Risale-i Nur Grupları
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Sosyal Teşekküller, Geleneksel Dini-Kültürel Oluşumlar ve Yeni Dini Yönelişler. (Diyanet İşleri Başkanlığı:2018) adlı raporundan kısaltılarak alınmıştır. Ara Başlıklar bize ait...

 

Said Nursi ve onun başlattığı Nurculuk, geçen asırdan günümüze dinî, sosyal ve siyasal değişik yansımaları olan bir hareket olduğu için farklı tartışmalara muhatap olmuştur. Konuya çoğunlukla ifrat ve tefritle yaklaşılmıştır. Nurculuk hareketine olumlu yaklaşanlar, dini eğitimin kesintiye uğradığı, dini hayatın değişik müdahalelere maruz kaldığı, kültürel ortamın yabancı cereyanların etkisine girdiği geçen asırdan günümüze toplumun dinle olan ilişkisini sağlamlaştıran, belirli kitlelere başta iman hakikatleri olmak üzere İslami değerleri veren ve bunlar hakkında oluşan şüpheleri gideren, birlik beraberlik, vatan sevgisi, gençlerin eğitimi, çalışma vb. konularda insanları bilinçlendirmek için önemli hizmetler veren bir hareket olarak onu görmüşlerdir.

Diğer taraftan dini açıdan incelendiğinde müntesiplerinin iman ve dini hayatlarını güçlendirmeye yönelik sohbetler ve öğrencilerine yazdıkları mektuplardan oluşan Risalei Nurlar'ın bazı problemler içerdiği görülecektir. Bu bağlamda Said Nursi'nin şahsıyla ve Nurculukla ilgili tartışmaya açık konular şunlardır:

  • Said Nursi

    • Manevi işaretle müjdelenmesi ve özel bir misyonla görevlendirilmesi

    • Müceddid olarak görülmesi,

    • Mübalağalı ifadelerle yüceltilmesi, hatta bir peygambere gösterilecek muhabbet ve teslimiyetin ona gösterilmesi,

    • Kutsal ve olağanüstülüklerle dolu bir hayat hikâyesinin anlatılması (on beş senede öğrenilecek ilimleri üç ayda öğrenmesi ve ders vermeye başlaması gibi),

    • Asrı Saadet’ten sonra en büyük âlim olması,

    • Abdülkadiri Geylani'nin tasarrufuyla birçok bela ve musibetten korunması.

  • Risaleler

    • Bâtınilerde olduğu gibi bazı ayetlerde Cifr hesabıyla Said Nursi’nin kendisine, Risalelere ve gelecekteki birtakım olaylara işaret edildiğinin belirtilmesi,

    • Risalelerin ilahi bir ilhama dayandığı ve Said Nursi'nin ise bunların sadece tercümanı olduğu iddiası,

    • Risalelerin isimlerini Hz. Ali ve Abdulkadir Geylani'nin haber vermesi,

    • Risalelere itiraz edilemeyeceği belirtilerek onların kutsal bir niteliğe büründürülmesi,

    • Risalelerin Kur'an'ın manevi mucizesi olarak görülmesi,

    • Medresede beş on yılda okutulan bilginin Risaleler vasıtasıyla beş on haftada okutulabileceği iddiası,

    • Risalelerin insanların başına gelecek bela ve felaketleri önlemesi, bunlara dil uzatanların ise cezalandırılması,

  • Hareket

    • Nurculuk hareketinin Kıyamete kadar İslam davasına yapılacak hizmeti temsil etmesi ve bu hareketin ahir zamanda gelmesi beklenen Mehdi'nin görevini üstlenmesi,

    • Anlatımlarda grup ve hizipçiliğe götürecek bir dil ve üslubun kullanılması.

