Rusya'ya Stratejik Bakışlar

 
Sovyetler Birliğinin Dağılmasının Rusya Üzerindeki Etkileri

Brzezinski görüşlerini 1997 yılında yayınladığı “Büyük Satranç Tahtası” adlı kitabında dile getirmiştir.

Ukrayna’nın Kaybının Etkileri

Bağımsız Ukrayna devletinin ortaya çıkışı, tüm Rusları siyasi ve etnik kimliklerinin karakterini yeniden düşünmeye itiyordu. Rus devleti içinse bu, hayati jeopolitik gerilemeyi temsil etti. Üç yüz yıldan fazla süren Rus imparatorluk tarihinin yadsınması, Rusya’yı gerçekten büyük, kendinden emin, yayılmacı bir devlet yapmaya yetecek, potansiyel olarak zengin bir sanayiye ve tarım ekonomisine sahip, Ruslara etnik ve dinsel açıdan yakın 52 milyon insanının kaybı anlamına geliyordu. Ukrayna’nın bağımsızlığı Rusya’yı Karadeniz’deki hâkim konumundan da yoksun bıraktı. Odessa, Rusya’nın Akdeniz ile ve onun öte sindeki dünya ile ticaretinin geçiş kapısıydı. [1]

Avrasya satranç tahtasında yeni ve önemli bir alan olan Ukrayna jeopolitik bir eksendir. Çünkü bağımsız bir devlet olarak mevcudiyeti Rusya’nın dönüştürülmesine yardımcı olmakta, böylece Rusya’nın Avrasya İmparatorluğu olması durdurulmaktadır. Rusya Ukrayna olmaksızın da imparatorluk statüsüne geri dönmeye çabalayabilir. Ama o zaman ağırlıklı olarak Asya İmparatorluğu olacaktır. Kazandıkları bağımsızlıklarının kaybından dolayı sinirlenecek ve güneydeki İslam devleti dostlarıyla desteklenecek yeni Orta Asya devletleriyle olan zıtlaşmalar sebebiyle zayıflayacaktır. Muhtemelen, yeni bağımsız devletlerle yakından ilgilendiği göz önüne alınırsa, Çin de Rusya’nın Orta Asya’daki egemenliğinin yeniden kurulmasına karşı çıkacaktır. Ancak Moskova, Ukrayna üzerinde yeniden hâkimiyet elde ederse, Ukrayna’nın 52 milyon nüfusa sahip olduğu, doğal kaynakları ve bir de Karadeniz’e geçit olması göz önüne alındığında, Rusya Avrupa ve Asya üzerinde, güçlü yayılmacı devlet olması için gerekli maddi kaynaklara kendiliğinden kavuşacaktır.[2]

Akılda tutulması gereken temel nokta Rusya’nın, Ukrayna Avrupa’da olmadan Avrupa’da olamayacağıdır. Ancak Ukrayna, Rusya Avrupa’da olmadan da Avrupa’da olabilir. Ukrayna’nın Avrupa lehine karar vermesi, Rusya’nın kendi tarihinin geleceğine karar vermesi anlamında tanımlayıcıdır. Ya Avrupa’nın parçası olacak ya da ne gerçekten Avrupalı ne de Asyalı bir Avrasyalı olup, “yakın yurtdışı” çatışmalarının çamuruna batacaktır. [3]

Karadeniz

Rusya, hem Ukrayna'nın bağımsızlığı hem de Türkiye’nin, bağımsızlıklarını yeni kazanan Kafkasya devletleri, Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’ın bölgede yarattığı fırsatlarla, bölgede uzun zaman önce kaybettiği etkisini yeniden kazanması nedeniyle, Baltık Denizi’nde olduğu gibi, Karadeniz’de de egemen konumunu kaybetti. Rusya, açıkça belli olan kızgınlığıyla, NATO-Ukrayna ortak deniz ve kara çıkarma manevralarını, Türkiye’nin Karadeniz Bölgesi’nde artan rolünü izliyor, Türkiye’nin Çeçen direnişine etkin destek sağlamış olmasından kuşku duyuyordu. [4]

Hazar

Sovyetler Birliği’nin çöküşünden önce, Hazar Denizi, güneyinde İran’a ait küçük bir bölüm haricinde, fiilen bir Rus gölüydü. Hırslı Batılı petrol yatırımcılarının üşüşmesinden güç alan, bağımsız, koyu milliyetçi Azerbaycan’ın ve aynı şekilde bağımsız Kazakistan ve Türkmenistan'ın ortaya çıkışıyla, Rusya Hazar Denizi havzası zenginliklerinin beş talepkârından yalnızca birisi durumuna düştü. Artık bu kaynakları kendinden emin biçimde, canı istediği gibi kullanabileceğini varsayamazdı. [5]

