Çin'e Stratejik Bakışlar

 
Doğu Asya’da Problemler

Brzezinski görüşlerini 1997 yılında yayınladığı “Büyük Satranç Tahtası” adlı kitabında dile getirmiştir.

Çin’in Çinlilere göre, geçen yüzyıl içinde Japonlar temel düşmanları olmuştur. Çince “aç ülke” demek olan Rusya’ya uzun zamandır güven kaybedilmiştir. Artık Hindistan da potansiyel bir rakip olarak görünmüştür. “Komşumun komşusu müttefikimdir” ilkesi Çin ve Amerika arasındaki jeopolitik ve tarihi ilişkilere uygundur. Ancak, Amerika artık Japonya’nın okyanus ötesindeki düşmanı değil, yakın müttefikidir. Amerika’nın Tayvan ve pek çok güneydoğu Asya ülkesiyle de yakın bağları vardır.  [1]

  • Çin güçlendikçe ve Tayvan zenginleşip resmen ayrı bir ulus-devlet statüsü için çabaladıkça Tayvan’ın ayrı statüsüne daha çok kızmaktadır. [2]

  • Güneyde Çin Denizi’ndeki Paracel ve Spratly Adaları, potansiyel değerli enerji kaynaklarına ulaşım ve Çin’in emperyalist bakış açısıyla Güney Çin Denizi’ni kendi yasal ulusal bölgesi görmesi nedeniyle, Çin ve Güneydoğu Asya devletleri arasında çatışmalara sebep olma riski taşımaktadır. [3]

  • Japonya ve Çin Senkaku Adaları için çekişmektedir. Japonya ve Çin arasındaki tarihi bölgesel üstünlük rekabeti konuya simgesel önem de katmaktadır. [4]

  • Kore’nin bölünmüşlüğü ve Kuzey Kore’nin doğasında var olan istikrarsızlık, ani bir patlamayla tüm adayı savaşa sürükleme ve bunun sonucunda bu savaşa karışması ve bunun da dolaylı olarak Japonya’yı savaşa dahil etmesi riskini taşımaktadır. [5]

  • 1945 yılında Sovyetler Birliği’nin tek taraflı olarak ele geçirdiği Kuril Adaları Rus-Japon ilişkilerini felç etmeye ve zehirlemeye devam etmektedir. [6]

  • Diğer gizli toprak ve etnik köken çatışmaları Rusya-Çin, Çin-Vietnam, Japonya-Kore ve Çin-Hindistan sınırlan, Xinjiang Eyaletindeki etnik huzursuzluk ve Çin ile Endonezya arasındaki okyanus sınırlan ile ilgilidir. [7]

 

Bölgede güç dağılımı da dengede değildir. Nükleer silah deposu bulunan ve büyük bir ordu gücüne sahip olan Çin bellidir ki bölgedeki baskın askeri güçtür.  Elbette Japonya'nın da askeri kapasitesi artmaktadır. Nitelikleri açısından bölgede emsali yoktur. Ancak şu anda Japonya Silahlı Kuvvetleri Japon dış politikası için bir araç değildir. Daha ziyade genelde Amerika’nın bölgedeki mevcudiyetinin uzantısı olarak görülmektedir. [8]

Son zamanlarda bölgede güç dengelerinin olmayışı, bir-birlerine karşı sakınımlı olan Avustralya ve Endonezya’yı daha fazla askeri işbirliğini başlatmaya itmiştir. Her iki ülke de Çin’in bölgedeki askeri üstünlüğünün uzun vadeli sonuçlarından ve Amerika’nın güvenlik garantörü olarak bölgedeki gücünden duydukları kaygıları gizlememiştir. Bu endişe Singapur’u da bu devletlerle daha yakın güvenlik ilişkileri arayışına itmiştir. [9]

 

Çin’in Bakış Açısı

Tarih, Çin seçkinlerini, Çin’in dünyanın merkezi olduğu düşüncesine itmiştir. Çin çok eskilerden beri devasa nüfusuyla farklı ve gururlu bir uygarlık olmuştur. Bu bakış açısıyla, Çin’in büyüklüğünü yitirmesi bir sapma, Çin’in özel niteliğine saygısızlık, tek tek her Çinliye kişisel hakarettir. Bu aşağılanma silinmeli ve sorumluları cezalandırılmalıdır. [10]