 

Said Nursi sonrasında Nurculuk içerisinde farklı gruplar neşet etmiştir. Bunların ortaya çıkmasındaki temel gerekçeler şunlardır:

  1. Risalelerin orijinal haliyle mi yoksa Latin harfleriyle mi basılacağı,

  2. Söz konusu eserlerin sadeleştirilip sadeleştirilemeyeceği,

  3. Said Nursi’ye intisap etmiş olanların siyasete dâhil olup olmaması,

  4. Said Nursi'nin Kürt oluşunun ön plana çıkarılıp çıkarılmaması.

Yazıcılar Grubu (Hüsrev Altınbaşak)

Grubun lideri kabul edilen Hüsrev Altınbaşak, 1899 yılında Isparta'nın Senirce köyünde dünyaya gelmiştir. Saîd Nursî'nin Barla'ya sürgün olarak geldiği 1931 senesinde Altınbaşak, onunla tanışır. Risalei Nurdan çok etkilenir ve el ile yazılarak çoğaltılmasına yardım eder. Altınbaşak, 1971 yılında Eskişehir'de üç yıl hapis yatar, çıkınca Kur’an'ın basılması için Hayrat Vakfi'nı kurar. Said Nursî'nin kendisini varisi olarak bıraktığı, onunla ilgili birçok övgü dolu sözler söylediği ve Nur talebelerinin lideri olduğu yönünde iddialar bulunmaktadır. Altınbaşak, Said Nursi'den sonra ikinci üstad sayılmış ve kendisine "üstadı sani" lakabı verilmiştir. Hareket içinde ilk ayrılık gerçekleştikten sonra tabanın önemli bir kısmı onu takip etmiştir. 1977'de İstanbul'da vefat etmiştir.

Hüsrev Altınbaşak ve takipçileri Ehli Sünnet ve'l Cemaate mensup olduklarını her vesileyle ifade etmekte ve hayatlarını Risaleleri yazmaya adamaktadırlar. Diğer Nurcu gruplardan farklı olarak, risalelerin Osmanlıca harfleriyle yazılması gerektiğini savunurlar. Çünkü onlara göre "Kur'an'a küfür yazısı ile hizmet yapılmaz."

Altınbaşak, birçok defa gözaltına alınması ve hapis cezasına çarptırılmasına rağmen herhangi bir taşkınlık yapmamıştır. Aynı şekilde talebelerine de bunu tavsiye etmiş ve yanlarında silah vb. şeyleri taşımalarına izin vermemiştir.

Altınbaşak ve takipçileri Said Nursi'nin siyasetten uzak kalmayı telkin ettiğini öne sürerek siyasete karşı mesafeli duruşlarını bu çerçevede devam ettirmişlerdir. Devlete karşı bir duruşları olmadığı gibi devletle iç içe bir politika da izlememişlerdir. Ancak son dönemde özellikle FETÖ olayından sonra devlete yakınlıklarını göstermişlerdir.

Faaliyetleri

Hüsrev Altınbaşak, Said Nursi'nin teşviki üzere kendi ifadeleriyle Tevafuklu Kur'an'ı yazmış ve bunu basmak üzere de Hayrat Vakfı'nı kurmuştur. Çok sayıda baskı yapan bu Kur'an grup için önemli bir gelir kaynağı oluşturmuştur. Ayrıca Nur Medreseleri adını verdikleri yerler açmışlar ve buralarda Risalelerin öğretilmesiyle ilgili çalışmalar yapmışlardır. Onun takipçileri kendisinin vefatından sonra Osmanlıca yazı konusunda hassasiyetlerini devam ettirmişlerdir.

2008-2013 yılları arasında 6 tane “Risalei Nur ve Ittihadı İslam" sempozyumu düzenlemişlerdir.

Oluşumun faaliyetleri incelendiğinde ciddi bir tabanı olduğu anlaşılmaktadır. Zira ülkemizin değişik bölgelerinde ve yurtdışında birçok farklı alanda çalışma yaptıkları görülmektedir. Özellikle son dönemde yoğun bir şekilde Osmanlıca kursları düzenlemektedirler.

