 2006

Şamil Tayyar:

Başbakanlığa emniyetten ürkütücü istihbarat raporları geliyordu. Organize suç şebekelerinin yurdun her bölgesinde hortlamaya başladığı ve bu cinayetin de o suç örgütlerinden birinin tezgâhı olabileceği konuşuluyordu. Değişik bölgelerde yapılan küçük çaplı operasyonlar sürerken, ilk büyük darbe, 18 Şubat 2006 günü Küre Operasyonu ile saunada vuruldu.[64]

Operasyon sırasında öyle isimler tutuklandı ki, herkesin dudakları uçukladı sanki. Emniyet eski Genel Müdür Yardımcısı Ertuğrul Çakır, Özel Kuvvetler Komutanlığı'nda görevli Arama Kurtarma Timi Komutanı Yüzbaşı Nuri Bozkır, eski başkomiser Tamer Topsakal tutuklanan 11 kişi arasındaydı. [65]

DGM eski savcısı Nuh Mete Yüksel'in de operasyonda gözaltına alınan isimlerin diyaloglarında geçmesi vahimdi.  Ama herhangi bir işlem yapılmadı. İşin garip tarafı, çete reisi olarak tutuklanan isim,  "Emre Köroğlu"  lakaplı 28 yaşında ve asker kaçağı Kasım Zengin adında birisi.  Organizasyonun merkez üssü ise Zeliha Tüfekçi'ye ait Geyşam Sauna.[66]

Kamuoyu şu soruya kilitlendi: Bir üst düzey emniyetçi,  bir özel harekâtçı subay, bir emekli başkomiser, bir asker kaçağı ve sauna işleten bir kadın nasıl bir araya gelir?[67]

Operasyon üssü Zeliha Tüfekçi'ye ait Geyşam Sauna'da çoğunluğu AK Partili milletvekilleri olmak üzere hatırı sayılır birçok VİP konuk ağırlanır, görüntüleri videoya çekilir ve şantaj yapılırmış. Saunada yapılan gizli çekimlerle ilgili CD'ler vardı. Gerçekten bir grup milletvekilinin görüntüleri kayıt altındaydı. [68]

Çete reisi olarak anılan Kasım Zengin'in asker kaçağı olduğu anlaşıldı. İddialara göre; özel harekâtçı Yüzbaşı Bozkır, askerlik sorununu çözme karşılığında Zengin'i Türk Mukavemet Teşkilatı adına istihbarat toplamakla görevlendirmiş, bu amaçla özel istihbarat toplama ve özel harp eğitimi vermiş. Ayaş Tüneli'nde eğitim görmüşler. [69]

Yüzbaşı Bozkır'ın evinde ele geçirilen devletin "gizli" nitelikli belgelerine kısaca değinmekte yarar var. Çünkü bunlar gayri nizami harp esaslarını anlatan çok önemli belgelerdi.[70]

Cumhuriyet Gazetesine Bombalı Saldırı – 5/11 Mayıs 2006

5-11 Mayıs 2006 Cumhuriyet gazetesi, mayıs ayı içinde üç kere bombalandı.[71]

O gün Cumhuriyet Gazetesi'nin Şişli'deki merkez binasına bombalı saldın düzenlendi. Henüz bu saldırının şoku atlatılmadan 10 Mayıs'ta aynı binaya ikinci kez bombayla saldırdılar. Ne olup bittiği anlaşılmadan, bir gün sonra 11 Mayıs'ta saldırganlar Cumhuriyet binasına üçüncü kez geldiler.[72]

Gazete başlangıçta saldırıları Türkiye’deki İslami kesimlerin gazeteyi yıldırmak için yaptığını savunsa da, daha sonra Ergenekon davası kapsamında yapılan incelemelerle gazeteye atılan bombaların TSK malı olduğu ve Ergenekon operasyonunun başlangıcına sebep olan Ümraniye bombaları ile aynı kafile numarasına sahip oldukları anlaşıldı. Gazete, bombalamaların ETÖ eylemi olduğunu iki yıl sonra, 15 Temmuz 2008’de, kabul etti.[73]

Mehmet Altan'ın "Cumhuriyet gazetesinin görmediği haber" başlıklı yazısının ilk bölümü aynen şöyle:

