Türkiye’de Modern Oluşumları
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Sosyal Teşekküller, Geleneksel Dini-Kültürel Oluşumlar ve Yeni Dini Yönelişler. (Diyanet İşleri Başkanlığı:2018) adlı raporundan kısaltılarak alınmıştır. Ara Başlıklar bize ait...
Kur'an İslam’ı Söylemi
Abdülaziz Bayındır

Başlangıçta Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde görev almış olan Bayındır önce geleneksel itikadi ve ameli anlayışı eleştirip geniş Sünni bağlam içinde kalarak başka mezhepler ve görüşler arasında tercih etme şeklindeki yaklaşımı benimsemiştir. Özellikle akademi çevrelerinde yaygın olan bu hakim dini anlayışı da zamanla terk eden Bayındır, daha delil (özellikle hadis) vurgulu modern ıslahçı yaklaşıma yönelmiş, modern Hanbelilik, Selefilik ve nihayet ayet-hadis temelli bir dini anlayış inşa etmenin İslam tarihindeki en önemli ismi olan İbn Hazm'dan etkilenmiştir.

Tasavvuf Karşıtlığı

Bu evrede Bayındır'ın yazılarında ve söyleminde daha çok tarikatların dini anlayışlarına yönelik ağır eleştirilerin yer aldığı görülmektedir. Hatta tarikatlarla mücadele etmeyi adeta kendisine bir misyon olarak seçtiği söylenebilir. Burada modern ıslahçı selefiliğin tarikatlara karşı kullandığı şirk suçlaması Bayındır'ın bu evrede başlayıp hâlâ sürdürdüğü en temel söylemidir. Hurafe ve bidatlerle savaşma adına tarikatların pek çok uygulamasına sert eleştiriler getiren Bayındır'ın bu aşamada akademi ve yeni İslam anlayışlarının hakim olduğu çevrelerden çok ayrıldığını söylemek zordur.

Din Anlayışı

Ancak Bayındır'ın bu dönemdeki fikirlerini de ciddi anlamda değiştirdiği ve son yıllarda Türkiye'de gittikçe daha fazla dile getirilen tamamıyla yeni bir dini anlayışı benimsediğini görüyoruz. Bu yeni dini anlayış Kur'an-ı Kerim'i yegâne kaynak yapıp tüm dini anlayışı bu kaynağı esas alarak yeniden okumak ve yapılandırmak şeklinde tanımlanabilir. Bu anlayışın modern ıslahçı selefilik anlayışından beslendiğini söyleyebiliriz. Ancak önemli bir fark selefilik Kur'an ayetlerini rivayet malzemesi ışığında anlarken ''Kur'an İslâmı" önerenler Kur'an'ın ayetlerini kendilerince okuyarak bir bilgi, anlayış ve amel üretmek istemektedirler. Bayındır'ın da mensup olduğu bu anlayışa aşırı selefilik adını vermeyi haklı kılan şu özelliklerdir:

  1. Kur'an ayetlerini tıpkı selefilerin hadisleri okuduğu gibi zahiri okumaya tabi tutar. Bayındır bu konuda o kadar ileri gitmiştir ki, Kur'an ayetlerine tefsirlerde ve gelenekte olmayan manaları vermiş, hatta bu amaçla klasik eserlerde, özellikle sözlüklerde mevcut bazı bilgileri aşırı yoruma tabi tutup olduğundan başka şekilde algılamıştır.

  2. Kur'ancılar, Kur'an'ın geleneksel mezhep ve meşreplerce yanlış anlaşıldığını iddia ederler. Nitekim Bayındır; kelam, fıkıh ve fıkıh usulü gibi ilimlerle iştigal etmenin boş, beyhude bir çaba olduğunu söyleyerek ulemanın bu ilimlerle Kur'an'ı çarpıttığını ileri sürmektedir.

 

Diğer yandan Kur'ancılar kullandıkları yöntem açısından selefilikten beslenseler de Kur'an'a yükledikleri anlam ve rol açısından selefiliğin tam zıddı bir yaklaşımı benimsemişlerdir. Zira selefiler hadisler olmaksızın Kur’an'ın anlaşılmayacağını kabul ederler. Kur'ancılar ise kendi anladıkları anlam ile uyumlu olduğu takdirde hadise yer verip bunun dışında hadisi Kur'an'ı anlamak için bir zorunlu şart olarak kabul etmezler. Bayındır'a göre, Kur'ân tek kaynaktır. Sünnet ise Peygamberimizin Kur'an'dan çıkardığı hükümlerden ibarettir.

Bayındır'ın Kur'an’ı yeniden okuyup kimsenin anlamadığı anlamlar çıkarma tutkusu onu genel olarak kabul edilen İslami hükümleri Ehli Sünnet ilim çevrelerinde emsali görülmemiş bir biçimde yorumlamaya sevk etmiştir.

Dinî geleneği, mezhepleri ve geleneksel dinî-kültürel yapıları sert bir şekilde eleştiren Bayındır, kendi kullandığı yöntemin en doğru yöntem olduğunu iddia etmekte ve geleneksel dinî anlayışı "uydurulmuş din” olarak yaftalamaktadır. Öte yandan mezhepleri reddetmekte, tarikatları ise şirk unsuru olarak görmektedir.

Faaliyetleri

Kendi görüşlerini yaymak için 1993 yılında kurduğu Süleymaniye Vakfı, faaliyetlerinin merkezini oluşturmaktadır. Vakıfta ilahiyat fakültesi öğrencilerinin katıldığı programlar ve dersler dikkat çekmektedir.

Vakfın internet siteleri, görsel ve yazılı yayınları bulunmaktadır. On bir ayrı dilde yayın yapan internet siteleri vasıtasıyla görüşlerini bütün dünyaya duyurmaya çalışmaktadırlar.

Süleymaniye Vakfı; Hilal TV, üç ayda bir çıkarılan "Kitap ve Hikmet Dergisi" internet üzerinden yayın yapan Fıtrat TV ve Radyo Fıtrat aracılığıyla görüşlerini yaymaktadır.

Ercümend Özkan ve İktibas Dergisi

İslami faaliyetlerle ilgisi, dönemin İslami dergileri ve yazarları ile kurduğu temaslarla başladı. Bu dönemde Türkiye’deki geleneksel din anlayışına ve Müslümanların uzlaşmacı tutumlarına ciddi eleştiriler getiren Hizbu't Tahrir ile tanıştıktan üç yıl sonra Türkiye yapılanmasında 1967 yılına kadar liderlik yaptı. Hizbu't Tahrir mensuplarıyla, Sünnete yaklaşımı ve Hilafet devletinin merkezi olarak Türkiye gibi büyük bir ülke değil de Ürdün'ün seçilmesi konularında ihtilafa düştü ve bu çevreden ayrıldı.

1980 İhtilali'nin doğurduğu havanın da etkisiyle bu kez farklı bir çalışma tarzına yöneldi ve 1981 yılında İktibas Dergisi’ni çıkarmaya başladı. Özkan'ın, 1995 yılında vefatının ardından da bu dergi onun görüşlerinin sürdürüldüğü bir mecra olmuştur.

Kur’an İslamı

Özkan'a göre Kur'an'ı okuyan herkes kendi kapasitesine göre anlayabilir. Onu anlamak için herhangi bir aracıya ihtiyaç yoktur. İktibas çizgisi bu anlayışları doğrultusunda Kur'an’ın geleneksel birikimden bağımsız olarak anlaşılması gerektiğini benimsemektedir.

İktibas Dergisi çizgisinde olanlar, günümüzde İslâm'ın, Allah'ın Resulüne indirdiği gibi olmaktan yer yer uzaklaştırıldığını düşünmektedirler. Bu doğrultuda geleneksel anlayışta ortaya çıktığını iddia ettikleri sapmaların önlenmesini hedeflerinden biri olarak sunmaktadırlar. Bunu gerçekleştirmenin tek yolunun ise Kur'an'ı ilk ve başta gelen kaynak kabul etmek ve rivayetleri Kur'an süzgecinden geçirerek ayıklamak olduğunu söylemektedirler.

