Bilimsel Cemaat: Akademisyenler Özgür Düşünebilirler mi?

Prof. Dr.Hüsamettin Aslan'ın Epistemik Cemaat (İstanbul Ünv.: 1991) adlı doktora tezinden kısaltılarak alınmıştır.

Epistemik cemaat iki düzeyde var olur:

  • Dar anlamda, bilgiyi inşa eden, işleyen ve taşıyan uzmanlar düzeyinde

  • Geniş anlamda, uzmanlar düzeyinde epistemik cemaatin icra ettiği faaliyete inanan, bu faaliyete yüksek bir değer atfederek bulgularını kullanan bütün insanlar düzeyinde

 

En basit biçimiyle cemaat en az iki kişiden oluşur. Bilgi açısından bakıldığında bu … iki kişinin birbiriyle uzlaşmadığı ya da uzlaşamadığı yerde ne cemaat mümkündür ne de bilgi mümkündür. Onun bilgi olduğu ya da olmadığı konusunda en az iki kişinin aralarında uzlaşmış bulunmasına bağlıdır.

Bilimsel Epistemik Cemaat

Bilimsel Cemaat Sosyolojik Olarak Niçin Cemaattir?

Kavrama sosyolojik bir içerik kazandıran Shils, bilginin sözünü ettiği her noktada "akademik cemaat" ya da "bilimsel cemaat" ya da "entelektüel cemaat" terimlerini kullanır. Ona göre "cemaat" terimi yalnızca bir mecaz değildir. "Entelektüel cemaat"i "cemaat" yapan unsur, cemaati oluşturan bireylerin ortak standartlara sahip olmalarıdır. Cemaatin her üyesi, faaliyeti boyunca bu komünal standartları kullanır; içinde yer aldığı kurum tarafından bu standartlara göre değerlendirmeye tabii tutularak kabul ya da reddedilir. Entelektüel cemaatler standart ve kurallarını yazılı hukuk metinleri haline getirmezler. İlgili standart ve kuralların bir hukuk sistemi görevini yerine getirdikleri apaçık bir şeydir; fakat bu, metinler haline getirildikleri için böyle değildir, sürekli uygulandıkları ve işlendikleri için böyledir.

Entelektüel sistem bir düşünceler sistemi değildir; insanların içlerinde entelektüel roller için eğitildikleri ve edindikleri bu rolleri icra ettikleri bir kurumlar sistemidir.

Bilimsel Cemaatin Merkezi

Her toplumun olduğu gibi entelektüel cemaatin de bir merkezi bir de çevresi vardır. İmparatorluğun beyni, merkezdeki bir avuç yaratıcı bilim adamı ya da entelektüeldir. Onlar, yöneten azınlıktırlar. Eyaletlerde ya da çevrede yaşayanlar, merkezdeki yaratıcıların ya da yönetici azınlığın sınırlarını çizdiği ve kurallarını koyduğu bir oyunu, yine onların hakemliğinde oynayan ve tekrar tekrar oynayan tekrarlayıcılar ya da yeniden üreticilerdir. Önemli olan merkezdir; çevre değil.

Entelektüel cemaat içindeki eşitsizlikler, diye devam eder Shils, yalnızca birey üyeler arasındaki eşitsizlikler değildir; gerçekte, üniversiteler, araştırma enstitüleri, laboratuvarlar, dergiler, yayın şirketleri ve araştırma alanları (disiplinler) arasındaki eşitsizliklerdir. Gerçekte eşitsizlikler, kurumlararası eşitsizliklerdir. Güç, otorite ve yaratıcılık merkezin; edilgenlik, boyun eğme ve tekrarlama çevrenin özelliğidir. Merkezi otorite standartları koyar, temel bazı dogmaları teyid eder; statü, para, yayın fırsatları ve diğer ödüller yoluyla üyelerini ödüllendirir. Böylece merkez, cemaatin birey üyesinin "entelektüel niteliğinin" tecil edildiği yerdir.  

"Görünmeyen Kolej" ilk kez ünlü fizikçi Boyle (1626-1691) tarafından 1645 yılında Londra'da kurulan Gersham College'da bir araya gelen bir bilim adamları grubunu tanımlamak için bir mektupta kullanılmıştır. Bilim tarihçilerine göre de bilim tarihinin ilk görünmeyen koleji Gersham College'dır ve bu kolej sık sık görünmeyen kolej atıfta bulunulan ve 1660'ta Londra'da kurulan Royal Society’nin anasıdır. Bilim tarihi içinde bir model fonksiyonu gören Royal Society'dir. O dönemde Batı’da kurulan bilim cemiyetleri arasında Fransa'da Paris’te 1666 yılında kurulan Kraliyet Bilimler Akademisi, Almanya'da 1700 yılında faaliyete başlayan Berlin Bilimler Akademisi, Rusya'da Petersburg'da 1724'de kurulan Rus Bilimler Akademisi zikredilebilir.

