MİT Krizi ve Sonrası

Cemaatin MİT’i Hedef Alması

Cemaat Hakan Fidan'ı Hedef Aldı mı?

Hanefi Avcı:

Önce MİT Müsteşarı hakkında İran yanlısı dedikodusu yayıldı. Sonra nedense Oslo görüşmeleri basına sızdırıldı. Çoğumuz da biliyoruz ki burada sızdırılan, sızan bilgilerin kaynağı yine Cemaat’tir. MİT Müsteşarı hakkında 7 Şubat soruşturması açıldı. Evet, eskiyi de kapsıyordu ama özellikle Hakan Fidan vardı. Uludere olayı dolayısıyla MİT hedef gösterildi. Sanki o istihbaratı alanlar kasıtlı olarak oradaki masum insanların öldürülmesine zemin hazırlamıştı. Halbuki onlar bir istihbari bilgi vermişti. Operasyon yapma biçimi, şekli, şemali tamamen askeri birliklere aitti. Yani MİT ve Müsteşarı Hakan Fidan, Cemaat tarafından hedef tahtasına oturtulmuş, her türlü suçlamayla yıpratılmak ve bir operasyonla yerlerinden edilmek istenmektedir. Burada MİT’i suçlamak akıl kârı değildi ama Cemaat sürekli MİT’i suçladı.[1]

Sonra MİT TIR’ları aranmaya kalkıldı. MİT TIR’larının aranmasının arkasında da yine Cemaat vardı. Bugün ortaya çıkmıştır ve daha da çıkacaktır ki bu olaylar baştan sona Cemaat tarafından organize edilmiştir. Dışişlerinde yapılan, Dışişleri Bakanının, Genelkurmay yetkilisinin ve MİT Müsteşarı’nın katıldığı toplantı da basına sızdırıldı ama orada en can alıcı gözüken, en azından öne çıkan şey yine MİT Müsteşarının kendisi ve konuşmalarıydı. Bütün bu olaylar ve buna benzer her olayın odağında Hakan Fidan’ın ve MİT'in bulunması, saldıranın da hep Cemaat olması bir anormalliği göstermektedir. Bütün bu saydıklarını ve diğerlerinde hedef, saldırıya uğrayan, itibarı zedelenmek istenen Hakan Fidan’dır ve MİT’tir. Ve bu saldırıları yapan her seferinde Cemaat’tir. Bu kadar tesadüf olamayacağı çok açıktır.[2]

MİT Neden Hedef Alındı?

Ahmet Şık:

MİT-PKK görüşmelerinin ses kayıtlarının neden sızdırıldığı ilk zamanlar anlaşılamasa da birkaç ay sonra işin rengi de görünen ve görünmeyen hedeflerin kimler olduğu da anlaşıldı. Başlatılan bir KCK soruşturmasının şüphelileri arasında Oslo'daki müzakere görüşmelerini yürüten MİT yöneticileri de vardı. Tesadüfe bakın ki tam da Başbakan Erdoğan'ın sağlık sorunları nedeniyle ortalıktan kaybolduğunu uzun kulaklar dışında kimselerin bilmediği bir dö­nemde başlatılmıştı soruşturma. [3]

Ancak MİT'e yönelik Cemaat'in sert hamlesinin zamanlamasında çok dikkat çeken bir durum var. Türkiye'nin yurtiçi ve yurtdışına yönelik en büyük dinleme üssü Genelkurmay Elektronik Sistemler Komutanlığı'nın (GES) MİT'e devredilmesinden kısa süre önceydi. Cemaat'in din­leme, izleme ve istihbarata verdiği önem düşünüldüğünde MİT'e yönelik hamlesinin GES'in devredilmesinden önce yaşanması manalı hale geliyor. Ancak Cemaat'in MIT'i hedef almasının en önemli nedeni kuşkusuz ki sahip olduğu bilgi hazinesiydi. Ergenekon soruşturmalarından başlayarak hedefte olduğu açığa çıkan, çeşitli vesilelerle kriminalleştirilmeye çalışılan MİT, Cemaat için en değerli istihbarat merkezi ve bilgi deposuydu. Kendisini elde ettiği bilgilerle güçlü kılan Cemaat için MİT'i bu kadar cazibeli kılan en önemli neden sahip olunan arşiviydi. Farklı isimlerle bir asırdan uzun bir geçmişe sahip olan MİT, oldukça zengin arşiviyle adeta ülkenin kara kutusuydu. Siyasetçisinden, iş ve sanat dünya­sına kadar birçok kişi hakkında bilgi içeren bu kara kutuya sahip olmak, ele geçirilen diğer güvenlik teşkilatlarıyla birlikte düşünül­düğünde devletin tamamına sahip olmak anlamına da geliyordu. [4]

Ruşen Çakır:

 Eğer soruşturmanın ardında Gülen cemaati varsa, attığı bu güçlü adımla neyi amaçlamıştı? Bu soruşturmanın “resmi” ve “gayri resmi” tarafının olduğunu bilerek bu konu üzerinde fikir yürütürsek soruşturmanın arkasında neyin olduğunu daha iyi kavrayabiliriz. Soruşturmanın resmi bölümünde daha önce söylediğimiz gibi hedef MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve MİT. Konu MİT-PKK ilişkisi. Taraflar ise özel yetkili savcı ve MİT’ti. Soruşturmanın gayri resmi kısmına baktığımızdaysa işlerin bu kadar net olmadığını görüyoruz. Soruşturmanın hedefinde Başbakan Erdoğan’ın olduğu konusunda bir fikir birliği var. Bu noktada bir parantez açıp Başbakan’ın meydan okuyarak “Alacaksanız beni alın” cümlesine değinmemiz gerek. MİT krizi sürecinde Erdoğan’ın tutuklanacağı iddiası zorlama bir varsayım olsa da hedefin Erdoğan’ı yıpratmak olduğu aşikârdı. Parantezi kapatarak soruşturmanın “gayri resmi” boyutuna dönecek olursak karşımıza son dönemde iyiden iyiye işaretlerini almaya başladığımız AKP Hükümeti’nin değişen dış politika tercihleri çıkıyor. “One minute” ve Mavi Marmara olayları ile neredeyse kopan Türkiye-İsrail ilişkileri, Batı ’ dan uzaklaşan bir Türkiye, Arap dünyasında iddialı ve arkasında durulması zor bir politika... Hükümetin benimsediği tüm bu politikalar Gülen cemaatinin dünya geneline yayılmış çalışmalarını zorlaştırıyordu. Cemaat bu hamleyle hem AKP’yi dış politikada daha uzlaşmacı bir çizgiye çekmeyi, hem de kendisinin devlet içinde edindiği mevzileri geliştirmeyi amaçlıyordu.[5]