"Çankaya seçimleri arifesinde Türkiye'yi müthiş bir kaosun ortasında bırakmak isteyen provokasyonlar zincirinin ilk halkasını Cumhuriyet gazetesine üst üste atılan bombalar oluşturdu. Son bombalardan iki gün sonra da Danıştay'a kanlı bir saldırı gerçekleşti. Soruşturmalar, Danıştay saldırısını yapan Alparslan Arslan'ın Cumhuriyet'e bomba attığını da sergiledi. Sanık bunu itiraf etti. Cumhuriyet gazetesi, 'kendilerini bombalayan Danıştay sanığının elinde, askeri bombaların ne aradığını sormadı. [74]

Danıştay Saldırısı – 17 Mayıs 2006

Henüz Cumhuriyet saldırılarının sırrı çözülmemişti ki, 17 Mayıs 2006 günü kanlı Danıştay saldırısıyla irkildik.[75]

Danıştay 2. Dairesi'nin toplantı salonuna giren Alparslan Arslan, ortalığı kan gölüne çevirmişti.  Hakim Mustafa Yücel Özbilgin hayatını kaybederken,  Mustafa Birden,  Ayfer Özdemir,  Ayla Gönenç ve Ahmet Çobanoğlu yaralandı.  Arslan'ın  "Allah'ın askeriyiz,  elçiyiz. Türban davası yüzünden cezalandırılacaksınız" diyerek ateş ettiği iddiası ve Danıştay2. Dairesi üyelerinin, anaokulu öğretmenin sokakta türban takamayacağı yönündeki kararı verenler arasında olduğuna dikkat çekildi. [76]

Bu saldırı da, önceki olay gibi başlangıçta İslamcı terör olarak adlandırıldı.[77]

Saldırının Arkasında Kim Var?

H.Büşra Erdal:

Saldırıdan hemen sonra gündeme gelen en önemli isim emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin, Veli Küçük’ün çok yakınında olan bu ismin tetikçi Arslan ile telefon görüşmeleri tespit ediliyor. Tekin hakkında gözaltına alma kararı çıkıyor. Tekin, teslim olmuyor. Çavuşbaşı’nda bir villada saklanıyor. Bu sırada, ilginç bir biçimde, kalbinin altından bıçaklanıyor. Kamuoyuna bu durum “intihar teşebbüsü” olarak yansıtılsa da, hala karanlık boyutları var. Bu intihar teşebbüsü sırasında yanında emekli Binbaşı Zekeriya Öztürk var. Öztürk, Tekin’i Acıbadem hastanesine götürüyor.[78]

Arslan’la telefon görüşmeleri tespit edilen ve “Örgüte yardım etmek” ile suçlanan Tekin savcının tutuklama talep etmesine rağmen Hâkim tarafından serbest bırakılıyor. Aynı zamanda Alparslan Arslan ile çok sayıda telefon görüşmesi olan emekli Binbaşı Zekeriya Öztürk de gözaltına alınıp, serbest bırakılanlar arasında.[79]

Danıştay saldırısı toplumu şoke etti şüphesiz. Bir avukat, gözünü kırpmadan Danıştay’ı basıp bir hâkimi öldürmüştü. Medyanın büyük bir bölümü, bu olayın arkasını araştırmadan, göründüğü şekliyle yayın yaptı. [80]

İddianamedeki örgüt kurgusu tam bir teatral gösteri mahiyetineydi. Buna göre, şeyh Kurter'in evi örgütevi olarak kullanılmış, evde dini sohbet adı altında sıkça başörtüsü konusu konuşulmuş ve Arslan,  şeyhten etkilenerek, içine kapanıp, din kitapları okumaya, beş vakit namaz kılmaya başlamıştı. [81]

Şamil Tayyar:

Arslan, yakalandıktan sonra ek ifade verip talimatı şeyh Salih Kurter’den aldığını söylüyor. 84 yaşındaki TEK emeklisi Kurter, her ne kadar talimat vermediğini, Arslan’ın sadece vaaz dinlemeye geldiğini ve ‘delinin teki’ olduğunu söylese de Arslan’ın tek sözüyle cezaevine girmekten kurtulamıyor.[82]

H.Büşra Erdal:

