2009-2011: One Minute'ten MİT Krizine

AK Parti – Cemaat Çatışmasının Temellerinin Atılması

Şamil Tayyar:

İngilizce yayın yapan “Today’s Zaman’ın yazarı ve Fatih üniversitesi Öğretim üyesi İhsan Yılmaz’ın 17 Aralık sürecinden önce yayımlanan makalesinde,… hükümet ve Cemaat arasındaki görüş ayrılıklarını özetlerken Cemaat’in uluslararası oyun kurucularla ilişkisini de deşifre etti.[1]

  • Çözüm Süreci iflas etmiştir ve bir an önce vazgeçilmelidir.

  • Türkiye’nin İran’la toleranslı ilişkileri terk edilmelidir.

  • İsrail’le sürdürülen gerilimli dış politika doğru değildir.

  • Amerika ile daha sağlıklı ilişkiler kurulmalıdır.             

İç Sebepler

Ahmet Şık:

Gülen Cemaati'ni eski vesayetin yerini almakla suçlayan Beki, "Bir görünmez devletin yerini yeni bir görünmez devletin alması için başlatılmadı herhalde bu mücadele. Anti- Ergenekon’un, Ergenekon'un yerine ikame edileceği öngörülmemişti bu süreç başlarken" diyecekti. Devletin yeni sahibi olma iddiasındaki bu iki güç odağının, hedef aldıklarını ortadan kaldırmakta kullan­dıkları kavramların birbirlerini suçlamanın aracı haline döndüğü garip bir süreç başlamıştı. Her ne kadar MİT Krizi denilen sivil darbe girişimiyle kamuoyunun gözler önüne serilse de, çatışma­nın bir geçmişi olduğu gazete köşelerinden kendini gösteriyordu.[2] 

Hanefi Avcı:

Tüm bunlara bakarak genel manzarayı zihnimizde tamamlarsak, aslında devlet için de ikinci devletçiğin artık oluşmaya başladığı aleni görülür.[3]

Başbakanın “ne istediler de vermedik” sözünün samimi ve doğru olduğuna eminim ama şu bilinmiyor, artık Cemaat arz eden, isteyen, talep eden, lütuf bekleyen ve alan değil her şeye sahip olmak isteyendir. “Ben her şey olayım, otorite olayını, veren, dağıtan olayım. Zaten ülkede her şeyi ben yapıyorum. Hükmet basit şeyler yapıyor” kanaatine varmış fark edilemeyen bu.[4]

En önemli işleri Cemaat yapıyor; Güneydoğu mücadelesi, polis ve OYM’dcki yargı mensuplarının arasında bulunan Cemaat mensuplarınca, Cemaat in politikasını uygun yönlendiriliyor.[5]

Ergenekon, Balyoz, Odatv, Casusluk vb. Silivri davaları nedeniyle derin yapılarla, militarizmle, askeri vesayetle mücadele Cemaat’in polis ve yargıdaki elemanlarınca yapılıyor. Hele de tam yetkili olup hükümetin yanlışlarım ortadan kaldırıp kendi politikalarını uygularlarsa her şey çok daha iyi olacaktır.[6]

En büyük adli idari davalarda, büyük holdinglerin davalarında, hükümet ve bakanlığın kararlan iptali Cemaat’in etkin olduğu yargı ve yüksek yargıda karara bağlanıyor ve burada Cemaat’in hakimiyeti her gün daha çok yükseliyor, tek güce dönüşüyor.[7]

Telefon dinlemeleri ile elde edilen toplumsal tüm bilgiler ve devletin arşivi Cemaat’in elinde ve denetiminde. Bilgi en büyük güçtür. Cemaat herkesin gizli sırlarına vakıf...

