Anti Ergenekon'un Polis Yapılanması

Emniyet Teşkilatı

Latif Erdoğan anlatıyor:

Askeriyeden sonra kendisine en çok önem atfedilen kurum emniyet teşkilatıdır. Devlet tarafından, diğer üniversitelerden mezun olanların da emniyete girmeleri onaylanınca, özellikle ilk dönemde Cemaat üyelerinden bütün üniversite mezunlarının ilk tercihi emniyete girmek olmuştur. [1]

Cemaat, ANAP Hükümeti döneminde Başbakan, Bakan seviyesinde gördüğü destek sebebiyle emniyet teşkilatına girmekte hiç zorlanmadı Hatta büyük teşvikler de gördü. Yetkililere listeler verildi; bu listeler hiç itiraz edilmeden kabullenildi. Sağlık raporuyla ilgili engelleri aşmada zaten cemaati zorlayacak bir durum yoktu. Devlet hastanelerinde görev yapan cemaat mensubu doktorlar bu işi seve seve bir görev şuuru içinde hallediyorlardı.[2]

Önceleri çok da tedbire riayet edilmeden yapılan bu çalışmalar, Cemaat yapısında önemli bir ünite konumuna gelince mahrem hizmetlere dönüştürüldü. Ünite önce rütbeliler-rütbesizler olmak üzere ikiye taksim edildi. Her ikisinin başına birbirinin işlerine müdahale etmemek şartıyla iki ayrı imam görevlendirildi. Daha sonraları statü belirlemelerine de gidildi; fakat siville irtibatları askeriyeye göre daha çok olduğundan ’ mahremiyetlerinin korunması konusunda daha esnek davranıldı. Hem rütbesiz polislerin hem de rütbelilerin kendi aralarında yaptıkları sohbetler sayıca fazla tutulabiliyordu. Bu sebeple de birbirlerini tanıma imkânı da oluyordu. Askeriyede ise böylesi esnekliğe asla fırsat verilmedi.[3]

Emniyet hizmetlerinde öncelik istihbarat birimlerini ele geçirmeye verildi. Eleman sayısı arttıkça merkez teşkilatın ele geçirilmesi için çalışmalar yoğunlaştırıldı. Rütbeli polislere önem atfettikçe teşkilata girişlere rağbet arttı. Bu durum ortanın üstünde istidat ve kabiliyetlerin emniyet teşkilatına girmesine sebep oldu. Bu da hem teşkilatın keyfiyet bakımından kalitesini artırdı; hem de teşkilatın Cemaatin tekeline girmesiyle sonuçlandı. Cemaatten olmayan polislerin mümkün mertebe terfileri engellendi; engellenemeyenler de pasif görevlere gönderildi. [4]

1980’ler

Polislik mesleğine girecekler, 1987-1991 yıllarında polis akademisi, polis koleji, polis okulları ve bazı daire başkanlıklarında etkili olmaya başladı. [5]

1984'de Polis Akademisi Yasası'nda yapılan bir değişiklikle lise ve üniversite mezunlarına doğrudan Polis Koleji'ne girme imkânı tanındı. Daha önce sadece Polis Koleji'nden mezun olanların devam edebildiği Polis Akademisi'nin ilk ve son sınıflarına dışarıdan da öğrenci alınmasına ilişkin yapılan bu düzenleme, Emniyet içindeki sistematik Fethullahçı örgütlenmenin genişlemesinin de miladıydı. Bu düzenlemeyle birlikte akademinin öğretim kadrosu ve öğrencileri arasında başlayan cemaat örgütlenmesi hızı kesilmeden1991 yılına kadar giderek artmıştır.[6]

Polislik mesleğine yönlendirilenler 1987-91 yılları arasında Mis Akademisi, Polis Koleji, Polis Okulları ve Emniyet'in bazı daire başkanlıklarında etkili olmaya başlamışta. [7]

Çünkü Gülen Cemaati'nin örgütlenmesinin önünü açan ya da sağlamlaştıran en önemli olgu kuşkusuz ki bilgiye sahip olmakta. Bunun için en çok önem veri­len kurumların başında da polis teşkilatı geliyordu. Buradaki ör­gütlenmenin en önemli adresi de öncelikle atamaların belirlendiği Personel Dairesi, sonra da teknik takip, izleme ve dinleme faali­yetlerini yürüten birim olan İstihbarat ve KOM Dairesi Başkanlığı ve bu birime bağlı il şube müdürlükleriydi. [8]

Bedrettin Dalan anlatıyor:

Silahlı Kuvvetler, dışarıdan gelen isteklere Türklüğün penceresinden de bakmaya başladı. Tabii bu uluslararası dengeler açısından fevkalade kötü oldu. Özellikle Turgut Özal'ın kışkırtmasıyla, yavaş yavaş Amerika x Silahlı Kuvvetler'den ürkmeye başladı. Bir alternatif yapmaya kalktılar. Silahlı Kuvvetler'in karşısına polisi dikmeye kalkıştılar. Bu rahmetli Özal'ın projesiydi. Amerika ile beraber yaptıkları projeydi. Ben o zaman uyardım. Bakın sarımsağın karşısına soğanı dikiyorlar. Fethullah Hoca'yı da onun içine yerleştirdiler adamlarını da. 20-30 tane de Fethullahçı öğrenciyi Amerika'ya gönderip eğitim yaptırıp Polis Akademisi'nin içerisine hoca olarak sürdüler.[9]

Değerlendirmelere göre, Özal zamanında özellikle Eğitim Daire Başkanlığı'nı, Ankara, İzmir ve İstanbul Polis kolejlerinin yönetim kadrolarını öncelikle ele geçiren organizasyon, bu kilit yapıyla sürekli Emniyet içinde kadrolarını genişletme olanağını buldu. İddialara göre, Emniyet'in ilgili birimlerine alınacak yeni personel ile Emniyet içindeki terfi, yurtdışı görevlendirme ve benzeri sınavlarda da iş şansa bırakılmıyordu. Başarılı olması istenen belirli yerlerden referanslı isimler dershane ve benzeri yerlerde kursa alınıyor, çıkması muhtemel (!) sorular üzerinden eğitim programına tabi tutuluyorlardı. Bu arada, dışarıya bilgi sızma olasılığı da göz önüne alınıyor ve yedek sorular da hesaba katılarak tamamlanan eğitim programlarıyla seçilmiş kişilerin sınavı kazanmaları sağlanıyordu. [10]

