2002-2006: Tayyip Erdoğan Hükümeti

ve Karargah'ın Direnci

Başbakan Erdoğan - 14 Mart 2003

Tayyip Erdoğan’ın 9 Mart’taki Siirt seçimlerinde milletvekili seçilmesi üzerine Abdullah Gül başkanlığındaki 58. hükümet 11 Mart’ta istifa etti. Erdoğan başkanlığındaki hükümet 14 Martta kuruldu, güven oylaması ise 23 Mart’ta gerçekleşti. Gül ise yeni hükümette Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak görev aldı.[1]

Balyoz Darbe Planı

Kendi aralarında “bir şeyler” yapan paşalar – 27 Şubat

Alper Görmüş:

Ağustos 2003’te Deniz Kuvvetleri Komutanlığı görevini devraldıktan iki gün sonra günlüğüne, “Anlaşılan bundan sonra Bahriye işlerine daha az zaman ayırıp siyasi gelişmeleri takip etmek zorundayız” diye yazacak olan Orgeneral Özden Örnek, 27 Şubat 2003’te, henüz Donanma komutanıyken de şu notu düşmüştü: [2]

“27 Şubat günü sabahleyin Genkur. denetlemesi için bölgeye gelen Tümg. Can Teller beni ziyarete geldi. Oldukça ilginç bir görüşme yaptık. Önceleri konuşmada çekingendi ama kendisini cesaretlendirdim ve konuşmaya başladı.  Genelkurmay Başkanı'nın şahsına karşı bir tepki olduğunu, dinci kesimlere kendisine yaraşır bir şekilde tepki vermediği gibi adeta onlarla işbirliği yaptığını ve Çetin Doğan Paşa ile Hurşit Tolon Paşa'nın bu konulardan çok rahatsız olduklarını ve kendi aralarında bir şeyler yaptıklarını, benim de onlarla görüşmemi ima etti. Bir tümgeneralin böyle konuşması beni şaşırttı.”[3]

O ziyaretten birkaç gün sonra, İstanbul’da Birinci Ordu’da meşhur “plan semineri” gerçekleştirilecek ve AK Parti’nin iktidardan nasıl uzaklaştırılacağı tartışılacaktı.[4]

Çetin Doğan Balyoz Planı’nı Hazırlıyor- 3 Kasım 2002

Şamil Tayyar:

Hazırlıklarına, AK Parti’nin iktidar yolculuğuna başladığı 3 Kasım 2002 seçimlerinden hemen sonra henüz güvenoyu almadan başlandı. Balyoz süreci, Birinci Ordu Komutanlığının Türk-Yunan sınırında askerî güç dengesini incelemek üzere icra edilecek bir plan semineri hazırlamasıyla ete kemiğe büründü.[5]

Birinci Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan, seminer planına, dış tertip senaryosuna ek olarak, içinde bölücü ve şeriatçı grupların kalkışmasının da yer aldığı bir iç tehdit senaryosunu gerçek şahıs ve kurum isimleriyle birlikte ekleyince kriz çıktı.[6]

Balyoz Planı Tepki Çekiyor ve Reddediliyor - 12 Aralık 2002

Şamil Tayyar:

Çetin Doğan ihtiyatlıydı. Ekli seminer planını Kara Kuvvetleri Komutanlığına göndererek “onay” istedi, sorun olmayacağını düşünüyordu.[7]

12 Aralık 2002 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığına ulaşan yazıya, o tarihte kara kuvvetleri komutanı olan Aytaç Yalman, tepki gösterdi, karargâhtaki Kurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'a Birinci Ordu'nun önerdiği iç tehdit senaryosunun seminerde görüşülmemesi talimatını verdi.[8]

Bu talimat, 3 Ocak 2003 tarihinde Kurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ’un imzasıyla Birinci Ordu Komutanlığına gönderildi.[9]

Reddedilmesine Rağmen Çetin Doğan Planı Sunuyor

Şamil Tayyar:

Orgeneral Çetin Doğan, aldığı emre rağmen, iç tehdit senaryosunu görüşmek konusunda ısrar etti. 31 Ocak 2002 tarihinde iç tehdit senaryosunu da içeren senaryonun uygulama emrini hem maiyetindeki birliklere hem Ankara’daki Kara Kuvvetleri Komutanlığına gönderdi.[10]