Dinin kaynağının evvelemirde sadece Kur'an olduğunu söyleyen bu çizgi, daha sonra gelen mensupları tarafından dinin kaynağının birden binlere çıkarıldığını iddia etmektedir. Geleneğin, hadis adı altında Kur'an'a alternatif bir kaynak oluşturduğunu söylemektedir.

Özkan ve İktibas, tasavvufu İslami bir oluşum olarak değil de farklı bir din olarak görmekte, hatta Batı'nın tasavvufla İslam'dan intikam aldığını düşünmektedir.

Haksöz/Özgürder

Haksöz Dergisi, 1991 yılında, dönemin din politikalarına ve bu politika doğrultusunda din adamı yetiştirmek üzere kurulu olan eğitim sistemine karşı olan bir grup İlahiyat Fakülteli genç tarafından çıkarılmaya başlanmıştır.

Kendilerini, 1991 yılından bugüne İstanbul merkezli olarak yayınlanan aylık dergi ve aynı adla anılan “İslami Siyasal ve Usulî Uyanış" hareketi olarak tanımlamaktadırlar. Haksöz Dergisi, kendisini çağdaş İslâmî ihya ve öze dönüş hareketinin bir parçası olarak görmekte ve metodolojik olarak Cemaleddin Afgani, Muhammed Abduh, Seyyid Kutup, Ali Şeriati, Reşid Rıza, Muhammed İkbal gibi kişilerin izinden gittiğini belirtmektedir.

Haksöz Dergisi ile aynı çizgide olan Özgür-Der ise 1999 yılında kurulmuştur. Bu oluşum kendisini sıradan bir STK olarak değil de "İslami kimlik ve ilkeler etrafında sürdürülen bir mücadele platformu" olarak tanımlamaktadır. Bu sebeple de bu oluşum, Kur’anî temelde kapsamlı bir toplumsal değişimi önceleyip kurulu düzene bütüncül bir muhalif tutumla karşı çıkan bir düşünce ve eylem çizgisini savunduğunu deklare etmektedir.

Bu yapıya göre İslam'da eylemsiz iman yoktur. Yapı mensupları, Kur'anî anlamda imanın, salt bilmek olmadığı, amelle bütünleştiği, iman ve amelin ayrı ayrı iki alan olmadığını ifade etmektedirler.

Haksöz, modernist ve gelenekçi İslam anlayışı ile çatışır ve bunları İslam'dan çağdaş ve kadim iki sapma olarak görür. Gerek modern gerekse geleneksel İslâmî ıstılahın ıslah edilmesi ve Kuran merkezli bir metodoloji ve ontoloji ile tecdide tabi tutulmasını savunur.

Kur'an'ın herkesin anlayabileceği bir kitap olduğunu vurgulayan bu oluşum, Kur'an meali okumaya teşvik etmektedir. Bununla birlikte bazı ayetlerin anlaşılmasında ilmi alt yapının olması gerektiğini vurgulayarak bu gibi yerlerde sadece meal okumakla yetinilmemesi gerektiğini de ifade etmektedir.

Oluşumun önde gelen isimlerinden Hamza Türkmen, Seyyid Kutup çizgisinde hareket ettiklerini ifade etmektedir. Bu doğrultuda Batı’nın, ümmet anlayışını ortadan kaldırıp ulus haritaları ve yapay toplumlar çizdiğini ve Müslümanların birliktelik bağlarını kopardığını söylemektedir.

Faaliyetleri

Özgür-Der'in Türkiye'nin birçok il ve ilçesinde kurmuş olduğu şubeleri konferans, öğrenci buluşmaları, eğitim vb. faaliyetler yürütmektedir. Öğrencilerin katılımını artırma gayesiyle piknik, kahvaltı, gençlik kampları vb. faaliyetlerin yanı sıra kış döneminde alternatif eğitim çalışmaları adı altında seminer programları düzenlemektedirler.

Mustafa İslamoğlu

Mustafa İslamoğlu itikadi konularda birtakım farklı yaklaşımları dile getirmektedir. Kadere imanın Kur’an’da yer almadığını söyleyerek bunu "çıkıntı iman maddesi" olarak nitelemektedir. İtikadi mezheplerle ilgili olarak ise "Müslümanın itikatta mezhebi olmaz... Ehli sünnet de Şia da siyasi mezheptir. Ehli sünnet pür siyasi bir mezheptir, dinle falan da alakası yoktur." demektedir

Hadisler, sünnet ve sünnetin kaynaklığı konusunda farklı yaklaşımlara sahip olan İslamoğlu hadislerle ilgili olarak şu ifadelere yer vermektedir:

"Hadislerin hatırı sayılır bir kısmı uydurulmuştu. Uydurma hadislerle taşınan bir "din"vardı. Bu uydurulan din idi.” 

Seksenli yıllardan beri çeşitli yazıları, konferansları ve kitaplarıyla tanınmaya başlayan İslamoğlu'nun, ilerleyen yıllar boyunca görüşlerinde, düşüncesinde, söylemlerinde, dil ve üslubunda farklılaşmalar dikkat çekmektedir. Son yıllardaki sözlü ve yazılı faaliyetlerine bakıldığında onun Kur'an ağırlıklı bir söyleme evrildiği, hadis, sünnet ve geleneği öteleyen, örseleyen bir yaklaşımla öne çıktığı görülür.

İslamoğlu, 1400 yıllık İslam geleneğine aykırı düşen birtakım şaz görüşlere sahiptir. Özellikle itikadi konular yanında hadis ve sünnete yönelik farklı yaklaşımları öne çıkmaktadır. Bu görüşlerini yaymak için basılı ve görüntülü yayınlar yanında sosyal medyayı da etkin bir şekilde kullanan İslamoğlu zaman zaman bazı sahabe ve büyük alimler hakkında ağır ithamlarda bulunmakta, ötekileştirici, istihza edici, tahfif ve tahkir edici bir dil ve üslup kullanmaktadır. Bilhassa indirilen Din, Uydurulan Din" şeklindeki söylemiyle zımnen milyonları “uydurma bir din"e tabi olmakla suçlamaktadır.

Faaliyetleri

  • Konferanslar,

  • Basılı yayınları (onlarca kitap), Ders, hutbe ve diğer videolarını içeren görüntülü yayınları.

  • Hilal TV

  • Kur'anî Hayat Dergisi

  • İnternet portalı: http://www.mustafaislamoglu.com/

  • Yardımeli Derneği  

  • Akabe Eğitim ve Kültür Vakfı

Mehmet Okuyan

Geleneksel din anlayışının Kur'an'dan uzaklaştırdığı tezini savunan Okuyan, bu noktada tek de kalsa doğrunun kendi söylediği olduğuna kesin olarak inanmaktadır. Bu hususta Hz. İbrahim'in tek başına ümmet olduğu (Nahl 16/120) ve yeryüzündekilerin çoğuna uymanın hak yoldan uzaklaştırdığı (Enam 16) ayetlerini bağlamından kopararak delil olarak kullanmaktadır.  

Hadislerin Kur'an'a arz edilerek ayıklanması gerektiğini söyleyen Okuyan, bu görüşüne delil olarak "size benden bir söz geldiğinde bunu Allah'ın kitabına arz edin. Eğer ona uygunsa onu ben söylemişimdir ama ona muhalif ise onu ben söylememişimdir" uydurma rivayetini kullanabilmektedir.

Faaliyetleri

İlahiyat Fakültesinde Öğretim üyesi olarak görev yapan Okuyan fakültede tefsir alanıyla ilgili dersler vermekte, yurt içi ve yurt dışında sıklıkla konferanslar düzenlemekte ve başta Hilal TV olmak üzere çeşitli kanallarda programlara katılmaktadır. Bu konferans ve TV programları sosyal medya aracılığıyla da yayınlanmaktadır.

