Anti Ergenekon: Asker Yapılanması

Latif Erdoğan

Başladığı günden itibaren en önemli kabul edilen alan askeri hizmetlerdir. Hem bu kuruma girecek öğrencilerin seçimi, hem de onların birer hizmet elemanı olarak varlıklarını sürdürmesi çok hassas bir konu olduğundan bu alandaki hizmet özel bir yapılanmayı da gerektirmiştir. Cemaat içinde bu çalışma alanı tamamen kapalı bir alan olarak kalmış; bir başkasının bu alanla ilgili bilgiye ulaşmasına veya pratiğe yanaşmasına asla izin ve fırsat verilmemiştir. Askeri hizmetlerle ilgili mahremiyet boyutu sadece bununla da sınırlı kalmamış, aynı alanda çalışanların da birbirini bilip tanımamasına ciddi özen gösterilmiştir. Bu mahremiyet disiplini, hem askeri cenahta hem de onlara hizmet veren siviller ayağında hep korunmuştur. Geneli bilme ise sadece Gülen’e özgü bir ayrıcalık olarak kalmıştır. Daha sonraki yıllarda bu hassasiyet o kadar artmıştır ki, bir askere bir sivil bakmış, her askeri talebe ve personel için, hizmet adına görüşmelerin yapılabileceği birer ev tahsis edilmiştir.[1]

Hüseyin Gülerce Anlatıyor:​[23]

Bana yaptıkları ziyaret, Ocak 2014 ile 30 Mart 2014 arasında bir tarih...Yeşil’in, beni ikna etmek için söylediği en çarpıcı ifadeleri ile başlayayım.

  • “Erdoğan zaten 30 Mart Seçimlerini göremeyecek” dedi.

  • Bir anda şaşkınlık yaşıyorum. Düşünüyorum, Erdoğan Başbakan. Hasta değil. Yeşil’e soruyorum: “Neden göremeyecek?”

  • Cevabı, kanımı donduruyor: “Çünkü ya akıl hastanesine kapatılacak ya da intihar edecek..."

  • Bu defa ben; “Mustafa Bey, Erdoğan imam hatip mezunu, namazlı niyazlı bir insan, hayatı ortada bir mümin... Hiç intihar eder mi? Neden intihar etsin?”

  • Yeşil cevap veriyor: “Kasetleri var...”

  • Ben yine hayretle soruyorum: “Ne Kaseti, sen ne diyorsun?”

  • Yeşil devam ediyor: “Evinin bodrum katındaki paralarla ilgili kayıt var...”

  • Ben hayretler içinde, “Başbakanın evinin içinde kim böyle bir kayıt yapabilir?” diyorum.

  • Yeşil, benim ilk defa duyacağım sözleri söylüyor: “Koruma polisleri çekiyor...” Ve ekliyor: “Başbakanın 40 koruma polisinin 25’i bizim arkadaşımız...”

  • Benim nutkum tutuluyor. Tamam, bir yolunu bulup Hizmetten polisleri koruma polisi olarak Başbakanın yanına yerleştirmiş olabilirler. Ama devletin polisi, Başbakanı kaydetmekle nasıl görevlendirilir?

  • Ben hayretler içerisinde kalınca, yapılanın doğru olduğuna beni ikna etmek için Mustafa Yeşil devam etti: “Ağabey, Hocaefendi Erdoğan’ın yüz tane ihanetini tespit etti...”

  • Ben bu koruma polislerinin kayıt yapma işine takıldım. Yeşile; “Emniyet, yargı, bürokrasi buralarda olmak için neden böylesine bir gayret var, ben burayı anlayamıyorum” dedim.

  • Yeşil bu konuda da beni ikna etmek için açıldı da açıldı: “Hocaefendi diyor ki; Eğitim, diyalog, gazete, televizyon, vakıf, okullar, dershaneler, evler bunların hepsi kolun üzerindeki koruma sargısı gibidir. Kol, devlet kurumlandır. Önemli olan koldur, kolun korunması gerekir...”