Yalman, iddiasına göre; talimatına rağmen Birinci Ordu Komutanlığının karşı yönde gönderdiği yazıdan gecikmeli olarak haberdar oldu ve bundan dolayı Kurmay Başkanı İlker Başbuğu suçladı. Yalman, Başbuğ bana önceden haber verseydi bugün Balyoz yargılamaları olmazdı.” dedi.[11]

Balyoz Semineri - 4 Mart

İddianameye göre, 4-7 Mart 2003 tarihleri arasında 1. Ordu Komutanlığı’ndaki gizlilik derecesinde 162 kişinin katıldığı seminerle son şekli verilen Balyoz darbe planı, 12 Eylül Bayrak Harekâtı kopya edilerek hazırlandı.[12]

Bu plan semineri, çerçevesini kara kuvvetleri komutanının belirlediği bir plan semineri değildir. Gerçek şahıs ve kurum isimleriyle şekillendirilen seminerin, askeri literatürde bir darbe hazırlığı olduğu herkesin malumudur.[13]

5 aşamadan oluşan plan şöyleydi: [14]

  • Birinci aşama istihbarat faaliyetlerinin yer aldığı ve tamamlanmış olan aşamadır.

  • İkinci aşama askeri müdahale için zemin hazırlama süreci olduğu öne sürülmektedir. İddianamede şöyle deniliyor: "Yapılanma içerisinde yer alan bazı jandarma görevlileri tarafından hazırlanan 'Sakal' ve 'Çarşaf' isimli eylem planlarıyla kargaşa yaratma planlandığı, 'Oraj' ve 'Suga' isimli planlarla hava sahası ve kıta sahanlığı konularında Yunanistan'ın taciz edilerek iki ülke ilişkilerinin gerilmesinin öngörüldüğü (anlaşılmıştır.) Böylece öncelikle 1'inci Ordu merkezli İstanbul ve çevre illerde sıkıyönetim ilan edilmesini amaçladığı (...) tespit edilmiştir.

  • Üçüncü aşama askeri müdahalenin fiilen ilan edildiği aşamadır.

  • Dördüncü aşama yürütme görevinin 'Milli Mutabakat Hükümeti'ne tarafından devralmasıdır.

  • Beşinci ve son aşama ise yürütmenin tekrar sivil yönetime devredilmesi için 'seçime' gidilmesidir.

 

İsmet Berkan:

1. Ordu karargâhında geniş katılımlı bir ‘plan semineri’ yapıldı. Seminerin konusu aslında dış tehditti. Hatta adıyla söyleyelim, Yunanistan’la çıkacak olası bir savaşa ilişkin bir senaryo konuşulacaktı. Dönemin 1. Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan, Kara Kuvvetleri Komutanlığının açık seçik bir emirle yasaklamasına rağmen ‘iç tehdit’ senaryolarını da seminerin bir parçası yapmıştı. Ve bu iç tehdit senaryosunda konuşulan şeyler dehşet vericiydi.[15]

Siyasi Gelişmeler

Kıbrıs Görüşmeleri - Mart

AK Parti iktidarı, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın hazırladığı Kıbrıs’ta yeni çözüm planını kucağında buldu. Annan Planı, 11 Kasım 2002 günü açıklandı.Gül hükümeti, iş başı yaptıktan sonra plana sahip çıkarak Kıbrıs’ta referandum sürecini hızlandırdı. Ancak hükümetin Annan Planı’nı sahiplenmesi, TSK komuta kademesinde rahatsızlığa yol açtı. Kıbrıs, sivil iktidar-asker ilişkilerinde o dönemin en hararetli konusu oldu.[16]

İsmet Berkan:

Adada tarafları planı görüşmek ve diplomatik pazarlıkları başlatmak üzere 2003 Mart ayında Lahey’e davet etti BM Genel Sekreteri.[17]

Rauf Denktaş artık hastaneden çıkmıştı. Ankara’da bir dizi görüşme yapıldı. Bunların en kritiği Çankaya Köşkü’nde Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer başkanlığında yapılmıştı. Denktaş’a açık talimat verildi: “Ne yaparsan yap ama plana hayır deme, masadan kalkan sen olma.”[18]