Selefi Söylem

Selefi ve radikal eğilim taşıyanların önemli bir bölümü, Ortadoğu'da eğitim almışlardır. Ağırlıklı olarak Suudi Arabistan ve Körfez bölgesinde yetişmiş ilim adamlarının görüşlerinin etkisindedirler.

Akidede selefi olarak nitelenen çizgiyi benimsemişlerdir. Kelam geleneği ile mesafelidirler. Birçoğunda belirgin bir tasavvuf karşıtlığı gözlemlenmektedir.

Nasların lafzî anlamını öne çıkaran, katı bir bidat karşıtlığı vurgusu dikkat ekmektedir. Bu bağlamda fıkıh geleneğiyle kurulan ilişki şahıslara ve gruplara göre farklılık arz etmektedir.

Tekfir konusunda kimileri ihtiyatlı bir dil kullanarak tekfiri fikir ve tutumlara hasredip şahısları tekfir etmekten kaçınırken, kimileri bu konuda daha sert ve dışlayıcı davranmıştır.

Selefi çizgiden olanların bir kısmı itikat ve ibadetle ilgili konuları öne çıkarırken (Abdullah Yolcu, Yarpûzî), önemli bir kısmında ise demokrasi, laiklik ve rejim karşıtlığı söylemi daha belirgindir. Öte yandan diğer bir kısmının (Halis Bayancuk) söylemi de şiddete evrilmeye müsait bir durum arz etmektedir.

Abdullah Yolcu

1958 yılında Kerkük'te doğmuştur. İlk ilim tahsilini memleketindeki hocalarda yapmıştır. Daha sonra Abdullah b. Abdulaziz b. Baz gibi Selefi/Vehhabî anlayışta olan âlimlerden ders almıştır. Akidede Hanbeli-Selefilik çizgisinde olan, temel inanç esasları ve tartışmalı konular üzerinde konuşup yazan ve davetçi vasfıyla tanınmak isteyen birisidir.  

Eşari ve Maturidi'nin Ehli Sünnet olduklarını ama dört mezhep imamına muhalefet etmeleri nedeniyle ve'l cemaat kavramına uzak olan Ehli Sünnet'ten olduklarını iddia etmektedir.

Dört mezhep imamının esas olduğu vurgusu yapan ve genel anlamda aşırı ve sert söylemleri olmayan Yolcu, Vehhabiliğe ve DEAŞ'a karşı tutumuyla bilinmektedir. Bundan dolayı tekfirci ve Harici kimlikleriyle bilinen çevreler tarafından tepki ve eleştiri oklarına hedef olmaktadır.

Ilımlı bir Selefi izlenimi veren ve ilmi metotlara göre açıklamalar yapmaya çalışan Yolcu, bazen aşırılığa kaçan ifadeler ve yaklaşımlar sergilemektedir.  

Faaliyetleri

Guraba Yayınevi ve Guraba-Der adlı derneğin kurucusudur. Cağaloğlu'nda kurduğu söz konusu dernekte haftada dört gün programlar yapmaktadır. İnternet üzerinden de hem ders vererek hem de gelen soruları cevaplayarak çalışmalarını sürdürmektedir. Halen kurucusu olduğu Kuveyt merkezli "Müslüman Alimler Birliği" Konsey Üyesi ve Türkiye Temsilcisi konumundadır.  

Alparslan Kuytul

Çukurova Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi, İnşaat Mühendisliği Bölümünden 1988 yılında mezun oldu. 1992'de Mısır'ın Ezher Üniversitesi İslam Hukuku Fakültesine başladı. 1997'de mezun olduktan sonra Türkiye'ye döndü.  

Kuytul, kendi çizgisini Rabbani ve tevhîdî bir hareket olarak nitelemekte, ders, konferans, video ve köşe yazılarında sürekli bu anlayışı vurgulamaktadır. Bundan hareketle demokrasi, anayasa, kanun ve laiklik gibi yönetim şekil ve rejimlerini reddetmekte; ümmetin bu konularda sapıklığa düştüğünü iddia etmektedir.  

Kuytul'un, devlet karşıtlığı söylemi darbecileri ve FETÖ’yü savunmaya, bunun yanında birçok milli meselede Türkiye düşmanlarını tercih etmeye kadar ulaşmıştır. Öte yandan FETÖ elebaşına benzer şekilde Hz. Peygamberin adını istismar ederek onun kendi mitinglerine katıldığını iddia etme noktasına gelmiştir.

Faaliyetleri

Furkan Vakfı'nın birçok il ve ilçede şubeleri vardır. Kuytul, her cuma akşamı vakıf merkezinde başta tefsir olmak üzere farklı konularda sohbetler yapmakta, talebelerine Hadis, Siyer, Fıkıh, Usûl, Arapça yanında; Ortadoğu Gerçeği, Beşeri İdeolojiler, Çağdaş Kavramlar ve Dünya Siyaseti gibi dersler vermektedir. Bu derslerin birçoğu www.furkanvakfi.net adresinde bulunmaktadır.

Yapı tarafından 2011 yılında "Furkan Nesli Öncü Nesil" Dergisi çıkarılmaya başlamış olup, Kuytul bu derginin başyazarlığını yapmaktadır. O, yurtiçi ve yurtdışında halka açık konferanslar düzenleyerek görüşlerini yaymaya çalışmaktadır. Ayrıca Kuytul, üniversiteli gençlerle söyleşi, kitabevi sohbetleri, Skype üzerinden dersler, mitingler, Ramazan ayında iftar programları ve Ramazan sohbetleri düzenlemektedir.

Halis Bayancuk (Ebu Hanzala)

Ebu Hanzala künyesiyle bilinen Halis Bayancuk, 1984 yılında Diyarbakır'da doğdu. Türkiye'deki Hizbullah Örgütü'nün ileri gelen isimlerinden olan Hacı Bayancuk'un oğludur. Diyarbakır İmam Hatip Lisesi'ni bitirdikten sonra Mısır'a gitmiştir.

Din-devlet ilişkisini itikadı bir mesele gibi ele alır. Dinî/şerî bir yönetimin zorunluluğuna ve bunun da bir halife önderliğinde olması gerektiğine inanır. Bunun dışındaki yönetim biçimleri ona göre tâğuttur, tevhide aykırıdır ve şirktir. Zira hüküm sahibi Allah'tır. 

Demokrasiyi, Yahudilik, Budizm vb. gibi bir din olarak nitelendirir. Onun, İslam dinini inanç, ibadet, ahlak ve muamelat olmak üzere bir bütün olarak algıladığı görülür. Buna dayalı olarak "Hilafet" ve "İslam Devleti" anlayışını bir iman esası ya da farz ibadetler gibi telakki ettiği anlaşılmaktadır. Bu düşüncesinden hareketle bütün farklı yönetim şekillerini küfür ilan etmekte, demokrasiyi din; oy vermeyi de demokrasinin ibadeti olarak görmektedir. Ona göre demokrasi küfür ise buna rıza göstermek de küfrü gerektirmektedir.

Kendisini bir örgüt üyesi olarak kabul etmemesine rağmen el-Kaide, DEAŞ gibi terör örgütlerinin üyesi olmaktan ve onlara eleman kazandırmaktan dolayı birçok kez gözaltına alınmış olup, son olarak müebbet hapisle yargılandığı basından öğrenilmektedir.

Faaliyetleri

Açtıkları mescitler ve 'Ribat' adlı "Sıbyan Mektepleri" aylık çıkardıkları Tehvid Dergisi ve Ankara-Etimesgut’ta bulunan binası gruba eleman kazandırmak ve çocukları eğitmek konusunda önemli bir yer tutar.