1990’lar

1991: Poliste Fethullah Gülen Operasyonu

Özal'ın Ekim 1989'da Cumhurbaşkanlığı köşküne çıkması ve Süleyman Demirel-Erdal İnönü'nün kurduğu DYP-SHP hükümeti dönemi Fethullah Gülen için de birçok değişikliğin başlangıcı oldu. [11]

Emniyet içindeki Fethullah Gülen grubuna yakın kişilerin ilk ortaya çıkarılması ise, 1991 yılının Haziran ayında dönemin İçişleri Bakanı Mustafa Kalemli'nin, Ünal Erkan'ı Emniyet Genel Müdürlüğü'ne atamasıyla başladı. [12]

Erkan göreve gelir gelmez en fazla Polis Akademisi'yle ilgili şikâyetlerle karşılaşmıştı. Daha önce, Polis Koleji'nden mezun olanların devam edebildiği Polis Akademisi'nin ilk ve son sınıflarına, yapılan bir düzenleme ile dışarıdan da öğrenci alınmasından yakınılıyordu. Mezun olacak "Fethullahçı polislerin," Emniyet'in istihbarat, personel, muhabere birimleri ile polis okullarına atanacakları ihbar edildi. [13]

Erkan kendine iletilen bir ihbar üzerine, Polis Akademisi'nde saat 24.00'te yapılan mezuniyet kura çekimine katılma kararı aldı. Kura çekimi yaptıran görevlileri masadan kaldıran Erkan mezunların listesine göz attı ve listedeki bazı isimlerin karşısına işaret konulduğunu gördü. Bir şeyi daha fark etti Ünal Erkan: masanın altında iki ayrı kura torbası bulunuyordu. Torbalardan birinin içinde Emniyet'in istihbarat, personel, polis koleji gibi önemli görev noktaları bulunuyordu... [14]

Diğer torbada ise karakollar ve diğer sıradan görev yerleri vardı. Listede adının karşısında işaret bulunanlar tek tek incelendiğinde hepsinin daha önce ayarlanmış torbadan kuralarını çektiği ortaya çıktı. Öğrencilerin Akademi'ye girişlerini araştırdığında ise, yüzde 90'ının kolej kökenli olmadığını, son anda yapılan düzenlemeye göre Akademi'ye birinci sınıftan veya son sınıftan katılanlar olduğu ortaya çıktı. İfadeleri alınan bu öğrenciler "Biz Karşıyaka Semti'nde Fethullah Gülen Hocaefendimizin açtığı Işık Evi'nde toplanırız. Orada eğitim alırız... " cevabını verdiler. Ünal Erkan, Karşıyaka'daki adrese baskın yaptırdı. Verilen bilgilerin doğruluğu ortaya çıktı. Evde Fethullah Gülen'e ait kitaplar, videokasetler ve başka bazı yayınlar bulundu. Geniş çaplı bir operasyon başlatıldı. [15]

8 Şubat Süreci

O dönemde ortaya çıkan bir kaset kafaları ve ortalığı çok karıştırdı. Diyalog ve hoşgörü temalı Fethullah Gülen Hareketi'nin başındaki isim devleti ele geçirmekten söz ediyordu. [16]

28 Şubat süreci, kasetler, derken, Türkiye'de zor günler geçiren Fethullah Gülen 1998 yılında şeker hastalığı tedavisi gerekçesiyle Amerika Birleşik Devletleri'ne gitti. Ancak polisin Fethullah Gülen ve grubuna yönelik araştırma ve iddialarının ardı arkası kesilmiyordu. 1999 yılı geldiğinde polis, Fethullah Gülen ve hareketini yeniden takip altına aldı.[17]

1998'dan itibaren Fethullah Gülen ve cemaat faaliyetleri hakkında birçok dava açıldı. Daha önce de belirttiğimiz gibi bu davaların tamamından ya takipsizlik ya da beraat kararları çıktı. Ancak bu kararlar tartışmaları sona erdiremedi. [18]

Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral imzasını taşıyan ve Ergenekon belgeleri arasında yer alan Şubat 1999 tarihli bir belgede, Fethullah Gülen Hareketi hakkındaki 1999 tarihli İstihbarat Dairesi Başkanlığı'nın kitapçığı ile 1998 Temmuz ayına ait bültene atıfta bulunuldu. Bu belgelerde, "İDB yayınları muhtevasından da anlaşılacağı üzere Fethullah Gülen grubunun irticai faaliyetlerde bulunduğuna ve mevcut anayasal düzeni yıkarak yerine dini esaslara dayalı bir rejim kuracağına ve Atatürk ilke ve inkılaplarına karşı çıktığına dair herhangi bir tespit ve gözleme yer verilmemektedir" denildikten sonra şu değerlendirmelere yer veriliyordu: [19]

Amerika’da Polis Eğitimlerinin Organize Edilmesi

ABD'nin başkenti Washington'da, Özdil'in ziyaretinin olduğu yıllarda faaliyet yürüten bir kuruluş vardı: Turkish Institute for Security and Democracy (TISD). Yani: Güvenlik ve Demokrasi için Türk Enstitüsü. [62]

Enstitüyü kuranlar Türk Emniyet Teşkilatı üyeleri; yani Türk polisi. TISD kendi yayınlarında kurumu, "Türk Emniyet Teşkilatı'nın ABD'deki yüzü" olarak tanımlıyordu. Amaçlarını şöyle özetliyorlardı: ABD'ye okuma amaçlı gelen polis memurlarına burs, barınma ve akademi olanakları sağlamak. Yani, TISD Türk polisinin ABD'de eğitilmesine yardımcı oluyordu. Anlaşılacağı gibi, Türk polisi için ABD'de eğitim almak öyle bir hale gelmişti ki, Washington'da bir oluşuma dahi gitmişlerdi. [63]

Peki TISD'ın, yani Türk polislerini ABD'ye götüren kuruluşun başında kim vardı? Samih Teymur. Yani, Cemaat'in Emniyet imamını ABD'deki polislerin şefi karşılıyordu. [64]

Teymur ABD'ye nasıl gitti? Bunun için Türk polislerinin ABD'de nasıl eğitim aldığının hikâyesine bakalım. [65]