Dava bu iddialarla başlarken Alparslan Aslan da yargılama sırasında cinayetin “türban” gerekçesiyle işlediğine mahkemeyi ikna etmek için çok çaba sarf etti. Diğer sanıkların olayla ilgisi olmadığı yönünde açıklamalar yapan, yani bir nevi vicdan azabı çektiğini belli eden Arslan, durmadan başörtüsü nedeniyle cinayet işlediğini vurguladı durdu. Ta ki, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımın Danıştay saldırısını Ergenekon örgütünün bir eylemi saymasıyla bu oyunu bozana kadar...[83]

Ergenekon İle İlişki

H.Büşra Erdal:

Ankara’da yargılama sürerken “Ümraniye’de bulunan 27 el bombası” ile ilgili soruşturmada tanık ve sanık ifadeleri doğrultusunda Danıştay saldırısının Veli Küçük’ün başında olduğu hücrenin işlediği yönünde derinleşti. Muzaffer Tekin, Mehmet Zekeriya Öztürk gibi daha önce Danıştay saldırısından gözaltına alınıp daha sonra serbest bırakılan şüpheliler gözaltına alındı.[84]

Bu süre zarfında, “Ümraniye soruşturması” kapsamında Muzaffer Tekin ve Zekeriya Öztürk’ün gözaltına alınması Ankara’daki davada Alparslan Arslan’ın farklı çıkışlar yapmasına neden olmuş görünüyor. Arslan, o güne kadar hiç bahsetmemişken birden Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’i öldürmek istediğini söylemeye başlıyor. 26 Temmuz 2007 tarihli duruşmada Arslan, “Danıştay saldırısı Allah’ın dinine, Müslümanlara, peygamberlere yapılan alçakça saldırılar nedeniyle yapılan bir operasyondur” diye konuşuyor ve “Yakalanmasaydım Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’i de bu gerekçelerle öldürecektim. Ne Ümraniye soruşturmasının, ne Vatansever Kuvvetler Birliği Hareketi’nin, ne de derin devletin Danıştay saldırısıyla ilişkisi yok” diyerek tabiri caizse bir yardım çığlığı atıyor. Dışarıdaki azmettiricileri tutuklanırsa, Arslan’ın da artık dışarı çıkmasının mümkün olamayacağını biliyor elbette. Zaten saldırıdan sonra Arslan’ın yanındaki diğer sanıklara “darbe olacak ve çıkacağız” dediği bizzat onlar tarafından teyit edildi.[85]

El-Kaide Avukatı Birden Danıştay Davasında Boy Gösterdi

H.Büşra Erdal:

Danıştay davasında ilginç sahnelerden biri de 30 Ocak 2008 tarihli duruşmada yaşanır. Emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün Ergenekon soruşturmasında tutuklanmasından 3 gün sonra yapılan duruşmada, 15-20 Kasım canlı bomba eylemleriyle ilgili El-Kaide davasında ortaya Çıkan avukat Abdurrahman Sarıoğlu, Arslan’ın müdafii olduğunu açıklar...Karara giden davada “Arslan saldırıyı İslami duygularla, tek başına yaptığını söyleyen Sarıoğlu, El-Kaide davasında sanık Cemile Aktaş’ın avukatı olarak duruşmalarda “Laik TC’nin mahkemesinde ayağa kalkmam” diyerek ayağa kalkmamak için hiç oturmaz. Elindeki siyah eldivenlerini yaz-kış çıkarmamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti laiklerinin tam da korktuğu-korkutulduğu “irticaa” tipinde olan Sarıoğlu, sanıkların El- Kaide üyesi olduğu imajını pekiştirir. Mahkemede kamuoyunun ilgisini “irtica ve siyasal İslam’a çevirmeyi başarmıştır. Şimdi sırada Danıştay vardır. Arslan’ın avukatı olduğunu iddia eden ve duruşma sonrasında açıklama yapan Sarıoğlu, Arslan'ın “Ergenekon” çetesiyle bağlantısı olmadığını, türban meselesi nedeniyle saldırıyı tek başına ve “İslami duygularla” gerçekleştirdiğini ileri sürer.[86]

Danıştay Sanıkları Ergenekon’da Önce Tanık, Sonra Sanık

H.Büşra Erdal:

Ergenekon dosyasına giren deliller içinde ilk göze çarpan, Alparslan Arslan’ın, 13 Mart 2008 tarihli Ergenekon savcısına verdiği ifadedir. Arslan, bu ifadesinde, Muzaffer Tekin’in ofisine 4-5 kez gittiğini ve buraya emekli askerlerin geldiğini ancak Veli Küçük’le tanışmadığını savunuyor.[87]

