Saygın Diyanet İşleri Başkanları

Prof.Dr.İsmail Kara'nın Cumhuriyet Türkiye’sinde Bir Mesele Olarak İslam (Dergâh: 2016) adlı kitanından kısaltılarak alınmıştır.

Diyanet İşleri Başkanlığı mevzuat ve işleyiş itibariyle hemen bütün tarihi boyunca, siyasî merkez açısından muteber ve değer verilen bir kurum olmamıştır. Fakat siyasî merkezin, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı meşrulaştırmak, nüfuz aracı olarak kullanmak, daha da önemlisi bu kurumun varlığını gerekçe göstererek milletin içinde muteber konumlarını sürdüren ulema ve meşâyihin tayin edici ve etkili statülerini zayıflatarak ortadan kaldırabilmek için bu kurumun halk katında, özellikle de dinî endişelere sahip insanlar nezdinde itibarlı olması gerekiyordu. 

Siyasî merkezin bu paradoksu çözmek için bulduğu elverişli yollardan biri, Diyanet’in başına muteber bir insan getirerek onun üzerinden halkın itibarını kazanmak olmuştur. 1924-41 yılları arasında başkanlık yapan Rıfat Börekçi uzun yıllar Ankara müftülüğü yapmış, Millî Mücadele yıllarında büyük yararlılıkları görülmüş, Mustafa Kemal Paşa ile işbirliği yapmış, İstanbul’un Millî Mücadele aleyhinde fetvasını göğüslemiş, I. Meclis’te milletvekili olarak bulunmuş İlmiyeden bir zattı. 1942-47 yılları arasında başkanlık yapan Ord. Profesör ve müderris Mehmet Şerefeddin Yaltkaya ise kelâm başta olmak üzere İslâmî ilimlere ve Arap edebiyatına vukufu ile şöhret bulmuş, üniversite çevrelerinin de itibar ettiği biriydi. 

Yaltkaya’dan sonra İnönü tarafından başkanlık görevine getirilen ve 1924’ten beri Diyanet teşkilatının üst kademelerinde bulunan, halk arasında alim ve muteber bir insan olarak tanınan Ahmet Hamdi Akseki’nin konumu daha enteresandır. II. Meşrutiyet devri İslâmcılık düşüncesinin en önemli isimlerinden birinin, tekparti iktidarının sonlarına doğru İnönü tarafından Diyanet makamının başına getirilmesi ancak dönemin şartlan hesaba katıldığında doğru anlaşabilecek önemli bir husustur. Çok partili hayata geçiş çalışmalarının yürütüldüğü, muhalefetin dinî konularda iktidarı gittikçe dozu sertleşecek şekilde tenkitlere tabi tuttuğu, iç ve dış konjonktürel şartlar dolayısıyla dinî hayatın, din eğitimin daha serbest bir hüviyete büründürülmesine gayret edildiği bir dönemde Akseki’nin Diyanet’in başına getirilmesi hiç de anlaşılmayacak yahut yadırganacak ve küçümsenecek bir tercih olmamalıdır. Tekparti yıllarında Diyanet İşleri Başkanlığı yapan bu üç kişinin hukuken değilse de teamülen kaydı-hayat şartıyla bu hizmeti yürüttükleri de gözden ırak tutulmamalıdır; üçü de görevde iken vefat etmiştir. 

Bu tablonun üzerinde durulması gereken birçok yönü ve problemi var. DP iktidarının, Diyanet’le ilgili devraldığı mirasa sadık kalarak Akseki’yi görevden almadığı ve onun vefatıyla göreve getirdiği E. Sabri Hayırlıoğlu’nu da 9 yıl boyunca değiştirmediği görülmektedir.

Kültür Sayfası