İnternet ortamında video kayıtları ve sokak röportajları yoluyla propaganda yapmak da Bayancuk ve taraftarlarının faaliyetleri arasındadır.

Kul Sadi Yüksel

1957 yılında Muş'un Varto ilçesinde doğdu. 1980’de Konya Selçuk Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü'nden mezun oldu.  

Katı derecede selefi bir anlayışa sahip olduğu görülen Yüksel'in kimi görüşleri radikal eğilimlere sıcak baktığı izlenimi uyandırmaktadır. Bazen de tekfir söylemine başvurmaktadır.

Yüksel, mevcut Müslüman ülkelerdeki yönetimleri tağut ve şirk düzeni olarak nitelemektedir. Yükselin zihninde beliren devlet şablonunda devlet reisi imam veya emir olacaktır. İmam veya emir tüm Müslümanların başı olarak, etrafında bir araya gelinmiş olacak, emir şurasıyla, gerekli olan diğer müesseseleriyle bu görevi devam ettirecektir.  

Yüksel’e göre İslam dini, yoruma gitmeksizin Allah ve Resulünün buyurduklarıdır. Bu anlayışın sonucu olarak icmaı, kıyası ve içtihadı şeri deliller olarak görmemektedir.

Faaliyetleri

Bazı mahallî gazete ve dergilerde şiir, hikâye ve makaleleri yayınlanmıştır. Halka açık dersler yapmasının yanında dini konferanslar vermekte; yazı, makale ve konferanslarını daha sonra kitap ve kitapçıklar halinde bastırarak görüşlerini yaymaya çalışmaktadır.

Mehmet Balcıoğlu (Ebu Said Yarpuzi)

Antalya'nın Yarpuz köyüne nispetle Yarpuzi diye nisbe kullanan bu zat, akidede Hanbeli-Selefi söylemiyle öne çıkmaktadır.  

Eşari ve Maturidi kelamını bidatçılıkla suçlayarak tek doğru çizginin kendi savundukları yol olduğunu belirten Yarpuzi, DEAŞ gibi tekfircileri de eleştirmektedir.  

Dini konularda Selefi çizgiye uygun olarak sadece nasslarla yetinmek gerektiğini belirten Yarpuzi, tekfir, tevhid gibi konularda Suud ve Körfez ulemasının yaklaşımlarını aksettirmektedir.

Selefilik akımı mensuplarının gündeme taşıdıkları, namaz kılmayanların, tevessülde bulunanların, tasavvuf ehlinin, Allah'ın semada olduğunu kabul etmeyenlerin ve Şiîlerin tekfir edilmesi konularını ele alan Yarpuzi, bu kesimlerin kategorik olarak tekfirinden kaçınılması gerektiğini ifade etmektedir. 

Faaliyetleri

Küçük çaplı dernek faaliyetleriyle tanınan Ebu Said Yarpuzi'nin internet paylaşımları dışında süreli veya görsel yayınları bilinmemektedir. Genelde sohbet tarzı toplantılarla insanları etrafında toplamaya çalışmaktadır.

Gelenekçi Söylem

Nurettin Yıldız ve İhsan Şenocak hatip ve davetçi yönleri ile öne çıkmaktadırlar.  

İhsan Şenocak kendisini Ehli Sünnetin savunucusu olarak lanse etmekte, genel kabul dışındaki görüş ve düşünceleri ağır bir dille eleştirmektedir.

İhsan Şenocak ve Nurettin Yıldız'ın ciddi bir genç müntesip kitlesine sahip oldukları görülmekte, öte yandan Şenocak'ın özellikle sloganik ve tematik bazı cümlelerle takipçi ve dinleyicilerini etkilediği anlaşılmaktadır. Söylemlerinin ortak noktalarından biri de İlahiyat karşıtlığıdır.

Nurettin Yıldız ve İhsan Şenocak'ın özellikle konuşmalarında dinî hassasiyetleri gündeme getirirken kullandığı üslubun kimi zaman maksadını aşan ifadeler, hoş olmayan ayrıntılı tasvirler içerdiği görülmektedir. Öte yandan bu iki isim de özellikle kadın, cinsellik ve aile gibi konularda toplum tarafından yadırganabilecek söylemlere sahiptir. Şahımerdan Sarı ise önceki iki isme göre daha mutedil konuşmaları ile dikkat çekmektedir.

İhsan Şenocak

1999'da Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden mezun oldu. Okul yıllarında klasik usulde İslâmî ilimler okudu. 2002'de Diyanet İşleri Başkanlığı İstanbul Haseki Eğitim Merkezi'ni bitirdi. 2004 yılında OMÜ İlahiyat Fakültesi İslâm Hukuku Anabilim Dalında doktor oldu.  

Şenocak, kendisini "Ehli Sünnet savunucusu" olarak görmekte ve gelenekte yaygın kabul gören görüşler dışındaki farklı dinî görüş ve düşünceleri genellikle oryantalizme hizmet olarak sunmakta ve bazı muhaliflerini "oryantalizmin uşağı” olarak nitelemektedir. Bazı konuşmalarında toplum tarafından yadırganabilecek bir üslup kullandığı gözlemlenmektedir.

Şenocak, karma eğitimi zinaya yaklaştıran bir yol olarak görmekte; otobüse, tramvaya kadın-erkek binilmesini de bu türden davranışlar olarak zikretmektedir. Bunun yanı sıra İslâmî bir çalışma olsa bile kadınların erkekler ile aynı mekânda çalışamayacağını ileri sürmektedir.

Dinî konularda konuşurken gençleri heyecana getirici, kışkırtıcı ifadeler kullandığı müşahede edilmektedir.

Faaliyetleri

Şenocak, 1996 yılında Yedibeyza Dergisi'ni neşretti. 2005-2010 yılları arasında yayınlanan İnkişaf Dergisi'nin Genel Yayın Yönetmenliğini yaptı. Milli Gazete ve Yeni Şafak’ta müstear isimle yazılar yazdı.  

Şenocak, eğitim faaliyetlerini Samsun'da kurduğu ve pek çok ilde de şubesi bulunan İFAM (İlmi ve Fikri Araştırmalar Merkezi) aracılığıyla yerine getirmektedir. Bu dernekte özellikle İlahiyat Fakülteleri öğrencilerine yönelik programlar uygulamaktadır. Bu programlarda İlahiyat Fakültelerinde görev alan hocalara karşı son derece sert, eleştirel bir tutum sergilenmektedir.

Öte yandan Hüküm Dergisi ve Arapça yayınlanan el-Mecelletü'l Hamidiyye” dergisi de Şenocak'ın görüşlerini yaymak için kullandığı neşriyattandır.

Nureddin Yıldız

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde bir dönem eğitim gördükten sonra Mekke Ümmü'l Kurâ Üniversitesine geçiş yaptı. Burada Usuli Fıkıh bölümünü bitirdi.

Yıldız, yeni fikirler ortaya koymaktan ziyade bir davetçi ve hatip rolüyle kendisini sunmaktadır. Dinde reforma karşı olduğunu açıkça ifade etmektedir.

Kendi ifadesine göre, geçmiş yüzyılda yaşamış olan Hasan el-Bennâ ve Seyyid Kutub gibi isimleri örnek almaktadır.

Laiklik, liberalizm, kapitalizm ve sosyalizm gibi birtakım felsefi akımları ve ideolojileri dinî gerekçelerle eleştirmektedir.  

Gelenek vurgusundaki abartıya bir örnek olmak üzere Yıldız, hadis rivayetlerini mutlaklaştıran ve bunların bir kısmının sübut veya delâlet yönüyle zannî olabileceğini göz ardı etmektedir. O, hadislerdeki bilgileri kabul etmeyi bir iman meselesi olarak görmektedir. Ayrıca o, her asır ve her coğrafyadaki İslam'ın, Asrı saadet Medine'sindeki İslam'la aynı olması gerektiğini ileri sürmektedir.