MİT'e Operasyon

MİT Operasyonunun Hazırlıkları

Hanefi Avı:

MİT olayının arka planına bakıldığında Cemaat imamlarının epeydir hazırlık yaptığı, herkese görevlerini dağıttığı ve uzun bir süre üzerinde çalıştığı görülüyordu. MİT operasyonu için önce MİT aleyhine propaganda faaliyeti yürütülmüştü. Son elli yıldır hiç olmadığı şekilde bazı Emniyet mensupları MİT’e atanmış ve orada görevlendirilmişti. Geçmişte iki kurum arasında yapılan centilmenlik anlaşması gereği MİT’ten Emniyete ya da Emniyet’ten MİT’e kimse gitmiyordu. Ama bir anda MİT’in ihtiyacı olmadığı halde bir kısım Emniyet mensupları MİT’e atanmıştı. [6]

Savcılık ve Emniyet’in bir süreden beri hiç kimseye bilgi vermeden MİT müsteşarları ve yöneticilerini dinlemeye aldığı görülüyordu. Devletin bu kadar önemli bir kurumunun böyle bir bahane ile dinlenmesi anormal bir olaydı. Ama sadece savcılık değil Emniyet yöneticileri ve makamları da kimseye haber vermemiş, uyarıda bulunmamıştı. MİT yöneticilerinin dinlendiğini gören TİB, bütün dinleme kararlarını tek tek inceleyip yanlış gördüklerine itiraz ederken, bu kez dinleme kararlarına karşı hiç sesini çıkarmamış, itiraz etmemiş, hükümete bilgi vermemiş ve “böyle saçma şey yapılır mı, siz kimin adına, ne yapıyorsunuz” dememişti. Görülüyor ki MİT’i suçlu çıkaracak her türlü bilgi toplanmaya, belge oluşturulmaya başlanmıştı. [7]

Barış süreciyle ilgili MİT’in koordinesinde yürüyen Apo ile Kandil ve diğer PKK birimleri ve mensupları arasında, silahsız çözüm için yapılan yazışmaların fotokopileri MİT arşivinden alınmış ve Diyarbakır BDP binasına konularak bulundu yapılmıştı. Aslında MİT müsteşarları ve yöneticilerinin, istihbari olarak gerçek veya sahte isimlerle ne kadar zamandan beri dinlendiğini hâlâ tam bilmiyoruz.[8]

MİT’e yönelik operasyon çok garipti ama ne de olsa daha önce Erzincan’da MIT Bölge Müdürlüğü uydurma bir gerekçeyle, Erzurum ÖYM Savcısı ve Erzincan polisleri tarafından sanki örgüt evi gibi sarılıp zorla aranmak istenmiş, iş çatışma noktasına gelmişti. Ankara, sonunda “karşı koymayın, aratın” diyerek Erzincan MIT Bölge Müdürlüğü hiç makul olmayan şekilde aratılmış, resmen polis ve ÖYM Savcısının zorla girmesine müsaade edilmişti. Türkiye hukuk devletidir; eğer Erzincan MİT’inde suç işlenmiş ise bunun soruşturmasının bir usulü vardır. MİT müfettişleri veya Başbakanlık Teftiş Kurulu savcının talebiyle gider, orada sadece arama değil tüm iş ve işlemleri sessizce denetler, varsa sonuçları rapor ederdi; en azından devletin resmi görevi ile suç olan kısımları ayırır, usulsüz ve kabaca işlem yapmazdı.[9]

Operasyon Nasıl Gerçekleşti?

Şamil Tayyar:

Paralel Yapı’nın devlet içinde Ergenekon’dan boşalacak yere konumlanma stratejisindeki ilk büyük hamle, 7 Şubat 2012 tarihinde geldi. Paralel güçler, Emniyet, Jandarma ve Genelkurmay’da sağladıkları etkinliği MİT’le pekiştirmek, istihbari ve operasyonel güçlerini sağlamlaştırmak istiyorlardı.[10]

Savcının hazırladığı dosyaya göre Fidan, KCK terör örgütünün yöneticisiydi. Çıkış noktası ise Oslo Görüşmeleri’ndeki aktif rolüydü. 13 Eylül 2011’de basına sızdırılan Oslo Görüşmeleri’nde Fidan Başbakanlık müsteşar yardımcısıydı ve Başbakan Erdoğan’ın özel emriyle görevlendirilmişti. MİT adına görüşmelere katılan diğer isim ise Afet Güneş’ti. Emre Taner ise o dönemde MİT müsteşarlığı görevini yürütüyordu.[11]

Aslında ifade bahaneydi. Amaç Fidanı gözaltına alıp tutuklamaktı. Plan işleseydi soruşturmanın ikinci aşamasında Başbakan Erdoğan gözaltına alınacak ve hükümet düşürülecekti. [12]