Paradigma

Bilimsel cemaat Kuhn için paradigmatik gruptur:

"Paradigma, bir bilimsel cemaatin üyelerinin paylaştığı şeydir ve aksi tarzda ifade etmek gerekirse bilimsel cemaat bir paradigmayı paylaşan insanlardan oluşur".  

Kuhn paradigmayı, yani bilimi ya da bilimsel bilgiyi anlamanın biricik şartının, bilimsel bilgiyi üreten bilim adamları topluluğunun anlaşılması olduğunda ısrar eder. Bilgi ile sosyal çevre arasında iki tür bağ vardır. İlkin bir bilgi sistemine iştirak, bir sosyal sisteme iştirak etmek, bir sosyal sistemin içinde yer almaktır. İkincisi, belirli bir eğitimden geçmek, belirli bir rolün icrasına, belirli bir grubun üyeliğine hazırlanmaktır. Dini bilgi geleneğine sahip bir insan, seküler bilgi geleneğine sahip bir insandan daha farklı bir tavır sergiler ve daha farklı bir rolü yerine getirir. İnsan hangi sosyal sistem içinde yer alıyorsa, o sisteme uygun bilgi sistemine bağlanır.

Her şeyden önce bilimsel cemaat bir icracılar, uygulayıcılar cemaatidir. Bilim adamları grubunu "cemaat" yapan şey, üyelerinin ortak konular, varsayımlar, problemler üzerinde çalışmaları ve daha da önemlisi, ortak değerlere, normlara, inançlara, ilgi ve çıkarlara, ortak temel inançlara sahip bulunmalarıdır.

Bu durumda "bilimsel cemaat" nasıl tanımlanabilir?

...bilimsel cemaat, bir bilimsel uzmanlık alanının uzmanlarından oluşur. Onlar diğer birçok alanın pratisyenleriyle mukayese edilemeyecek ölçüde aynı eğitim ve çıraklık tecrübesini geçirmiş; bu süreç içerisinde aynı teknik literatürü içselleştirmiş ve söz konusu literatürden genellikle aynı dersleri çıkarmışlardır. Bu standart literatürün sınırları genellikle bilimsel bir konunun sınırlarını gösterir ve her cemaatin kendine has bir araştırma konusu vardır.

Bilimlerde aynı konuya, birbiriyle bağdaşmayan görüş noktalarından yaklaşan okullar, başka bir deyişle cemaatler vardır. Fakat bu okul ya da cemaatler, diğer alanlardaki okul ya da cemaatlerden daha az sayıdadırlar ve aralarındaki rekabet genellikle çabuk son bulur.

Şebekeler

Kuhn’un “paradigmatik cemaat” tezi bilim sosyolojisinde yaygın bir kabul görmüş ve işlenmiştir. Merton'cu bilim sosyolojisi geleneği içinde yer alan bir sosyolog olan Mulkay, ana araştırma cemaatinin sosyal yapısının komplex bir "problem şebekeleri" ağından oluştuğunu öne sürmüştür.

Bu problem şebekelerinin başlıca özelliklerinden biri, şebeke üyelerinin sınırlı sayıda araştırma problemiyle meşgul olmaları; İkincisi belirli bilme-kavrama normlarıyla belirli teknik normları paylaşıyor olmaları; üçüncüsü şebeke üyelerinin kendi aralarında, belirli iletişim araçları vasıtasıyla, şebeke dışında yer alan insanlarla girdikleri iletişimden daha yoğun bir etkileşim içinde olmalarıdır.

Araştırma şebekeleri ya da bilimsel şebekeler iletişim şebekeleridir. Bu şebekelerde bir ya da birkaç bilim adamının şebekede yer alan diğer bilim adamları üzerinde çok büyük bir etkisi vardır. İlkece, bütün bilim adamları, iletişim ve eleştiri sürecine katılmakta eşittirler; fakat pratikte önder ya da lider bilim adamlarının yer aldığı bir itibar hiyerarşisi vardır. Buradan elde edilen sonuç, bilimsel cemaatin eşitliğe dayalı olmadığıdır.

Bilimsel Cemaat İçinde Eşitliksizlik ve Elitlerin Etkisi

"Görünmeyen kolej "i bilim sosyolojisi ve felsefesi literatürüne kazandıran Price’a göre de bilimsel bazı araştırmalar diğer araştırmalardan daha iyi ve bazı bilim adamları diğerlerinden daha güçlü ve yeteneklidirler. "Nobel ödülü kazanmış bir bilim adamı ile, sıradan bir bilim adamı arasındaki eşitsizlik, Olimpik altın madalya kazanmış bir sporcu ile sıradan bir sporcu arasındaki eşitsizlikten daha büyük bir eşitsizliktir. Bu itibar ve güç hiyerarşisinin zirvesinde ikamet eden birkaç bilim adamı görünmeyen kolej'in "bilimsel eliti"ni ya da çekirdeğini teşkil eder. Bilim adamları nüfusunun %6'sına tekabül eden güçlü bir elit tabaka, bütün bir yayımlanmış bilimin yarısını üretiyorken, zirvedeki %1'lik elit %15'ini üretir ki bu %1'lik grup birkaç bilim adamından oluşur.