İstediğinde, suçu on günde bulup çıkarıyor ama Cemaat mensuplarının yaptığı işler hiç bir şekilde çözülmüyor. Başkaları çözmesin diye o dosyalar Cemaat’in polis ve savcılarına verilip engelleniyor.[8]

Toplumu ilgilendiren çok önemli işler artık Cemaat’in inisiyatifinde ve her şeyi onlar yapıyor, onlar karar veriyor. Böylesi güçlenmiş, her şeye muktedir olmuş bu Cemaat artık yalvarır, lütuf ister mi?[9]

 

Bugün bazılarının zannettiği gibi olay basit bir Cemaat-Hükümet kavgası ve seyirlik değildir.[9]

Ruşen Çakır:

MİT krizi AKP ile Gülen cemaati arasında yaşanan ilk sorun muydu? AKP ile Gülen cemaati ilişkisini yakından takip etmeyenlerin ve özellikle de AKP iktidarıyla büyümüş gençlerin bu soruyu “evet” diye cevapladıklarını sıklıkla duyuyoruz. Ancak yakın tarihimizi biraz incelediğimiz zaman AKP Hükümeti’yle Gülen cemaati arasındaki “kendiliğinden ittifak”ta ilk kez sorun yaşanmadığını görüyoruz. Bu noktada, Yeni Şafak yazarı Ali Bayramoğlu’nun “bardağı taşıran damla” tespitinden de yararlanarak şu soruya cevap arayalım: Bardağı taşıran damla MİT krizi ise, bardağı yavaş yavaş dolduran dam-lalar nelerdi?[10]

Bunun cevabını, ittifakın en başarılı olduğu yere, askeri vesayeti tasfiyeyi hedeflediği iddia edilen Ergenekon, Balyoz ve benzeri davalarda buluyoruz. Kimisi emekli, kimisi muvazzaf yüksek rütbeli bazı subayların soruşturmalara dahil edilmeleri ve/veya tutuklu yargılanmaları çerçevesinde yürütmeyle yargı arasında zaman zaman çıkan anlaşmazlıkları bu bağlamda değerlendirmek gerekir ki bunların en somut örneği İlker Başbuğ’un, devletin en tepesinden gelen itirazlara rağmen tutuklu olarak ve Yüce Divanda değil, Özel Yetkili Mahkeme ’de yargılanmasıdır. Ergenekon sürecinde de Balyoz davasındaki gibi yürütme-yargı anlaşmazlıklarının olduğunu biliyoruz. Prof. Türkân Saylan olayı da bunlara bir örnektir ama hükümeti en çok zorlayan gelişmenin Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutuklanmaları olduğu açıktır. Birçok AKP’li başından itibaren Şık ve Şener olayından ve buna bağlı olarak basılmamış kitapları toplatan ve gazetecileri yargı yoluyla susturmaya çalışan hükümet imajından son derece rahatsızdı. Bir süredir imaj konusunu artık eskisi kadar önemsemediklerini görüyoruz.[11]

Bardağı dolduran bir diğer damla ise Kürt sorununun nasıl çözülmesi gerektiği konusunda da her iki kanadın, kimi zaman mutlak bir şekilde ortak hareket ediyor görünseler de farklı görüşlere sahip olmasıdır. AKP ve Cemaat’in Kürt sorunundaki görüş ayrılıklarıyla ilgili söylenecek çok söz olduğunu belirtip bu konuyu sonraki bölümlere bırakalım.[12]

Ancak diğer sorumuza geçmeden önce MİT krizinin yaşanmasının tek nedeninin geçmişte yaşanmış fikir ayrılıkları olmadığını belirtmemizde fayda var. 7 Şubat günü yaşananların belki de en önemli nedeni geçmişten ziyade gelecekle ilgiliydi. 2007’den 2012’ye yaşanan onca gelişme sonucunda geriletilen askeri vesayetin yerini kimin dolduracağı kavgasıydı söz konusu kriz. Bilindiği gibi özellikle 2007 genel seçimlerinin ardından AKP Hükümeti, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni siyasetin dışına iterek güçsüzleştirmek için yargı üzerinden yürüyen bir dizi dava sürecini başlattı. Bu zorlu süreci başa-rılı bir şekilde sonlandırmak için başta Gülen cemaati olmak üzere bazı odaklarla stratejik işbirliklerine girdi. Bu plan büyük ölçüde başarıyla sonuçlandı. Fakat bu işbirliği ortak düşmanın tasfiyesinin ardından oluşan iktidar boşluğunu kimin daha fazla dolduracağıyla ilgili kıyasıya bir rekabet ve mücadele başlattı. İşte bu savaşın ilk cephesi 7 Şubat 2012 tarihinde yaşanan, kimilerine göre 7 Şubat müdahalesi kimilerine göre MİT kriziydi.[13]