1999-2003 yılları arasında Emniyet Teşkilatı yönetmeliklerinde bir dizi değişiklik yapıldı. Bu değişikliklere kadar, polisler diğer kamu görevlileri gibi yurtdışında akademik eğitim alamıyordu. İçişleri Bakanlığı'nın resmi açıklamasına göre, 2002-2013 yılları arasında ABD'de eğitim veren 37 farklı üniversitede toplam 253 Emniyet teşkilatı mensubu master ve doktora eğitimi aldı. [66]

Polisleri yurtdışına taşıyan bu dönüşümün mimarı kimdi? [67]

Yönetmelik değişikliğinin yapıldığı yıllarda Polis Akademisinde hocalık yapan eski YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan'a, polisteki bazı isimler tarafından bir enstitü kurma fikri iletildi. O dönemde Yusuf Ziya Özcan, ODTÜ Sosyoloji Bölüm Başkanıydı. Özcan, öneriyi ODTÜ Rektörü Ömer Saatçioğlu'na götürdü. Özcan ve Saatçioğlu konuya sıcak baktılar. 2000 yılında Emniyet Genel Müdürlüğü ile "Uluslararası Güvenlik ve İnsan Hakları Araştırma Merkezi" kurulması konusunda anlaşma imzalandı. YÖK de bu merkezin kuruluşuna onay verdi. [68]

Böylelikle, Polis eğitimi için bir merkez ODTÜ'de kuruldu. [69]

Üzerinden çok zaman geçmedi. Bu kez Yusuf Ziya Özcan'a, ODTÜ'de kurulan enstitü gibi bir enstitüyü ABD'nin Kuzey Teksas Üniversitesi'nde kurma teklifi geldi. Ve kısa süre sonra da Kuzey Teksas Üniversitesi'nde TlPS'ın (Turkish İnstitute for Police Studies-Polis Eğitimi İçin Türk Enstitüsü) kuruluşu gerçekleşti. Aynı yıl 65 polis eğitim için Teksas'a gönderildi. [70]

1990 yılında komiser yardımcısı olarak Polis Akademisinden mezun olan, ardından Terörle Mücadele Şubesi'nde göreve başlayan Teymur, 2002 yılında Teksas'a giderek TIPS’ın ilk öğrencileri arasında yer aldı. [71]

TİPS, Washington'da TISD (Turkish İnstitute for Security and Democracy) haline dönüştü. Artık yalnız Teksas'a değil, ABD'nin birçok eyaletine polisler götürülüyor, orada eğitim almaları koordine ediliyordu. Samih Teymur ABD'de birçok röportaj verdi. Bu röportajlarında bir konunun altını çiziyordu: TISD, Amerika'da CIA ile oldukça sıcak ilişkilere sahipti. [72]

2000’ler

Örgütlenme 2000'li yıllarda meyvelerini vermiş ve polis teşkilata adeta Cemaat'in legal silahlı birimi haline getirilmişti. [20]

Cemaat, emniyet teşkilatını ele geçirmiş bulunmanın doğrudan devleti ele geçirmiş bulunmak olacağını çok iyi biliyordu. Karşılarında birlikte hareket eden bir alternatif de yoktu. Ak Parti döneminde, özellikle Idris Naim Şahin’in içişleri Bakanı olduğu süreçte Cemaat, il-ilçe emniyet müdürlüklerinin hemen hemen hepsini ele geçirdi. Teşkilat bünyesinde Cemaat üyesi polislerin bulunmadığı hiçbir birim kalmadı. [21]

Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından Fethullah Gülen hakkında açılmış olan dava sürerken, Ergenekon soruşturmasının dokuzuncu dalgasında gözaltına alınarak tutuklanan İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şubesi Müdürü Adil Serdar Saçan 16 Temmuz 2001 tarihinde İstanbul DGM'ye başvurarak, büyük bir operasyon planlamıştı. Bugün İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olan zamanın İstanbul DGM Başsavcısı Aykut Engin Cengiz, 23 Temmuz 2001 tarihinde operasyona izin verdi. İş dünyasında, emniyette, asker ve bürokrasi içinde Fethullah Gülen'in oluşturduğu iddia edilen "silahsız terör örgütü"nü ortaya çıkarmaya çalışan operasyon, iddialara göre yine Fethullah Gülen Cemaati'nin etkili olduğu Emniyet içindeki istihbaratçılar tarafından engellenmişti. Adil Serdar Saçan bu durumu, İstanbul DGM Başsavcılığına yazdığı yazı ile resmiyete de dökmüştü. Saçan'ın iddiasına göre, büyük bir Fethullah Gülen operasyonu yine "Fethullahçı polisler" tarafından engellenmişti. [22]

Cemaat’in Emniyet’te Örgütlenmesi

Cemaat, Emniyet Genel Müdürlüğü başta olmak üzere tüm illerde kendisine engel olacakları bertaraf etmek ve hedefine koyduğu makamları boşaltmak için Emniyet’teki elemanları ile yargıdaki ve diğer kurumlardaki elemanlarının koordineli çalışmasıyla karalama, ihbar, komplo yöntemlerini kullanarak herkesi görevden aldırıp, bu makamları işgal etti. [49]

2013’ten sonra İDB’deki [İstihbarat Daire Başkanlığı] ve KOM’daki [Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele] bütün amirler paralel yapı elemanı olmaktan dolayı tayin edildiler. Onlar başka bir yere gönderildi ve iddialarımın doğruluğu ortaya çıktı. [50]

Emniyet’le birlikte Emniyet’in diğer kurulularında bulunan Cemaat mensuplarının içeride ve dışarıda dayanışması, Cemaat’in bu kurumlarda yaygınlaşmasında önemli bir rol oynuyordu. Çünkü atanacak bütün üst düzey görevliler genellikle Emniyet İstihbarata soruluyordu. Yanlış bir atama olmasın diye Emniyet de hep kendisine uygun olan insanları öneriyordu. Cemaate yakın olmayanlar hakkında hayal mahsulü şeyler iddia ediyorlardı. Ayrıca Cemaat mensupları dini bütün, düzgün görünümleri itibarıyla büyük oranda özel kalem, personel birimlerinde ve koruma olarak görev alıyorlardı. Özel kaleme, idari büroya gelen Cemaat mensupları kurum içindeki diğer mensuplarıyla haberleşmek suretiyle kurumda olan biten her şeyi biliyorlardı. Bu bilgileri amirlerine servis ederek onların itimatlarını kazanmak suretiyle, tüm terfi ve tayinleri Cemaat’e uygun yaptırıyorlardı. Kurumlarında olan dedikoduları amirlerine aktararak onların gözüne girdiler. Geçmişte olan birtakım olayların belgelerini amirlerine taşıyarak kendilerini her şeyi bilen, yapan birileri gibi gösterdiler. Kendilerinden olmayanlar teker teker sürülürken, tahkikatlara uğrayıp görevden alınırken; Cemaat mensupları adım adım yükselerek kritik yerleri tutmaya ve önemli merkezleri ele geçirmeye başladılar. [51]