Cemaat İçi İletişim

Bilim sosyolojisinde iletişime yapılan vurgunun kaynağında da bu sosyal sistem anlayışı yatar. Böylece bilimsel ilginin nasıl üretildiğinin anlaşılabilmesi için bu genel sosyal sistem içinde bir alt-sistem olan iletişim sistemine bakılmalıdır. Bu sosyal sistem içinde, bilim adamları arasında gerçekleşen yoğun ilişkiler çeşitli iletişim kanalları vasıtasıyla gerçekleşir. Çok genelde iki tür iletişim kanalı vardır:

  1. Kuraldışı (infomal) ya da yüzyüze iletişim

  2. Biçimsel (formal) ya da kurala dayalı iletişim

Hagstrom, akademik kurumlar içinde gerçekleşen belli başlı iletişim kanallarının bir listesini vermiştir. Bu listeye göre bilimdeki belli başlı iletişim kanalları şunlardır:

  1. Makaleler, kitaplar, dergiler ve bildiriler. Bu iletişim kanalı kurala dayalı iletişim kapsamına girer ve öylesine büyük bir öneme sahiptir ki bilime bu kanalla katkıda bulunmayan hiç kimse "bilim adamı" statüsü kazanamaz.

  2. Bilimsel toplantılar ve konferanslar. Bu iletişim kanalıyla hem kurala dayalı hem de kuraldışı, yüzyüze iletişim gerçekleştirilir.

  3. Aynı uzmanlık alanında çalışan, ancak farklı kurum ya da mekânlarda yer alan bilim adamlarının mektup, özel ziyaretler ve bilimsel toplantılar yoluyla girdikleri kuraldışı ilişkiler.

  4. Aynı idari bölümlerde yer alan bilim adamları arasındaki ilişkiler.

  5. Bilim adamları ile öğrencileri arasındaki ilişkiler.

  6. Bilim adamlarının bilimsel cemaatin dışında yer alan insanlarla girdikleri ilişkiler.

 

Cemaat İçi Kontrol Sistemi

Bilimsel cemaat varlığını bir iç sosyal kontrol sistemiyle yürütür. Bu iç sosyal kontrol sistemi, sürekliliğin ve etkinin korunabilmesinin ön şartıdır. Ayrıca bilimsel cemaat kendinde özerk bir varoluş biçimi değildir ve o nedenle toplum karşısında özerkliğini koruması gerekir. Bilimsel cemaatin sürekliliğinin sağlanması ve özerkliğinin korunması ve bilim adamlarının bilimsel cemaatin normlarına uymasına bağlıdır. İç sosyal kontrolün fonksiyonu burada ortaya çıkar. Bilim adamları cemaatin normlarına uydukları sürece onun bir üyesi olarak kalabileceklerdir.

Bilimsel cemaatin normları araştırmaya rehberlik eder ve bilginin sistemli birikimini kolaylaştırır. Bu normlar, bilim adamlarının paylaştıkları bilme-kavrama teknik ya da yöntemleriyle, diğer teknik standartlardan oluşurlar. Bilim adamı üyesi bulunduğu epistemik cemaatin normlarına şartlandırılmış veya şartlanmış kişidir.

Normlar Cemaati Olarak Bilimsel Epistemik Cemaat

Cemaatin Normları

Epistemik cemaat veya başka bir söyleyişle bilimsel cemaat norma dayalı bir cemaattir, bir normlar cemaatidir. Epistemik, bilimsel ya da entelektüel normlar bilim adamlarının faaliyetine rehberlik eden paylaşılmış talimatlardır. Sınırlayıcıdırlar ve epistemik cemaatin varlığını sürdürmesi, üyelerinin bu normları içselleştirmiş olmalarına bağlıdır. Bu normlar cemaatin temel değerlerini teşkil ederler.