Orta Asya Cumhuriyetleri

Bağımsız Orta Asya devletlerinin ortaya çıkışı, Rusya’nın güneydoğu sınırlarının bazı yerlerde kuzeye doğru bin milden fazla geri çekilmesi anlamına geliyordu. Yeni devletler, artık, yabancıların ilgisini çekmesi beklenen muazzam maden ve enerji kaynaklarına hâkimdi. Bu devletlerin seçkinlerinin ve giderek halklarının da daha milliyetçi ve görünüşte İslamcı olmaları neredeyse kaçınılmazdı.[6]

Dışarıdan Türkiye, İran, Pakistan ve Suudi Arabistan tarafından desteklenen Orta Asya devletleri, çoğu Rus’un umudunun aksine, Rusya’yla kârlı ekonomik bütünleşmeye karşılık yeni siyasi egemenliklerini değiş tokuş etme eğilimine girmediler. Çeçenistan ve Tacikistan örnekleri daha kötü bir şeylerin olma olasılığının tümüyle yok sayılamayacağını göstermektedir. Tüm güney sınırları boyunca uzanan (Türkiye, İran ve Pakistan’ı eklemek suretiyle 300 milyonluk) İslami devletlerle potansiyel bir savaşın hayaleti Ruslar için ciddi endişe kaynağı olmalıdır. [7]

Çin

Son olarak Rusya İmparatorluğu dağıldığında, her ne kadar sınır değişiklikleri veya siyasi değişiklikler olmadıysa da Uzakdoğu’da da kötü sinyaller veren yeni bir jeopolitik durumla karşı karşıyaydı. Yüzyıllar boyunca Çin, en azından siyasi ve askeri alanlarda, Rusya karşısında daha zayıf ve daha geri olmuştu. Çin’in 1,2 milyar insanının dinamik enerjisinde birleşen ekonomik gücü, iki ülke arasındaki tarihi dengeyi tersine çevirmektedir. Sibirya'nın boş bölgeleri adeta Çin’in sömürgeleştirmesi için göz kırpmaktadır. [8]

 
Rusya’nın Jeostratejik Hayalleri Nasıl Değişti?

Brzezinski görüşlerini 1997 yılında yayınladığı “Büyük Satranç Tahtası” adlı kitabında dile getirmiştir.

Sovyetler Birliğinin Dağılması ve Rusya’nın Stratejik Seçenekleri

Sovyetler Birliği’nin çöküşüne tepki olarak üç geniş jeostratejik seçeneğin ortaya çıktığı söylenebilir: [9]

  1. Amerika ile “olgun stratejik ortaklık” 

  2. “Yakın yurtdışına” önem vermek. Bazı taraftarları bir biçimde Moskova egemenliğinde ekonomik bütünleşmeyi savunurken, diğerleri de imparatorluk hâkimiyetinin bazı sınırlarının sonunda yeniden oluşumunu sağlayarak Amerika ve Avrupa’yı dengeleyebilecek bir güç oluşturmayı savunmaktadırlar.

  3. Amerika’nın Avrasya’daki üstünlüğünü azaltmak için tasarlanmış bir tür ABD karşıtı Avrasya koalisyonundan oluşan karşı ittifak.

 

Batılılaşma Seçeneğinin Ön Plana Çıkması

Başkan Yeltsin’in yönetici takımında başlangıçta ilk seçenek egemendi. Ancak kısa bir süre sonra, ikinci seçenek siyasi üstünlük kazandı. Üçüncüsü daha geç, yaklaşık 90’ların ortalarında, Rusya’nın Sovyet sonrası jeostratejisinin hem belirsiz hem de başarısız olduğu kanısının yaygınlaşmasına tepki olarak belirdi. Sonuçta, bunların üçünün de tarihi olarak işe yaramaz ve Rusya’nın mevcut gücünün, uluslararası potansiyelinin ve dış çıkarlarının yanıltıcı hayali görüntüleri oldukları ortaya çıkmıştır. [10]

Sovyetler Birliği’nin ani çöküşü ile Yeltsin’in başlangıçtaki gidişatı Rus siyasi düşüncesindeki eski, fakat hiçbir zaman tam anlamıyla başarılı olmayan “Batılılaşmacı” kavramının zirvesini temsil ediyordu: Rusya Batı’ya aittir, Batı’nın parçası olmalıdır ve kendi devlet içi gelişmesinde olabildiğince Batı’yı taklit etmelidir. Bu görüş Yeltsin ve dışişleri bakanı tarafından benimsenmişti.[11]