  • Ben soruyorum, hani gönüllerin fethi önemliydi, bu kurumlar neden onun önüne geçiyor?

  • Yeşil’den cevap: “Hocaefendi diyor ki, bulunduğumuz coğrafyada ayakta kalmak ancak buralara sahip olmakla mümkündür...”

 

Yeşil’le Aytav’ın bu ziyareti benim Hizmet dünyamı yıktı geçti. Senelerdir, yazıyor, konuşuyor, kendimizce Hizmet ediyorduk. Meğer hep kolu korumak içinmiş.

Ben Yeşil ile Aytav’ın bu ziyaretini ve aramızda geçen konuşmaları Yalova’da sadece bir kişiye anlattım. O da ailece onun evine oturmaya gittiğimizde oldu. Dertleşme zemininde bir sohbetti. Meğer Mustafa Yeşile anlattıklarımı yetiştirmiş. Bu arkadaşların böyle bir yapısı varmış meğer. Onlarla kendileri olarak konuşamazsınız. Adeta bir casus gibi davranıyorlar. Vicdanlarını da şöyle tatmin ediyorlar: Hizmet her şeyden önemli, Hüseyin Ağabeyin anlattıklarını Mustafa Ağabeye aktarırsam Hizmet açısından faydalı olabilir...

Yeşile aktarıldığını nereden anladım? Yalova’ya kahvaltıya gelişlerinden 4-5 ay kadar sonra Mustafa Yeşil ve Erkam Tufan Aytav benimle görüşmek istediler. Artık Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’ndan, Zaman Gazetesinden istifa etmiştim. Bir Pazar günü Beyaz TV’deki Ortak Akıl Programımdan Yalova’ya dönüş yolunda Pendik Feribot İskelesinde kendilerine randevu verdim. Bir saate yakın görüştük.

Bu defa ikna konusunda kendileri devreden çıkıyor, beni Hocaefendi’nin özlediğini, “Hüseyin Bey gelseydi, görüşseydik” dediğini aktardılar. Söze de, eşimin geçirdiği ameliyat dolayısıyla Hocaefendi’nin geçmiş olsun dileklerini ileterek başladılar. “Bizim yapabileceğimiz bir şey var mı?” dediler.

Ben, “Görüşmekten kaçınmam, Pensilvanya’ya gidebilirim. Ancak beni dinlemek istemez” dedim. “Yapılan yanlışları anlatmam için, özeleştiri yapmam için beni davet etmiyor. Bana kendi haklılığını, doğru yaptığını anlatacak. Son bir defa beni ikna etmeye çalışacak. Benim gelmemin hiçbir faydası olmayacak. Onun için bu daveti kabul etmiyorum” dedim.

Tam kalkıp gidiyorlardı ki, Mustafa Yeşil, “O kol meselesinde bir yanlış anlama olmuş. Kol, Silahlı Kuvvetler...” demesin mi?

Yalova’da konuştuğum kişi demek aktarmış. Yanlış anlama dediği de, ben emniyet, yargı, bürokrasi olarak anlamıştım. Yeşil; “sadece TSK” diyor.

1980’ler

TSK’ya Nasıl Sızıldı?

TSK'ya sızma girişimlerinde ilk hedef "Personel Şube’ydi. Personel Şube ile beraber "Ölçme-Değerlendirme Şubesi" de Cemaat'in ilk yuvalandığı bölümdür. Her şeyden önce buralar geri hizmetten sayılır. Zahmetli, meşakkatli değildir. Fazla göze batmaz ama stratejiktir. Personelin şahsi dostlarıyla ilgili bilgiden tutun da, yazışmaların tamamı buradan geçer. Burası ana damarı besleyen kılcal damarlara benzer. "Kılcal damarlara kadar girme" işinin başlangıcı Personel Şube'dir. Ölçme ve Değerlendirme ise askeri okul ve eğitim birliklerinde sınav sorularının hazırlanıp okunduğu, notların verildiği bölümdür. Kimi aktif subayların "angarya" olarak gördüğü, gerçekte ise binlerinin kaderinin belirlendiği alandır...[2]