Bu sorumlular, her birinin payı değişmekle birlikte, dört devlettir: Büyük Britanya, Japonya, Rusya ve Amerika. Büyük Britanya, Afyon Savaşları ve bunun sonucunda Çin’in itibarını kaybetmesi, Japonya geçen yüzyıl boyunca süren ve Çin halkının korkunç acılar çekmesine sebep olan savaşlar, Rusya kuzeydeki Çin topraklarında süregelen tecavüz ve Stalin’in Çin’in özsaygısına karşı gösterdiği baskıcı duyarsızlık ve son olarak Amerika Asya’daki mevcudiyeti ve Japonları desteklemekle Çin’in isteklerinin yolunun üstünde durması nedeniyle sorumludur. [11]

Çinlilerin bakış açısından bu dört güçten ikisi zaten cezalandırılmıştır. Büyük Britanya artık bir imparatorluk değildir ve Hong-Kong’da İngiliz bayrağının indirilmesi bu acı dolu bahsi kapatmıştır. Yani tarihin Büyük Britanya’yı cezalandırdığı söylenebilir. Rusya bitişik komşu olmaya devam etmektedir. Ama duruş, prestij ve toprak açısından çok şey kaybetmiştir. Çin için en ciddi sorun Amerika ve Japonya’dır. Esasen Amerika ve Japonya ile etkileşimine göre küresel rolü belirlenecektir. [12]

Güneydoğu Asya ve Çin 

Güneydoğu Asya potansiyel olarak aşırı zengin, coğrafi olarak çok yayılmış ve güçlü Çin’in bile bağımlı kılamayacağı kadar büyüktür. Ama aynı zamanda aşırı zayıf ve en azından Çin’in nüfuz çemberi olmamak için siyasi açıdan fazla parçalanmıştır. Çin’in tüm bölge ülkelerindeki mali ve ekonomik mevcudiyeti ile artırılan bölgesel nüfuzu, gücü arttıkça büyüyecektir. Bölgede Çin emperyalizmi korkularını önlemek için, Çin’in kendi kendisini dizginlemesi mutlaka Çin’in çıkarına olacaktır. Bu korku bölgesel Çin karşıtı bir koalisyon yaratabilir ve bunun açık belirtileri, şimdiden, doğmakta olan Endonezya-Avustralya askeri işbirliğinde mevcuttur. Böyle bir koalisyon büyük ihtimalle Birleşik Devletler, Japonya ve Avustralya’dan destek isteyecektir. [13]

Endonezya ve Çin

Güneydoğu Asya’da Endonezya en önemli ülkedir. Ama bölgede bile, önemli bir etkide bulunma kapasitesi sınırlıdır. Bunun sebepleri, azgelişmiş ekonomisi, iç siyasetteki süregiden belirsizlik, dağılan takımadaları, bir de Çinli azınlıkların iç mali ilişkilerde uyguladığı merkezi rol nedeniyle şiddetlenen etnik çatışmalara açık olmasıdır. Bazı açılardan Endonezya Çin’in doğuya doğru iddiaları için ciddi bir engel olabilir. Bu durumu sonunda, bir zamanlar Endonezya’nın genişlemesinden korkan Avustralya fark etmiş, son zamanlarda Avustralya- Endonezya güvenlik işbirliğini arttırmayı tercih etmeye başlamıştır. Ama siyasi güçlenme dönemi ve sürdürülebilen ekonomik başarı, Endonezya’nın bölgesel etkin aktör olarak görülebilmesi için gereklidir. [14]

Çin’in Komşuları ile İlişkileri

George Friedman bu görüşlerini 2011 yılında yayınladığı “Gelecek 10 yıl” adlı kitabında dile getirmiştir.