 

Müslüman toplumlarda, bölge ve örf ayrımına bağlı farklılıklar bulunabilmesini de meşru saymamaktadır.

Ona göre, cemaat Allah'ın bir emridir. Cemaatten kasıt ise başında Halifenin bulunduğu ve bütün Müslümanları kuşatan bir birliktir. Ümmet kavramı dinden bir parçadır, dolayısıyla iman meselesidir.  

Yıldız'ın, ilahiyat fakültelerini yoğun şekilde eleştirdiği de görülmektedir. Ona göre özellikle kızların, çarşaf giyerek bile olsa bu fakültelerde okumaları caiz değildir. Bu görüşüne gerekçe olarak, söz konusu fakültelerde din ilimlerinin kendisinin değil felsefesinin okutulması, hadislere gereken değerin verilmemesi ve karma eğitimin yapılmasını göstermektedir.

Yıldız'ın değişik alanlardaki dinî hassasiyetleri gündeme getirirken seçtiği üslubun kimi zaman; maksadını aşan ifadeler, hoş olmayan ayrıntılı tasvirler, zihinleri bulandırabilecek örneklemeler, şuuraltını hareketlendirmeye dönük nitelemeler içerdiği ve bu nedenle özellikle kadın, cinsellik ve aile gibi konularda suiistimale açık söylemlere sahip olduğu da söylenebilir.

Faaliyetler

Senabil Hizmet ve Kültür Vakfı başta olmak üzere birçok sivil toplum örgütünün kuruluşuna katıldı ve hâlen birçoğunda çeşitli görevleri bulunmaktadır. Son olarak da Sosyal Doku Derneği'nin kuruluşuna fikrî öncülük yapmıştır.

Yıldız'ın, 64 kitabı yayınlanmıştır.

Seminerler ve Konferanslar: Bunlar genellikle Sosyal Doku Vakfı organizasyonuyla gerçekleştirilmektedir. Kısa süreli eğitim kampları da bunlara dâhildir. Yıldız, zaman zaman bazı yazarlar ve hatiplerle birlikte "Diriliş Buluşmaları" adı altında çeşitli illerde ortak konferanslar da gerçekleştirmektedir.

Yıldız, konuşmalarına ait videoların geniş kitlelere ulaşmasına yönelik özel bir gayret sarf etmektedir. Ayrıca bazı dinî soruların cevaplarını içeren özel videolar hazırlayarak bunları internette ve sosyal medyada paylaşmaktadır.

Yıldız, kitap yayınlama dışında, Yeni Akit Gazetesinde yazılar yazmaktadır. Geçmişte Milli Gazete ve Milat gibi gazetelerde yazıları çıkmıştır. Aylık yayınlanan Altınoluk Dergisi'nde 2010 yılından beri yazmaktadır. Yine Sosyal Doku Vakfı'nca çıkarılan Genç Doku ve Elif dergilerinde yazmaktadır. Geçmişte, Ribat Dergisi, Burhan Dergisi ve Siyeri Nebi Dergisi'nde yazıları yayınlanmıştır.

Radyo ve televizyon programları: Uzun yıllardan beri Erkam Radyo'da Ahmet Taşgetiren ile birlikte 'İslam'dan Hayata ölçüler’ adlı bir program yapmaktadır.

Dünya Müslüman Âlimler Birliği ve Türkiye Âlimler Birliği'nin üyesi olup sohbetleri www.sosyaldoku.com üzerinden yayınlanmakta, www.fetvameclisi.com adresinden de sorulara cevap vermektedir.

Şahımerdan Sarı (Vasat Grubu)

Diyanet İşleri Başkanlığında imam olarak göreve başladı ve 1995 yılında bu görevinden istifa ederek ayrıldı. 1997 yılında Gaziantep kitap fuarında İncil basım ve dağıtımı yapan Müjde Yayınevi'ne yapılan bombalı saldırıyı, Şahımerdan Sarı'nın cemaati Vasat'ın yaptığı iddia edilmiştir. Saldırıdan bir gün sonra bombayı atanlar yakalanmış akabinde de itirafçı sıfatı ile serbest kalmış, Sarı ise örgüt lideri suçlaması ile tutuklanıp 18 yıl hüküm giymiş ve 10 yıl hapis yatmıştır.

Dinlerarası Diyalog kavramına ve o dönemlerde bu faaliyetlerde bulunan FETÖ örgütüne karşı bir söylem geliştirdiği için, bombalama olayıyla ilişkilendirilmesinin FETÖ'nün bir kumpası olduğu değerlendirmeleri yapılmaktadır. 2007’de cezaevinden çıktığında vaaz ve etkinliklerine devam etmiş tekrar tutuklanacağını öğrenince de Erbil'e kaçmıştır. Erbil'de tutuklanmış olup Türkiye’ye iade edilmemiştir. Yargılama süreci devam etmektedir.

Sarı'nın konuşmalarında üzerinde durduğu başlıca konular şunlardır: İyiliği emir ve kötülükten sakındırmanın her Müslüman’a farz olduğu, Müslümanların Allah’ın ipine sımsıkı sarılması gerektiği, fırkalara ayrılmanın tehlikesi, taşeron yöneticiler aracılığı ile Müslüman ülkeler arasındaki ayrılığın derinleştiği, dinler arası diyaloğun olamayacağı, bunun bir ABD projesi olduğu, kâfirle dost olunamayacağı, Hak ile batıl mücadelesinin kıyamete kadar süreceği, cihadın önemi, kadınlarda görülen dini ve ahlaki yozlaşma, vasat ümmet olmanın gerekliliği, İslam'ın yeryüzünde hâkim olabilmesi için Müslümanların üzerine düşen sorumluluklarının bulunduğu, Müminin korku ile ümit arasında olması gerektiği.

Faaliyetleri

Grup, düşüncelerini "Öncü Nesil İnsani Yardım Derneği"ne ait olan Facebook sayfası üzerinden yaymaktadır. Şahımerdan Sarı, 1988'de Durum ve 1992’de Sahabe dergisini çıkardı. 1996 yılında Sahabe Dergisi'nin adı "Vasat"olarak değiştirildi.

Sarı, dini düşünce ve yaşayış olarak Ehli Sünnet'e tabidir ve Hanefi mezhebindendir. Devletçi ve ümmetçidir. Konuşmalarında ve yayınlarında devlet aleyhine bir kayda rastlanmamıştır. Dinî bakımdan marjinal bir görüşü de tespit edilememiştir. Ayrıca, devlete karşı da herhangi bir söylem veya eylemi gözlemlenmemiştir. Bu haliyle mevcut oluşumun vasat bir yol izlediği müşahede edilmiştir.

Siyasi İslam Söylemi

Davet ve Kardeşlik Vakfı

Davet ve Kardeşlik Vakfı'nın geçmişi 1980’li yılların başlarına dayanmaktadır. 28 Şubat sürecinde kapatılmış ve daha sonra da mahalli dernekler halinde çalışmalarını sürdürmüştür.  

Hasan el-Benna ve Yusuf el-Karadavi gibi âlimlerin eser ve fikirlerinden istifade etmektedirler. Tekfirci bir anlayışa veya diğer cemaatlere karşı olumsuz bir yaklaşıma sahip olduklarına dair bir bilgiye ulaşılamamıştır. Kullandıkları söylemlerden hareketle söz konusu Vakfın; İhvan çizgisinde bir tavır benimsemiş olduğu anlaşılmaktadır.

İstanbul'daki genel merkezle birlikte Davet ve Kardeşlik Vakfının Adana, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Mardin, Mersin, Siirt, Şanlıurfa, Adıyaman, Bitlis ve Elazığ'da şubeleri bulunmaktadır.

Konferans, seminer ve kardeşlik buluşmaları, çeşitli yarışmalar, kamp ve projeler ile tarihi ve kültürel geziler tertip etmektedirler. Davet Mektebi adıyla aylık yayınladıkları dergileri mevcuttur.