Yine Cemaat siyasi kişiler üzerinden birçok kanaldan girişimlerde bulunarak kendi mensuplarının her kurumda kritik yerlere atanmasını sağlamıştır. Her gün kamuda belli yerleri ele geçiren Cemaat, kamu kurumlarındaki elemanları vasıtasıyla inanılmaz bir bilgi alışverişi ve koordinasyonla atama ve tayinleri büyük oranda yapar hale gelmiştir. Hatta birçok yere atayacak kendi taraftarı personel bulamadığından en iyi kullanacağı diğer kişilerden tercihler yapmıştır. Birçok bürokrat bilmiyor görünümünde Cemaat’in her istediğini yapacağını ima ederek bazı makamlara gelmiş ve görev süreleri boyunca da Cemaat’in bütün isteklerini sanki normal görev gereği imiş gibi yerine getirmiştir. [52]

Cemaat, Emniyet’te hakimiyeti sağlamaya yönelik olarak 2005 sonrası yaptığı operasyonel faaliyetlerini, geçmiş yıllarda daha sessiz ve hissettirmeden yürütüyordu. Emniyete daha fazla sayıda personel yerleştirmek için diyaloglarının olduğu hükümetler ve siyasi kişiler üzerinde kulis yaparak, ihtiyaç olmadığı halde birden çok polis koleji açılmasını sağladılar. Ülkenin yıllık 40-50 civarındaki yüksekokul mezunu ihtiyacı yerine, yıllık 500-700 kişilik yüksekokul mezununu Emniyet’te amir kadrosuna yerleştirmiş, bugün Emniyet’in çok fazla kadro ile baş başa kalmasına neden olmuşlardır. [53]

Polis okulu ve kolej sınavlarında hile yapıldığı, soruların çalındığı, kopya çekildiği iddiaları çok fazla dillendirilmiş, soruların çalındığı ispatlanmasına rağmen Cemaat kontrolünde yapılan bir işlem olarak değil adi, para amaçlı yapılmış gibi gösterilerek soruşturmalarla geçiştirilmiştir. [54]

İstihbarat ve KOM Neden Ele Geçirilmek İstenir?

Hanefi Avcı:

Ülke genelinde istedikleri gibi bilgi toplamak, istedikleri kişilerin faaliyetlerini izleyip öğrenmek gayesinde olanların yaptığı ilk şey Emniyet İstihbarat Dairesini ele geçirmektir. Orada hâkim konumda olmaları gerekir. Bunu MİT üzerinde etkinlik kurarak da yapabilirler ama o kurum daha ilerisine müsaade etmez.  Eğer sadece bilgi toplamak yerine haklarında bilgi toplandıkları kurum ve kişiler hakkında adli işlemlerde bulunmak da isteniyorsa Emniyet KOM (Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele) Dairesinde etkin olunması şarttır. Sadece merkezi yapıları değil, operasyonların en çok yönetileceği başta İstanbul, Ankara olmak üzere bazı önemli illerdeki bu dairelerin uzantısı şubelerin de ele geçirilmesi gerekir. Eğer sadece bilgi toplamak ve bunlarla ilgili adli işlem yapmakla da yetinmeyip her memur, asker ve özel kanunlarla korunan kişiler hakkında da işlem yapmak isteniyorsa, o zaman özel yetkili mahkemelerin savcıları ve hâkimleri üzerinde de etkin olunması gerekir. Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı sahip olduğu geniş teknik imkânları ile herkes hakkında her türlü bilgiyi toplayabilir, kim kimlerle görüşüyor öğrenilebilir, eline telefon alan herkesin irtibatları ve ilişkileri belirlenebilir. Hiç kimse onlardan ilişkisini gizleyemez. [23]

Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı ve her ildeki şubesi, hatta bazı ilçelerdeki birimlerinin istihbari dinleme yetkisi vardır; kişiler dinlenir, izlenir ve bir süre sonra evraklar imha edilir. Yıllarca her konuda ve her kurumdan toplanmış bilgi bankaları mevcuttur. Dahası kimsenin hesap edemeyeceği teknik imkânlara sahip Türkiye'nin her ilindeki istihbarat şubelerini 7000 civarındaki personeli vasıtasıyla ülke genelinde her yerde izleme faaliyetlerinde bulunma olanakları vardır. Onları yalnızca Emniyet Genel Müdürü ve İçişleri Bakanı denetleyebilir, müfettişler dahil kimse binalarına giremez ve işlemlerine karışamaz. [24]

KOM Daire Başkanlığı merkez ve ülke genelindeki örgütlü suçlar ve organize gruplarla ilgili tahkikatları yapar, aynı zamanda adli dinleme ve izlemenin Emniyetteki en etkin merkezidir. [25]

Özel yetkili savcılar ve mahkemeler biraz da kanunları zorlayarak herkes hakkında doğrudan dava açabilir, gözaltı kararı verebilir, tutuklayabilir. Fakat normal hallerde devlet memurları hakkında görevleri nedeniyle işledikleri suçlar için tahkikat yapılması 4483 sayılı kanuna göre belli makamların iznine tâbidir. İlçe memurları için kaymakamlardan, il memurları için valilerden, merkez memurları için genel müdür ve benzeri amirlerden, üniversiteler için YÖK veya rektörden izin şartı vardır. Bu izin olmadan doğrudan dava açılmaz, belli suçüstü halleri haricinde savcılar doğrudan tahkikat yapamazlar. Ama herhangi bir fiil özel yetkili mahkemelerin görev alanına giriyor denince herkes hakkında doğrudan dava açılabilir. [26]

İşte Türkiye'de son yıllarda, böyle bir planın uygulandığını görüyoruz. MİT'e hâkim olsanız, sadece bilgi toplarsınız, belki bunları saptırarak kullanabilirsiniz ama daha ilerisini yapıp aksiyonel bir eylem gerçekleştirme arzusundaysanız, MİT size yetmez. Bu doğrultuda önce KOM Daire Başkanlığı, sonra İstihbarat Dairesi Başkanlığı, ardından da İstanbul ve Ankara İstihbarat Şubesi ve bunlarla paralel olarak özel yetkili mahkemelerin savcı ve hâkimlerinin de belli oranda belirli eğilimlerde olan kişilerden oluşturulduğunu bugün net olarak görmek mümkün. [27]