Hindistan-Çin İlişkisi

Hindistan-Çin güç dengesi konusunda ciddi endişeler var ama Hindistan ve Çin bir duvarla bölünmüş durumdalar (Himalayalar). Bu doğal engel uzun süreli çatışmayı ve yüksek ölçekli kara ticaretini neredeyse imkânsız kılıyor. Bu bölgedeki merkezî ve uzun süredir var olan rekabet Çin ve Japonya arasında.[15]

Çin-Japonya İlişkisi

Çin ve Japonya’dan daha farklı iki devlet düşünmek imkânsız ve ekonomik gerginlik Japonya 1895’teki ilk modem savaşta Çin donanmasını yok ettiğinden beri onları birbirlerine düşman etti. Japonya bir denizcilik sanayi gücü, varlığını sürdürmek için hammadde ithalatına son derece bağımlı. Çin devasa nüfusu ve coğrafyasıyla, toprağa bağlı. Japonya sanayileşmeye başladığı andan itibaren Çin’in pazarına, hammaddelerine ve işçilerine ihtiyaç duydu ve bunları en uygun şartlarda istedi. Çinlilerin yabancı sermayeye ve uzmanlığa ihtiyaçları vardı ama Japonların kontrolü altına girmek istemiyorlardı. Bu iki ekonominin birbirine temkinli bağımlılığı 1930 ve 1940’larda şiddetli bir savaşa neden oldu ve Japonya, Çin ana karasının çoğunu işgal altında tuttu. Her iki ülke de savaştan çıktıktan sonra tam olarak kendine gelemedi ve düşmanlık ve güvensizlik sadece Birleşik Devletler’in egemen ve müdahaleci varlığı sebebiyle kontrol altında tutuldu. [16]

Çin’in endişeleri jeopolitikti: Büyük ölçüde Sovyetler Birliği’nden korkuyordu. Japonya’nınki ekonomikti: Savaş sonrası ekonomik patlamayla ilgiliydi. İki ülkenin de kendi nedenlerinden dolayı ABD’ye ihtiyacı vardı. [17]

Soğuk Savaş sona erdiğinde, dengenin doğası değişti. Japonya’nın hızlı yükselişi durmuşken onun ekonomiye odaklanma yöntemini taklit eden Çin uzun bir yükselişe geçti. Japonya daha büyük bir ekonomi olarak kaldı ama yapısı bakımından Çin’inki en dinamiği oldu.[18]

Çin’in Problemleri

George Friedman bu görüşlerini 2009 yılında yayınladığı “Gelecek 100 yıl” adlı kitabında dile getirmiştir.

Amerika Birleşik Devletleri'nin bir sonraki rakibinin Rusya değil Çin olacağını öngören çok sayıda kişi vardır. Ben üç nedenle bu görüşe katılmıyorum. [19]

İlk olarak, Çin haritasına yakından baktığınızda, fiziksel olarak çok soyutlanmış bir ülke görürsünüz. Kuzeyde Sibirya, güneyde Himalayalar ve ormanlar ile çevrilidir ve Çin nüfusunun çoğunluğu ülkenin doğu bölümünde bulunmaktadır. [20]

İkinci olarak, Çin yüzyıllardır büyük bir donanma gücüne sahip olmamıştır ve bir donanma oluşturmak, yalnızca gemi yapmak değil, iyi eğitimli ve deneyimli denizcilerin yetiştirilmesini gerektirmektedir. [21]

Üçüncü olarak, Çin hakkında endişelenmenin gereksizliği için daha derin bir neden vardır. Çin doğası gereği olarak durağan değildir. Bu ülke ne zaman dış dünyaya karşı kapılarını açsa, kıyı bölgesi zenginleşmektedir fakat Çin'in büyük çoğunluğu gelişmemiş olarak kalan iç bölgelerde yaşamaktadır. Bu, gerilim, çatışma ve durağan olmama durumuna neden olmaktadır. Bu aynı zamanda ekonomik kararların politik nedenlerle alınması anlamına gelmektedir. Bunun sonucunda etkin bir yapı oluşturulamaz ve çöküş meydana gelir. Bu, Çin'in yabancı ticarete kapılarını ilk kez açması değildir ve son olmayacaktır. Ancak bu durum onun durağan bir yapı içinde olmasını engellemektedir. Ben Çin döngüsünün bir sonraki aşamaya doğru hareket edeceğini ve kaçınılmaz olarak çöküş aşamasına geleceğine inanıyorum.   [22]