Yeni Rus yönetimine karşı Batı tarafından, özellikle de Amerika Birleşik Devletleri tarafından gösterilen bilinçli dostane yaklaşım, Rus dış politika kurumundaki Sovyet sonrası Batılılaşmacılar için cesaret kaynağıydı. Amerikalılar Washington ve Moskova arasında “olgun stratejik ortaklık” sloganını ortaya attıklarında, bu Ruslara, eski yarışmanın yerine geçecek, yeni bir demokratik Amerikan-Rus ortak mülkiyetinin takdis edilmesi gibi göründü. [12]

Bu ortak mülkiyetin alanı küresel olacaktı. Bu suretle Rusya yalnızca eski Sovyetler Birliği’nin yasal halefi değil, gerçek eşitlik temelindeki küresel uzlaşmanın da olgusal ortağı olacaktı. Yeni Rus liderlerinin bıkıp usanmadan iddia ettiklerine göre bu, dünyanın geri kalanının Rusya’yı Amerika’nın eşiti olarak kabul etmesi gerektiği ve ayrıca hiçbir küresel sorunun Rusya’nın katılımı veya izni olmaksızın ele alınamayacağı anlamına geliyordu.[13]

Batılılaşma Stratejisinin Çökmesi

Bu yaklaşımdaki sorun, uluslararası ve ülke içi gerçeklikten yoksun olmasıydı. “Olgun stratejik ortaklık” kavramı gurur okşayıcıydı, ama aldatıcıydı. Amerika, küresel gücü Rusya’yla paylaşma eğiliminde değildi. Zaten istese bile bunu yapamazdı. Yeni Rusya’nın çok zayıf olduğu açıktı. Yetmiş beş yıllık komünist yönetimle çok harap olmuştu. Üstelik gerçek küresel ortak olabilmek için toplumsal olarak çok geriydi. Washington’un gözünde Almanya, Japonya ve Çin, en az Rusya kadar önemli ve etkiliydi. Daha da ötesi, Amerika için ulusal çıkar konusu olan merkezi jeostratejik konuların bazılarında, Avrupa’da, Ortadoğu’da ve Uzakdoğu’da, Amerikan ve Rus istekleri aynı olmaktan çok uzaktı. Ayrılıklar kaçınılmaz olarak su yüzüne çıkmaya başladığında siyasi güçteki orantısızlık, mali destek, teknolojik yenilenme ve kültürel cazibe “olgun stratejik ortaklığın” içinin boş olduğunu gösterdi.  [14]

Pek çok Rus demokratı NATO’nun genişlemesinin, Rusya’nın Avrupa dışında bırakılması, siyasi olarak aforoz edilmesi ve Avrupa uygarlığının kurumsal çerçevesi içindeki üyeliğe layık olmadığının düşünülmesi anlamına geleceğinden korkuyorlardı. Kültürel güvensizlik siyasi korkuları şiddetlendiriyordu. NATO’nun genişlemesi, Rusya’yı soyutlamak, Rusya’yı dünyada yalnız ve çok sayıdaki düşmanlarının saldırısına açık bırakmak için tasarlanmış eskilere dayanan Batı politikasının son aşaması olarak görülüyordu. Üstelik, Rus demokratları, Orta Avrupalıların, Moskova’nın yarım yüzyıldan fazla süren egemenliğine duydukları öfkenin derinliğini kavrayamıyorlardı. [15]

Yakın Komşularla İttifak Stratejisi

Batı’ya yönelimin başarısızlığı demokratlar arasında pasifliğe yol açtı. Eski imparatorluğun “yeniden bütünleşmesinin” olsa olsa küçük bir ihtimal olduğunun isteksizce kabulü bazı Rus jeopolitikacılan Amerika’nın Avrasya’daki egemen konumuna yönelik bir tür karşı ittifak düşüncesini uygulamaya itti. [16]

1996 başlarında Başkan Yeltsin Batı yönelimli Dışişleri Bakanı Kozyrev’in yerine, daha deneyimli, ancak eski Ortodoks komünist, uzun süreden beri ilgi odağı İran ve Çin olan uluslararası ilişkiler uzmanı Evgenniy Primakov’u atadı. Bazı Rus yorumcular Primakov’un yöneliminin, Amerika’nın Avrasya’daki üstünlüğünün azaltılmasından en çok çıkar sağlayacak üç güç etrafında oluşturulacak yeni bir “hegemonya karşıtı” bloğun oluşumunu atağa kaldıracağı spekülasyonunu ortaya attılar. Primakov’un başlangıçtaki bazı yolculukları ve açıklamaları bu izlenimi güçlendirdi. Sonuç, en azından teorik olarak, dünyanın lider Slav gücünü, en militan Müslüman gücünü ve en kalabalık ve güçlü Asyalı gücünü bir araya getirecek güçlü bir koalisyon yaratabilirdi. [17]