Buna karşın Osman Yıldırım, 12 Mart 2009’daki ifadesinde, Veli Küçük’ü 1993 yılından beri tanıdığını anlatacaktır. Küçük ile Arslan’ın buluştuklarını bildiğini, zaman zaman kendisinin de yanlarında bulunduğunu söylüyor. Cumhuriyet’e bomba atılması eylemleri de yine ifadede yer alıyor. Yıldırım, 29.04.2006’da Ümraniye’de buluştuğu Alparslan Arslan’ın kendisine “Harekete geçeceğiz. Yarın buluşalım” dediğini aktarıyor. Arslan’ın bekar arkadaşlarının kaldığı evde bombaların kendilerine Muzaffer Tekin tarafından verildiğini, Tekin’in, burada 3 adet el bombasını yan odadan getirterek kendisine “Bunlar Cumhuriyet gazetesine atılacak. Rahat ol, kimse ölmeyecek. O şekilde olsun. İş bitince sana 500.000 dolar para vereceğiz. Senin, attırdığın kişilere vereceğin paraya karışmayız.” dediğini, kendisinin iki adet el bombasını alıp cebine koyduğunu, bir tanesini de Alparslan Arslan’ın alıp çantasına koyduğunu anlatıyor. Yıldırım’ın ifadesine göre, daha sonra ilk bombayı Tekin Irşi, İkinciyi Irşi’nin yer göstermesiyle İsmail Sağır, üçüncü bombayı ise Arslan’ın kendisi atıyor. Yıldırım, Danıştay saldırısından ise haberdar olmadığını vurguluyor.[88]

Atabeyler Çete Operasyonu – 31 Mayıs 2006

Şamil Tayyar:

Danıştay saldırısından sonraki ilk büyük operasyon 31 Mayıs 2006 günü Ankara Eryaman'da Atabeyler Grubu'na karşı yapıldı.  Bu grup da Sauna gibi ayrı bir hücreydi.[89]

Baskın yapılan ev, sanki cephanelik gibiydi.  C-4 patlayıcılar, el bombaları,  silahlar,  Başbakan Tayyip Erdoğan'ın evinin krokisi,  BİM mağazalarının krokileri,  Atabeyler Grubu'na ait flama ele geçirildi.[90]

Olayla ilgili olarak Özel Kuvvetler Komutanlığında görevli Yüzbaşı Murat Eren, Astsubaylar Erkut Taş, Yasin Yaman,  İsmail Binici ve Mehmet Karatepe tutuklandı.[91]

Düşünün ki; bir eve silah ve mühimmat yığınağı yapılacak, bomba düzeneği kurulacak, Başbakan Erdoğan'ın Keçiören'deki evinin krokilerini çizip üzerinde ince ince çalışılacak, Genelkurmay'da "Ayaklanma"  üzerine basılmış  "gizli"  nitelikli kitaplardan ders çalışılacak, yetinmeyip İçişleri Bakanı  Abdülkadir Aksu'nun oğlu Murat Aksu, Başbakanın Danışmanı Cüneyd Zapsu, Mehmet Ali Birand, Mehmet Ali Erbil gibi  alanlarında  ünlü  ve etkin isimleri belirleyip öldürme  hesapları  yapılacak,  bomba  atmak  için  Ankara'daki BİM  mağazalarında  keşif yapılacak...[92]

İbrahim Çiftçi’nin Bombalı Suikast ile Öldürülmesi – 19 Aralık 2006

Şamil Tayyar:

Bombalı saldırılardan biri,  19 Aralık 2006 günü İzmir'de yaşandı. İkinci Kordon'daki Alsancak Kafe'ye el bombasıyla düzenlenen saldırıda, yer altı dünyasına yakınlığıyla bilinen işadamı İbrahim Çiftçi hayatını kaybetti.  Cinayetin faili kısa süre sonra evinde yakalandı. PKK'lı değildi. Herhangi bir örgüte mensup değildi. Ekonomik zorluklar içinde yaşayan birisiydi.[93]

Bir alacak verecek ilişkisine dayandırılan bu saldırıda bir el bombasının kullanılması dikkat çekiciydi. İzmir'deki bir işsiz, görünürde adi bir cinayette el bombası kullanıyordu![94]