Cemaat elemanları gerek karakteristik yapıları gerekse yetişme biçimlerinden dolayı yıllarca muharip sınıfları tercih etmemişlerdir. Topçu, tankçı, piyade, jandarma gibi arazi ve çatışma risklerinin bulunduğu zor görevler yerine karargâh içinde masa başında kalmışlardır. Hem de ne kalış... Tayin ve atamaların başında bulunan öyle personel sınıfı subay ve astsubaylar vardır ki, 10-15 yıl aynı bölümde şark ve garp görevi yapmadan çöreklenmiştir.[3]

 

1986 yılında askeri liselere giriş sınavlarının soruları Personel ve Ölçme-Değerlendirme şubelerinde bulunan köstebeklerin yardımlarıyla ele geçmiştir. Kara Kuvvetlerine bağlı Kuleli, Maltepe ve Işıklar Askeri Liselerinin sınavlarına girecek yüz bine yakın öğrenci gece gündüz ter dökerken, Cemaat'in evlerindeki şakirtlere Türkçe sorularının tamamı verilmiştir. Matematikten ağırlıklı müfredatla eğitim gören bu okullarda 1986 yılında sınava giren öğrenciler Türkçe sorularının çok zor olduğundan yakınmışlar. Bu tarihte toplamda 450 öğrenci alan Kuleli'ye 300'e yakın Cemaat talebesinin yerleştirildiği tahmin ediliyor. Maltepe ve Işıklar ile bu sayının 300'e vardığı söylenebilir.[4]

Kuleli'ye girenlerin 300 tanesinin Türkçe sorularını tam yapması dönemin yöneticilerinin de dikkatini çekmiştir. Soruşturma açılır, ancak elde belge yoktur. Eğitim dönemi başlamıştır. Okullara giren askeri öğrenciler için tahkikatı MİT ve Emniyet yapmaktadır. Zira askerin terör bölgeleri dışında istihbarat örgütü yoktur. MİT kendisine gelen araştırma isteğini genellikle Emniyet'e havale eder. Emniyet'in polisleri de malum... Mahalle karakolları sadece ikamet adreslerini tespit edip GBT denilen "gizli bilgi toplama" biriminde kayıtları olup olmadığına bakıp rapor yazar. Askeri okulların İstihbarat ve İstihbarat Karşı Koyma birimlerine özel şikâyet ve ihbar gelmediği sürece detaylı araştırma yapma alışkanlığı da söz konusu değildir. Gerçi Kuleli'ye kayıt yaptıran birkaç öğrenci için memleketlerinden ihbar mektubu gelmiş, hatta ilk etapta 10 öğrenci uzaklaştırılmıştır ama yöneticiler böylesine büyük çaplı soru çalma işine kulak asmamıştır.[5]

Kuleli Askeri Lisesi'ne Cemaat Nasıl Sızdı?

"O yıl (1985-1986 öğretim dönemi), Kuleli'de 450 öğrenci hazırlık sınıfındaydı. Biz yirmi beşer kişilik sınıflarda okuyorduk ve her sınıfa 'takım' deniliyordu. İrticai faaliyetlere karışan ve faaliyetlerini gizleyen öğrenciler okuldan atıldıktan sonra, katıldığı faaliyetleri itiraf etmesi neticesinde okulda kalmış olan Afyonlu Şahabettin A... isimli arkadaşımız, bizlere katılmıyor, hep yalnız dolaşıyordu. Biraz acıma, biraz onu kazanma duygusuyla Şahabettin'e hep sıcak ve samimi yaklaştım. Hepimiz yanlışlıkla o cemaatlere karışmış  olabilirdik[6]