Bilim sosyolojisinde bilimsel cemaatin norma dayalı bir cemaat olduğu yolunda her ne kadar bir fikir birliği varsa da bu normların ne olduğu tartışmalı bir konu halinde durmaktadır. Bilim sosyolojisinin kurucu babası Merton, doğanın hakikatlerini bulma faaliyetinde bilim adamlarına sınırlamalar getiren bir dizi norm öne sürmüş ve bu normları "bilimin ethosu" diye nitelendirmiştir. Daha sonra Merton'cu gelenek içinde yer alan sosyologlar bu normlara yenilerini ilave ederek açıklama yoluna gitmişlerdir. Söz konusu geleneğin öne sürdüğü normlar listesinde şu normlar yer alır:

  1. Üniversalizm: Herhangi bir bilgi iddiası onu öne süren bilim adamının statüsüne bakılmaksızın değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Bu normun ima ettiği şey bilginin "objektifliği"dir. Normu ihlal eden şey ise ırk-merkezcilik ve milliyetçiliktir. Bilimin doğruları böylece "evrensel doğrular" olmalıdır:

  2. Komünalite: Bilimin ürünleri özel kişilerin, kurumların ya da grupların değil, kamunun mülküdürler. Bilimsel bilgi insanlığın müşterek mülküdür ve gizlenemez;

  3. Özel çıkar ve ilgilerden bağımsızlık: Bilim adamı dünyanın ve evrenin işleyişine kendisinin ve içinde yaşadığı toplumun çıkar ve ilgilerinden bağımsız derin bir entelektüel ilgi duymalıdır. Bu normun ima ettiği şey şudur: Bilgi bilgi içindir…

  4. Organize edilmiş şüphecilik: Bu norm bilimsel yöntemin can alıcı unsurudur ve bilim adamının kendi ürettiği bilgi dahil bilgiye sistemli bir şüpheyle bakmasını gerektirirler;

  5. Orijinallik;

  6. Tevazu;

  7. Rasyonellik;

  8. Bireycilik.

 

Merton ve ardıllarının vurguladıkları bilimsel normlar takımı, bilimsel cemaati bilim-dışı etkilerinden koruyan bir savunma duvarı özelliği gösterir. Bilginin geçerliliğinin ve meşruiyetinin önceden düşünülmüş ve kesin olarak belirlenmiş bu kriterlere göre tespit edildiğini ya da edilmesi gerektiğini ima ederler. İlgili anlayışa göre, yukarıda ifade ettiğimiz normlar bilimin ve bilimsel faaliyetin kendi içinde zaten mevcutturlar. Bu normlar sayesinde bilimin içeriği bilimdışı etkilerinden kurtulur.

Normların Eleştirisi ve Değişkenliği

Eğer bu normlar gerçekten mevcut ve etkili iseler bilimsel bilginin belirleyicisinin toplum ya da sosyal şartlar değil, Doğa'nın bizatihi kendisi olduğu öne sürülebilir. Doğanın evrensel bilgisine, ancak ve ancak bu normlara uyulduğunda ulaşılabilir. Bu görüş, tıpkı klasik sosyoloji geleneğinde olduğu gibi, bilimsel bilginin sosyolojik analize uygun bir zemin teşkil etmediği gibi bir zımni varsayımının ifadesidir; o nedenle de bilimsel bilginin gelişiminden çok, pozitivist bilim ve bilgi anlayışının ideallerini yansıtır.

Merton sonrası bilim incelemeleri, bilimin fiiliyatta Merton'cı "bilim ethosu"na göre işlemediğini göstermiştir. Buna göre bilim adamları fiiliyatta tarafsızlık ya da özel çıkar ve ilgilerinden bağımsızlık normuna uymazlar; yüksek düzeyde bir rekabet ortamı içinde yer aldıklarından, kendilerinin üyesi bulundukları cemaatin ve toplumun çıkarlarını dikkate alırlar. Orjinalite normunun aksine, bilimin en özgün teorileri ya da buluşları ilk ortaya çıktıklarında diğer bilim adamlarınca ya hor görülür ya da görmezlikten gelinir. Kopernik’in güneş-merkezli evren teorisi ölümünden bir yüzyıl sonrasına kadar genel kabul elde edememiştir. William Gilbert'in manyetizm ve elektrik konusundaki çalışmaları modern bilimin kurucu babalarından sayılan Francis Bacon tarafından reddedilmiştir. Dahası, Merton’un normlarını ihlal edenler, sıradan bilim adamları değil genellikle en yaratıcı bilim adamlarıdır.

Kuhn'un "olağan bilim" diye nitelediği bilimsel faaliyet yaratıcılığa dayanmadığı gibi "olağan bilim adamı" da yaratıcı değildir.

Bilimsel faaliyet sırasında en çok ihlal edilen normlardan biri de komünalite normudur. Norm, bilimin ürünlerinin herkesin mülkü olması gerektiğini öne sürmesine rağmen, birçok bilimsel ürün ya askeri ya ticari ya da endüstriyel sebeplerle gizli tutulur. Faaliyetleri sırasında bilim adamları Merton'cı normlara uymaktan ziyade bağlı bulundukları entelektüel geleneklere ve dolayısıyla söz konusu geleneklerin entelektüel normlarına uyarlar. Bu normlar ise dönemden döneme, gelenekten geleneğe ya da daha düzgün bir söyleyişle bilimsel cemaatten bilimsel cemaate farklılıklar gösterirler.