2014 Mayıs ayı itibariyle MİT krizinin sonuçlandığını söylemek için henüz erken. Zira 7 Şubat 2012 ve sonrasında yaşananlar sadece yaklaşan savaşın ayak sesleriydi. Bir başka deyişle, Gülen cemaati AKP Hükümeti’ne karşı ilk aleni güç gösterisini bu hamlesiyle yapmış oldu. Burada “aleni” kelimesinin altını çizmekte yarar var çünkü Cemaat kapalı kapılar ardında ve/veya dolaylı yollarla MİT krizine nazaran ufak çapta güç gösterilerinde bulunmuştu. Örneğin Başbakan Erdoğan’ın sonradan sahiplenmesine rağmen Ahmet Şık ve Nedim Şener’in Oda TV davasından, Büşra Ersanlı ve Ragıp Zarakol’un KCK’dan tutuklanması, bitmek bilmeyen KCK operasyonları ve Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un terör örgütü liderliği suçlamasıyla tutuklanması ve ceza alması... Siyasi iktidar kanadının tüm bu saydığımız gelişmelere farklı tonlarda da olsa tepki göstermesine karşın, hükümetin süreçlere en ufak bir etkisi ol(a)mamıştır.[14]

Dış Sebepler

Şamil Tayyar:

Başbakan Erdoğan’ın İsrail Cumhurbaşkanı Perese “One Minute” çektiği Davos Zirvesine (29 Ocak 2009) kadar AK Parti ve Cemaat arasındaki ilişkiler normal seyrindeydi. Belki, Cemaat’in devleti ele geçirme iddiası zamanla anlaşılacaktı ama Davos a kadar Cemaat’in AK Parti iktidarına karşı “kafa tutan" siyasi bir çıkışı asla olmadı.[15]

 

Ruşen Çakır:

Bu kavga en az içeride kimin muktedir olacağı kadar, dış politikada da hangi politikaların izleneceğine dair bir kavgaydı. Zaten Cemaat ile hükümet arasındaki mücadele alanlarına baktığımızda Mavi Marmara olayım, İran ile ilişkileri, İsrail’e bakışı, Mısır’ı, Suriye’yi, El Kaide’yi görüyoruz. Bölgesel ve küresel sorunlardaki farklı bakış açıları bu kavganın çevresel sebeplerinden biri olmaktan ziyade temel bir sebebiydi.[16]

…son dönem Türkiye dış siyasetinde uygulanan politikalara ve kullanılan üsluba baktığımızda, dershanelerin kapatılmasıyla başlayan çatışma sürecinin temel motivasyonlarından birinin, dış siyasette ortak bir politika belirleyememe olduğunu anlıyoruz. … AKP Hükümeti ile Cemaat’i dış politikada birbirinden ayıran bir diğer neden de dünya denkleminde nerede, nasıl ve kimlerle durulması gerektiği fikrindeki farklılıklarıydı: “AKP Hükümeti ABD’nin gözünde çok önemli bir dost ve müttefik olarak kalmaya devam etseydi, Cemaat de bu hükümetin bekasını zora sokacak çatışmacı hamlelerden kaçınırdı.[17]

Ruşen Çakır:

AKP ve Gülen cemaati arasında dış politika konusunda sadece Mavi Marmara olayıyla sınırlı olmayan bir görüş farklılığı var. Bu farklılığın kökleri Milli Görüş dönemine dayanıyor. Aralarında kurulan ittifakın iyi günlerinde bu farklılık gözardı edildi ama tarafların bir iktidar mücadelesinin kaçınılmaz olduğunu fark etmesiyle birlikte söz konusu farklılıklar ittifakta sorun yaratmaya başladı. Mavi Marmara özelinde değerlendirdiğimizde Başbakan Erdoğan’ın ulusal konularda hissedilen otoriter tavrı ve kızgın üslubu dış politikaya da egemen olmaya başlayınca önce “one minute” olayı yaşandı, ardından hükümet İsrail’in onayı olmadan Gazze’ye yardım götürme girişimini açıkça destekledi, hatta organize etti. Buna karşılık Fethullah Gülen kendi geçmişiyle tutarlı bir şekilde ABD ve Avrupa’nın tepkisini çekmek istemediği için dış politikada egemen güce aleni bir şekilde savaş açma yaklaşımının karşısında tavır aldı. Lâkin bunu Gülen’in ABD’de yaşamasına bağlamak çok yüzeysel bir yaklaşım olacaktır. Zira ortada daha büyük bir denklem var. O da Gülen’in, işbirliğine daha uygun ve sürdürebilir bir partner olduğunu Batı’ya gösterme çabasıdır. Erdoğan'ın ise bu konuda tam tersi bir izlenim yarattığı ve her geçen gün Batı için iyi bir müttefik olmaktan çıkıp giderek bir yük olmaya başladığı aşikârdır.[18]

Hükümeti Devirmek İçin Çalışmaların Başlatılması

Şamil Tayyar:

… başbakanın Davos çıkışı, sadece Türkiye ve İsrail ilişkilerini, bölgesel dengeleri olumsuz etkilemekle kalmadı, aynı paralelde AK Parti ve Cemaat ilişkilerini de başka bir evreye geçirdi. Cemaat, ilk kez Davos sonrası hükümet aleyhinde telefon dinlemelerine, teknik takibe, belge toplamaya ve delil üretmeye başladı. [19]

1 Kasım 2009 günü İstanbul Emniyet Müdürlüğüne İş Adamı Rıza Sarrafın kara para akladığını ve yolsuzluk yaptığım iddia eden isimsiz, imzasız bir elektronik ihbar mektubu gönderildi. (Cemaat mensuplarının başvurduğu klasik bir metottur.) Bu İhbar mektubu üzerine mahkemeden dinleme kararlan alınarak teknik takip ve dinlemeleri başlattılar.[20]

Ergenekon ve Balyoz sürecinde derin devletle mücadele safında konumlanan Cemaat mensubu yargı ve emniyet mensupları, bu tarihten itibaren AK Partili kadroların faaliyetleriyle ilgili bilgi ve belge toplamaya başladılar.[21]

Dinlemeler

28 Aralık 2011 günü Erdoğan’ın Ankara Subayevleri’ndeki konutunda, bir gün sonra da resmî konutunda yapılan aramalarda böcek diye tabir edilen dinleme cihazları bulunmuştu. Ancak başbakanın kendisine TÜBİTAK mühendisleri tarafından geliştirildiği ileri sürülerek verilen kriptolu cep telefonlarının dinlendiğinden haberi yoktu. Ayrıca koruma görevini yürüten ekibinde çok sayıda Cemaat mensubu güvenlik görevlisi vardı. Bu nedenle günlük programına ilişkin her detay paralel havuza iletiliyordu.[22]

Çatışmanın İlk İşareti: Mavi Marmara – 31 Mayıs 2010

Ahmet Şık:

AKP ile Cemaat arasında daha sonra giderek sertle­şecek mücadelenin alenileştiği ilk olay kabul edebileceğimiz Mavi Marmara Katliamı sonrasında Erdoğan, İsrail'i devlet terörü yapmakla suçlamıştı. Fethullah Gülen ise ABD gazetesi Wall Street Journal'e yaptığı açıklamada, İsrail'le uzlaşılmamasını eleştirmiş ve AKP'nin yol verdiği İHH'nin İsrail'in onayı olmadan yola çık­masını otoriteye başkaldırı olarak nitelemişti. Gülen, "Gördüğüm şeyler hiç de hoş değildi. Çok çirkin şeylerdi. Organizatörün Gazze'ye yardım götürmeden önce İsrail'le uzlaşma yolunu seçmemeleri faydalı sonuçlar doğurmayacak şekilde otoriteye başkaldırmaktadır. İHH'nin politik bir amaç güdüp gütmediğini söylemek kolay değil" diyerek 9 ki­şiyi katleden İsrail'i koruyordu.[23]