Grup ayrıca şu faaliyetleri yapmaktadır: Günlük Risale yazımı (özel tertibatlı elle yazım), yaz Kur’an kursları, panel ve konferanslar (Kutlu doğum, helal gıda, Bediüzzaman vs.), hafızlık yarışmaları, gençlik forumları, muhtelif programlar (iftar davetleri, hadis ezberleme yarışmaları), Çanakkale zaferi kutlamaları, yardım faaliyetleri. Ayrıca kreş, anaokulu, ilköğretim okulu olmak üzere farklı eğitim kademelerinde de faaliyetler yürütmektedirler.

Okuyucu Grubu (Zübeyir Gündüzalp)

Grubun lideri Zübeyir Gündüzalp, Said Nursi'nin talebelerinden ve Nur Cemaatinin önde gelen isimlerindendir. 1946 yılında ilk defa Said Nursi'yi Afyon Emirdağ'da ziyaret etmiştir. 1953 senesinde memuriyetten istifa ederek ayrılan Gündüzalp, ölümüne kadar Risalei Nur'a bağlı çizgisini sürdürmüştür. 1971 yılında vefat etmiştir.

Risalelerin Arap harfleri ve elle yazılmasını savunan Yazıcılar grubundan farklı olarak Okuyucular, Risalelerin Latin harfleriyle yazılmasını, matbaalarda basılmasını ve çoğaltılmasını benimsemişlerdir.

Faaliyetleri

Grubun yaptığı faaliyetler arasında şunları zikretmek mümkündür: Risalelerin basımı, dağıtımı ve farklı dillere tercüme edilmesi, Risalelerin okunacağı "dershane" denen evlerin açılması, son zamanlarda özellikle tv, radyo, internet vb. kitle iletişim araçlarının kullanılması, öğrencilerin barınacakları yurt ve evlerin açılması, ulusal ve uluslararası sempozyum ve panellerin düzenlenmesi.

Yeni Asya Grubu (Mehmet Kutlular)

Yeni Asya Grubu'nun lideri Mehmet Kutlular, 1957 yılında askere gitmiş ve Risale-i Nurlarla ilk tanışması da askerlik döneminde olmuştur. Askerlik sonrası 11 yıl Zübeyir Gündüzalp'la beraber olmuş ve onun derslerine devam etmiştir. 1970 yılında çıkarılmaya başlanan Yeni Asya Gazetesi sayesinde gazetenin ismi cemaatle bütünleşmeye başlamış ve bu grup Yeni Asya cemaati olarak anılır olmuştur.

Bu grup, siyasi hayatımızdaki önemli değişikliklere rağmen Demokrat Parti misyonunun temsilcisi olarak gördüğü ve siyasi yelpazede neredeyse kaybolmaya yüz tutmuş partilere destek veren siyasi kimlikleriyle diğer nurcu gruplardan ayrılmaktadır.

Yeni Asya Grubuna göre AK Parti ve yöneticileri, "dini siyasete alet eden" bir zihniyetin ve "Milli Görüş" çizgisinin temsilcileri olup Türkiye'yi bu görüşe çekme niyetini bugün için gizlemektedirler.

Politikayla yoğun ilişkisi sebebiyle diğer Nurcu gruplardan ayrılan ve siyasal anlamda ülkemizin yaşadığı onca değişikliklere rağmen "demokrat” hareketin efsaneleştirip kendisini bir siyasi partiye (DP) angaje eden Yeni Asya Grubu, geldiği konum itibariyle misyonunu önemli ölçüde yitirmiş ve farklı bir alana kaymış, görünmektedir.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından hükümete yönelik aşırı muhalif tutumları ile paralel olarak FETÖ’yü destekler mahiyette yayınlar yaptıkları bilinmektedir.

Faaliyetleri

Yayıncılık bu grubun en önemli faaliyet alanının oluşturmaktadır. Başlıca yayınları ise şunlardır: 'Yeni Asya Gazetesi', 'Yeni Asya Yayınları', 'Köprü', 'Bizim Aile; 'Genç Yaklaşım; 'Genç Yorum' ve 'Can Kardeş’ dergileri.

"Risalei Nur Külliyatı ve müellifi Bediüzzaman Said Nursi'nin daha iyi anlaşılması ve tanıtılması için ilmi faaliyetlerde bulunmak ve bu tür faaliyetlere destek olmak" amacıyla "Risalei Nur Enstitüsü" kurmuşlardır.