Bir gün Şahabettin A...bana, 'Okuldan atılmadığıma sevinemiyorum, bir türlü kendimi toparlayamıyorum; ben, bu okula hak ederek girmedim, başkalarının hakkını yedim' dedi.[7]

'Niçin, nasıl?' diye sordum. Şahabettin, 'Biz, bu okulun sınavlarına Cemaat tarafından özel olarak hazırlandık. Bu hazırlık sırasında, bize sorulan sorular ve çözülen problemlerin tamamı, sınavlarda çıktı. Benim anladığıma göre, soruların yüzde 70'i, 80'i önceden elde edilmiş. Ben, bu yüzden kendimi bir başkasının hakkını yemiş kişi gibi görüyorum ve dolayısıyla vicdanen rahatsızım, huzursuzum' dedi."[8]

Hava ve Deniz Harp Okuluna Sızma

2007'nin Haziran ayında Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nın İstanbul'daki bir birliğinde görevli bir yarbay, arkadaş ortamında, "Bu bir itiraftır, bir gerçektir" dedikten sonra şöyle devam etti: "Biz 1984-1985 yıllarında Çamlıca'ya gruplar halinde gidip, Cemaat'in sohbet toplantılarına katılırdık. Bizi çok önemsediğinden, bizzat Fethullah Gülen ders verirdi. Hava Harp Okulu öğrencileri cumartesi günleri 25-30 kişilik bir grup halinde sivil kıyafetlerle, tek tek Cemaat Karargahı'na giderdik Pazar günleri de Deniz Harp Okulu öğrencilerinin gittiğini biliyorum. Bizim grubumuzdan bazı arkadaşlar deşifre oldu,  okuldan atıldı; bazıları da  benim  gibi o gruptan uzaklaştı; bir kısım arkadaşlarımızın da halen Cemaat bağlılığına devam ettiklerini düşünüyorum."[9]

Hepimiz donup kalmıştık. Hava ve Deniz Harp Okullarına 1984 yılında sızılmış olmasını doğrusu hayal bile edemezdim.[10]

Askeri Okullarda Tasfiye

1987 yılında Maltepe Askeri Lisesi'nde Cemaat evlerine gittiği belirlenen öğrencilerle ilgili bir operasyon yapılır. Hazırlık sınıfı öğrencilerinin, yani çalınan sorularla kayıt yaptıranların çoğunlukta olduğu toplam 60 öğrencinin okulla ilişiği kesilir.[11]

Maltepe Operasyonu Kuleli ve Işıklar'ı da harekete geçirir. Öğrencilerin mezun olduğu ortaokullar ve gittikleri dershaneler incelemeye alınır. Rehberlik servisi öğretmenleri ve istihbarat subayları tarafından hazırlanan anket sorularını cevaplandıran öğrencilerin bazıları dikkatsizce samimi cevaplar verir. Üç okulda toplam 800 öğrenci tespit edilir. İkinci, üçüncü soruşturmalar sonucunda 60'ı Maltepe'den toplam 150 öğrencinin ilişiği kesilir. [12]

 