Bu tür bir karşı ittifak için zorunlu çıkış noktası, her iki devletin siyasi seçkinlerinin Amerika’nın tek küresel süpergüç olarak ortaya çıkışından duydukları kızgınlığından yararlanan iki taraflı Çin-Rus bağlantısının yenilenmesini gerektiriyordu. 1996 başlarında Yeltsin Pekin’e giderek, küresel “hegemonyacı” eğilimleri açıkça kınayan bir anlaşma imzaladı. Bu suretle iki devletin Birleşik Devletler’e karşı birleşeceklerini ima ediyordu.[18]

Ancak ne İran ne de Çin hem istikrarsız hem de zayıf Rusya tarafında stratejik tavır almaya hazır değillerdi. Her ikisi de böyle bir koalisyonun, bir kez birkaç taktik söylemin ötesine gittiğinde, daha gelişmiş dünyaya, bu dünyanın yatırım kapasitesine ve gereksindikleri modem teknolojisine erişimlerini tehlikeye sokacağının farkındaydı. Rusya’nın hegemonya karşıtı koalisyona gerçekten değerli bir ortak olarak sunabileceği çok az şey vardı. [19]

Üstelik, Çin, Rusya’nın böyle bir “hegemonya karşıtı” koalisyon oluşturma yönündeki tüm çabalarında kıdemli ortak olurdu. Nüfusu daha kalabalık, daha sanayileşmiş, daha yenilikçi, daha dinamik ve Rusya’nın topraklarıyla ilgili bazı tasarıları bulunan Çin, Rusya’ya kaçınılmaz olarak küçük ortak konumunu verirdi. Rusya’nın geri kalmışlığından kurtulmasına yardım etmek için gerekenlere sahip değildi ve muhtemelen böyle bir isteği de yoktu.  [20]

Son olarak, bazı Rus dış ilişkiler uzmanları, Avrupa’nın bütünleşmesinde bir aksama olduğu durumda, Avrupa’nın Amerika’yla Atlantik ötesi bağlantısına zarar verecek Rus-Alman ya da Rus-Fransız flörtü için taktiksel fırsatların umudunu beslediler. [21]

 
Altay Topluluklarının Rusya İçin Stratejik Önemi

Aleksandr Dugin bu görüşlerini 1997 yılında “Rus Jeopolitiği” adlı kitabında dile getiriyor.

Tataristan ve Başkurdistan

Volgaboyu’nda siyasal bağımsızlık ve Rusya ile belirli rekabet geleneğini muhafaza eden Tataristan bulunmaktadır. Tatarların milli bilinçlerinin çok gelişmişliği yüzünden burası (Rusya'nın bütünlüğünü koruması açısından) en zayıf bölgedir. Yine de “Tatar ayrılıkçılığı" problemini bir nebze de olsa önemsizleştiren en önemli faktör, Tataristan’ı kıtasal mekanın ortasında deniz sınırından veya Rus olmayan devletlerle komşuluktan yoksun bırakan coğrafi konumudur. Bu jeopolitik durum korunduğu sürece Rusya için özel tehdit oluşturmaz. Ancak herhalukârda Tatarların tarihi tecrübeleri söz konusu bölgeye özel dikkati gerektirmektedir. Başkurdistan, Udmurtiya, Mordova ve Mariel bölgeleri ile entegrasyon süreçleri engellenmelidir. Türk ve Müslüman olmaları Tatarları, Türk-Müslüman dünyasının jeopolitik bir parçası yapmaktadır. Tataristan’ı ne asimilasyon, ne de aktif coğrafi tecritle bu gerçeklikten ayırmak mümkündür. [22]