Merton'un "bilimin ethosu" diye öne sürdüğü normların, eğer bu konudaki makalesini 1940’lı yılların başlarında yazdığı düşünülürse, "Nazi bilimi"ne bir tepki olduğu apaçıktır. Ayrıca bu normlar, fiiliyatta bilimadamlarının nasıl çalıştıklarım göstermekten çok, nasıl çalışmaları gerektiğini gösterirler. Merton "olanı" tanımlamamıştır, "olması gereken"i öne sürmüştür; söz konusu normlar, gerçekte mevcut bulunan normlar değildirler, onlar daha çok Merton’un bakış açısı içinde bilimin ideallerini yansıtırlar.

Fakat Merton'a yapılan eleştiri bilimsel cemaatin ya da epistemik çemaatin normlarının bulunmadığını göstermez. Epistemik cemaat normlara dayalı cemaatir ve her epistemik cemaat bağlı bulunduğu entelektüel geleneğin normlarına uyar. Bunlar, bilimsel faaliyetlerde kullanılan teknikler, yöntemler vb. olabilir. Fakat bu normlar nihai noktada yalnızca, modern epistemik cemaatin genelde toplum içinde yer aldığı bağlama atıfla anlaşılabilirler. Evrensel bilimsel normlar yoktur, epistemik cemaatten epistemik cemaate, dönemden döneme, bağlamdan bağlama değişen normlar vardır.

Lingüistik Cemaat Olarak Bilimsel Epistemik Cemaat

Cemaatin Dili

Bilimsel cemaat "dile" dayalı bir cemaattir. "Bilimsel dil" denilen dil, bilimsel cemaatin en temel unsurlarından biridir, çünkü bu ortak dil olmadığında ne bilim adamlarının birbirleriyle anlaşabilmeleri mümkündür ne de cemaatin ayakta kalabilmesi mümkündür. Ancak bilimsel dilin forksiyonu yalnızca bu kadar da değildir; bilimsel cemaatin dili aynı zamanda bilimsel cemaati diğer cemaatlerden ayırır ve onun kişiliğinin oluşmasına katkıda bulunur.

Bilimsel bilgi de diğer bütün bilgi formları gibi dile dayanır. Doğada "elektron", "kütle", "madde", "enerji", "güç" ve hatta "doğa" yoktur. Bunlar ve diğerleri, "doğal nesneler" değildirler; modern epistemik cemaat tarafından yüzyılları içine alan bir süreçte entelektüel olarak inşa edilmiş varlıklardır.  

Kavramlar entelektüel mikro kurumlardır ve hepsinin uzun bir tarihleri vardır. Bunlar, kolektif olarak inşa edilirler ve kolektif olarak kullanılırlar. Onlar ve onlarla oluşturulan genellemeler, önermeler, yasa ve teoriler bilimin içeriğini teşkil ederler. Modern epistemik cemaate katılacak her aday, cemaatle birlikte çalışacağı için, uzun bir çıraklık dönemi sonunda, bilimsel dille tam analizi yapılamayan bir bilme-kavrama bağlantıları serisi edinir.

Modem epistemik cemaat ya da bilimsel cemaat "bilimsel dil" dediğimiz dili kullanırken, terimlerini pek doğal olarak gündelik dille paylaşır; bir anlamda bilimsel dil gündelik dil içinde bir dildir. Ancak gündelik dil ve terimleri 'bilimsel dil" içinde kullanılırken genellikle hem anlamları hem de kullanım tarzları değişir; gündelik dilin kavramları bilimsel dil içinde özel anlamlar kazanırlar ve bilimsel bir eğitimden geçmeyen insanın bu kavramları ve dolayısıyla bilimsel cemaatin dilini anlaması zordur.

 

Sosyal bilimlerden bir örnek vermek gerekirse Weberist teoriyle Marxist teorinin dilleri aynı diller değildir. Farklı epistemik cemaatlerin dilleri farklı dünyalardan söz eden dillerdir. Dahası, klasik fizik teorilerinin tanımladıkları dünya ile modern fiziğin tanımladığı dünyalar da farklı dünyalardır. Bu durum Kuhn tarafından şöyle dile getirilmiştir:

"Farklı teorilerin ya da paradigmaların taraftarları farklı dilleri konuşurlar; farklı bilme ve kavrama bağlılıklarına sahip diller, farklı dünyalara uygun dillerdir".  

Günümüzde yaygın kabul gören bir dogma vardır. Genellikle, bilimsel cemaatin dili daha teknik biçimlere dönüştükçe, bilimlerin toplumsal etkileriden giderek kurtulduklarına ya da daha az toplumla ilişkili hale geldiklerine inanılır ve bu, dogmaya inananlara göre bilimin evrenselliğini gösterir.

Bilimsel dil ya da modern epistemik cemaat dilini öğrenmek, bir insanın bir yabancı dili öğrenmesi gibidir ve belki de ondan daha zordur. İnsan yalnızca, uzun bir eğitim sürecinden geçerek bu cemaatin bir üyesi ya da bilim adamı olabilir.