Nida Yayıncılık, yayınlarının neşredildiği yayınevidir. Yirmi civarında klasik usulle eğitim veren medreseleri olduğu belirtilmektedir. Lisans ve ön lisans bölümlerinde okuyan öğrencilere burs vermektedirler. Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı (TGTV) ve İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği (İDSB) üyesidirler.

Hizbu’t Tahrir

1953 yılında Ürdün’de, işgal altındaki Doğu Kudüs'te kurulmuştur. Kurulduktan sonra bölgede faaliyetlerine gayri resmi olarak devam eder. Yasaklanmasına ve çeşitli baskılara maruz kalmasına rağmen Arap coğrafyasında sesini duyurur ve toplumsal bir taban oluşturmaya çalışır. 90’lı yılların başında Endonezya, Pakistan, Bangladeş’te yapılanır. Hareket, politik/siyasal İslam ilgisini İslam dünyasında yaymaya çalışır. Körfez savaşı gibi olayların meydana getirdiği radikalleşmenin etkisiyle Ürdün, Suriye, Kuzey Afrika, Türkiye ve Güney Orta Asya'ya yayılır.  

Yapı, hilâfetin yeniden kurulmasının tüm Müslümanlar üzerine farz olduğunu savunur. Bu nedenle yapıya göre, Hilâfetin kurulması yolunda en ufak bir ihmal dahi büyük bir günah ve isyandır. Allah bu günahı işleyenleri şiddetli bir şekilde cezalandıracaktır.

Hizbu't Tahrir'e göre demokratik düzen bir küfür düzenidir. Demokrasi beşerin uydurduğu bir düzen olup, şerî hükümlerle amel edilmediği için küfürdür. İslam, cumhuriyeti de kabul etmez. Zira cumhuriyet rejimi de hâkimiyetin halka ait olduğu demokratik bir nizama bağlıdır.

Hareketinin İslam devleti adı altında bir cihan hâkimiyeti ülküsü peşinden gittiği anlaşılmaktadır. Bütün diğer uluslar ve ulusal devletler İslam devletinin vilayeti konumundadır. Öte yandan haklarında, küresel güçlerin kontrolü ve desteğiyle faaliyet yürüttüklerine dair iddialar bulunmaktadır.

Faaliyetleri

Faaliyetlerinde şiddet ve silahlı eyleme yer vermeyen örgüt üyeleri birçok olayda gözaltına alınmıştır. 2009'da ise 200 kişi Hizbu’t Tahrir üyesi olmaktan tutuklanmıştır.

Mustaz’aflar Hareketi (Hizbullah) 

Cemaata Ulamaye İslâmî (İslam Alimleri Cemaati) adıyla 1979 yılında Batman’da ortaya çıkan hareketin kurucusu, Hüseyin Velioğludur. Oluşum, ismini sonradan 'Hizbullah" olarak değiştirmiştir. İlim Kitapevi etrafında gelişen oluşum, Cami merkezli bir yapılanmaya gitmiştir. Yapı, kendisine öncelikli faaliyet bölgesi olarak Güneydoğu Anadolu bölgesini belirlemiş ve 1990’ların başına kadar medrese hocaları, seydalar, şeyhler ve eğitimli kişilerle temas kurmaya çalışmıştır.

Mustazaflar Hareketi, 1979-1991 yılları arasında Doğu ve Güneydoğu bölgelerinin medrese, üniversite, lise, ortaokul, işçi, esnaf, memur, köylü bütün kesimlerini içine alan tebliğ, davet, eğitim ağırlıklı çalışmalar yapmıştır. Bu süreçte cemaatleşmeye ehemmiyet verilmiş, medreselerle yakın ilişki kurulmuştur. Bunun neticesinde bölgede var olmaya çalışan PKK'nın alan kaybetmesine sebep olduğundan iki grup arasında mücadele başlamıştır. Bundan sonra ise şiddet dönemi ve yeraltına çekilme dönemine girilmiştir.

1979-1991 yılları arasında şiddete bulaşmayan hareket, 1991-2001 arasında taktik değiştirerek esas kabul ettiği Tebliğ, Cemaat ve Cihad aşamalarını terk ederek PKK'ya, kendi çizgisindeki Menzil Grubuna (Fidan Güngör Grubu) ve bölgedeki bazı kanaat önderlerine yönelik şiddete başvurmuş ve illegal bir hüviyete bürünmüştür.

İstanbul'da 17 Ocak 2000 tarihinde gerçekleşen Beykoz Operasyonuna kadar Velioğlu kontrolünde faaliyetlerini yürütmüştür. Velioğlu'nun operasyonda öldürülmesinden sonra Cemal Tutar, Isa Altsoy ve Edip Gümüş'ün harekete liderlik yaptığı belirtilmektedir. Beykoz Operasyonu ile devlet, örgütün üyelik arşivini ele geçirmiş ve arşivdeki isimlere yönelik 17 bin civarında tutuklama yapmıştır.

2004 yılında Mustazaflarla Dayanışma Derneği adıyla dernekleşerek hem mağdur/mustazaf kabul ettiği tutuklu müntesiplerine ve onların yakınlarına sahip çıkmak suretiyle toparlanmaya başlamış, hem de legal alanda faaliyette bulunmayı tercih etmiştir. Her ne kadar "tağûtî" sistem ve "darülharb" kabul ettikleri devletin denetimine girmek örgüt içinde bazı itirazlara neden olsa da faaliyetlerine devam eden Dernek, 2012 yılında Hizbullah'ın devamı olma gerekçesiyle kapatılmıştır.

Mustazaflar Derneği'nin kapatılmasından sonra hem kapatılmasının zor olması hem de propaganda imkânı derneğe göre daha iyi olmasından dolayı hareket, partileşme kararı almış ve 2013 yılında Hür Dava Partisi (Hûda Par) adıyla partiye dönüşmüştür. Muztazaflar Hareketi, hem dernekleştikten hem de partileştikten sonra Hizbullah'ın devamı olma problemi veya ithamı ile karşılaşmıştır.

Mustazaflar hareketi; akılcılık, mealcilik, tekfircilik ve ırkçılık gibi akım ve düşünceleri prensipte reddeder. Hareket, kendini dini naslara bağlı olarak görmekte ve dinin ahlak, ibadet, itikatla ilgili bütün prensiplerini kabul etmekte, bu prensiplerin ihyasını engelleyen tağuti zulüm rejimlerine karşı mücadeleyi hedeflemektedir. Bu itibarla hareket mensupları gayri İslami "Laik Kemalist zulüm rejimine" karşı mücadelenin varlık sebepleri olduğunu iddia etmektedirler.

Her ne kadar "Kürt Milliyetçiliğine karşı olduklarını ileri sürseler de hareketin kurucuları ve hitap ettikleri kitle Kürtlerdir. Emperyalistlerin kendi çıkarları için Kürtleri parçaladığını ve sorunlar ürettiğini, sonradan da onlarla ilgileniyormuş gibi gözüktüğünü ileri sürerler.

Oy vermeyi, iki şerden ehven olanı tercih kapsamında değerlendirdiğinden caiz kabul etmektedir.

Faaliyetleri

Harekete bağlı Âlimler ve Medreseler Birliği (İttihadü'lUlema), eğitim ve iftâ (dini sorulara cevap vermek) faaliyetlerini yürütmektedir. Ayrıca Hüseyin Velioğlu'nun öldürülmesinden sonra kurulan ve sayıları yüze ulaşan dernekler, Peygamber Sevdalıları Platformu koordinatörlüğünde ses getiren Peygambere Saygı Mitingi, Kur'an'a Saygı Mitingi, Kudüs'e Sahip Çıkıyoruz Mitingi ve Kutlu Doğum Programı gibi etkinlikler tertip etmektedir.