Kırkıncılar Grubu (Mehmet Kırkıncı)

Mehmet Kırkıncı, 1928 yılında Erzurum'da doğdu. Uzun süre medrese usulü ilim tahsilinde bulundu. Said Nursî ile 1955 yılında Isparta'da tanıştı. Erzurum'daki evinde, ölümüne kadar Risalei Nur derslerinin yanında Arapça ve İslami ilimlerle ilgili dersleri vermeye devam etti. 24 Şubat 2016 tarihinde vefat etti.

Kırkıncılar grubu amaçlarının Risalei Nurlar çerçevesinde iman ve Kur’an hizmeti olduğunu ifade etmektedir.

Bu grubun mensuplarına göre Said Nursi, geçmişteki mürşitlerin ve mücedditlerin hakiki bir vârisidir.  

Faaliyetleri

Grup, çalışmalarını "Erzurum Eğitim ve Kültür Vakfı", "Suffa Vakfı" ve "Feyyaz Bilim ve Gelişim Derneği" bünyesinde yürütmektedir. Eğitim faaliyetlerine ağırlık veren grup, özellikle "Feyyaz Bilim ve Gelişim Derneği" aracılığıyla internet alanında on üç farklı dilde çalışmalar yürütmektedir.

Mehmet Kırkıncının hayatı, çeşitli konularda kaleme aldığı tüm eserleri ve makaleleri http://www.mehmedkirkinci.com adlı sitede yer almaktadır.

Tahşiyeciler Grubu (Muhammed Doğan)

Grubun kurucusu olarak kabul edilen Muhammed Doğan (Molla Muhammed el-Kersî) 1944 yılında Muş’un Varto ilçesinin Kers köyünde dünyaya gelmiştir. İlmi tahsiline babasının yanında başlamış ve yaklaşık on beş yıl çeşitli hocalardan medrese eğitimi görmüştür. 1973-1998 yılları arası Muş Merkez İstasyon Camii'nde resmi olarak İmam-Hatiplik görevinde bulunmuş ve bu görevden emekliye ayrılmıştır. Henüz talebeliğe devam ettiği 1960’lı yılların başında Risale-i Nur ile tanışan Muhammed Doğanla o yıllarda kendisinde büyük bir merak uyandıran bu külliyatı okuyup büyük bir bölümünü de ezberlediği belirtilmektedir.

Tahşiyeciler, Risalei Nur'u önemli bir referans olarak benimsemekle birlikte, "Nûrcu” olmadıklarını özellikle ifade etmektedirler. Öte yandan çoğalmak, insanları kendi meşreplerine davet etmek ve şahıs merkezli bir grup oluşturmak gibi bir niyet ve teşebbüslerinin olmadığı iddiasındadırlar.

Hiçbir cemiyet ve siyasî cereyanla alakalarının olmadığı bizzat kendileri tarafından deklare edilmektedir.

Diğer taraftan FETÖ ile öteden beri derin bir görüş ayrılığı içerisinde oldukları ve bu ayrılığın ilerleyen süreçte tahşiye davaları gibi hukuki bir boyut kazandığı görülmektedir. Grubun FETÖ’ye yönelttikleri eleştirilerin başlıcaları şunlardır:

  • Kelime-i tevhitten "Muhammedün Resûlüllâh"ı çıkarmaları,

  • Hristiyan ve Yahudilerin cennetlik olduklarını söylemeleri,

  • Fakir fukaranın hakkı olan zekât, kurban ve sadakaları örgüte bir gelir kaynağı olarak görmeleri,

  • Bir emri İlâhî olan tesettürü ”füruat" diye küçümsemeleri,

  • Müslüman bir kızla bir Hristiyan'ı evlendirerek bir hükmi İlâhîye alenen karşı gelmeleri,

  • Banka kurarak Müslümanların fâize karşı direncini kırmaları,

  • Sadeleştirme adı altında Kur'an'ın bu zamanda mühim bir tefsiri olan Risâlei Nurları tağyir ve tahrif etmeleri.