Aynı düşünceler Tataristan’dan güneyde bulunan Başkurdistan için de geçerlidir. Orada da İslam inançlı Türk etnisitesi yaşamaktadır. Bunların ayırıcı yegâne özelliği, tüm Volgaboyu’nda en faal ve öncül halk olan tatarlarda olduğu kadar bariz ayrılıkçı geleneğe ve gelişmiş milli bilince sahip olmamalarıdır. Bu sebepten dolayı, Tatar-Başkurt ilişkileri, Rusya’nın “İç Doğusu”nun bu kısmında jeopolitik istikrara hiçbir surette yardımcı olamaz. Merkez, Başkurdistan’ı Ruslarla meskun Güney-Ural bölgelerine entegre etmek, ve Kazan’a meyletmekten alıkoymak için elinden gelen her şeyi yapmalıdır. Tataristan’la Başkurdistan’ın jeopolitik ilişkilerinin pekişmesi, Rusya için son derece tehlikelidir. Çünkü Başkurdistan’ın güney idari sınırı, teorik olarak Türk-İslam ayrılıkçılığının üssüne dönüşebilecek olan Kuzey Kazakistan’ın yakınlığından geçmektedir.  [23]

Diğer Altay Toplulukları ve Rus Stratejisi

Daha da güneyde önemli miktarda Türk (daha doğuda ise, Moğol) nüfusu barındıran paralel bir bölge bulunmaktadır. Bu bölge, Kuzey Kazakistan’dan başlar ve Rusya arazisinde Altay Dağları (Türklerin vatanı), Hakasya, Tuva ve Buryatya ile devam eder. Altaylardan Baykal ötesine dek bu Türk-Moğol kuşağı coğrafi ve büyük ölçüde etnik yönden de tedricen Moğolistan’a geçmektedir. Burada gerçekte gözle görülür hiçbir bir coğrafi sınır, bulunmaz.[24]

Buryatlar Lamaist olup Rus tarihinin zor anlarında kendi topraklarında Moğolistan ve Tibet’e meyleden bağımsız bir teokratik devlet kurmaya çalışmışlardı. Bu, kendi başına bir endişe oluşturmaz. Ancak burada yeni bir problem ortaya çıkmaktadır: Yakutistan’ın güney sınırlarının Buryatya’nın kuzey hudutları ile teritoryel yakınlığı. Yakutlar, Türk ailesine mensuplar; önemli ölçüde Hıristiyanlaşmışlar, fakat kadim Şaman geleneklerini de çoğunlukla muhafaza etmektedirler. Bu arada, bazı gruplar Lamaizm’e inanmaktadır. Yakutistan’ın deniz çıkışına ve Buryatya’nın ise Moğolistan’la hudutlara sahip olması hâlinde, potansiyel bir jeopolitik blokun vücuda gelme tehlikesi vardır. Bu blok, Tataristan veya bazı Kuzey Kafkas halklarının ayrılıkçılığına kıyasla jeopolitik bağımsızlık için daha fazla önkoşula sahip olabilir. Eğer buraya Rusların son derece düşük yoğunlukta olduğu Pasifik kıyılarına yakınlığı da eklersek, o zaman kıyı bölgeleri üzerinde deniz gücünün muhtemel kontrolü sayesinde sözkonusu tehlike ikiye katlanmaktadır. Ve nihayet, Amur vilayetinden geçen ve Yakutislan'ın güneyi ile Çin’in kuzey-doğu sınırını ayıran oldukça hassas bir şerit, işleri daha da zorlaştırmaktadır. Bu durum, Hint Okyanusundaki güney Çin kıyılarından Kuzeyde Laptevler Denizine dek direk bir jeopolitik koridorun açılmasına temel teşkil edebilir. [25]

 
Çin’in Rusya Açısından Stratejik Durumu ve Türkiye İle Benzerlikleri

Aleksandr Dugin bu görüşlerini 1997 yılında “Rus Jeopolitiği” adlı kitabında dile getiriyor.

Çin Rusya’nın Dostu Olabilir mi?

Çin, Güneyde Rusya’nın en tehlikeli jeopolitik komşusu sayılır. Onun rolü bir bakıma Türkiye ile aynıdır.[26]

 

Çin’in belli şartlarda Avrasya İttifakı yoluna tekrar ayak basması imkanını inkar etmemekle beraber, buna bilhassa bel bağlamamak gerekir. Salt pragmatik açıdan bakıldığında Batı ile ilişkileri, Çin’e, Rusya ile ilişkilerinden daha ziyade faydalıdır. Çünkü Rusya, bu ülkenin teknolojik gelişimine destek olamamakladır. Böylesi bir “dostluk”, sadece Çin’in Uzak Doğu, Moğolistan ve Güney Sibirya’daki jeopolitik oyunlarının hareket alanını daraltacaktır. Bundan başka, Çin’deki nüfus artışı, ülkeyi “boş topraklar” problemi ile karşı karşıya getirmektedir. Bu çerçevede Kazakistan ve Sibirya toprakları oldukça cazip olacaktır. [27]