Zikri geçen dernekler ayrıca bölgede ihtiyacı olan ailelere yönelik yiyecek ve giyecek dağıtımı, devlet yetkililerinin ulaşamadığı ücra köylerde genel sağlık taramaları ve kan bağışları yapma, öğrenciler için burs imkânları sağlama, Kur'an kursları açma, toplu sünnet ve nikâh törenleri gerçekleştirme gibi faaliyetlerde bulunmaktadır. Hareket, Hizbullah'ın aksine bütün faaliyetlerini sahiplenen ve propagandasını yapan bir yapıya dönüşmüştür. Propaganda için cami dersleri, ev sohbetleri, kitapevleri, Hizbullah'ın tarihçesini anlatan kitaplar, İnzar, Nisanur, Kelhaamed dergileri, haftalık Doğru Haber Gazetesi, Dua Yayıncılık, İlke Haber Ajansı, web siteleri ve televizyon yayınlarını kullanmaktadır.

Nurettin Şirin

1982 yılında Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'ne girdi. 1985 yılında aylık olarak İstiklal dergisini çıkardı. Daha sonra bu derginin adını Şehadet olarak değiştirdi. 1990-93 yılları arasında da Tevhid dergisini çıkardı. Haftalık ve günlük yayınlanan Selam Gazetesi'nde köşe yazarlığı ve haber müdürlüğü yaptı. 1979,1981,1989,1995,1997 yıllarında tutuklanarak cezaevine konuldu, yaklaşık 10 yıl hapis yattı. Halen Kudüs tv genel yayın yönetmenliğini yapmaktadır.

Şirin'in düşüncesinin ana merkezini Kudüs davası oluşturmaktadır. Ona göre "Kudüs davası” tüm İslam ümmeti için mihver ve evrensel bir davadır. Filistin davasının büyük şehidi Ahmed Yasinin yolunu takip ettiğini ifade etmekte, antisiyonist, antiîsrailci söylemleri dikkat çekmekte, söylemlerinde sıklıkla Humeyni, İzzettin el-Kassam, Abbas Musavî, Haşan Nasrallah, Ahmed Yasin, Necmettin Erbakan gibi isimlere atıflar yapmakta, Hizbullah, İslâmî Cihad, Hamas gibi örgütlerden referanslar göstermektedir.

Faaliyetleri

Şirinin 28 Şubat sürecindeki Kudüs programı sebebiyle yargılanması, onun söz konusu dönem ile ilgili röportajlar vermesinin ve televizyon programlarına çıkmasının önünü açmaktadır. Ayrıca "Kudüs"temalı programlara ve orta doğu üzerine yapılan konferanslara konuşmacı olarak katılmaktadır.

Şirin; vvww.velfecr.com, www.israhaber.com internet siteleri ve İsra Kültür Merkezi aracılığıyla sosyal faaliyetlerini sürdürmektedir.

Türkiye'deki İran-Hizbullah lobisinden olduğu yönünde değerlendirmelere rastlamak mümkündür. Asıl amacının "vahdet" söylemi altında takiyye yapmak suretiyle Şiiliği yaymak, İran ve Hizbullah propagandası yapmak olduğu söylenmektedir ki yazdığı yazılar, TV programlarındaki söylemlerde bu iddianın izdüşümlerini görmek mümkündür. Genel yayın yönetmenliğini yaptığı Kudüs TV'de günümüzde bu lobinin medya ayağı gibi değerlendirilmektedir.

Recep İhsan Eliaçık

12 Eylül 1980 askeri darbesinde Akıncılar davasında yargılandı, bir yıl Mamak’ta hapis yattı ve beraat etti. 1985-89 arası Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde okudu, ancak mezun olmadı. 1991-92 yıllarında "İtikat Üzerine", İslam ve Sosyal Değişim" ve "Devrimci İslam" adlı kitaplarını yazdı. Daha sonra Kayseri Gündem Gazetesi, Değişim, Yarın, Bilgi ve Düşünce ile Gerçek Hayat Dergilerinde yazarlık yaptı. İnşa Yayınları 2006'da kuran Eliaçık'ın şu ana kadar yayınlanmış 22 kitabı bulunmaktadır.

Eliaçık’ın akaid alanındaki düşüncelerini şu şekilde özetleyebiliriz: Müslüman olmayanlar da cennete gidebilir. Kur’an'daki Peygamberlerle alakalı mucize anlatımlarının gerçekliği yoktur. Şeytan ve İblis diye bir varlık yoktur. Bunlar tabiattaki kötülük durumlarıdır, kötülük temayül ve dürtüsünü temsilen insan zihninde var edilmiştir. Melekler ve cinlerin gerçek bir varlığı yoktur; Cebrail, Allah'ın gücü, karşı konulmaz kuvveti; Mikail Allah'ın rahmeti, bereketi, yetiştirmesi, bitirmesi, bolluğu ve bereketidir.

İbadetlere farklı yaklaşım getiren Eliaçık'a göre, namaz, oruç, hac vb. ibadetler, bir ibadet değil nüsüktür/ritüeldir. Bunların aslında kimseye bir faydası yoktur. İbadet, insanlara faydalı iş ve değer üretmektir. Ayrıca Cem evlerinde, kilise ve havrada yapılanlar da nüsüktür/ritüeldir.  

Kendisini antikapitalist Müslüman olarak tanımlayan Eliaçık, sosyalist ve sol düşünceye uygun bir din anlayışı sunmaya çalışmaktadır. Özellikle, Gezi süreciyle birlikte taraftar toplamaya başlamıştır. Dini, ahlaka, antikapitalizme ve paylaşımcılığa indirgeyen bir anlayış ortaya koymaktadır.

Faaliyetleri

KRT Karadeniz televizyonunda "Bana Dinden Bahset" programında konuşmalar yapan Eliaçık, kendisine ait www.ihsaneliacik.com adlı sitesinde makale, söyleşi ve birtakım etkinliklerini yayımlamaktadır. Yurt içi ve yurt dışındaki Alevi derneklerindeki konuşmalarının yanı sıra lüks otellerdeki iftar sofralarına alternatif olarak yeryüzü iftar sofraları, ölen işçiler için gıyabi cenaze namazları, kapitalizmle mücadele kortejleriyle kamuoyunda belirli bir kesimde yankı bulmuştur.

2013'teki Gezi olaylarını destekleyerek orada Cuma namazı kıldırmıştır. Söylemleri ve kitapları, İslâmî Sol, Devrimci Müslümanlar veya Antikapitalist Müslümanlar olarak belirtilen oluşumların dini, ideolojik ve kültürel zeminini oluşturmuştur.

Mesiyanik Söylem

Mehdici ve mesihçi söyleme sahip Adnan Oktar, Ahmet Hulusi ve İskender Evrenosoğlu'nun ortak özelliği kendilerini yegâne dini otorite görmeleri ve adeta İlahî alandan bilgi alma ve fizik ötesi varlıklarla görüşüyormuş izlenimi vermeleridir. Tasavvufi birtakım kavramları istismar etmeleri yine ortak yönlerini oluşturmaktadır. Düzenli bir dini eğitim almamış olmamalarına rağmen bu kişiler, kendilerini hoca veya yüce manevi bir şahsiyet gibi göstermektedir. 

Bu gibi mesiyanik ve mehdici söylem ve eylem içinde olana kişi ve gruplara yönelik tedbir alınması hem dinin hem toplumun hem de devletin güvenliği açısından hayati önemi haiz olduğu izahtan varestedir.

Adnan Oktar

Adnan Oktar, kitaplarına yazdığı özgeçmişte Devlet Güzel Sanatlar Akademisi İç Mimari Bölümü'nde ve İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Felsefe ve Tarih Bölümü'nde eğitim gördüğünü yazmakla birlikte basında yer alan bilgiler bu iki bölümden de mezun olmadığı şeklindedir. Kamuoyunda "Adnan Hoca” olarak tanınmasına rağmen, dinî bir eğitim aldığına dair bir bilgiye rastlanmamıştır.