Dogmalar Cemaati Olarak Bilimsel Epistemik Cemaat

Modern epistemik cemaat ya da bilimsel cemaat aynı zamanda diğer herhangi bir cemaat gibi bir inançlar ya da dogmalar cemaatidir de. Pozitivist gelenek, inançla bilimsel bilgi arasına bir sınır çizgisi çekmeyi ve onları birbirinden ayırmayı denemiştir ve bu sınır çizgisi çekme amacı, pozitivizmin ideallerinden biridir. Bilgiyle inancın, daha yerinde bir söyleyişle bilimsel bilgi ile inancın birbirlerine zıt kutuplar oldukları miti, günümüzde de pek yaygın bit mittir ve bu dogma büyük ölçüde kabul görmektedir. Bu ayırım çizgisinin varolması gerektiğine inananlar, söz konusu çizginin bir tarafına din, mit ve büyü kapsamı içinde gördükleri inancı, diğer tarafına ise inançlardan arınmış ve bilimin kapsamı içinde gördükleri bilimsel bilgiyi yerleştirirler. Bilim adamı inanan insan değil, gözleyen, deneyler yapan ve "doğal” olanla meşgul bulunan insandır.

Fakat bu dogma ya da inanç günümüzde büyük ölçüde eleştiriye uğramış ve anlamını yitirmiştir. Bilgi ile inancı birbirinden ayırmamızı sağlayacak hiçbir kriter yoktur.

Empirik bilgi bir inanç formudur ve genellikle bu inanç formu bilim literatüründe "doğru inanç" diye adlandırılır. Ancak bilimde "doğruluk" bilim felsefesi ve sosyolojisi literatüründe tartışması hala devam eden bir konudur ve sosyolojik bakış açısı bir önerme ya da bilgi iddiasının doğruluğunun nihai ölçüsünün söz konusu bilgi öğesinin değerlendirildiği epistemik cemaat olduğu yolunda genel bir eğilime sahiptir. Bilimde doğruluğun ölçüsü, mantık, akıl ya da başka bilimsel kriterler değildir; çünkü bilimsel bilginin doğruluğunu tayin edecek bütün kriterlerin, epistemik cemaat içinde varılan bir mutabakat (konsensüs) sonucu "kriterler" oldukları kolektif şekilde belirlenmiş bulunmalıdır.

Öte yandan Kuhn, bilimsel cemaatin ne kadar köklü inançlara sahip olduğunu, bir başka açıdan göstermeyi denemiştir. Buna göre bilimsel cemaat bir inançlar ağı içinde yaşar ve bu inançlar olmaksızın bilimsel araştırmanın başlaması mümkün değildir. Kuhn'un terimleriyle bu inançlar şebekesi "paradigma"dır. Her epistemik cemaat, entelektüel cedlerinden devraldığı bir paradigmayla birlikte doğar.

Tarihi gelişim içinde, dini cemaatten bilimsel cemaate geçilirken ya da daha düzgün bir söyleyişle, bilimsel cemaat dini cemaatin yerini alırken dogmalar alanından, dogmalardan arınılmış bir alana geçilmemiştir; dini dogmalar alanından bilimsel dogmalar alanına geçilmiştir. Her cemaat eninde sonunda bir inançlar şebekesine bağlıdır ve kendi varlığının devamı için bu inançları işlemek, kuşaktan kuşağa intikal ettirmek ve savunmak zorundadır.

Bilimsel Eğitim

Cemaatin Normlarının Yeni Üyelerine Aktarılması ve Sosyalizasyon Süreci

Çok doğaldır ki herhangi bir epistemik cemaatin ya da bilimsel cemaatin kaderi haleflerinin cemaatin bilgisini, normlarını, çıkarlarını, değerlerini ve amaçlarını sürdürmesine bağlıdır. Bu anlamda epistemik cemaatin kaderi haleflerinin elindedir. Bilimsel cemaatin ya da genel olarak herhangi bir epistemik cemaatin varlığını idame ettirmesi ve sürekliliği "eğitim" dediğimiz çok kapsamlı bir sosyalizasyon süreciyle gerçekleşir.

Ay yüzeyinin yeşil çimlerden oluştuğunu öne süren bir bilimsel makale yazabilirsiniz. Yazınızı kesinleştirmek, geçerli kılmak için başkalarının onayına ihtiyaç duyarsınız. Fakat eğer başkaları yazınıza gülüp geçiyor ve onu görmezlikten geliyorlarsa, bu, yazınızın, tezinizin, önermenizin veya makinanızın sonu demektir. Bir önermenin, bir genellemenin, yazının ve makinanın kaderi bir ölçüde ilk hareket ettiricisinin elinde, ancak büyük ölçüde ilk hareketi sağlayanın irade ve kontrolü altında bulunmayan meslektaşlardan, seyircilerden, okuyuculardan, tüketicilerden oluşan bir kalabalığın elindedir.