İki nedenden dolayı Çin, Rusya için tehlikelidir: kendiliğinden Atlantikçiliğin jeopolitik bir üssü olarak ve "sahipsiz alanlar” arayan yüksek nüfus yoğunluğu olan bir ülke olarak. Lenaland’ın güneyindeki topraklan elinde tutması nedeniyle, bulunduğu yer çok tehlikelidir. Bunun dışında, Çin tarihte müşahede edilen dönemlerde Avrasya’nın kıtasal inşasına hiçbir zaman katılmamıştır. [28]

Tüm bu mülahazalar Çin’i Güneyde ve Doğuda Rusya’nın potansiyel düşmanı yapmaktadır. Bu sebeple, Rusya’nın “iç" güney kuşağının en doğu kesimindeki hedefi, mümkün oldukça daha geniş “sınır bölgesi" oluşturarak etkisini güneye doğru azami genişletmektir. Gelecekte Avrasya, nüfuzunu Hindiçin’e kadar yaymalıdır, ancak bunu mütekabil menfaatlere dayanan bir ittifak yoluyla başarmak pratik olarak imkansızdır. Ve burada Çin’in (Türkiye dışında) İslamcı Asya’dan ve Hindistan’dan önemli farklılığı bulunmaktadır. Avrasya’nın diğer kesimleri ile yapılan Avrasyacı ittifak karşılıklı çıkarlara, yani jeopolitik misyon birliğini idrak etmeyi temel alan bilinçli ve gönüllü bir ittifaka dayandığı halde, Çin örneğinde kuvvete dayalı baskı, topraklarının çözülmesini tahrik etme sözkonusudur. [29]

Çin ve Türkiye’nin Rus Jeopolitikasındaki Yeri

Aynı yaklaşım Türkiye için de geçerlidir. Çin ve Türkiye potansiyel jeopolitik hasımlarımızdır. Irak, İran, Afganistan, Pakistan, Hindistan, Kore, Vietnam ve Japonya ise potansiyel jeopolitik müttefiklerimizdir. Bu durum, iki farklı jeopolitik stratejiye başvurmayı gerektirmektedir.[30]

Çin’i Parçalama Planları

Buradaki başlıca model, Kuzey Çin topraklarının daha güneydeki topraklardan koparılmasıdır. Jeopolitik analiz bunun için ciddi gerekçeler sunmaktadır. Çin’in kuzey-batısı, siyasal özerkliğin uzun tarihine sahip kadim bir ülkeye, Sincan’a (Doğu Türkistan) tekabül etmektedir. Şu anda bu topraklar üzerinde İslam inancına mensup Türk etnisitesi, Uygurlar yer almaktadır. Sözü edilen bölgelerde Çinliler, doğrudan güç baskısı ve açıkça kolonileştirme, yerli ahaliyi sömürme, dini ve etnik özerkliğin savunulması için yapılan tüm girişimleri bastırma vasıtasıyla denetimi sağlamaktalar. Sincan’ın Rusya’ya ilhakı düşüncesi Rus imparatorları zamanında Sibirya’nın benimsenmesi projesi çerçevesinde mevcut idi. Bu düşünceye yeniden dönmek icap eder. [31]

Sincan’dan güneye Kun-Lun ve Tibet uzanmaktadır. Burada da benzeri durumla karşılaşmaktayız: Tibet kendine has nüfus, spesifik din, kadim siyasal ve etnik geleneklerle mücehhez bir ülkedir. Pekin’in buralardaki hakimiyeti sunidir ve Sincan’da olduğu gibi doğrudan zora dayalıdır. Jeopolitik olarak Rusya, sözkonusu yörelerde ayrılıkçılığın faal bir biçimde desteklenmesiyle ve Çin karşıtı milli kurtuluş mücadelesinin başlatılmasıyla doğrudan ilgilidir. [32]

Sincan ve Tibet, kara gücü kuşağına dahil olmalıdır. Bu, en olumlu jeopolitik çözüm olacak, ve Çin’in Avrasya karşıtı jeopolitik projelerden el çekmediği durumda bile Rusya’ya güvenilir bir savunma kalkanı oluşturacaktır. Sincan ve Tibet olmaksızın Çin’in Kazakistan ve Batı Sibirya’ya potansiyel jeopolitik müdahalesi imkansız hâle gelmektedir. Ayrıca, sadece bu toprakların Çin kontrolünden tam kurtuluşu değil, hatta bu bölgelerdeki durumun istikrarsızlığa dönüştürülmesinin ilk aşamaları dahi Rusya’nın stratejik kazanımı olacaktır. [33]