MİT Operasyonu için 2012 yılı Şubat ayı özellikle seçilmişti. Operasyon tarihi Başbakan Erdoğan’ın ameliyat tarihine göre tespit edildi. Ancak başbakanın yoğun çalışma trafiği nedeniyle ameliyat programında yapılan küçük değişiklik, farkında olmadan MİT Operasyonu’nu aksattı.[13]

Paralel Yapı ikinci ameliyatın 7 Aralık 2012 tarihinde olacağı varsayımına göre hazırlığını yaptı. Başbakan ise çalışma programını fazla aksatmamak adına ameliyat için 10 Şubat Cuma akşamını tercih etti. Başbakanın beklenmedik şekilde yaptığı değişiklik Paralel Yapı tarafından geç fark edildi ve yargı timine zamanında ulaştırılamadı.[14]

Hanefi Avcı:

7 Şubat 2012 Türk yargı, hukuk, istihbarat, güvenlik ve devlet tarihinde çok önemli gelişmelerin olduğu yeni bir anormallikler zincirinin başlangıcıydı. 7 Şubat günü PKK ile barış süreci yürüten eski MİT müsteşarı Emre Taner, yeni Müsteşar Hakan Fidan, Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş ve bazı MİT yetkilileri şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrılıyordu. Suçlama ise PKK ya yardım etmek, Apo ile PKK arasında haberleşme ve bilgi akışı sağlamaktı… devletin en ciddi istihbarat kurumunun eski ve yeni müsteşarları gözaltına alınacak veya ifadeye çağrılıyor, İkincisi, hükümetin desteklediği ve onun kontrolünde giden bir faaliyet yargıya taşınarak sorgulanıyordu. Tüm bunlar olup biterken hiçbir devlet yetkilisinin haberi olmadığı gibi yargının başında bulunan, tüm soruşturmaları yürütme görevinin asli sorumlusu olan İl Savcısı Turan Çolakkadı’nın da haberi yoktu.[15]

Cezaevinde TV seyrediyorum... İl Savcısı Turan Çolakkadı böyle bir olayın olmadığını, eğer olsa kendisine haber verilmesi gerektiğini söylerken, ÖYM Savcı Vekili Fikret Seçen de bu olaydan haberinin olmadığını söylüyordu. İl valisinin, emniyet müdürünün, bakanın olaydan haberi yoktu ve yalanlayarak, “böyle bir şey yok” diyorlardı ama sağlam kaynaktan bilgi alan basın mensupları “haber doğru, savcı MİT müsteşarlarını şüpheli olarak ifadeye çağırdı” diyerek ısrar ediyordu.[16]

Böyle bir ön safhadan sonra MIT yetkilileri hakkında önce davetiye çıkarıldı. Gelmemeleri üzerine Savcı Sarıkaya’ya müracaat edilerek hakimden MIT müsteşarlarının zorla getirilmesi kararı alındı. Emniyet, mahkeme kararını uygulamak adına MIT merkezlerine giderek, en azından kişiler burada mı diye tebligat yapmak veya oradalarsa götürmek için MİT binalarının etrafında görülmeye başlandı. Böyle bir olay dünyanın hiçbir yerinde yaşanmamıştır. Hükümetin politikalarını uygulayan bir devlet kurumu hakkında, polis ve savcılar soruşturma yürütüyor ve o kurumun etrafını sararak, oradaki görevlileri zorla almaya çalışıyordu. İşin garibi böylesi bir operasyon Başbakanın ciddi bir rahatsızlığı dolayısıyla ameliyat olacağı günlerin arifesine denk getirilmişti. Başbakanın tedavi sürecinden dolayı olayla ilgilenemeyeceğini görüp, zamanlamasının yapıldığı konusunda hiçbir tereddüdüm yoktu.[17]

Operasyon Sırasındaki Usulsüzlükler

Hanefi Avcı:

Başbakan’ın ve Cumhurbaşkanının programlarını takip eden Cemaat mensuplarının bildireceği en uygun zaman kollanmış, aksilik olmasın diye OYM nöbetçi hakimi ayarlanmış y ve 7 Şubat’ta operasyona başlanmıştır. 7 Şubat öncesi mahkeme hem arama hem el koyma kararı vermiş, ayrıca gizlilik kararı almıştır. Savcının yapacağı tüm işlemler için de kararlarını baştan vermiştir.[18]

Bir an için savcılığın bu operasyonu çok önemli gördüğünü ve suç işlemekte olan bazı MİT mensuplarını saklama, gizleme ihtiyacı duyduğunu düşünelim. Ancak bir faaliyete başlanırken ilk alınan bilgi suçun varlığıyla ilgilidir. Daha başlangıçta operasyonun nereye gideceği, kimlerin, hangi kurumların dahil olacağı belli olmadığı gibi “merkez veya iIgili yerlere sızmasın diye haber vermedik” denirse, bu bir plandır. Çünkü operasyona başlarken bunun üst makamlara, bazı kritik yerlere uzanacağı bilinemez. Baştan bilgi verilse de süreç içinde operasyonun birtakım yerlere uzanması üzerine belli oranda gizleme mantığı olabilir. Ama daha başta hiçbir makama bilgi verilmiyor veya bilgi verilenler de aynı şekilde gidiyorsa, burada açıkça hukuk dışı bir yapının operasyonu var demektir.  [19]

Emniyet birimleri kendi amirlerine, valiye, yeri geldiğinde bakanlığa bilgi verir. Ayda bir kez valinin başkanlığında, Emniyet in, Jandarmanın, MİT in, silahlı kuvvetlerin yöneticilerinin olduğu toplantıda gelişmeler, alınan istihbaratlar, yapılacak işlemler vs. tüm ildeki olaylar değerlendirilir ve konuşulur. Her gün saat 11.00’de (asayiş saatinde) vali, emniyet müdürü, jandarma komutanı ildeki tüm asayiş ve güvenlik sorunlarını konuşur. Yine her gün Emniyet’in kendi içinde yaptığı toplantılarda genel durumlar konuşulur, hazırlık yapılır, gelişmelere göre diğer devlet kumrularının yapacağı görevler bilinsin diye tartışılır. Demek ki epey bir süre devam eden bu çalışmayla ilgili hiçbir şekilde kimseye bilgi verilmemiş. Ne bir polis amirinin, ne valinin hiç kimsenin bilgisi yok![20]