 

Tahşiyeciler üzerinde yapılan incelemede, genel olarak Risalelerden beslenen gruplarda rastlanan birtakım problemlerden söz edilebilse de İslam'ın temel referansları ve felsefesi ile açıkça çelişki arz eden herhangi bir bulguya rastlanmamıştır. Öte yandan grup, diğerlerinden farklı olarak İslam'ı anlama ve yorumlamada Risalei Nurları ilk sıraya koyma yerine Kur’an, Sünnet, İcma ve Kıyas gibi dinin temel referanslarını vurgulamasıyla da dikkat çekmektedir.

Faaliyetleri

Grup tarafından hazırlanan eserler Semendel Yayınları tarafından neşredilmektedir. Çoğunluğu Risalei Nur Külliyatındaki eserlerin şerhinden ibaret olan hâlihazırda kırka yakın basılı yayın mevcuttur.

Grubun ayrıca vvww.nurmend.com adlı bir web sitesi vardır.

Med-Zehra Grubu

M. Sıddık Şeyhanzade (ö. 2017) ve İzzeddin Yıldırım'ın başını çektiği bir grup Nurcu, Yeni Asya Grubunun Risale-i Nurlarda "tahrifat" yaptığını, Said Nursi'nin Kürt kimliği ve Kürtlerle ilgili söylediklerinin sansürlendiğini iddia ederek ana akım Nurculuktan ayrılmışlardır (1971). Bu grubun amaçlarından biri, Said Nursi'nin vasiyeti olan Van'da el-Ezher’e denk bir üniversitenin kurulmasını gerçekleştirmektir. Oluşum, Said Nursi'nin "Medresetü'z Zehra" adını verdiği bu üniversitenin kurulması için çalışmalarını Med-Zehra Vakfının bünyesinde yürütmektedir.  

Med-Zehra Grubunun din anlayışı Risale-i Nur merkezlidir. Kendilerini Ehli Sünnet ve'l Cemaat kabul ederler.

Şeyhanzade'nin beşeri bütün sistemlere karşı olduğu ve bunları küfürle nitelendirdiği görülmektedir. Ana hedefleri Kürt sorununun çözümünde İslâmî kanadı temsil eden bir taraf olmaya dönük gerekli çalışmalar yapmaktır. “Kürdistan'ın kurulması zorunluluktur ve İslami olması ideal olandır" şeklinde bir düşünceye sahiptirler.

Hareketin mensuplarına göre, bu üniversite Kürdistan'da kurulduğu takdirde, Kürt sosyal yapısında var olan parçalanma ve eğitimsizlik hali ortadan kalkacak, böylece Kürt unsurların arasında yeni bir diriliş sağlanacaktır.

Med-Zehra grubunun Kürt meselesi yüzünden gerek devletle gerek diğer Nurcu gruplarla ilişkileri genellikle mesafeli olmuştur. Ancak Ak Parti iktidarı döneminde Kürt sorununun çözümü konusunda desteklerini açıkça ilan etmişlerdir. Ayrıca FETÖ meselesinde yine hükümetin tarafını tutmuşlardır.

Said Nursi'nin Kürt kimliğini ön planda tutmaları sebebiyle Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde kendilerine taban bulabilmişlerdir. Ancak bu düşünceleri diğer Nurcu gruplarla aralarındaki irtibatı koparmıştır. Bu sebeple Batıda çok fazla taban bulamamışlardır.

Faaliyetleri

İnternet siteleri ve sosyal medya hesaplarını aktif kullanmaktadırlar. Ayrıca grubun "Dava" isimli bir dergisi bulunmaktadır. Yapının, Risale-i Nurları ve oluşuma ait kitapları ve dergiyi basan Tenvir Neşriyat isimli bir müessesesi bulunmaktadır.