Bombalı saldırıda hayatını yitiren İbrahim Çiftçi, 2001 yılında Ankara'da evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu ölen Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu'nu öldürmek için ilk teklifin kendisine yapıldığını iddia etmişti. İbrahim Çiftçi şöyle diyordu: "Necip Hablemitoğlu'nu öldürmek için S.H. bana 2 milyon dolar sözü verdi."[95]

Oğlu Fevzi Çiftçi ise babasının ölümünden sonra şu açıklamayı yaptı:  "Babamı öldüren bombayla Ümraniye'de ele geçerilen bombalar aynı seriden. Soruşturmayı yürüten savcı kimseyle konuşmamak için beni uyardı."[96]

Şamil Tayyar:

Ergenekon soruşturması, Hablemitoğlu cinayetine farklı bir boyut kazandırdı. 19 Aralık 2006 günü İzmir’de bombayla öldürülen ve çevresinde “Çerkez” lakabıyla tanınan İbrahim Çiftçi’nin “Necip Hablemitoğlu’nu öldürmek için S.H bana 2 milyon dolar sözü verdi” şeklindeki açıklamaları ciddiye alınmaya başlandı. Oğlu Fevzi Çiftçi, babasının öldürülmesinden sonra “Babamı öldüren bombayla Ümraniye’de ele geçirilen bombalar aynı seriden” diyerek Ergenekon’u işaret etti. [97]

Danıştay davası sanıklarından Osman Yıldırım da Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılara verdiği ifadede, şunları söyledi:“2002 yılında Veli Küçük, Muzaffer Tekin ve Osman Gürbüz ile toplantı yaptık. Osman Gürbüz bana 1 milyon dolar karşılığı Necip Hablemitoğlu’nu öldürmeyi teklif etti. Ben kabul etmeyince Veli Küçük, ‘Osman bu iş yine sana kaldı’ dedi. 6-7 ay sonra Osman Gürbüz’ü gördüğümde ‘Hablemitoğlu’nun parasını masalarda bitirdik’ dedi.”[98]

Hrant Dink’in Öldürülmesi Olayı – 19 Ocak 2007

18 Ocak 2007 Ermeni gazeteci Hrant Dink, Agos gazetesinin önünde öldürüldü.[99]

Hrant Dink, 17 yaşındaki Ogün Samast tarafından vurularak öldürüldü. Cinayeti işleyen Ogün Samast, aynı gün yakalandı. Hrant Dink’in 301. Maddeden yargılanmasını sağlayan isimlerin hemen hepsi, bugün ETÖ kapsamında tutuklu bulunuyor. Öte yandan Hrant Dink’in ETÖ davasının kilit sanıklarından Veli Küçük’ün hayatına kastedeceğinden endişe duyduğu, ailesi tarafından açıklanmıştı.[100]

Hrant Dink Cinayeti ile Cemaatin İlişkisi

Hanefi Avcı:

Hrant Dink olayını Cemaat bir fırsat olarak değerlendirmişti. İstanbul’a birtakım görevlileri göndermek istediğinde, İstanbul Emniyeti her seferinde karşı çıkıyordu. İstanbul Emniyet Müdürünün İstanbul’daki diğer irtibatları, görev nedeniyle Başbakanla yakınlıkları, İstanbul Valiliğini vs. etkilemesi dolayısıyla buraya gelecek görevliler konusunda mutlak söz sahibi olmak istiyordu. Özellikle Emniyet Müdürünün disiplinli tavırları, buraya Cemaat’in müdahale etmesini engelliyordu. Cemaat bu olayı inanılmaz bir fırsat olarak değerlendirdi.[101]

İstanbul İstihbarat Şube Müdürü, Hrant Dink olayından bir müddet önce Ankara’ya çağrılmış, “Sen bu görevden ayrıl. İstiyorsan seni İzmir’e verebiliriz, başka ile de verebiliriz. Biz buraya başkasını göndermek istiyoruz” denilmişti. Bu da çok açıktı. İstanbul’a en azından kendilerine yakın olan, Cemaat’ten birini göndermek için fırsat kolluyorlardı. Örneğin, Danıştay olayı onlar için bir fırsattı, bunu kullanarak Emniyet Müdürünü, İstihbarat Şube Müdürünü, İstihbarat amirlerini değiştirmek istemişlerdi. İşte İstanbul Emniyeti’nde istenilen tayinler olmayınca, her fırsatta gönderilen müfettişler seçildi. Ve o müfettişler hazırladıkları raporlarda sadece İstanbul’un kusurunu anlatıp olayların diğer taraflarım anlatmadı, böylelikle de yeterli, tarafsız, objektif bir soruşturma önlenmiş oldu.[102]