Doğuya doğru Rusya’nın stratejik müttefiki Moğolistan gelmektedir. Burada engelleyici davranılması ve Moğol siyasetinde Çin taraftarlığı faktörünün güçlenme ihtimaline izin verilmemesi mühimdir. Moğol stepleri ve çölleri, Güney Sibirya’yı Çin’e karşı mükemmel surette savunmaktadır. Moğolistan’ın Sincan ve Tibet’le münasebetlerini etkinleştirmek gerekir. Bu, Çin’in ve jeopolitik nüfuzunun tedricen yerinden edilmesine yönelen tüm bölgenin yeni konfigürasyonu doğrultusunda şartların oluşması için elzemdir. Bu amaçla Moğol-Tibet federasyonu projesi ileri sürülebilir ki, buraya Buryatya, Tuva, Hakasya ve Altay Cumhuriyeti de dahil olabilir. Bu halkların Lamais geleneklerinin birliği Çin karşıtı jeopolitik stratejide Moskova için önemli bir araçtır. [34]

Güney kuşağındaki son bölge ise, Çin’in kuzey-doğusunda bulunan Mançurya’dır. Burada da Çin açısından zayıf bir jeopolitik halka ile karşılaşmaktayız. Sözkonusu topraklarda aynı zamanda siyasi istiklâl ananesine sahip kadim devletler mevcut olmuştur. 20. Yüzyılda Japonya, başkenti Harbin olan Mançurya Devleti’ni yeniden kurmuştu. Bu oluşum da Çin’in istilası için bir kıtasal üs görevini yerine getirmişti. Mançurya’da Çin’in kontrolünde olmayan ayrı bir siyasi devletin mevcudiyeti, Rusya için son derece arzuya şayandır. Japonya, Avrasya’nın potansiyel müttefikleri safında yer aldığından bu meselede çabalar birleştirilebilir. [35]

 
Putin’in Planı

George Friedman bu görüşlerini 2009 yılında yayınladığı “Gelecek 100 yıl” adlı kitabında dile getirmiştir.

Vladimir Putin'e göre Rusya bir sanayi gücü olmaktan çok bir hammadde ihracatçısıdır ki bunların en önemlisi de enerji hammaddeleri, daha doğrusu doğalgazdır. Putin Rusya'yı fakir bir felaket ülkesi olmaktan çıkarıp, zengin olmayan ama üretken bir ülke   haline getirmeye çalışıyor. Aynı zamanda doğalgaz hatlarını da kontrol altında tutarak Avrupa'ya gözdağı veriyor. [36]

Ruslar jeopolitik, ekonomik ve demografik sorunlarını çözebilmek için büyük değişiklikler yapmak zorundalar. Ruslar yüz yıldan beri Avrupa'ya yetişebilmek için sanayileşme yoluyla ülkelerini modernize etmeye çalıştılar ama bunu başaramadılar. Rusya 2000'li yıllarda stratejisini değiştirdi. Ruslar geçmişte denedikleri endüstriyi geliştirme fikrinden vazgeçerek, doğal kaynaklar, özellikle de enerji, mineraller, tarım ürünleri, kereste ve değerli metaller ihracatına yöneldiler. [37]

Böylece Ruslar, gelişen ülkeler dünyasında daha çok görülen hammadde ihracatıyla farklı bir yol seçtiler kendilerine. Enerji ve ticari mallarda oluşan ve beklenmeyen fiyat artışları sayesinde Rusya ekonomisi kurtuldu ve Rusya yeniden sanayileşme olanağı bulmaya başladı. Doğal kaynaklar üretiminde el emeği sanayide olduğu kadar fazla olmadığı için, Rusya nüfus azalmasının da zararını pek fazla hissetmedi. [38]

Avrupa'nın enerji ihtiyacı fazla olduğu için, Rusya uluslararası sistemde de kendine destek buldu. Enerji nakli için boru hatları kurarak Avrupa'nın doğalgaz ihtiyacını karşılarken, kendi ekonomik sorunlarını çözmeye başladı ve ayrıca Avrupa'nın da kendisine bağımlı olmasını sağladı. Enerji ihtiyaç içinde olan dünyada Rusya'nın enerji ihracatı bu ülkeler için ilaç oldu. Rusya bu sayede komşu ülkelere de isteklerini kabul ettirmeye başladı.  [38]

 

Rusya’nın Nüfus Problemi

George Friedman bu görüşlerini 2009 yılında yayınladığı “Gelecek 100 yıl” adlı kitabında dile getirmiştir.