Ekler

Bir Polisin Anıları

Bir Polis Adayının Cemaate Kazandırılıyor

...Biz bununla ilgilenelim.’ diyorlar. Bu gelişme sonrası, hani o bana tiksintiyle bakan öğrenciler vardı ya bu defa peşimden ayrılmıyorlar. Yanımda hep ikisi üçü. Gayet sıcak davranmalar filan... [28]

Sınıf arkadaşlarımdan Ali Türkoğlu var, Murat Çetiner var. Bu, İstanbul'daki operasyondan sonra meslekten ihraç edilen, sonra da gözaltına alınan 17-25 Aralık soruşturmasındaki Mali Şube müdür yardımcısı olan Murat Çetiner. Birkaç arkadaş daha var ama özellikle bu ikisi beni yakın markaja aldılar. Hep dip dibeyiz. Namaza beraber gitmeye başladık. Bu arada, namazla ilgili bana itiraz ettiler. Ben, normal bir Müslüman gibi beş vakit kılıyorum, bakıyorum bunlar ‘üç vakit’ kılıyor. Bana da başladılar, ‘Sen de böyle yap.’ diye. Gerekçeleri de şu: ‘O konuda fetva var. Biz şimdi harp hâlindeyiz, harp hâlindeyken de namaz üç vakit kılınır. Yani namazlar cem edilir.’ [29]

Sonra, Ankara Hukukta bir ağabeyleri varmış, onunla tanıştık, pikniklere filan gitmeye başladık. Cemaat’in kitapçılarına uğruyoruz, Gülen’in filan kitaplarını alıyoruz. O hukukta okuyan meğer kod adı kullanıyormuş. [30]

Tam Bir Hücre Yapılanması

Sonra ev toplantıları başladı. Evciyim ama haftam dolu dolu bunlarla geçiyor. Bilahare fark ettim ki dışarıya karşı biz bir grubuz ama kendi içimizde de gruplara ayrılmış hâldeyiz. Bir sınıfta 5-10 çocuk bir grup, onların gittiği ev ayrı, bizimkisi ayrı bir grup, bizim gittiğimiz ev ayrı. Bir grup, diğer grupla asla bir araya gelmiyor. Kim, hangi grupta bilemiyorsun. Her grubun bir imamı var. Bizde mesela Murat Çetiner var. [31]

Her Şeyleri Yalan, Her Şeyleri Şifreli

Sincan’da bir eve gidiyoruz. O evde de ‘Yalçın Abi’ oluyor. Sonra sonra öğreniyorum ki adı Yalçın değil, ilaveten Hukuk Fakültesi öğrencisi de değil. Bunların gerçek isimlerini daha sonra, yıllar sonra tespit ettik. [32]

Neyse işte, eve gidiyoruz. Gittiğimiz evlerde aileyi hiç görmüyoruz. Biz de eve taksit taksit giriyoruz. Kapıyı çalıyoruz, tık kapı açılıyor, o da tam değil, biraz daha bekliyoruz, sonra hafifçe aralık bıraklıyor ve biz de içeri süzülüyoruz. Yemek vakti geldiğinde, yemekler bir tepside kapının önüne konuyor ama biz gene görmüyoruz aileyi. [33]

'Her işin bir kapı çalma şekli var. Mesela iki defa çalıyorsun, bu ‘yemek’ demek; üç kere çalıyorsun ‘abdest alacağız’ demek. Tuvalete gidiyoruz, çıkınca sertçe kapatıyoruz kapıyı, bu da bir işaret: Tuvalet şimdi müsait.’ Sonra Fethullah Gülen’in vaaz kaseti koyuluyor. Akşamüzeri de program sonlandırılıyor. O dönemde bize ısrarla söylenen: ‘Aman ha! Tedbir, tedbir, tedbir! Bunları kimse bilmemeli.’ [34]

F.Gülen’i İle Karşılaşma

Polis Koleji bitti, Polis Akademisine başlayacağız. ‘Hocaefendi’ye gidilecek.’ dediler. İstanbul Altunizade’de bir binanın 5. katına götürdüler. Cemaat’in kurumlarında 5. kat meşhurdur. Her binada O katta Gülene bir oda tahsis ederler. Hem İstanbul Koleji hem Ankara Koleji, orada buluşmuş oldu. Yani orada artık tedbir-medbir bitti, herkes birbirini gördü, tanıdı. Tek tek sıraya girdik, kontrollü olarak. Beşinci kata çıkarken, ilk merdivenlerde demir bir kapı var, önünde iki tane nöbetçi bekliyor. O nöbetçiler kapıyı açamıyor, sadece yukarıdan açılabiliyor. Futbol sahasından biraz küçük bir yer düşünün, binanın o katı komple yan, sütunlar filan da yok. Salonun çevresi koltukla veya divanla çevrilmiş. Salonun tam orta yerinde böyle bir taht var. Şaka yapmıyorum, benzetme filan değil, bildiğiniz taht yani. Dipte de bir oda. Biz beklerken ezan okundu, kapı açıldı, bu dışarı çıktı. Gülen hiçbir şey demeden en öne geçti ‘Allahuekber’ dedi, başladık namazı kılmaya. [35]

Bize Böcekmişiz Gibi Bakıyor

Namazdan sonra tahta çıktı. O tahta oturunca biz de yanma sıralandık. Mollalar bunun etrafında pervane. Çay getiriyorlar, üzüm getiriyorlar. Sürekli elinin altında kuru üzüm. Şeker hastalığı var, ondan herhalde. Anlatmaya başladı. Bizim ‘hizmet’ için çok önemli olduğumuzdan bahsetti. Tuhaf hâlleri, tripleri vardı. Bir defa etrafındakilere, bize sürekli önemsemez nazarlarla, böcekmişiz filan gibi bakıyor. Sonra mesela, konuşurken birisi bilzarure girdi içeri diyelim. Kesiyor konuşmayı ve o adama öldürecekmiş gibi bakıyor. Nereden bilelim, her gün yanına girip çıkan insanlar değiliz ki! Bizim arkadaşlardan birisi, artık tuvalete mi gitti de oradan mı geliyordu bilmiyorum ama Fethullah Gülen, ona yerine oturuncaya kadar öyle bir öfkeyle baktı ki! Sonradan anladık, mollalardan gördük. Bunun yanına gelirken de giderken de âdeta sürüne sürüne bir hâlde olacaksın. Bir görseniz hâllerini! Yanındakilerden birisi bir zaruret neticesi ayrılacaksa meclisten, nereye gidecekse, sürünerek, saklanarak gidiyor. Yine, bunun oturduğu seviyeden yukarı bir seviyeye oturmak da yasakmış. [36]