Malatya, Zirve Olayı – 18 Nisan 2007

Türkiye, 18 Nisan 2007 sabahı büyük bir vahşetle uyandı. Hıristiyanlıkla ilgili kitaplar yayınlayan Zirve Yayıncılık'ı sabah erken saatlerde basan bir grup, biri Alman üç kişiyi sandalyeye bağlayıp boğazlarını kesti.  [103]

16 Nisan'da başlayan ve 10 gün sürecek olan Cumhurbaşkanlığı adaylık sürecinin tam ortasında meydana gelen bu vahşet, vicdan sahibi herkesin tüylerini diken diken etmişti. [104]

Hrant Dink’in öldürülmesinden üç ay sonra, bu sefer Malatya’da bir yayınevi basıldı ve biri Alman vatandaşı olan üç Hrıstiyan öldürüldü. Saldırganlar, Hrant Dink suikastında olduğu gibi aşırı milliyetçi gençlerdi ve bugünkü Ergenekon sanıkları ile bağlantı içindeydiler. Bu dava da, 21 Kasım 2008’de Ergenekon davası ile birleştirildi.[105]

Zirve Cinayeti ile Cemaatin İlişkisi

Cemaat’in ikinci istismar ettiği konu Malatya Zirve olayıydı. Aslında olayın failleri, olayın yapılışı her yönüyle çok açıktı. Ama Cemaat bunu bir fırsata dönüştürmek, bu olayı bir yerlere bulaştırmak, birçok kişiyi bu olayın içine çekmek ve hedefindeki insanlarla bağlantılandırmak istiyordu.[106]

Malatya olayı dolayısıyla bulunan Gizli Tanık Deniz Uygar kod isimli İlker Çınar ifadesinde “Genelkurmay’da TUSHAD isimli, hiç kimsenin bilmediği, duymadığı bir birim olduğunu ve bu birimin talimatıyla cinayetin işlendiğini, kendisinin de burada görevli olduğunu, emekli olsa bile TUSHAD’ı Hurşit Tolon Paşanın kurup yönettiğini, birkaç kilisede devlet adına görev aldığını” belirtiyor, makul olmayan şeyler söylüyordu.[107]

 

 

Dipnotlar

[1] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[2] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[3] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[4] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[5] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[6] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[7]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[8]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[9]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[10]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[11] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[12] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[13] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[14] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[15] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[16] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[17] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[18] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[19] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[20] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[21] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[22] Çelik Çekirdek. Şamil Tayyar. Timaş: 2013

[23] Beşinci Darbe. Şamil Tayyar. Timaş: 2014

[24] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[25] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[26] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[27] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[28]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[29]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[30]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[31]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[32]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[33] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[34] Beşinci Darbe. Şamil Tayyar. Timaş: 2014

[35] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[36] Çelik Çekirdek. Şamil Tayyar. Timaş: 2013

[37] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[38] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[39] Çelik Çekirdek. Şamil Tayyar. Timaş: 2013

[40] Çelik Çekirdek. Şamil Tayyar. Timaş: 2013

[41] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[42] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[43] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[44] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[45] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[46] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[47] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[48] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[49] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[50] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[51] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[52] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[53]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[54]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[55]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[56]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[57]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[58]Haliçte Yaşayan Simonlar. Hanefi Avcı.  Angora:2010

[59]Haliçte Yaşayan Simonlar. Hanefi Avcı.  Angora:2010

[60]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[61] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[62] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[63] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[64] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[65] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[66] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[67] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[68] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[69] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[70] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[71]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[72] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[73]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[74] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[75] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[76] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[77]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[78] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[79] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[80] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[81] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[82] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[83] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[84] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[85] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[86] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[87] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[88] Kafası Karışıklar İçin Ergenekon. H.Büşra Erdal. Ufuk: 2013

[89] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[90] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[91] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[92] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[93] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[94] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[95] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[96] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[97] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[98] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[99]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[100]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[101]Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[102]Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[103] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[104] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[105]http://www.siyasethane.com/derin-konular/9417-ergenekon-davasi-kronolojisi-1996-2009-a.html

[106]Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[107]Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

Kültür Sayfası