Zehra Grubu (İzzettin Yıldırım)

Oluşum "Zehra" adıyla anılmaktadır. İsim köken olarak, Said Nursi'nin Van'da yaptırmak istediği "Medresetü’z Zehra'ya dayanmaktadır. Grubun lideri İzzettin Yıldırım, başlangıçta Nurcuların genel hareketinin içinde yer almıştır. Nurculara katıldığı 1961'den 1981 yılına kadar ağabeylerin emriyle sırasıyla Urfa, Antep, Çorum ve Eskişehir’de vakıf insan olarak hizmet etmiştir. 1981 yılında ihtilalciler tarafından arandığı için çevresindekilerin zoruyla yurtdışına gitmiştir. Yıldırım'ın 2000 yılında öldürülmesi üzerine oluşumun başına Zekeriya Özbek getirilmiştir. Zekeriya Özbek halen grubun liderliğini sürdürmektedir.

Özellikle Kürt meselesine yaklaşımları ve Said Nursi’nin Kürt kimliğini ön planda tutmaları sebebiyle Doğu ve Güneydoğuda kabul görmüşlerdir. Güneydoğuda etkili olmak isteyen başka bir dini grup olan Hizbullah'la karşı karşıya gelmişlerdir.

Zehra Grubu, diğer Nurcular gibi Risale-i Nur'u merkeze alan bir din anlayışına sahiptir. Ancak İslam dininin evrensel mesajlarını 20. asırda yeniden tecdid ederek zamanın ve mekânın ruhuna uygun bir metodoloji ve üslupla insanlığın nazarına sunmayı hedeflediğini ileri sürmektedir.

Yıldırım'a göre, Said Nursi'nin amacı bir İslam devletinin kurulmasıdır. Ancak öncelikle bunun içinin doldurulması için çalışmak gerekir. Kendilerinin, bu amacın gerçekleşmesi için çalıştıklarını ifade etmiştir.

Yıldırım, geleneksel doğu medreselerinin Arapça açısından yeterli; ancak fıkıh, hadis, tefsir ve dini bilgiler konusunda yetersiz olduğunu, mollaların lafızlara takılıp kaldığını ve bunun değişmesi gerektiğini söylemiştir.

Devlet ve Diyanet'le ilişkileri hep mesafeli olmuştur. Devletin, Diyanet aracılığıyla dini kontrol altında tuttuğunu savunmuşlardır.

Risale-i Nurlarda özellikle Kürt ve Kürdistan kelimelerinin tahrif edildiği ve Risalelerin eksik basıldığını iddia ederler. Nur cemaatindeki diğer grupların Said Nursi’nin Kürt kimliğini görmezden geldikleri ve Said Nursi’ye zorla "seyyidlik" nispet ettiklerini söylerler.

Kürt sorununun barışçıl yollarla çözülmesi gerektiğini ve Kürtlere dil ve benzeri konularda daha fazla hakların verilmesi gerektiğini savunurlar.

Kürtçülük davasını öncelemesi ve Said Nursi'nin İslam devletini kurmayı hedeflediğini belirtmesi yönleriyle Med-Zehra grubuyla benzer görüşleri paylaşan Zehra grubu, Risale-i Nurları esas almakla beraber İslam düşüncesinde çağın gereklerini dikkate alarak yeni bir tecdid hareketine ihtiyaç duyulduğunu ve doğu medreselerinde yapılan tedrisin bu anlamda yetersiz olduğunu belirtmesiyle dikkat çeker. Ayrıca grup, PKK ve devlet yanlısı gözükmemeye dikkat etmektedir. Ancak siyasi tercih olarak HDP'ye daha yakın durdukları söylenebilir.

Faaliyetleri

İzzettin Yıldırım döneminde çıkartılmaya başlanan Nûbihar Dergisi yayınlanmaya devam etmektedir.

Risalei Nurların basımı (Türkçe, Kürtçe, Zazaca ve Arapça) yapılmaktadır.

Panel, sempozyum ve konferanslar düzenlemekte ve öğrenci yurtları açmaktadırlar.

Zehra Yayıncılık (İstanbul/Fatih), Hürriyet Kolejleri (Van, Bingöl) ve Zehra Okulları (Ankara) gibi eğitim faaliyetleri vardır.

Kültür Sayfası