Harun Yahya müstear ismiyle öne çıkan Oktar, evrim ve Siyonizm karşıtlığı ile özellikle muhafazakâr kesim arasında şöhret basamaklarını tırmandı. Televizyonda yaptığı danslı şovlar ise artık nerede duracağına dair bir öngörüde bulunmayı bile imkansız kılmaktadır.

Oktar’ın, kendisinin mehdi olduğunu reddetmesine rağmen, seyyid olduğunu iddia etmesi ve fiziki özellikler itibariyle insanların kendisini Mehdi'ye benzettiklerini dile getirmesi ve bunun kendisine yönelik bir hüsni zan olduğunu dillendirmesi, kendisinin Mehdi olduğuna dair imalarda bulunduğu izlenimi uyandırmaktadır. Öte yandan "mehdi, kendisinin mehdi olduğunu şiddetle reddeder" sözü, bu izlenimi güçlendirir niteliktedir.

Oktar, zaman içinde kimsenin hayal dahi edemeyeceği bir düşünce ve hayat tarzı evrimi geçirmiş ve eski halinden tam tersi bir duruma sürüklenmiştir. Kendi kontrolünde olan yayın organlarında sergilenen dinin ve ahlakın genel ilkelerine ve toplumun edep anlayışına aykırı tutum ve davranışlar, ciddi eleştirilerin kendisine yöneltilmesine sebep olmuştur.

Faaliyetleri

Adnan Oktar, faaliyetlerini kurucusu olduğu Bilim Araştırma Vakfı (BAV) aracılığı ile yürütmektedir. Bu vakıf aracılığıyla, Harun ve Yahya peygamberlerin adlarının birleşiminden ortaya çıkardığı Harun Yahya takma adıyla birçok evrim karşıtı yayınlar hazırlatmıştır. Bu alanda 300 adet kitap yazdırmış ve bu kitaplar 70'den fazla dile tercüme edilmiştir.

Öte yandan A9 kanalının internet versiyonunda İslami kurallara, örf ve adaba yakışmayacak şekilde programlar yapmaktadır.

İskender Evrenosoğlu

1956 yılında bugünkü adıyla Marmara Üniversitesi Banka ve Muhasebe bölümünden mezun olmuştur. Kamu İktisadi Teşekkülleri, Türkiye Vakıflar Bankası ve Devlet Planlama Teşkilatında müfettişlik, müdürlük ve uzmanlık gibi görevlerde bulunmuştur.

Evrenosoğlu aşırılığın adeta tavan yaptığı bir kişilik profili çizmektedir. Çevresine İlahî alandan vahiy aldığı ve kitaplarını bu şekilde yazdığı izlenimi vermektedir. Kendi yazdığını iddia ettiği Kur'an mealinde birçok ayetin anlamlarını çarpıtarak mesnetsiz iddialarına delil olarak sunmaktadır. Kendisini evrende tasarruf sahibi gibi göstermekte ve yaptığı her işi Allah adına yaptığını iddia etmektedir.

İskender Evrenosoğlu'nun dinî bir eğitimi ve alt yapısı olmamasına rağmen böyle bir hareket kurması sürecindeki en önemli kişilerin Azerbaycanlı Dayı Bey olarak andığı şahıs ve Muhammed Raşid Erol olduğu söylenebilir. Zira ilk olarak Azerbaycanlı Dayı Bey'e ardından da Muhammed Raşid Erol'a intisap etmiştir. Muhammed Raşid Erol grubu tarafından kovulmasının ardından bağımsız bir oluşum kurma yoluna gitmiştir. 

Soyunun 12. batından sonra Hz. Hasan'a dayandığını, şerif olduğunu ve hem Osmanlı hem de Hz. Peygamber kanı taşıdığını iddia etmektedir. 17 Ocak 1986 Cuma günü kendi ifadesiyle indi ilahide gerçekleşen merasimle kendisine mehdilik görevi verildiğini ileri sürmektedir.

Dünyaya müteallik konularda İskender Erol Evrenosoğlu, manevi konularda ise İmam İskender Ali MİHR ismini kullandığını söylemektedir. MİHR; mehdi, imam, halife ve resul kelimelerinin baş harflerinin bir araya getirilmiş şeklidir. Halen başkanlığını yürüttüğü MİHR vakfının kurucusudur.

Türkiye'den ayrıldıktan sonra, önce Almanya'ya ardından da Amerika'ya yerleşmiştir ve uzun bir süreden beri Amerika'da yaşamaktadır.

İskender Evrenosoğlu'nun öldüğü, ancak müntesipleri tarafından bu bilginin gizlendiği iddiaları bulunmaktadır. Yerine Fazıl Nimet müstear ismini kullanan Abdulcabbar Boran'ın geçtiği söylenmektedir.

Faaliyetleri

Evrenosoğlu ve ekibi, "Tasavvuf Konferansları" "Kur'an, İnsan ve Tasavvuf", “Tasavvuf ve Mutluluk" gibi başlıklarla konferanslar düzenlemektedir.

http://www.chvaedu.com/index1.html internet sitesi üzerinden dünyanın ilk ve tek uzaktan eğitim yapan tasavvuf üniversitesi adı altında faaliyet yürütmekte, lisans ve yüksek lisans diplomaları verdiğini iddia etmektedir. 

Internet siteleri: http://www.imamiskenderalimihr.com, https://www.mihr. com/ (7 dilde yayın yapmaktadır), http://mihriturk.tr.gg/ANASAYFA1.htm, http://www.kurantefsiri.com/, http://www.islaminquran.com/,http://www. kuranmeali.org/, https://www.youtube.com/channel/UCMdNlk22cd6UNYjdGe5xL8Q (Youtube Kanalı)

Nur TV, MPLTV, Mihr Dergisi, Mihr Takvimi, Radyo Nur (91.6), Nur Radyo, Radyo Ankara, Radyo Hidayet Çağı, Radyo Hakkın Sesi, Radio Glueckseligkeit bu grubun basın ve yayın organlarıdır.

Ahmet Hulusi

Ahmet Hulusi kendi çabaları ile Türkçe eserlerden öğrendiği birtakım bilgileri fizik ve astroloji alanındaki kavramlarla süsleyerek ifade etmekte ve bu yolla gizemli bir kişilik imajı sergilemektedir. Öyle görünüyor ki, çevresindeki saf ve cahil grup onun bu tür ifadelerini bilgisine ve olağanüstü yeteneklerine yormaktadır. 

1997 yılından beri Amerika'da yaşamaktadır. Yurtiçi ve yurtdışındaki ilişki ve bağlantıları hakkında somut veriler tespit edilememekle birlikte, ücretsiz dağıttığı eserlerinin Kitsan Yayınevi tarafından basıldığı bilinmektedir.

Ahmet Hulusi'nin, dini anlama çabalarının en önemli boyutunu, kişisel tecrübe ve batini unsurlar oluşturmaktadır. Kur’an ayetlerindeki kelime ve kavramların sözlük anlamlarından yola çıkarak sübjektif yorumlar yapmakta; astroloji, kuantum, enerji gibi alanlardan hareket ederek tartışmaya açık dinî bir söylem geliştirmektedir.

Faaliyetleri

Ahmet Hulusi'nin dinî önermelerinin genellikle astrolojik hurafelere dayanmasından dolayı ona tabi olanların burç tarikatını meydana getirdiği bazı çevrelerce dile getirilmektedir. Onun görüşlerinin toplumda iş, spor ve sanat camiasından tanınınmış kişiler tarafından kabul gördüğü bilinmektedir. Yayınladığı kitaplarını ücretsiz dağıtmaktadır.

Hulusi'nin "ılımlı İslam" anlayışının emperyalist bazı merkezlerin dikkatini çektiği iddia edilmektedir.

Kültür Sayfası