Cemaat'in CHP Operasyonu- Baykal'a Kaset Komplosu - 6 Mayıs 2010

Deniz Baykal'a ait olduğu iddia edilen görüntüler, yayımlandı. Türk siyasi hayatına damga vuran kaset skandalının ardından Baykal, 10 Mayıs 2010'da düzenlediği basın toplantısında, olayın komplo olduğunu belirterek, 2002'den bu yana yürüttüğü genel başkanlık görevinden istifa ettiğini açıkladı. Kılıçdaroğlu, 22 Mayıs 2010'da Baykal'ın yerine, CHP Genel Başkanlığına seçildi.[42]

Bugün artık Baykal kasetinin Cemaat tarafından çekildiğine hiçbir tereddüt yok… Acaba yalnız Baykal’ın mı kaseti vardı? Hatırlanacağı üzere Baykal olayından önce yine bazı CHP yöneticilerinin kasetleri veya onların birtakım hoş olmayan görüntüleri internette yayınlanmıştı. Ne kadar CHP’linin görüntüsünün çekildiği, ne kadar CHP linin özel hayatına girildiği, ne kadarının şantaja tabi tutulduğu, ne kadarının halen saklandığını maalesef tam olarak bilmiyoruz. Ama şu bir gerçek ki sadece Baykal değil ya da bir veya iki kişinin değil çok sayıda CHP’linin kaseti olduğu artık sır değil. [40]

 

Operasyonun tarihi de oldukça dikkat edilmelidir. 4 ay sonra 12 Eylül Anayasa Referandumuna gidilmektedir.

ÖSYM Operasyonu

ÖSYM'nin organize ettiği 10-11 Temmuz 2010'da yapılan KPSS'den sonra ortalık karıştı. [24]

Şamil Tayyar:

Paralel Yapının hükümet aleyhine bilgi ve belge üretmeye başladığı, devlette kadrolaşma planını hızlandırdığı o süreçte, Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) merkezli büyük bir skandal yaşandı.[25]

Hüseyin Gülerce:

Belki de en önemlisi, şimdi yargıya intikal etmiş olan sınav sorularının çalınması konusu var. Sadece Ankara’da; 2010’daki KPS sorularının çalınmış olması değil. Neredeyse 2005’ten itibaren bütün sınavlarda soru çalınması söz konusu...[26]

Bakınız, 2010’daki sınavda 350 kişi, 120 sorunun 120’sini de yapmış. Bunların 250 tanesinin 150’si, şu andaki tespitlere göre dershane öğretmeni, 100 tanesi de Cemaatte okul öğretmeni. İddia bu. Bunun doğrulanması hâlinde bu toplum, kul hakkından dolayı ayağa kalkar mı, kalkmaz mı?[27]

2010 Halkoylaması ve HSYK’nın Ele Geçirilmesi

Ahmet Şık:

…derken Tür­kiye, aslında yargı mekanizmasını Cemaat'e teslim etme sürecini sağlayacak olan 12 Eylül 2010 halkoylamasına kilitlendi. 12 Eylül anayasasının kimi maddelerinde yapılacak torba yasa değişikliği ile özellikle yüksek yargıdaki Kemalist vesayetin tasfiyesi için alan açı­lacaktı. Zaten öyle de oldu. Ancak bir vesayet gitmiş diğeri gelmiş­ti. İşte bu halkoylaması öncesi Cemaat'in yayın organları Fethullah Gülen'in vaazları rehberliğinde 12 Eylül 2010'da yapılacak halkoylamasına çılgınlar gibi desteklerini açıklıyordu. Her devrin güleni Fethullah Gülen 1980'de desteklediği 12 Eylül cuntasının anayasa­sında yapılacak değişiklikleri öngören halkoylaması için cemaatine, "İmkân olsa mezardakileri bile kaldırarak o referandumda ‘evet’ oyu kul­landırmak lazım" diye telkinde bulunmuştu. [28]