Bir epistemik cemaatin varlığını koruması gerekiyorsa öncelikle entelektüel olarak inşa ettiği ürünleri ve bu ürünleri geçerli kılan normları, kriterleri, ilgi ve amaçları korumak zorundadır. Bu varlığını idame ettirme faaliyetinin çekirdeğini eğitim mekanizması oluşturur.  

Hepimiz, "özgür, hakikat arayıcısı, önyargıları laboratuvarın eşiğinden kapı dışarı etmiş, çıplak ve nesnel olguları toplayarak teste tabi tutan, yalnızca bu türde olgulara bağlılık duyan" bilim adamı dogmasına inanırız. Fakat fiiliyatta durum hiç de böyle değildir. Dogmatizmin yalnızca beşeri bilimler alanında yer aldığı, doğa bilimlerinin her türlü dogmatizmin dışında yer aldıkları fikri bir başka katıksız dogmadır ve kolayca anlaşılacağı üzere pozitivist ideolojinin kaynağıdır. Bilimin ve bilim adamlarının gerçekte nasıl olduklarını anlamanın sağlam yollarından biri bilimsel eğitime bakmaktır.

Cemaat İçin Eğitimin Önemi

Bilimsel eğitim bilim adamı ve genelde bilimin herhangi bir "mümini" olmanın ya da daha açık bir söyleyişle bilimsel cemaate üye olmanın eşiğidir. Hiç kimse doğuştan bilim adamı değildir; bunu edinmenin temel yolu, bilimsel cemaatin eğitiminden geçmektir. İnsan bilim adamı ya da bilimsel cemaatin üyesi olmaya hak kazanırken "bilimsel tutum veya vaziyet alış"ı öğrenir. Bilimsel tutum doğuştan getirilen bir erdem değildir; bilimsel cemaatin cemaat adayına empoze ettiği ve adayın da içselleştirdiği tavırdır. Hiç kimse bilimsel eğitim sürecine formel mantık okuyarak girmez; taklit ve tecrübe yoluyla, bilimsel cemaatin sosyal ilişkilerine vücut veren çok sayıda bilimsel geleneği öğrenerek başlar. Bilimsel eğitimle öğrenilerek içselleştirilen bilim adamı rolü veya daha genelde bilimsel cemaatin bir üyesi bir "mümini" olma rolüdür.

Bilim Adamları Neden Özgür Düşünemezler?

Bilimsel eğitim çok kapsamlı bir sosyalizasyon sürecidir. Bilimsel cemaatin üyesi olmanın veya bilim adamı olmanın temel şartı bu ortodoksiye boyun eğmek, onu kabul etmektir. Ortodoksiye boyun eğmek, statükoya boyun eğmektir. Statüko her durumda epistemik cemaatin statükosudur. Kuhn bir makalesinde bunu şöyle dile getirir:

Tipik olarak kimya, fizik, jeoloji veya biyolojideki lisans ve lisansüstü öğrencileri kendi alanlarının özünü, özellikle öğrenciler için yazılmış ders kitaplarından öğrenirler. Kendi tezlerine başlamalarını sağlayacak yeterliliği kazanıncaya (..) kadar ne araştırma projelerini deneme teşebbüsünde bulunmayı isteyebilirler ne de başka bilim adamlarınca yapılmış son araştırmaların sonuçlarıyla karşı karşıya gelmeyi isteyebilirler. Yani onlar profesyonel komünikasyon sisteminde düşünce alışverişinde bulunamazlar. (..) Bilimsel ders kitapları profesyonel bilim adamlarının çözmeyi ve bu çözümler için farklı teknikler geliştirmeyi tasarladıkları problemler sunmazlar; daha çok, bilimsel mesleğin paradigmalar olarak kabul ettiği somut problem çözümlerini sunarlar. Ve sonra öğrenciden, sınıfta ya da laboratuvarda, ona gösterilen yöntemle bu problemleri çözmesi istenir. Öğrenci bilimsel eğitimle bilineni öğrenir. Kurulu bilimsel geleneğe girişi, dogmatik bir başlangıçtır.

Bu kapsamlı sosyalizasyon süreciyle insanın doğuştan getirdiği bütün yetenekleri, eğitildiği epistemik cemaatin çıkarları/ilgileri, normları, değerleri, amaçları çerçevesinde biçimlendirilerek bir yapıya kavuşturulur. Bilimsel eğitim bilimsel sosyalizasyon yöntemlerini içerir. Bilimsel cemaate adaylığa ya da üyeliğe hazırlanan öğrenci, cemaate ve onun statükosuna uyum gösterecek şekilde programlanır.