Neyse, konuşma bitti, hemen yer sofraları kuruldu. Tesadüf, ben onunla aynı siniye düştüm. Bize bezelye ve pirinç pilavı, buna ise tost geldi. İki lokma ısırdı, bıraktı gitti, tahtına kuruldu gene. O ısırıp bıraktığı şeye millet nasıl abandı görseniz! Onun artığından yemek için herkes birbirini yiyor. Sonra bir iki laf daha söyledi ve çekildi odaya. Mollalar, bize, ‘Hadi gidin.’ dediler. Çıktık. Mezuniyetlerde âdetmiş, biz de o âdeti yerine getirdik böylece. Mezunlar gider, onu bizatihi görürlermiş. [37]

Polis Akademisi

Polis Akademisinde Cemaate adam kazanmanın yolları daha genişti. Bunlar, neredeyse bütün sosyal kolları kaparlar. İşte, diyelim Havacılık Kolu. İdare de size bir oda vermek durumunda. Oraya bunlar hemen bir tezgâh kurarlar: ‘ikram bütçesinden çay, tost. [38]

Mezuniyet sonrası yine Fethullah Gülen’i görmeye gitmemiz gerekiyordu ancak o dönemde Fethullah Gülen yurt dışında yaşamaya başlamıştı. Onun yerine, en yakın öğrencilerinden olan Emniyet İmamı Kemalettin Özdemir'le görüştürüldük. O da bize, ‘devletin, …yapılandırılması amacıyla bizim çok önemli görevler üstleneceğimize’ dair filan bir konuşma yaptı. Özdemir daha sonra, ‘Fethullah Gülen tarafından okunduğunu söylediği komiser yardımcısı rütbeleri hediye etti. Gelenek hâline gelen bu ‘okunmuş rütbe' hediye etme ritüeli aslında, ‘Rütbelerinizi biz veriyoruz, artık bizim emrimizde hareket edeceksiniz! demenin sembolik bir göstergesiydi. [39]

Tedbir

... 28 Şubat’ın en civcivli günleri. ‘Tedbir’ tavan yapmış durumda. Dediler ki: ‘Namaz kıldığınızı kimse görmeyecek. Cumaya gitmek yasak, herhangi bir kurumun mescidinde namaz kılmak yasak. Çoğunluk tuvalette kılacaksınız. Herkes cebinde çöp poşeti taşıyacak.' Şok oldum. İtiraz edecek gibi oldum; Öyle işte...’ dediler, susturdular. Karacailyas Karakoluna verildim ben. Şehrin sapa bir bölgesinde. Sadece iki odası var. İnsanların olmadığı bir oda bulup da kapıyı kilitleyip namaz kılmak mümkün değil. [40]

Kıldım... Berbat bir durum, namaza da saygısızlık. Tuvaletin deliği şurada, zaten küçücük bir yer. Âdeta iki büklüm, ‘Aman oram değmesin, aman buram sürtünmesin.’ diye diye kıldım namazlarımı. Abdesti de orada aldım, namazı da orada kıldım. Hatta maiyetimdeki memurlar, aralarında dalga geçmişler, ‘Adam kabız mıdır, basuru mu var? Giriyor, 15-20 dakika çıkmıyor.' diye. İçime sinmiyor. Pis kokunun içinde, mikrobun içinde o namaz olur mu ki zaten? Namazın farzlarından birisi de namaz kıldığınız yerin temiz olması ama ‘Cemaat emretti.’ diye o hâlde namaz kılıyoruz. [41]

Emniyet İmamı

Latif Erdoğan:

Cemaatin emniyet İmamı, doğrudan icranın içindeydi. Fiili yetkisi, Emniyet Genel Müdürü’nün de, İç işleri Bakanı’nın da ötesindeydi. Terfiler onun emriyle gerçekleşiyor, tayinler onun emriyle yapılıyordu. Elbette o da bütün bunları en küçük teferruatına kadar Gülen’e sorup öyle yapıyordu. Son dönemlerde artık Emniyet İmamı, Gülen’in yanında geçiş üstünlüğü bulunan en önemli kişiydi. Gülen’le görüşmesi için randevu alması gerekmiyordu. Telefon açtığında da en kısa sürede kendisine dönüş yapılıyordu.  [42]

Harun Tokak’ın Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı olduğu, benim de danışman olarak vakfa gidip geldiğim bir süreçteydi. Gülen’e iletilmesini istediğim bazı konuları Tokak’la paylaştım. O da bana, seni birisiyle görüştüreyim, bu konuları Ona anlat. Bu arkadaş yakında Amerika ya gidecek, dedi. Arkasından bu kişinin Gülenle teklifsiz, özel odasında görüştüğünü söyledi. Bu ifadeyle görüştüreceği kişinin önemine atıfta bulunmuş oluyordu. [43]

Beni, Samanyolu TV’ye ait bir araç evimden aldı. İlk kararlaştırdığımız adresin yanından geçerken şoföre, görüşmeyi burada yapacaktık, dedim. O, son anda bir değişiklik olmuş efendim, dedi. İşi anladım. Tokak tedbir yapıyordu. Sonra Üsküdar'da bir yere geldik. Şoför, efendim şu duran araç sizi bekliyor, dedi. O araca geçtim. Bu araç beni bir lokantaya götürdü. Orada da bir başka araç bekliyordu. Tekrar o araca bindim ve nihayet görüşeceğimiz yere gelmiş oldum. [44]

Harun’un benimle görüştüreceğini söylediği kişi Osman Hilmi ismiyle bildiğim bir gençti. İstanbul’da FEM dershanelerinde rehber öğretmenlik yaptığı zamandan beri tanıdığım birisi. Bununla görüşmek için niye bu kadar tedbire başvurulduğunu doğrusu anlayamadım. Biraz da Harun’un işgüzarlığına verdim. Neyse konuşacaklarımızı konuştuk; o da edep çerçevesinde bana soracaklarını sordu, cevaplandırdım. [45]