Operasyona Karşı Hamleler

Hanefi Avcı:

MİT müsteşarlarına dair yapılan bu tahkikata Başbakanın çok sert tepki vermesi ve kendisine yönelik bir işlem olduğunu söylemesi üzerine, MİT mensuplarını koruyacak kanunlarda değişikliğe gidildi. “Yapacakları işleri dolayısıyla soruşturma yapılması Başbakanın iznine tabidir” denilerek soruşturma durduruldu. Bu soruşturmayı yapan Savcı Sadettin Sarıkaya görevinden alındı ama aynı mahkemede görevlendirildi. Hatta benim yargılandığım 9. Ağır Ceza Mahkemesinin duruşma savcısı oldu. Bu olaya karışan üç şube müdürü ve amirler de başka yere tayin edildiler. Ama bunu organize edenler kimlerdi, arkasında kimler vardı ve niye yapıyorlardı? Bu konularda ciddi bir araştırma yapılmayıp sadece tayinle veya yer değiştirmeyle yetinilerek, etkili bir soruşturma yürütülmediği için bu sefer MIT Müsteşarı Hakan Fidan, Selam Tevhid soruşturmasında Iran casusu yapılmış, yine telefonları dinlenmiş ve “ülkeye ihanet ediyor, İran’a bilgi veriyor” iddiasında bulunuluyordu. Cemaat bu sefer işin şeklini değiştirerek farklı bir adım atmış, birçok kişiyi de içine alan, herkesi İran casusu yapan yeni bir soruşturma başlatmıştı.[21]

Operasyon başladığında neden gerek duyulduysa Diyarbakır BDP’de arama yapıldı ve MİT arşivinden çıkarılmış Oslo görüşmeleri ve o görüşmeler çerçevesinde düzenlenen bazı belgeler bulundu. Aslında arayanlar, hep yaptıkları gibi kendi hazırladıkları belgeleri “orada bulduk” diyerek suçlama için kullanabilir hale getirmişti. Selahattin Demirtaş ilk duyduğunda “İmkânsız bizim o gelişmelerden haberimiz yok, bizde böyle bir belge olması ve bulunmasında yanlışlık var” diyor birkaç gün sonra olayı öğrendiğinde ise “Bu komplodur, bizde o belgeler yoktu, partide bulundu diye tutanak tutulmuş ama bu doğru olamaz” şeklinde açıklama yapıyordu.[22]

Şamil Tayyar:

MİT Operasyonu siyasi iktidar için kırılma anıdır. Paralel Yapıyla kararlı şekilde mücadele sürecinin miladıdır.[23]

Ahmet Şık:

MİT Krizi sonrasında hükümetin, daha doğrusu Başba­kan Erdoğan'ın hamlesi de gecikmedi. Cemaat'in örgütlenme­de en önemsediği yer olan polis teşkilatına ilk neşter vuruldu. Krizin daha ilk günlerinde, 9 Şubat 2012'de İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nün tepesinde tayin depremi yaşandı. 2009 yılında İstanbul'da göreve gelen ve KCK operasyonlarını yürüten İstan­bul Terörle Mücadele Şube Müdürü Yurt Atayün ile İstihbarat Şube Müdürü Erol Demirhan, görünüşte İstanbul Emniyet Mü­dürü Hüseyin Çapkın tarafından görevden alınarak pasif görev­lere atandı. Ergenekon ve Devrimci Karargâh soruşturmalarını da yürüten müdürler, herhangi bir gerekçe gösterilmeden kızağa alınmıştı. Ergenekon, Balyoz, Devrimci Karargâh, Odatv operas­yonları gibi kimi uygulamalarıyla AKP hükümetini siyaseten zor durumda bırakan birçok operasyona imza atan ekibin yönetici kadrosu dağıtılmaya başlanmıştı. Görevden alınmalar rutin uygu­lama diye açıklasa da gerçek nedenin MİT soruşturması olduğu herkesin dilindeydi. Bu gerçek bir başka görevden almayla daha bir pekişti. Odatv operasyonundan sonra İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü görevinden alınarak, Bomba İmha Olay Yeri İncele­me ve Tanık Koruma Şube Müdürlüğü'nden sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı görevine atanan Ali Fuat Yılmazer, bu kez de atama kararı ile Ankara'da Polis Akademisi emrine gönderilmişti. Elbette bu da "rutin bir uygulama" diye gerekçelendirildi. [24]

MİT'çilerin ifadeye çağrılması üzerinden kendilerine yönelik saldırıya hükümetin sert tepkisi doğal olarak dinmek bilmiyordu. İstanbul Emniyeti'nde iki üst düzey müdürle başlayan görevden alınmalara sonraki günlerde yeni isimler eklendi. İstanbul Terör­le Mücadele, İstihbarat ve Organize Şubede görevli çok sayıda polis “rutin atamalar" gerekçesiyle görevlerinden alındı. AKP hükümeti bu kez kendilerini de hedef alan komploların odağını keşfetmişçesine İstanbul Emniyeti'nde belli bir yapıyı dağılma­ya çalışıyordu. Alt kadrolara da sıçrayan görevden almalarla 700 polis şark tayiniyle İstanbul'dan uzaklaştırıldı. İstanbul'daki bu değişiklikler, 2013 Aralık ayındaki yolsuzluk soruşturmalarıyla birlikte yurt çapında polis teşkilatının en üst yapılanmasına dek uzanacaktı. [25]

MİT Dokunulmaz mıdır? Ya Gerçekten Suçluysa?