Bu sosyalizasyon hocanın otoritesi altında gerçekleşir ve bilimsel eğitim o nedenle otoriteryendir. Eğitim süreci içinde öğrencinin öğrendiği bilginin doğruluğuna duyduğu güven, hocaya duyduğu güvendir. Bilginin güvenilirliği bilgide içkin özelliklerden doğmaz; daha çok hocanın otoritesinden doğar. Hocanın da otoritesinin üzerinde ders kitaplarının otoritesi yer alır. Bilimsel cemaatin entelektüel olarak inşa ettiği ders kitabı bilgisi öğrenci tarafından doğru ve güvenilir bilgi olarak dikkate alınır. Aslında ders kitabının otoritesi, genelde, bir tür entelektüel statüko göstergesidir ve sunduğu bilgilerin doğruluk ve güvenilirliğini sağlayan şey epistemik ya da bilimsel cemaatin otoritesidir. Bilimsel eğitim bu otoriteyi reddeden bilgileri nakletmez; onları cemaatin hiyerarşi ve uyumunu bozacakları için elimine eder ve otoriteye veya statükoya uyum gösteren, boyun eğen bilgileri nakleder. Bunlar gelenek oluşturucu bilgilerdir.

Bilimsel araştırmanın "objektif', "nötr", toplumsal etkileriden bağımsız olduğu düşüncesi yanlış bir düşüncedir; o kapsamlı ve sıkı bir sosyalizasyon süreci içinde ortaya çıktığı için daha fazla toplumsaldır. Bu açıdan bakıldığında bilimsel cemaat insanlık tarihinin günümüze kadar tanık olduğu en kapsamlı ve katı sosyalleşme tiplerinden birinin simgesi sayılabilir.

Zımnî Bilgi

Formasyon

Her epistemik cemaate özgü eğitim gibi bilimsel eğitim de büyük ölçüde zımnî öğrenme süreçlerini içerir. İki tür bilgi vardır. Birincisi, söze dökülebilir ve bizim için apaçık olan, İkincisi ise söze dökülemeyen, yani zımnî bilgi (tacit Knowledge)dir. Bu iki öğeyi birbirinden ayırmak imkânsızdır. Söze ya da yazıya dökülebilir bilgi "bir şeyi bilmek"in kapsamı, "bir şeyin nasıl yapılacağım veya uygulanacağını bilmek" zımnî bilginin kapsamı içinde yer alır.

Zımnî bilgiyi bir hünerin edinilmesiyle ilgili şu örneklerle açıklayabiliriz. Bisiklete nasıl binileceğim veya nasıl yüzüleceğni biliyor olmam, bisiklet üzerinde dengemi nasıl sağlayabildiğimi, su yüzeyinde nasıl durabildiğimi, söze ya da yazıya nasıl dökebileceğimi biliyor olmam ya da bunları söze dökebileceğim anlamına gelmez. Onları söze veya yazıya dökerek açık bilgi halinde ortaya koyamam, ancak yine de bisiklete binebilir, suda yüzebilirim. Söze ya da yazıya dökemediğim bu unsur zımnî bilgidir.

Zımnî bilgi de açık ya da sözlü bilgi gibi öğrenilen bir şeydir. Fakat diğer bütün bilgi türlerindeki gibi bilimsel bilgi türünde de zımnî bilgi yazılı metinlerden öğrenilmez. Onun öğrenilmesi daima bir aracıyı gerektirir; aracı ya bir hoca ya da öğrenilen alanın bilgisi konusunda usta bir kişidir.  

Herhangi bir türde "bilgi"yi öğrenmek, bir yaşama tarzını öğrenmektir. Bilimsel bilgi söz konusu olduğunda bu yaşama tarzı bilimsel yaşama tarzı değildir; her durumda bilimsel cemaatin yaşama tarzıdır. Bilimsel eğitimin, cemaatin üyesi olmanın eşiği olan eğitim süreciyle öğrenciye verdiği şey de budur.

Bilim sadece, bitirilmiş ürünlerin, yani, bilimsel metinlerin, makalelerin, raporların ve bilimsel faaliyetin diğer ürünlerinin bir koleksiyonu olarak görülemez. Bunlar, "bilimsel” etiketini taşıyan faaliyetin nedeni değil, sonucudur. Bilim, her durumda bir bilimsel epistemik cemaat içinde yeralan bilim adamlarının kolektif tarzda yürüttükleri faaliyetin (fiiliyatta bilim) adıdır.

Önce Kitab-ı Mukaddes okunup sonra Hıristiyan olunmaz; önce Hıristiyan bir cemaate girilir, sonra Hıristiyan olunur. Önce Newton'un Optics (Optik)'i okunup sonra bilim adamı veya bilimin bir "mümin"i olunmaz; önce bilimsel bir epistemik cemaate girilir sonra bilimsel epistemik cemaatin bir üyesi olunur. Çünkü hiç kimse, bir bilgi sistemine, bir dünya görüşüne, bir dine, önce onun kutsal metinlerini okuyup inceleyerek girmez.

Kültür Sayfası