Emniyet İmamı’nın Kozanlı Ömer takma adını kullanan birisi olduğunu biliyordum da Kozanlı’nın, tanıdığım Osman olduğunu basında fotoğrafını görünce öğrendim. [46]

Emniyet İmamı Kozanlı Ömer’in Yakalanması

Emniyet imamı Kozanlı Ömer ile MİT imamı Sinan Bey 2007 yılında ABD'ye gidiş gelişlerinde FBI tarafından sorgulanıyorlardı. Dahası, kısa süre önce, Cemaat'in üst düzey yöneticileri Kemalettin Özdemir ile Latif Erdoğan da, ABD'de FBI tarafından sorgulanmıştı.[55]

Kozanlı Ömer'den şikâyetçi polisler yazdığı raporda "(Ömer Bey) ABD'den çıkışı esnasında da sorgulanmış, bilgisayarı dahil üzerinde ve bagajda bulunan bütün bilgi ve belge niteliğindeki eşyanın kopyası alınmış..." diyordu. [56]

Yani, Emniyet imamının elindeki tüm belgelere ABD, daha doğrusu FBI el koymuştu. [57]

Devam ediyordu "şikâyet" raporu: "İfadelerinin birer sureti ile kendisinden alman bilgi ve belgelerin birer kopyası Emniyet Genel Müdürlüğü'ne intikal ettirilmiştir." [58]

Evet, Kozanlı Ömer 2007 yılında ABD'de Gülen'in yanından dönerken FBI tarafından gözaltına alındı. [59]

ABD'de CIA Gülen'e ne kadar sıcak davranıyorsa, FBI'ın o kadar Gülen'i soruşturduğunu, zaman zaman okullarına baskın düzenlediğini, hatta Gülen'e vize çıkmasına karşı görüş bildirdiğini hatırlatalım. [60]

Osman Hilmi Özdil, 2001 yılında 10 yıllık ABD vizesi almıştı. Ancak resmi kriptoda da yazdığı gibi, vizesi 2007 yılında iptal edildi. [61]

Rehberlik Hizmetlerinde (Emniyet İmamlığı Kastediliyor)ve Hizmet Etme Adabında Yaşanan Sıkıntılar

Hanefi Avcı’nın Haliçte Yaşayan Simonlar (Angora:2010) kitabında yer alan bir belgeden kısaltılarak alınmıştır[47]

  •  Ömer Bey ve ekibinin büyük çoğunluğunda Kur'an-ı Kerim, Sünnet ve eserlere ilişkin müktesebat resmi arkadaşlarımızı tatmin etmekten uzaktır. Ekibin zaman zaman ABD'ye Büyüğümüzü ziyaret dışında herhangi bir beslenme mekanizması bulunmamaktadır. Kendilerini kabul ettirme büyük ölçüde çok mahrem bilgilerin uluorta arkadaşlarla paylaşılması ile sağlanmaya çalışılmaktadır. [48]

  •  Tayin, terfi ve atamalarda hizmetin rolü arkadaşlar üzerinde bir baskı ve korku aracı olarak kullanılmaktadır. Arkadaşlara adil davranılmamakta ve teşkilat teamüllerine aykırı tayinler yapılmaktadır.

  •  Resmi arkadaşların maaşlarından toplanan himmetlerin kullanımında gerekli özen gösterilmemektedir, örneğin Ömer Bey ve ekibinin Makedonya ve Almanya programlarında yapılan harcamalar, kullanılan lüks telefon ve laptoplar.

  • Çeşitli dönemlerde teşkilatta vazife yapmış ve önemli hizmetleri olmuş kişilerle düşmanca uğraşılmakta ve haklarında iftiralar atılarak sürekli yıpratılmakta ve bu hususlar en alt seviyedeki gruplara kadar konuşulmaktadır.

  • Ömer Bey ve üst ekibi kendilerini Büyüğümüzün vekili olarak görmekte ancak Büyüğümüzün üslubunu, mülayemetini, hadise ve meseleleri değerlendirmesi hususunda aynı hassasiyeti göstermemektedirler. Arkadaşlarımız kaba davranışları kabullenmeme istikametinde bir tavır sergilediklerinde pervasızca; 'Biz sizin Daire Başkanlarınızı bile fırçalıyoruz, niye almıyorsunuz.' demektedirler. Ömer Bey bir olaya kızıp kontrolden çıktığında; 'İmam benim, her türlü tasarrufta bulunurum, Hoca Efendiye sormak zorunda da değilim.' Deme cüretkârlığında bulunabilmektedir.

  • Yukarıda kısaca arz edilen üslup ve uygulamalardaki yakışıksız davranışlar sebebiyle bazı arkadaşlarımız meslekten istifa ederek başka kurumlara geçmiş ve emekliliklerini istemişlerdir. Arkadaşlarımız bu haliyle teşkilatta görev yapmanın hizmet olmadığı ve nifak/fitne uygulamaları sebebiyle geri durma noktasına gelmişlerdir.

  • Beklenen metafizik yenilenmenin yerine, meseleler idari, mülk cihetiyle ele alındı. Hizmetin Türkiye ve dünyada denge unsuru olduğu, ülkeyi yönetecek insanların / dünyayı yönetenlerin bunu göz önünde bulundurmaları gerektiği vb. hususlar sık sık dile getirildi. Yapılan operasyonlar, atamalar vb. işlerde yoğun bir değerlendirme yapılıp, sürekli bir güç, çakma vb. bir literatür kullanılması içerde ve dışarıda idareye talip olma gibi algılanıyor. Yine bu cümleden hareketle bize yakın olan ılımlı insanlar hizmete düşman oldular. Bu yöndeki içe yönelik muhasebe / murakabe talepleri "bir kara propaganda” olarak değerlendirilmektedir. Şu an bizim dışımızdaki her kesim hizmete düşman konumuna gelmiştir. Ömer Bey ve ekibi de bu durumu olması gereken bir durum olarak görmektedir.

  • Ömer Bey arkadaşlarımızın bir kısmına kin beslediğini, beddua ettiğini hatta aynı arkadaşlarımız için yerin altının üstünden daha hayırlı olacağını ifade ederek onları uluorta konuşarak hedef haline getirmekte ve hizmet dışına çıkmaları için özel çaba sarf etmektedir. Bu arkadaşların açıklarını bulup sıkıntıya düşürebilmek için her türlü teknik imkânları seferber etmekte ve iftira atmakta beis görmemektedir.