Çin tarihinde sadece bir kez, on ikinci yüzyılda Moğollar tarafından işgal edilmiş ve ondan sonra şimdiki sınırlarının dışına çıkmamıştır. Tarihine bakılırsa Çin saldırgan değildir ve dünyanın geriye kalan ülkelerine yeterince yaklaşmaz. Çin yakın tarihlere kadar yabancılarla temastan kaçınmış, başka ülkelerle ticarete önem vermemiştir.[23]

Mao'nun halefi Deng Xiaoping, Çin'in tecrit edilmiş bir halde kalarak güvende olamayacağını biliyordu. Bazı güçler Çin'in ekonomik zafiyetinden yararlanmak isteyeceklerdi elbette. Bu nedenle Deng bir kumar oynadı, Çin'in sınırlarını açıp dış ticaret yaparak gelişirken iç çatışmaları da önleyebileceğini düşündü. [24]

Kıyı bölgeleri yine gelişti ve dış güçlerle iyi ilişkiler kuruldu. Shanghai gibi kıyı şehirleri ucuz üretim ve dış ticaret sayesinde zenginleşti ama iç bölgeler yine fakir kaldı. Kıyı ve iç bölgeler arasında gerginlik arttı ama merkezi hükümet kontrolü sağladı ve bölgelerin hiçbirinde kontrol kaybı yaşanmadı. [25]

Çin yirmi birinci yüzyılın başında, belirsiz bir dengeleme hareketi yapma konusunda kumar oynuyor. Tahminlere göre, Çin yönetimi kıyı bölgelerinin zenginliğini fakir iç bölgelere götürmeyi ve bunu yaparken de kıyı halkının direnmeyeceğini ve iç bölgelerde de gerginlik yaşanmayacağını düşünüyor.[26]

Bu çabaların altında bir başka ciddi ve tehditkar sorun yatıyor. Çin aslında şimdi özel mülkleri, bankaları ve tüm diğer askeri harcamalarıyla bir kapitalist ülke görüntüsü veriyor. Fakat sermaye oluşumu piyasa tarafından oluşturulmadığı için de tam olarak kapitalist sayılmıyor. Asya tarzı aile sistemleri, sosyal bağlantılar ve siyasette komünist sistem ilişkileri içinde, kredilerin çoğu hatır için ve iş hayatı dışındaki kişilere veriliyor. Bunun sonucu bunların çoğu geri ödemesiz, batık kredi oluyor. Bu tür batık kredilerin 600-900 milyar dolar arasında olduğu tahmin ediliyor ki, bu da yaklaşık olarak Çin  milli gelirinin dörtte biri ile üçte birini oluşturuyor. [27]

Bu borçların düşük maliyetli ihracatlarla sağlanan çok yüksek büyüme oranlarıyla kapatılmasına çalışılıyor. Dünya piyasaları ucuz ihraç mallarını hemen kapıyor ve bunlardan gelen paralarla da borç batağında yüzen şirketler kurtarılmaya çalışılıyor. Ucuza satılan malların getirdiği kazançlar da elbette çok düşük oluyor ve aslında ekonomide bir gelişme görülmüyor. [28]

Çin sadece sosyal ilişkileri ekonomik disiplinin üstünde tutan bir Asya devleti değil, aynı zamanda parayı siyasi kanallarla tahsis eden ve ekonomik bilgileri bu yöntemle değerlendiren bir komünist ülkedir. Çin'de bankalar ve nakit talep eden hükümet yetkilileri kâr amaçlı şirketlerden daha önemli sayılıyorlar. Ekonomi ihracata dayanıyor, büyüme oranlan yüksek ve büyüme oranı hafifçe yavaşlasa bile çökecekler. Japonya'da 1990'larda geri dönmeyen kredilerin miktarı benim tahminime göre milli gelirin yaklaşık yüzde 20'si kadardı. Çin'de ise bu yaklaşık yüzde 25'tir. 