Hanefi Avcı:

MİT’in özellikle yurtdışındaki görev ve faaliyetleri, hükümetin direktifine ve görevin gerektirdiği özelliğe göre yapılıyordu. MİT’in yurt dışı istihbarat teşkilatlarının gizli görevlerinin sadece bir kısmına bakılarak değerlendirme yapılamaz. Bazen aldatıcı görev yapabilir bazen gerçek amacı gizleyerek, dış görünüşünde sanki ülke aleyhine gibi görünen ama esasında ülke menfaatlerini savunan görevleri olabilirdi. Bir istihbarat elamanı yabancı ülke ajanına isteyerek bilgi veriyormuş gibi görünebilir ama aslında bilerek, yanlış bilgi vermesi merkezin özel bir operasyonu olabilirdi. Böyle bir göreve dışarıdan ilk bakıldığında sanki ülkeye ihanet ediliyormuş gibi görülebilir. Veya bir görevlinin, yabancı bir ülkeye gerçekten bilgi sızdırdığı tespit edilebilir ama o anda şahsı yakalamak değil, onunla irtibatlı tüm şebekeyi ortaya çıkarmak adına bir süre bilmiyormuş gibi davranılarak, takip etmek veya bazen bilerek bu kişiye yanlış bilgi vererek, ülke menfaatine dair farklı uygulamalar yapılabilirdi.[26]

Elbette suç işleyen MIT elemanlarının olması da mümkündür. İstihbarat mensupları, eğer görev sırasında suç işlemişlerse, görevin gerektirdiği tolerans sınırının aşılıp aşılmadığı, aşılmışsa suçun gerçek delilleri kurumun müfettişleri tarafından incelenir ve savcıya tevdi raporu sunulur. Ardından suç bulunduğu takdirde savcının işlem yapması gerekir. Dünyanın her yerinde en doğru ayıklama bu şekilde yapılır. Yoksa bir MİT binasına girip oradaki evrakları alarak suç çıkarmak ne bir savcı ne bir emniyet müdürü için mümkündür. Aynı şey bütün kurumlar için geçerlidir. Ama o gün devlet geleneği, devlet kuralları ve bütün hukuk sistemi yerle bir edildi. Züccaciye mağazasına giren fil misali her şey kırılıp dökülmüş, polis zoruyla MİT binalarına girilmişti.[27]

Bu ve benzeri durumlar nedeniyle üç tane polis müdürü, bir savcı hiçbir makama bilgi vermeden MİT’in tüm yöneticilerini ve siyasi iradenin talimatıyla yürütüldüğü açıkça belli olan bir konuyu soruşturma konusu edemez; onların faaliyetlerini öğrenmek adına MIT mensuplarını dinleyemez, izleyemez.[28]

Bu ülkede en güvenilir kişiler üç polis müdürü ile iki ÖYM savcısı mıdır? Eğer yanlışlık varsa, suç varsa bu ülkenin diğer makamları da en az bu polis müdürleri ve savcı kadar vatanseverdir ve ülkeye zarar veren kişilere karşı durur, hukuk önünde hesap vermelerini sağlar.[29]

Ayrıca, yine “7 Şubat operasyonunu hazırlayanların yaptıkları doğru şeyler de vardır. Bazı MİT mensupları PKK’nın içinden eleman temin etmiş; bu elemanlar birtakım olaylara karışmış ve suç işlemişlerdir, bundan dolayı suçludurlar” denilebilir. Elbette, bazı MİT elamanları suça karışmış ve bata yapmışsa bunun hesabını vermelidir. Geçmişte Emniyet’in, Jandarmanın ve MİT’in bilgi aldığı elamanlar olaya karışmadı mı? Çünkü örgütün içinden eleman alıp bundan bilgi alıyorsunuz. Bu kişi aynı zamanda örgütün içinde ve hiyerarşik yapısına dahildir; örgütün talimatlarıyla hareket etmek mecburiyetindedir. Örgütün istediği eylemlere katılmak, basit olaylara karışmak zorundadır, aksi takdirde bilgi alamaz. Geçmişte Emniyet’in çok fazla elemanı bu şekilde suça karışmıştır. Bu kişiler mahkemeye verildi. Yine örgüt tarafından olaya itilen, eylem yapması istenen bazı elemanları korumak adına kimi zaman göstermelik işlemler yapılmıştır. Birçok Emniyet İstihbarat ajanı suça karışmış ve yargılanmıştır. Bunları korumak adına Emniyet, yargı mensuplarıyla görüşüp, “bilerek suç işlemediler, gerçek örgüt mensubu değildir, bizim ajanımızdır, bilgi vermektedir, manevi olarak suçun unsuru oluşmamıştır” diye yargıdan destek istemiştir. Elbette hem ajan görünüp hem de provakatif eylem yapamazlar. Kendilerini kamufle etmek zorundalardır. Genellikle Emniyet İstihbarat elemanlarının başına bir şey geldiğinde, suça karıştığında terör şubelerine veya savcıya giderek olayı anlatırlardı. Onların talimatına göre zaman zaman mahkemeye çıkartılırlardı. Bugün de bazı kişilerin örgüt içinde yer alıp MİT’le irtibatlı olmaları ve bilgi vermeleri mümkündür; asıl hata bunların deşifre edilmeleridir. Böyle bir olayı alıp kullanmak, “MİT mensuplarının kullandığı ajanlar suç işliyor, olay yapıyor” demek kötü niyettir. MİT’in, Emniyet in ve Jandarmanın asıl amacı istihbarat temin etmek ve güvenliği sağlamaktır. Hataları, yanlışları olabilir ama kimse PKK’ya destek adına bunu yapmış değildir. Birkaç MİT mensubunun olayların içinde olmasını savcılık ve polis abartarak, kendi operasyonlarına meşruiyet kazandırmaya çalışmıştır. MİT’in yaptığı olayların benzerleri eminim ki Emniyet’te iki katı yaşanmaktadır. Basit eylemler yapan, molotof atan ajanlar olabilir; bunu “MİT PKK’yı destekliyor” diyerek açıklamak doğruyu, gerçeği söylememektir. [30]