AKP hükümeti, torba değişiklikleri de esas amaçlarım örtmekte kullanıyordu… Anayasanın kimi maddelerinde yapılacak düzenlemeler, "askeri vesayet rejiminin temellerinin atıldığı tüm darbelerle hesaplaşmanın önünü açacak bir demokratikleşme pa­keti" olarak sunuldu.[29]

12 Eylül günü yapılan halkoylamasında geçerli oyların yüz­de 58'inin evet çıkmasıyla yargı mekanizmasının kilit noktalarım Cemaat'e teslim etme süreci de başlamış oldu… Yargının asıl sahibi durumuna gelen Cemaat'in belirlediği düşman hedef­lerinin ortak olup olmadığı noktasından hareketle AKP hükümeti kimi davaları sahiplenirken, kısmen uyuştuğu ya da çeliştiği za­manlarda ise ya şerh koymayı ya da tamamen itiraz etmeyi tercih ediyordu. Örneğin Ergenekon ve Balyoz soruşturmaları zincirinde yer alanlar ile KCK davalarının bazılarında sanıkların kim olduğu­na, ulusal ve uluslararası tepkilere bakarak tam ya da kısmi destek veren hükümet, AKP'lilerin içinde bulunduğu en ciddi yolsuzluk soruşturmalarından birisi olan Deniz Feneri davası ile Fenerbahçe kulübünü hedef alan şike soruşturması, eski Genelkurmay Başka­nı İlker Başbuğ'un tutuklanması ve nihai hedefi Başbakan Erdoğan olan MİT soruşturmasına net biçimde itiraz etmişti.[30]

Şamil Tayyar:

Aradan geçen zaman, özellikle 17 Aralık süreci, Cemaat’in referanduma gösterdiği ilginin nedeninin, Türkiye’nin demokratikleşme kaygısından öte devlet içinde Ergenekon’dan boşalacak yere oturup yerleşme gayreti olduğunu gösterdi. Yeni anayasa onlar için tarihî bir fırsattı. Referandum sonrası Anayasa Mahkemesi ve özellikle HSYK’da güç merkezi oluşturdular.[31]

HSYK üyelikleri 7'den 22’ye çıktığı için aradaki derin boşluğu doldurmakta hiç zorlanmadılar. HSYK üzerinden Yargıtay, Danıştay ve yerel mahkemelerde Cemaat kendi iktidarını ilan etti.[32]

Hüseyin Gülerce:

2010 öncesi HSYK, vesayet sisteminin kalelerinden biriydi. 2010 Referandumunda HSYK’nın yapısının değiştirilmesi, vesayetin zayıflatılması adına en önemli maddelerden biriydi. Başta Başbakan Erdoğan, AK Parti bu konuya çok önem veriyordu.[33]

Türkiye’de demokratikleşme tarihinin en önemli kilometre taşlarından biri 12 Eylül 2010 referandumudur.Vesayet sisteminin bitirilmesi adına atılan siyasi ve toplumsal en önemli adımdır. Milletimizin huzurunun, refahının, kalkınmasının önündeki duvar yıkılmıştır. Hatta şunu bile söyleyebiliriz, eğer referandumda “Evet” çıkmasaydı, AK Parti hakkında bir kapatma davası açılacak, bu defa kesinlikle kapatılacaktı.[34]

12 Eylül 2010’daki referandumda yüzde 58 evet çıkınca yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda yeni bir dönemin başlayacağı umudu çok kuvvetliydi… Hükümetin, sahada destekçisi pek yoktu. Gülen Cemaati, biz yardımcı oluruz diye devreye girdi… Hükümet-Cemaat ortak bir liste yaptılar. Donemin Adalet Bakam Sadullah Erginin Başbakan Erdoğan’ı uyardığını ama Erdoğan’ın “Alnı secdeli arkadaşlar, onlardan zarar gelmez” dediğini biliyoruz. Sonuçta Paralel Yapı, 22 kişilik kurulda 13 kişilik bir kontrol sağladı.[35]

Bu kontrol, askeri darbelerden daha kuvvetliydi. Özel yetkili mahkemelere yapılan atamaları, bu HSYK’nın bir gecede 250 kişilik Yargıtay’a 161 üye atamasını hatırlayınız.[36]