Japonya sorununu çözmek için büyüme hızını düşürdü. Japonya bunu zorluk çekmeden yapabilecek siyasi ve sosyal disipline sahipti. Doğu Asya ise bu sorunu iki şekilde çözdü. [29]

Güney Kore ve Tayvan gibi ülkeler sert önlemler aldılar ve eskisinden daha güçlü oldular, ama onların güçlü hükümetleri vardı ve bunu yapabildiler. Endonezya gibi bazı ülkeler ise krizi çözemediler. [30]

Çin'in sorunu siyasidir ve Çin ideolojiyle değil, para gücüyle ayakta durmaktadır. Ekonomide daralma olur ve para akışı durursa, bunun zararını sadece bankacılık sistemi değil, tüm Çin toplumu görecektir. Çin'de sadakat ya satın alınır ya da zorlamayla sağlanır. Para olmadığı zaman sadece zorlama kalır ortada. İş hayatındaki yavaşlama iflaslara ve işsizliğe neden olur, dengesizlik getirir. Fakir ve işsizliğin yoğun olduğu ülkelerde ekonomik sorunların da baskısı olunca siyasi dengesizlikler yaşanabilir. [31]

Çin rejimi iki büyük sütun üzerinde durur. Bunlardan biri Çin'i yöneten muazzam bürokrasi çarkı, ikincisi de devletin ve Komünist Partinin koruyucusu ve uygulayıcısı olan silahlı kuvvetlerdir. Üçüncü sütun olan Komünist Parti ideolojik prensipleri yok olmuştur. Eşitlik, özgecilik ve halka hizmet artık eski değerlerdir, bilinir ama Çin halkı bunlara inanmaz ve bunları uygulamaz. [32]

Çin Ekonomisinin Sorunları

George Friedman bu görüşlerini 2011 yılında yayınladığı “Gelecek 10 yıl” adlı kitabında dile getirmiştir.

Dış güçlerin, Çin’e yatırım yapmalarına izin verildiğinde, bunlar Çin’in insan sermayesinin bolluğundan yararlanacak şirketler ve fabrikalar kurmaya başladılar. Bu fabrikaların amacı Çin’de satış yapmak değil, orada üretilen ürünlerin başka ülkelerde satılabilmesiydi. Buna uygun olarak yatırımlar öncelikle geniş limanlar ve o limanlara rahat taşımacılık yapabilecek bölgelere odaklanıyor. Nüfus kıyı şeridinde yoğunlaştığı için ülkenin iç kesimlerinde altyapı oluşturmanın bir anlamı yok. Gerçekten de fabrikaların büyük çoğunluğu körfeze birkaç yüz kilometrelik mesafede bulunuyor.[33]

Çin Halk Bankası’na göre, altmış milyon Çinli -büyük bir Avrupa ülkesinin nüfusuna eşit- orta sınıf evlerde yaşıyor (yılda yaklaşık 20 bin dolar kazananlar). Ama Çin’in 1.3 milyarlık nüfusunda 60 milyon orta sınıf vatandaş toplam nüfusun yüzde 5 kadarını temsil ediyor ve bunların çoğu sahile yakın bölgelerde veya Pekin’de toplanmış.[34] 

600 milyon Çinli yılda 1000 dolardan veya aile olarak günde 3 dolardan az parayla geçiniyor. Yaklaşık 440 milyon Çinli de yılda 1000-2000 dolar arası veya günde 3 ila 6 dolar kazanan ailelerden oluşuyor. Bu da demek oluyor ki Çinlilerin yüzde sekseni Afrika’daki Sahra Çölü’nün güney kısmındaki yerli halkla kıyaslanacak bir fakirlikte yaşıyor. Çinlilerin sanayi işçisi olan yüzde on beşlik kesiminin yerleşmiş olduğu sahilin 160 kilometre çevresindeki kemer düşünülse bile Çin son derece fakir bir ülke. Dar refah bölgesi hem sosyal hem de coğrafi bir çatlak oluşturuyor. Limanların etrafındaki bölge ticaretten kâr sağlarken Çin’in geri kalanının elinde böyle bir fırsat yok. Kıyı bölgelerinin çıkarları ülkenin geri kalanından, hatta merkezî hükümetin çıkarlarından çok Çin’in yabancı ticaret ortaklarıyla uyuşuyor. [35]