Ruşen Çakır, Cevat Öneş ile Söyleşi [31]

Öneş: Medyadan öğrendiğimiz kadarıyla şüpheli olarak çağrıldığını biliyoruz. KCK operasyonları sebebiyle çağrıldığını gördük. Bazı gazeteler ve televizyon programlarında MİT’in kullandığı elemanların KCK'nın çeşitli kademelerinde görevlendirildiği konuşuldu. Bir istihbarat teşkilatının görevi nedir? Şimdi KCK eğer PKK’nın bir şemsiye örgütüyse, yasadışıysa bu örgütün içine sızmak MİT’in görevidir...[32]

Ama haberlerde sadece oraya sızma değil, eylemlere göz yumma, silahlı eylemleri teşvik etme gibi ciddi iddialar var?[33]

Öneş: Bu yanlış bir değerlendirme. Çünkü MİT kendi görevlilerini örgütün içine sokmuyor. Genellikle tüm dünyada, Türkiye’de de aynısıdır, örgüt içinden o örgütün elemanı ile ilişki kurulur, o eleman faaliyetlerini sürdürürken ondan bilgi alma yoluna gidilir. O elemanın örgüt içindeki faaliyetlerinin engellenmesi onu örgüt nezdinde şüpheli kılar ki buna zaten örgüt izin vermez. Haber alma faaliyeti içerisinde iletişime geçilen örgüt üyesi örgüte inanmıştır, hizmet etmektedir, ancak çeşitli motivasyonlarla teşkilat tarafından kazanıla- bilirse örgülün çalışmaları hakkında bilgi verir. Bu bilgi verme durumunun derecesi teşkilat lehine midir, örgüt lehine midir, yoksa karşılıklı bir fayda mı vardır, bu duruma göre değişebilir. Bunu bir savcı değerlendiremez. [34]

Bazıları Oslo sürecinin, Öcalan’la görüşmelerin bu olaya sebep olduğunu söylüyor?[35]

Öneş: Bu olay bir savcının veya dosyayı hazırlayan emniyetse emniyetin, mevcut siyasi iktidarın siyasi tercihine müdahalesidir. Çünkü Oslo süreci siyasi bir karar ile başlamıştır. Hatta Hakan Fidan, MİT mensubu olmadığı halde bu görüşmelere katılmıştır. Bu görüşmeler de, örgütle iletişim kurma, güven kazanma ve barış şartlarını oluşturma konusundaki önemli bir çalışmanın parçası olmuştur. Bu tamamen siyasi bir karardır ve barış için önemli bir aşamadır. Siyasi iktidar için önemli bir risktir ama bunu bir savcı sorgulayamaz. Sorguladığı takdirde görevini kötüye kullanmış olur.[36]

7 Şubat MİT Operasyonu’nun Sonuçları

İhsan Taşçı:

30 Mart 2014 yerel seçimleri öncesinde milletvekilleriyle gruplar halinde kahvaltılı toplantı yapan Başbakan Erdoğan, toplantıların ilkinde, 7 Şubat MİT kriziyle ilgili çarpıcı bir ifade kullandı. İlk kez MİT Müsteşarı'na soruşturma sürecinde "paralel yapıdan şüphelendiklerini" söyledi. Bu aslında Başbakan'ın cemaate ilk kez "paralel" dediği de gündür. Başbakan'ın kendi ağzından o kriz döneminde hissettiklerine kulak verelim:[37]

7 Şubat'taki MİT krizinde içimde şüpheler başladı. Hatta o dönem paralel yapının ileri gelenlerini çağırıp sorduk. Onlar da "Bizden nasıl şüphe edersiniz" dediler. Ama sonrasında gördük ki, bu olayı onlar tezgâhlamışlar. Bir yalan atılır da, bu kadar mı atılır? Meğer büyük bir takiye içindelermiş. Mümin mümine bunu yapar mı? Resmen hançerlenmişim. Dershaneler konusu ile birlikte bunların oyun içinde oldukları iyice ortaya çıktı. Bize bilgi ve belge gelmiyordu. Bu olaylardan sonra yağmur gibi bilgi ve belge yağıyor. (Hürriyet, 20.2.2014)[38]

Hanefi Avcı:

Cemaat yargının gücünü fark etti ve yargının, hazırladığı delillerle, soruşturma unsurlarıyla, altyapısıyla ve polisle desteklendiğinde muazzam bir silaha dönüştüğünü gördü. Yargıtay’daki değişimle elindeki bu silah dünyanın en güçlü silahına dönüştü. Her istediği gücü, kişiyi ve olayı istediği tarafa çekebilir, mağdur edebilir, engelleyebilir; istediğini tutuklar, istediğini serbest bırakabilirdi. Ve bu silahı bir müddet sonra Cemaat çok iyi kullanmaya başladı. Artık kendisine rakip olabilecek sıradan hiç kimse, hiçbir güç kalmamıştı. Herkes Cemaat’in karşısında hizaya gelmişti. [39]

Evet, halen eleştiriler vardı, birçok noktada Cemaat’in yanlışlarını söyleyebilenler vardı ama bu çok önemli değildi artık. Çünkü o sınır aşılmıştı. Onların sadece eleştirel birkaç basit sözünün dışında Cemaate hiçbir etkisi ve fiili bir davranışı olamayacaktı. Bu kadar güçlendikten sonra artık karşısında durabilecek bir güç kalmamıştı. Kalan tek güç mevcut hükümet, mevcut otorite idi. Ve önlerindeki son engel de buydu. Eğer o son engeli yıkarsa başka engel de kalmayacaktı. Bunu gördükten sonra Cemaat adım adım yürümeye başladı. Önce küçük engelleri temizledi; iktidarının önündeki küçük engellerden bir tanesi, aynı zamanda hükümeti birçok açıdan yıpratacak olan 7 Şubat 2012 operasyonunu yaptı.[40]