Cemaat'in MHP'ye Operasyonu-10 Yöneticinin Kaseti- 21 Mayıs 2011

Türkiye 12 Haziran 2011'de yapılacak milletvekili genel seçimine hazırlanırken, bu kez MHP'lilerle ilgili kaset komplosu ortaya atıldı. MHP'de Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ekici'nin görüntüleri, 21 Mayıs 2011'de yayımlandı. MHP'li başka bazı milletvekillerine ait görüntülerin de daha sonra yayınlanacağı iddia edildi. 12 Haziran seçimine hazırlanan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, genel başkan yardımcıları ve milletvekillerinden oluşan ve "A Takımı" olarak nitelendirilen 10 yöneticisini kaybetti. [43]

Yine bir müddet sonra 10 MHP’li yöneticinin özel hayatlarına girilerek filmlerinin çekildiği, bilgilerinin toplandığı ve önce tehdit edilip sonra yayınlandığı; bunlardan bir kısmının istifa ettiği düşünüldüğünde, bunu yapanların da Cemaat olduğu bugün hiç tereddüde yer bırakmıyor.[41]

Seçimler Öncesi Hükümetten Talepler

Abdülkadir Selvi: 

2011 seçimlerine giderken ilginç bir şey oldu. Şimdi “Paralel yapı” dediğimiz, o zamanın “Gülen cemaati” AK Parti'den milletvekili olmak için harekete geçti. Gülen cemaatinin tarihinde ilk kez bu kadar yüksek oranda bir başvuru gerçekleşti. Sadece Gülen cemaatinden değil, ilk kez bir dini cemaatten bu kadar isim milletvekili adaylığı için başvuru yapılıyordu. Milletvekili aday adaylığı için 100'ü aşkın başvuru oldu. Hedef 70-75 milletvekilini seçilecek yerlerden listelere sokmaktı…

Erdoğan, Gülen cemaatinden 2011 seçimlerine giderken kuşkulanmıştı. AK Parti'ye çok sayıda milletvekili yerleştirerek, bir operasyona hazırlanıldığını fark etmişti. O nedenle Gülen'e haber gönderip, özellikle önereceği isim olup olmadığını sormuş, Pensilvanya'dan gelen iki ismi listelere yerleştirip, diğerlerini elemişti.

Yine de illerden seçilip gelenler oldu. Erdoğan-Gülen mücadelesi başlamadan önce AK Parti'nin milletvekili sayısı 327'ydi. Paralel yapı operasyonlarıyla birlikte istifalar birbiri ardına geldi. AK Parti'nin milletvekili sayısı 313'e indi.

 

Hanefi Avcı:

2011 yılı seçimleri öncesi Cemaat’in AKP’den çok miktarda kontejan istediği herkesin bildiği bir konu. Ancak bilinmeyen şey Cemaat’in ABD’de toplanan yöneticileri ve bazı adayları, hükümetin çıkaracağını tahmin ettikleri en yüksek milletvekili sayısını düşünüp ona göre, gerektiğinde hükümeti durduracak, toplu tavırla hükümete mecliste çoğunluğu kaybettirecek bir sayı tespit ederler ve 80 civarında milletvekilliği isterler. Çünkü 350 milletvekili çıkaracağı hesaplanır ama içlerinde biri bu durumu kaydederek AK Parti yetkililerine aktarır. Bunun üzerine anlaşma bozulur ve Cemaate çok az sayıda kontejan verilir.[37]

Hüseyin Gülerce:

“Bu meseleyi Erdoğan başlattı, dershaneleri kapatmaya kalktı” gerekçesi bir kandırmacadan ibarettir. Kaldı ki, çok önemli bir konu daha var. Tabana böyle Erdoğan aleyhinde konuşulurken, 12 Haziran 2011 Seçimlerinde seçilecek yerlerden aday gösterilmeleri için Erdoğan’a 50 kişilik bir liste veriliyor. Bunu da birkaç ay önce öğrendim. Bu listeyi Ekrem Dumanlı götürüyor ve yolda birkaç ismi değiştiriyor.[38]