1990’lar

Tansu Çiller'in Harp Okulu ricası

15 Ekim 1995 - Strateji Grubu'nun Gündem dergisi:[13]

"Son dönemde ordunun darbe hazırlığı içinde olduğunu açıklayan Fethullah Gülen'in, Kara Harp Okulu'nda faaliyet gösteren çok sayıda 'müridinin' gördükleri 'üst düzey' himaye nedeniyle haklarında bir şey yapılmadığı ortaya çıktı. Gündem'in elde ettiği bilgilere göre bazı öğrencilerin 'ekonomik durumlarındaki olağanüstü iyileşme' ve izinli oldukları hafta sonları evlere kapanmaları 'Kara Harp Okulu Disiplin Kurulu'nun dikkatini çekti. Yapılan araştırmalarda, bu öğrencilerin 'vakıf' adı verilen yerlerde hocalar liderliğinde toplu olarak Fethullah Gülen'in konuşmalarını içeren videobantları izledikleri ve Risale-i Nur üzerinde çalıştıkları saptandı. Disiplin kurulu, sayılan 200'ü bulan ve 'kendini belli etmeden mezun olup ordunun kilit noktalarına yerleşmeyi' hedef olarak belirleyen Fethullah Gülen müritlerine yönelik bir 'arındırma' operasyonu başlattı.  Operasyonu genişleten okul yönetimi, temmuz ayında, büyük bir bölümü Fethullah Gülen'in denetimindeki Akyazılılar Vakfı yurt ve dershanelerinde eğitim görmüş diğer müritleri de okuldan atma hazırlıkları yaparken haklarında istihbarat çalışması yapılan öğrencilerin adlarının bulunduğu isim listesi, 'bilinmeyen kişiler' tarafından öğrencilerin dolaplarına bırakıldı."[14]

O tarihte Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Tansu Çiller ve Milli Savunma Bakanı Vefa Tanır, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, Kara Kuvvetleri Komutanı ise Orgeneral Hikmet Bayar'dı... Peki Kara Harp Okulu Komutanı kimdi? Tuğgeneral Yaşar Büyükanıt...[15]

1995 yılında patlak veren "Kara Harp Okulu"ndaki "Fethullahçı örgütlenme" sıradan bir olay değildi... Gazeteler Kara Harp Okulu'nda 90 Fethullahçı öğrencinin adlarını yayımlıyor, Başbakan Tansu Çiller'in "Askeri öğrenciler okuldan atılmasın" diye Büyükanıt Paşa'yı telefonla arayıp "ricada bulunduğunu" haber veriyordu.[16]

O tarihte bir subay, iki astsubay, sekizi Kara Harp Okulu, 16'sı astsubay okulu öğrencisi, 300 de uzman çavuşun TSK'den atıldı.[17]

2000’ler

Askeri okullarda Karşı Tasfiyelerin Başlaması

2007 yılında dışarıdan sadece bayan öğrenci alımı yapılmış, Harbiye, öğrenci ihtiyacını esas olarak askeri liselerden sağlamıştır. Bu durum 2009 yılında tersine dönmeye başlamıştır. Bu yıldan itibaren askeri okuldan mezun birçok öğrenci ayrılmaya zorlanır ve atılırken, sivil lise kaynaklı öğrenci alımları büyük oranda artmıştır.[18]

2009 yılında askeri liselerden mezun olan öğrencilerin Harp Okulları'ndaki intibak sürecine bakmak gerekir. Harbiye intibak kampından sonra, 9 Ekim 2009 tarihinde, Vatan gazetesinde, "Şoku Gören Kaçtı Harbiye Sivile Kaldı" başlıklı bir haber yapılmış. İlk kez, Kara Harp Okulu'nun askeri öğrencilerin yüzde 70'ini askeri liseler yerine sivil liselerden alması merak konusu olmuş, fakat bir cevap bulunamamış. 2006 ve 2007 yıllarında sadece dışarıdan bayan öğrenci alımı yapan Harbiye'de yaşanan bu sert değişim, askeri okulların dönüşümünde önemli bir noktadır. 2009 yılında, askeri liselerden mezun olan öğrencilerin yarıya yakını, kampta gördüğü mobbing sebebiyle ayrılmak zorunda kalmıştır. 2010, 2011 ve 2012 intibak kampı süreçleri de benzer bir biçimde gerçekleşmiştir. Bu yıllarda yaklaşık 2000 subay adayı ayrılmak zorunda bırakılmıştır, İntibak kampı sürecindeki mobbing'e dayanan bazı öğrenciler ise birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü sınıflarda, mezun olama- dan istifa etmek zorunda bırakılmıştır.[19]