7 Şubat operasyonu aslında tam manasıyla bir devlet kuruluşunun ele geçirilip Cemaat tarafına dahil edilmesi; Cemaat hanesine geçirilmesi operasyonuydu. Ama ölçünün kaçırılması, haddin aşılmasıyla bu belli oranda durduruldu. Sadece durduruldu... Cemaat önlenmiş sanıldı ama Cemaat daha büyük bir işe kalkıştı. Artık yapılanlara daha büyük karşılık vermeye, etrafta destek veren küçük güçlere değil direkt hedefe yönelerek iktidarı kalbinden vurmaya hazırlandı. Ve hükümeti devirmeye yönelik ciddi hazırlıklar yapıldı. İşte Cemaat’in en büyük silahı, yargının aslında varabileceği son nokta, 17 Aralık’tı.  [41]

… aslında görünmeyen bu büyük gücün elinde olduğunu, Türkiye’nin gerçek gücünün kendisi olduğunu herkese hissettirdi. Bunu özellikle iktidarla, mahkemelerle, yargıyla işi olan Türkiye’deki büyük güçler; basın, holdingler, iş dünyası gördü ve hepsi bir anda Cemaat’e doğru yöneldi. “Yarın benim de bir işim düşebilir” mantığıyla, Cemaat ikinci otorite oldu.[42]

Aslında Cemaat, paralel devlet, belki ikinci devlet ya da farklı adlarla anılsa da ikinci bir otorite, ikinci bir güçtü. Kendi söylemlerindeki gibi “hakimiyetin şenni müdahaleyi reddeder.” Yani bir tek hakim olabilir, aynı anda iki hakim olmaz. Ama onlar aynı anda iki hakim oldular, bir süre birlikte yürüdüler. En sonunda o kurala uyup tek hakimin kendileri olması gerektiğine, ikinci hakim görünen hükümeti yok etmek gerektiğine karar verdiler. [43]

Mahir Kaynak ile 7 Şubat’ın yıldönümünde (7 Şubat 2014) Yapılan Röportaj:[44]

  • Çözüm Süreci ile 7 Şubat Operasyonunun bir ilişkisi var mı?

    • Var tabi. Hakan Fidanın MİT’in başına geçmesiyle çözüm sürecinde mesafe alındı.

  • Sizce Gülen Cemaati ile Hakan Fidan arasındaki mesele nedir? Cemaat Medyası ilk günden bu yana Hakan Fidana karşı tavırlı. Bunu neye bağlıyorsunuz?

    • Buna şaşırmamak lazım. Çünkü Cemaat bir dini hareket değil siyasi bir harekete dönüştü. Siyasi harekete dönüşünce onun MİT tarafından takip edilmesi doğal hale gelir. Hakan Fidan da onları takip edecektir. Cemaat bunu anladı ve Hakan Fidan’dan rahatsız oldu. Onun için Cemaat, Hakan Fidanı tasfiye etmek istedi. Cemaat ‘MİT eskisi gibi irticaya baksın, cami etrafında birkaç kişi bulsun, irticanın bizimle ilgisi yok, onlarla uğraşsın dedi. Ancak MİT’in yeni yapısı eski Türkiye’yi andıran bir istihbarat anlayışına izin vermiyordu. Cemaat bu yüzden ilk günden bu yana Hakan Fidana alerji duyuyor.

  • Sizce 7 Şubat Operasyonu ile 17 Aralık Darbesi arasında bir bağlantı var mı?

    • 7 Şubat ile 17 Aralık Operasyonları aslında kardeş darbelerdir. İkisi aynıdır. Bir yanda MİT’in yeniden dizayn edilmesini önlemek ve Hakan Fidanı tasfiye etmek istediler. Diğer taraftan Türkiye’de ‘Yolsuzluk’ adlı bir oyun oynadılar. 7 Şubat’ta 'Vatan Hainliği’, 17 Aralık’ta ‘Yolsuzluk’ maskesi ile yargı operasyonu yapıldı. Sürekli yolsuzluktan bahsediyorlar. Bende onlara şunu sordum: Bunların hepsi aynı anda mı oluştu? Çeşitli zamanlarda olan olayları, neden o zaman takip etmediniz de bir bütün haline getirerek bugün sahneye koydunuz. Amaç açıkça iktidarı zayıflatmaktır.

  • Fethullah Gülen Hocanın ABD ile ne ilişkisi var?

    • Fethullah Gülen Hoca ABD’ye giderken bir yazı yazdım. Yazının ismi ‘Av Partisi’ idi. Geçmişte avlanmak isteyen asilzadelere karşı avlar gürültülerle önlerine sürülür. Burada da öyle oldu galiba, dedim. Fethullah Gülen Hocanın ABD ile ne ilişkisi var? Onu gönderen de Çevik Bir. Burada problem çözülmeliydi. ABD’ye gidince Fethullah Gülen sorununun büyüyeceği düşünülmeliydi. Ben eskiden beri böyle bir çatışma olacağım tahmin ediyordum. Şöyle bir tarif yaptım: Dünya üzerindeki büyük mücadelenin mey¬dan muharebesi Türkiye’de yapılacaktır. Bu çok açık bir Meydan Muharebesi’dir. Kim kazanırsa dengeler o yönde değişecektir. Bu savaşta Gülen Cemaatini destekleyen küresel güçler, bu nedenle Tayyip Beyi tasfiye etmek istiyorlar.

  • Gülen Cemaatinin küresel bağlantılarından bahsettiniz. Bunu biraz açar mısınız?