Bunun doğruluğuna inanıyorum. Zira adayların belirlendiği günlerde yine konferans vermek üzere Muğla’ya gitmiştim. İl imamı arkadaş yanında gençten bir müteahhit ile benimle özel bir görüşme yaptı. Müteahhit Muğla’dan aday adayı olmuş. Fakat Erdoğan 1. Sıra için Fethiye’den Ali Boğa’yı düşünüyormuş. Ali Boğa’nın benim Mücadeleci arkadaşım olduğunu öğrenmişler. İlin imamı benden, Ali Boğa’yı ikna edip ikinci sırayı kabul etmesini rica etmemi istiyor. Nereden baksan ayıp, kaba, ukalaca ve siyasetten habersiz bir konuşma... Bana karşı büyük nezaketsizlik... Bana arkadaşıma kalleşlik yapmam teklif ediliyor. Üstelik de ortada Başbakanın talebi, iradesi var. Tam bir cinnet hali... Hocaefendi’den bir şey geldi mi sorgulaması yok, ölçüp biçilmesi yok.[39]

 

 

Dipnotlar

[1]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[2]Paralel Yürüdük Biz Bu Yollarda. Ahmet Şık. Postacı:2014

[3]Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[4]Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[5]Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[6]Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[7]Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[8]Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[9]Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[10]100 Soruda Erdoğan-Gülen Savaşı. Ruşen Çakır. Metis: 2014

[11]100 Soruda Erdoğan-Gülen Savaşı. Ruşen Çakır. Metis: 2014

[12]100 Soruda Erdoğan-Gülen Savaşı. Ruşen Çakır. Metis: 2014

[13]100 Soruda Erdoğan-Gülen Savaşı. Ruşen Çakır. Metis: 2014

[14]100 Soruda Erdoğan-Gülen Savaşı. Ruşen Çakır. Metis: 2014

[15]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[16]100 Soruda Erdoğan-Gülen Savaşı. Ruşen Çakır. Metis: 2014

[17]100 Soruda Erdoğan-Gülen Savaşı. Ruşen Çakır. Metis: 2014

[18]100 Soruda Erdoğan-Gülen Savaşı. Ruşen Çakır. Metis: 2014

[19]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[20]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[21]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[22]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[23]Paralel Yürüdük Biz Bu Yollarda. Ahmet Şık. Postacı:2014

[24]Paralel Yürüdük Biz Bu Yollarda. Ahmet Şık. Postacı:2014

[25]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[26]Kirli Hesaplar Çarşısı. Hüseyin Gülerce. Kahverengi:2016

[27]Kirli Hesaplar Çarşısı. Hüseyin Gülerce. Kahverengi:2016

[28]Paralel Yürüdük Biz Bu Yollarda. Ahmet Şık. Postacı:2014

[29]Paralel Yürüdük Biz Bu Yollarda. Ahmet Şık. Postacı:2014

[30]Paralel Yürüdük Biz Bu Yollarda. Ahmet Şık. Postacı:2014

[31]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[32]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[33]Kirli Hesaplar Çarşısı. Hüseyin Gülerce. Kahverengi:2016

[34]Kirli Hesaplar Çarşısı. Hüseyin Gülerce. Kahverengi:2016

[35]Kirli Hesaplar Çarşısı. Hüseyin Gülerce. Kahverengi:2016

[36]Kirli Hesaplar Çarşısı. Hüseyin Gülerce. Kahverengi:2016

[37]Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[38]Kirli Hesaplar Çarşısı. Hüseyin Gülerce. Kahverengi:2016

[39]Kirli Hesaplar Çarşısı. Hüseyin Gülerce. Kahverengi:2016

[40]Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[41]Cemaat'in İflası. Hanefi Avcı. Tekin: 2015

[42] http://aa.com.tr/tr/turkiye/fetonun-siyasetin-seyrini-degistiren-kaset-komplosu/634460

[43] http://aa.com.tr/tr/turkiye/fetonun-siyasetin-seyrini-degistiren-kaset-komplosu/634460

Kültür Sayfası