Çin’in tüketici ekonomisi ile üretici ekonomisinin orantısız oluşu da kaçınılmaz sorunlar yaratıyor. Çin’in ürettiği iPod ve kıyafetler kendi fakirleşmiş halk kitlelerine satılmıyor. Ayrıca Çin’in Pakistan ve Filipinler’e oranla artık ücret avantajı yok. Yan kalifiye ve sınırlı işçi havuzu yüzünden (eğitimsiz ve sonsuz sayıdaki köylülere karşılık olarak) fiyatlar arttı. Rekabet baskısıyla Çin fiyatları düşürdü, bu da ihracattan elde edilen kâr oranını azalttı.[36]

 

 

 

Kaynaklar

[1] Büyük Satranç Tahtası. Zbigniew Brzezinski. İnkılap:1997

[2] Büyük Satranç Tahtası. Zbigniew Brzezinski. İnkılap:1997

[3] Büyük Satranç Tahtası. Zbigniew Brzezinski. İnkılap:1997

[4] Büyük Satranç Tahtası. Zbigniew Brzezinski. İnkılap:1997

[5] Büyük Satranç Tahtası. Zbigniew Brzezinski. İnkılap:1997

[6] Büyük Satranç Tahtası. Zbigniew Brzezinski. İnkılap:1997

[7] Büyük Satranç Tahtası. Zbigniew Brzezinski. İnkılap:1997

[8] Büyük Satranç Tahtası. Zbigniew Brzezinski. İnkılap:1997

[9] Büyük Satranç Tahtası. Zbigniew Brzezinski. İnkılap:1997

[10] Büyük Satranç Tahtası. Zbigniew Brzezinski. İnkılap:1997

[11] Büyük Satranç Tahtası. Zbigniew Brzezinski. İnkılap:1997

[12] Büyük Satranç Tahtası. Zbigniew Brzezinski. İnkılap:1997

[13] Büyük Satranç Tahtası. Zbigniew Brzezinski. İnkılap:1997

[14] Büyük Satranç Tahtası. Zbigniew Brzezinski. İnkılap:1997

[15] Gelecek On Yıl. George Friedman. Pegasus: 2012

[16] Gelecek On Yıl. George Friedman. Pegasus: 2012

[17] Gelecek On Yıl. George Friedman. Pegasus: 2012

[18] Gelecek On Yıl. George Friedman. Pegasus: 2012

[19] Gelecek 100 yıl. George Friedman. Pegasus: 2010

[20] Gelecek 100 yıl. George Friedman. Pegasus: 2010

[21] Gelecek 100 yıl. George Friedman. Pegasus: 2010

[22] Gelecek 100 yıl. George Friedman. Pegasus: 2010

[23] Gelecek 100 yıl. George Friedman. Pegasus: 2010

[24] Gelecek 100 yıl. George Friedman. Pegasus: 2010

[25] Gelecek 100 yıl. George Friedman. Pegasus: 2010

[26] Gelecek 100 yıl. George Friedman. Pegasus: 2010

[27] Gelecek 100 yıl. George Friedman. Pegasus: 2010

[28] Gelecek 100 yıl. George Friedman. Pegasus: 2010

[29] Gelecek 100 yıl. George Friedman. Pegasus: 2010

[30] Gelecek 100 yıl. George Friedman. Pegasus: 2010

[31] Gelecek 100 yıl. George Friedman. Pegasus: 2010

[32] Gelecek 100 yıl. George Friedman. Pegasus: 2010

[33] Gelecek On Yıl. George Friedman. Pegasus: 2012

[34] Gelecek On Yıl. George Friedman. Pegasus: 2012

[35] Gelecek On Yıl. George Friedman. Pegasus: 2012

[36] Gelecek On Yıl. George Friedman. Pegasus: 2012

Kültür Sayfası