    • Gülen Cemaati dünya çapında bir organizasyondur. Buna bir renk vermek lazımdır. ABD kendi rengini veremeyeceği için İslam rengini verdi. Cemaatin hangi dünya gücü tarafından desteklendiğini çözmek lazım... Kendi başına bütün bu işleri yapmasına imkân yok. Ben şöyle düşünüyorum. Dünya üzerindeki çatışma ulus devletlerle küresel sermaye arasındadır. Hatta 11 Eylül’de uçaklar düştüğü zaman televizyonda da bunu söyledim; ‘Bu savaş başlamıştır’ dedim. Cemaatin küresel sermaye tarafından desteklendiğini düşünüyorum. Onun için tasfiyesi kolay değil, öteki tarafta Obama’nın temsil ettiği, Putin’in temsil ettiği daha sonra da Erdoğan’ın eklendiği ulus devletler var. Şimdi bu iki cephe savaşıyor.

  • Sizce bu savaşta bir uzlaşma olur mu? İktidarın geri adım atma ihtimali olabileceğini düşünüyor musunuz?

    • Aslında çözüm olur ama ben bunun olabileceğini zannetmiyorum. Sonuna kadar mücadele edecekler. Halk başarı kazananı reddetmez. Başbakan dindar değil mi? Halk, Cemaatin dindar bir Başbakan tarafından tasfiye edilmesinden rahatsızlık duymaz. Ben bu savaşta iktidarı başarıya daha yakın görüyorum. Ancak iktidar birtakım siyasi güçlerle birleşmek durumunda... CHP, Cemaat kanadına geçmiş gibi görünüyor. Şu anda istikameti belli olmayan MHP’dir. O da yerini tayin etse Türkiye’de hangi tarafın güçlü olduğunu söyleyebiliriz.

  • Çözüm öneriniz var mı?

    • Çözüm önerim şu: Cemaat şimdi dünya ölçeğindeki küresel bir hareketin siyasi simgesi haline geldi. Bundan kurtulmalıdır. Sadece Türkiye’yi düşünmelidir. Küresel sermayecilerle aynı politikayı izliyor. Gelsin Türkiye’yi ulus devlet olarak kurtarmaya çalışsın. Çevremizle ilgili ilişki kuralım. Benim Gülen Cemaatine bu krizden çıkış önerim budur.”

Erdoğan’ın Gülen’i Daveti

Hüseyin Gülerce:

Benim Gülenin sulh istemediğine dair ilk şüphem, Türkçe olimpiyatında Gülen’i Türkiye’ye davet etmesi karşısında Gülenin kayıtsızlığında oldu.[45]

14 Haziran 2012’de İstanbul’da Türk Telekom Arenada 10. Türkçe Olimpiyatları’nın kapanış töreni vardı. Başbakan Erdoğan törene davet edilmiş, ancak katılıp katılmayacağı kesinleşmemişti. Sayın Erdoğan törene eşi Emine Erdoğan ile birlikte katıldı, stada gelişi ile birlikte uzun süre ayakta alkışlandı. Erdoğan’a Türk diline katkılarından dolayı 10. Yıl Özel Ödülü verildi. Kürsüye gelen Erdoğan, alkıştan stadın yıkılacağı şu konuşmayı yaptı:[46]

“Gurbet, hasrettir. Hasretin bedeli çok ağırdır, faturası çok ağırdır. Biz gurbette olup şu vatan topraklarının hasreti içinde olanları aramızda görmek istiyoruz. Gurbet aynı zamanda garipliktir. Zaten anlamım yükleniyor. Onun için de biz garipliğe tahammül Diyoruz ki bu sıla hasreti artık bitmelidir, bitsin istiyoruz. “[47]

 

Dipnotlar:

[1]Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[2]Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[3]Paralel Yürüdük Biz Bu Yollarda. Ahmet Şık. Postacı:2014

[4]Paralel Yürüdük Biz Bu Yollarda. Ahmet Şık. Postacı:2014

[5]100 Soruda Erdoğan-Gülen Savaşı. Ruşen Çakır. Metis: 2014

[6]Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[7]Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[8]Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[9]Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[10]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[11]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[12]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[13]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[14]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[15]Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[16]Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[17]Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[18]Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[19]Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[20]Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[21]Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[22]Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[23]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[24]Paralel Yürüdük Biz Bu Yollarda. Ahmet Şık. Postacı:2014

[25]Paralel Yürüdük Biz Bu Yollarda. Ahmet Şık. Postacı:2014

[26]Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[27]Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[28]Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[29]Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[30]Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[31]100 Soruda Erdoğan-Gülen Savaşı. Ruşen Çakır. Metis: 2014

[32]100 Soruda Erdoğan-Gülen Savaşı. Ruşen Çakır. Metis: 2014

[33]100 Soruda Erdoğan-Gülen Savaşı. Ruşen Çakır. Metis: 2014

[34]100 Soruda Erdoğan-Gülen Savaşı. Ruşen Çakır. Metis: 2014

[35]100 Soruda Erdoğan-Gülen Savaşı. Ruşen Çakır. Metis: 2014

[36]100 Soruda Erdoğan-Gülen Savaşı. Ruşen Çakır. Metis: 2014

[37]Paralel Hat. İhsan Taşçı. Kırmızkedi: 2014

[38]Paralel Hat. İhsan Taşçı. Kırmızkedi: 2014

[39]Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[40]Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[41]Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[42]Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[43]Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[44]Kirli Hesaplar Çarşısı. Hüseyin Gülerce. Kahverengi:2016

[45]Kirli Hesaplar Çarşısı. Hüseyin Gülerce. Kahverengi:2016

[46]Kirli Hesaplar Çarşısı. Hüseyin Gülerce. Kahverengi:2016

[47]Kirli Hesaplar Çarşısı. Hüseyin Gülerce. Kahverengi:2016

Kültür Sayfası