Günümüzde Rusların tek sorunu sınırlarını savunmak değildir elbette. Ruslar büyük bir demografik krizle karşı karşıya olduklarının bilincindeler. Günümüzde Rusya nüfusu yaklaşık 145 milyon ve 2050 için tahminler 90 ile 125 milyon arasında değişiyor. Zaman içinde nüfus azalması olacak ve Rusya stratejik gereksinmeleri için yeterince güçlü bir orduya sahip olmakta güçlük çekecektir.  [39]

 
Rus-Alman İttifakı Tehlikesi

George Friedman bu görüşlerini 2011 yılında yayınladığı “Gelecek 10 yıl” adlı kitabında dile getirmiştir.

Rusya ABD’nin küresel konumunu tehdit etmiyor ama Avrupa ve özellikle Almanya’yla da işbirliği yapma ihtimali on yılın en önemli tehdidini oluşturuyor. Daha tomurcukken kopartılması gereken, uzun vadeli bir tehdit bu.[40]

 

 

Kaynaklar

[1] Büyük Satranç Tahtası. Zbigniew Brzezinski. İnkılap:1997

[2] Büyük Satranç Tahtası. Zbigniew Brzezinski. İnkılap:1997

[3] Büyük Satranç Tahtası. Zbigniew Brzezinski. İnkılap:1997

[4] Büyük Satranç Tahtası. Zbigniew Brzezinski. İnkılap:1997

[5] Büyük Satranç Tahtası. Zbigniew Brzezinski. İnkılap:1997

[6] Büyük Satranç Tahtası. Zbigniew Brzezinski. İnkılap:1997

[7] Büyük Satranç Tahtası. Zbigniew Brzezinski. İnkılap:1997

[8] Büyük Satranç Tahtası. Zbigniew Brzezinski. İnkılap:1997

[9] Büyük Satranç Tahtası. Zbigniew Brzezinski. İnkılap:1997

[10] Büyük Satranç Tahtası. Zbigniew Brzezinski. İnkılap:1997

[11] Büyük Satranç Tahtası. Zbigniew Brzezinski. İnkılap:1997

[12] Büyük Satranç Tahtası. Zbigniew Brzezinski. İnkılap:1997

[13] Büyük Satranç Tahtası. Zbigniew Brzezinski. İnkılap:1997

[14] Büyük Satranç Tahtası. Zbigniew Brzezinski. İnkılap:1997

[15] Büyük Satranç Tahtası. Zbigniew Brzezinski. İnkılap:1997

[16] Büyük Satranç Tahtası. Zbigniew Brzezinski. İnkılap:1997

[17] Büyük Satranç Tahtası. Zbigniew Brzezinski. İnkılap:1997

[18] Büyük Satranç Tahtası. Zbigniew Brzezinski. İnkılap:1997

[19] Büyük Satranç Tahtası. Zbigniew Brzezinski. İnkılap:1997

[20] Büyük Satranç Tahtası. Zbigniew Brzezinski. İnkılap:1997

[21] Büyük Satranç Tahtası. Zbigniew Brzezinski. İnkılap:1997

[22] Rus Jeopolitiği. Aleksandr Dugin. Küre: 2014

[23] Rus Jeopolitiği. Aleksandr Dugin. Küre: 2014

[24] Rus Jeopolitiği. Aleksandr Dugin. Küre: 2014

[25] Rus Jeopolitiği. Aleksandr Dugin. Küre: 2014

[26] Rus Jeopolitiği. Aleksandr Dugin. Küre: 2014

[27] Rus Jeopolitiği. Aleksandr Dugin. Küre: 2014

[28] Rus Jeopolitiği. Aleksandr Dugin. Küre: 2014

[29] Rus Jeopolitiği. Aleksandr Dugin. Küre: 2014

[30] Rus Jeopolitiği. Aleksandr Dugin. Küre: 2014

[31] Rus Jeopolitiği. Aleksandr Dugin. Küre: 2014

[32] Rus Jeopolitiği. Aleksandr Dugin. Küre: 2014

[33] Rus Jeopolitiği. Aleksandr Dugin. Küre: 2014

[34] Rus Jeopolitiği. Aleksandr Dugin. Küre: 2014

[35] Rus Jeopolitiği. Aleksandr Dugin. Küre: 2014

[36] Gelecek 100 yıl. George Friedman. Pegasus: 2010

[37] Gelecek 100 yıl. George Friedman. Pegasus: 2010

[38] Gelecek 100 yıl. George Friedman. Pegasus: 2010

[39] Gelecek 100 yıl. George Friedman. Pegasus: 2010

[40] Gelecek On Yıl. George Friedman. Pegasus: 2012

Kültür Sayfası