  •  Hizmetteki büyük ağabeylerimiz ile çeşitli kurumlardaki arkadaşlarımızın telefonları Ömer Beyin talimatı ile dinlenmiştir, irtibat bilgilerine bakılmıştır, [hedef kişilerin değil, cemaatin elemanlarının bile belli açılardan denetlemek için dinlenmiş olduğu anlaşılmaktadır cemaatin Emniyet içerisindeki gücü ve eylemlerinin durumunu göstermesi açısında enteresan]

  • Astlar amirlerinin değil. Ömer Bey tarafından görevlendirilen sivil şahısların inisiyatifi ile devlet işlerini idare etmeye, ast üstü yönetmeye çalışmaktadır.

  • Görevlendirilen şahısların tenakuzları ve çelişkili tavırları sebebiyle Büyüğümüzden geldiği söylenen hususlara karşı tereddüt hasıl olması; özellikle bir mesele üzerinde uzlaşma sağlanamadığında ya da farklı bir görüş ortaya çıktığında otoritenin sağlanması için " HE böyle istiyor, bu HE'nın emri" şeklinde beyanda bulunulmaktadır

 

Dipnotlar

[1] Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[2] Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[3] Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[4] Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[5] http://www.turktoresi.com/viewtopic.php?f=124&t=6339

[6] Paralel Yürüdük Biz Bu Yollarda. Ahmet Şık. Postacı:2014

[7] Paralel Yürüdük Biz Bu Yollarda. Ahmet Şık. Postacı:2014

[8] Paralel Yürüdük Biz Bu Yollarda. Ahmet Şık. Postacı:2014

[9] http://www.turktoresi.com/viewtopic.php?f=124&t=6339

[10] http://www.turktoresi.com/viewtopic.php?f=124&t=6339

[11] http://www.turktoresi.com/viewtopic.php?f=124&t=6339

[12] http://www.turktoresi.com/viewtopic.php?f=124&t=6339

[13] http://www.turktoresi.com/viewtopic.php?f=124&t=6339

[14] http://www.turktoresi.com/viewtopic.php?f=124&t=6339

[15] http://www.turktoresi.com/viewtopic.php?f=124&t=6339

[16] http://www.turktoresi.com/viewtopic.php?f=124&t=6339

[17] Ergenekon Belgelerinde Fethullah Gülen ve Cemaat. Nedim Şener. Destek: 2016

[18] Ergenekon Belgelerinde Fethullah Gülen ve Cemaat. Nedim Şener. Destek: 2016

[19] Ergenekon Belgelerinde Fethullah Gülen ve Cemaat. Nedim Şener. Destek: 2016

[20] Paralel Yürüdük Biz Bu Yollarda. Ahmet Şık. Postacı:2014

[21] Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[22] Ergenekon Belgelerinde Fethullah Gülen ve Cemaat. Nedim Şener. Destek: 2016

[23] Haliçte Yaşayan Simonlar. Hanefi Avcı.  Angora:2010

[24] Haliçte Yaşayan Simonlar. Hanefi Avcı.  Angora:2010

[25] Haliçte Yaşayan Simonlar. Hanefi Avcı.  Angora:2010

[26] Haliçte Yaşayan Simonlar. Hanefi Avcı.  Angora:2010

[27] Haliçte Yaşayan Simonlar. Hanefi Avcı.  Angora:2010

[28] FETÖ Sıfırı Tüketiyor. Eren Ural. Elips: 2015

[29] FETÖ Sıfırı Tüketiyor. Eren Ural. Elips: 2015

[30] FETÖ Sıfırı Tüketiyor. Eren Ural. Elips: 2015

[31] FETÖ Sıfırı Tüketiyor. Eren Ural. Elips: 2015

[32] FETÖ Sıfırı Tüketiyor. Eren Ural. Elips: 2015

[33] FETÖ Sıfırı Tüketiyor. Eren Ural. Elips: 2015

[34] FETÖ Sıfırı Tüketiyor. Eren Ural. Elips: 2015

[35] FETÖ Sıfırı Tüketiyor. Eren Ural. Elips: 2015

[36] FETÖ Sıfırı Tüketiyor. Eren Ural. Elips: 2015

[37] FETÖ Sıfırı Tüketiyor. Eren Ural. Elips: 2015

[38] FETÖ Sıfırı Tüketiyor. Eren Ural. Elips: 2015

[39] FETÖ Sıfırı Tüketiyor. Eren Ural. Elips: 2015

[40] FETÖ Sıfırı Tüketiyor. Eren Ural. Elips: 2015

[41] FETÖ Sıfırı Tüketiyor. Eren Ural. Elips: 2015

[42] Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[43] Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[44] Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[45] Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[46] Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[47] Haliçte Yaşayan Simonlar. Hanefi Avcı.  Angora:2010

[48] Haliçte Yaşayan Simonlar. Hanefi Avcı.  Angora:2010

[49] Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[50] Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[51] Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[52] Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[53] Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[54] Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[55] Mahrem. Barış Pehlivan. Kırmızı Kedi:2015

[56] Mahrem. Barış Pehlivan. Kırmızı Kedi:2015

[57] Mahrem. Barış Pehlivan. Kırmızı Kedi:2015

[58] Mahrem. Barış Pehlivan. Kırmızı Kedi:2015

[59] Mahrem. Barış Pehlivan. Kırmızı Kedi:2015

[60] Mahrem. Barış Pehlivan. Kırmızı Kedi:2015

[61] Mahrem. Barış Pehlivan. Kırmızı Kedi:2015

[62] Mahrem. Barış Pehlivan. Kırmızı Kedi:2015

[63] Mahrem. Barış Pehlivan. Kırmızı Kedi:2015

[64] Mahrem. Barış Pehlivan. Kırmızı Kedi:2015

[65] Mahrem. Barış Pehlivan. Kırmızı Kedi:2015

[66] Mahrem. Barış Pehlivan. Kırmızı Kedi:2015

[67] Mahrem. Barış Pehlivan. Kırmızı Kedi:2015

[68] Mahrem. Barış Pehlivan. Kırmızı Kedi:2015

[69] Mahrem. Barış Pehlivan. Kırmızı Kedi:2015

[70] Mahrem. Barış Pehlivan. Kırmızı Kedi:2015

[71 Mahrem. Barış Pehlivan. Kırmızı Kedi:2015

[72] Mahrem. Barış Pehlivan. Kırmızı Kedi:2015

Kültür Sayfası