İntibak kampında ayrılmak zorunda bırakılmış öğrencilere göre: "Hepimiz askeri liselerden başarıyla mezun olduk. Okuyan, araştıran ve düşünen öğrencilerdik. Bir o kadar dayanıklıydık da. Kampta bize yapılan insanlık dışı hareketleri, çöpten yedirilen yemekleri, içirilen çamurlu suları ve sürekli ayrılmamız içir edilen küfürleri, önceleri, bizi güçlendirmek için yapılıyor sanmıştık. Sonra gördük ki askeri liseden beraber mezun olduğumuz arkadaşlarımızdan bir bölümü ve sivil liselerden aramıza katılan öğrenciler çok rahat, bu sert hareketlere maruz kalmadan el üstünde devam ediyor.  [20]

Tazminatların kaldırılması

Ayrılmak zorunda bırakılmış öğrencilerin ifadelerine bakıldığında, 2005 yılı itibariyle, devrelerin yarısına yakınının Işık Evleri'yle irtibatlı bir şekilde askeri liselere girdiği öğrenilmektedir. Askeri lisede verilen eğitimle Cemaat'e karşı gelip onların kucağından kurtulan öğrenciler de aynı şekilde Harp Okulu intibak kamplarında cezalandırılmış ve ayrılmak zorunda bırakılmıştır. Hizmetlerine devam eden askeri lise kaynaklı öğrenciler ise aynı sivil kaynaklı öğrenciler gibi el üstünde tutularak okutulmuştur.[21]

Gerçekten de askeri okullarda 2009 ve sonrasında Gülen Cemaati'ne mensup subaylarca kurulan "şok mangalarında, kendilerinden olmayan subay adaylarına yapılan fiziki ve ruhsal işkenceler sistematik hale gelmiş, mobbing faaliyetleri artırılmıştır. Bu durum 2009 ve sonraki yıllarda ayrılan ve atılan askeri öğrenci sayısında gözle görülür bir artışa neden olmuştur.[22]

 

 

Dipnotlar

[1]Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[2]İmamların Öcü. Yavuz Selim Demirağ. Kırmızı Kedi: 2015

[3]İmamların Öcü. Yavuz Selim Demirağ. Kırmızı Kedi: 2015

[4]İmamların Öcü. Yavuz Selim Demirağ. Kırmızı Kedi: 2015

[5]İmamların Öcü. Yavuz Selim Demirağ. Kırmızı Kedi: 2015

[6]İn. Sabri Uzun. Kırmızı Kedi: 2014

[7]İn. Sabri Uzun. Kırmızı Kedi: 2014

[8]İn. Sabri Uzun. Kırmızı Kedi: 2014

[9]İn. Sabri Uzun. Kırmızı Kedi: 2014

[10]İn. Sabri Uzun. Kırmızı Kedi: 2014

[11]İmamların Öcü. Yavuz Selim Demirağ. Kırmızı Kedi: 2015

[12]İmamların Öcü. Yavuz Selim Demirağ. Kırmızı Kedi: 2015

[13]İmamların Öcü. Yavuz Selim Demirağ. Kırmızı Kedi: 2015

[14]İmamların Öcü. Yavuz Selim Demirağ. Kırmızı Kedi: 2015

[15]İmamların Öcü. Yavuz Selim Demirağ. Kırmızı Kedi: 2015

[16]İmamların Öcü. Yavuz Selim Demirağ. Kırmızı Kedi: 2015

[17]İmamların Öcü. Yavuz Selim Demirağ. Kırmızı Kedi: 2015

[18]İmamların Öcü. Yavuz Selim Demirağ. Kırmızı Kedi: 2015

[19]İmamların Öcü. Yavuz Selim Demirağ. Kırmızı Kedi: 2015

[20]İmamların Öcü. Yavuz Selim Demirağ. Kırmızı Kedi: 2015

[21]İmamların Öcü. Yavuz Selim Demirağ. Kırmızı Kedi: 2015

[22]İmamların Öcü. Yavuz Selim Demirağ. Kırmızı Kedi: 2015

[23] Kirli Hesaplar Çarşısı. Hüseyin Gülerce. Kahverengi:2016

Kültür Sayfası