Çankaya’daki toplantıyla da yetinmedi Abdullah Gül, bizzat kendisi konuştu Denktaş’la ve aynı tavsiyeyi yaptı. Hükümet şimdilik Kıbrıs’ta sadece görüntüyü kurtarmanın peşindeydi. Aslında çözümsüzlük politikasında gerçek bir strateji değişikliği yapılmamış sadece taktik değiştiriliyordu: Türkiye hep masada kalıp çözümü kovalıyor gibi yapacaktı, Rum tarafının çözümsüzlük istediği dünyaya gösterilecekti ama Rauf Denktaş sanki kendisine böyle açık talimatlar verilmemiş gibi, daha Hollanda’ya iner inmez havaalanında demeci patlattı: “Ben buraya Annan Planı’na hayır demeye geldim.”[19]

Denktaş’ın Türkiye’de cumhurbaşkanı ve başbakandan aldığı açık talimata uymamasının ardında, dönemin Kara Kuvvetleri Komutam Aytaç Yalman’la yaptığı bir görüşmenin ve Yalman’dan gelen, “Siz hayır deyin, biz sizin arkanızdayız,” mesajının olduğu çok yazıldı çizildi, hiç de yalanlanmadı.[20]

Denktaş’ın hayır dediği andan itibaren görüşmelerin de bir anlamı kalmamıştı. Ankara’da Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan şok geçiriyordu.Hükümet nihayet gerçek resmi görmeye başlamıştı. Türkiye'de önemli devlet kurumlan, ülkenin çıkarları pahasına da olsa Ak Parti iktidarının başarısız olmasını istiyor, bu amaçla belden aşağı vurmaktan da, gayrı meşru işlere kalkışmaktan da kaçınmıyordu.Kıbrıs meselesi, hükümetin nihai başarısını da etkileyeceği için artık Ak Parti açısından bir beka sorunuydu.[21]

23 Nisan resepsiyonu ve askerlerin vetosu

Alper Görmüş:

“İrtica”nın bir numaralı sembolü “türban”, 23 Nisan'da bu kez TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın hazırladığı davetiye nedeniyle gündeme geldi. Arınç, her yıl geleneksel olarak TBMM başkanlarının düzenlediği resepsiyon için hazırlattığı davetiyeyi sadece kendi adına değil, eşi adına da düzenlemişti. Yani Arınç, davetlileri eşi Münevver Arınç'la birlikte karşılayacağını duyurmuştu; tıpkı önceki yıllarda olduğu gibi...[22]

Resepsiyona saatler kala, 22 Nisan 2003 öğle saatlerinde gazetelere ulaşan bir haber yeni bir “devlet krizi”nin de habercisi oldu: Muhalefet Partisi başkanı ve komutanlar, davete icabet etmeyeceklerini duyurmuşlardı. [23]

Basın zaten davetiyenin çıkarıldığı bir hafta öncesinden beri ortalığı germekle meşguldü, bu da işin tuzu biberi oldu; ülke bir anda kıyamet yerine döndü. Sonunda Bülent Arınç geri adım attı, yeni bir davetiye bastırıldı, eşinin adı davetiyeden çıkartıldı. (Arınç sonraki günlerde eşi için çok üzüldüğünü, hatta gözyaşlarını tutamadığını ifade edecektir.)[24]

İlk cumhuriyet bayramına doğru – 19 Mayıs

Alper Görmüş:

Hükümetin henüz altı ayı bile dolmamıştı, fakat Cumhuriyet gazetesi yazarı, anayasa profesörü Mümtaz Soysal'a göre, memleket bitmek üzereydi. Soysal, 19 Mayıs'ta kaleme aldığı “Sekseninci Yıl” başlıklı yazıda, beş ay sonra (29 Ekim 2003) cumhuriyetin 80. yılının kutlanacağını hatırlatıyor, dehşet içinde “bunlarla mı kutlayacağız” sorusunu soruyor, asla kabul edilemeyecek bu durumun önüne geçebilmek için sadece beş ayın kaldığı uyarısında bulunuyor ve nihayet birilerini açıkça göreve çağırıyordu:“(...) Parlak bir çıkışla kurulan bu Cumhuriyet acaba artık yıkılış ve çöküş dönemine mi girmiştir? Herhalde böyle bir izlenimi asıl güçlendiren etken, bu Ekimde sekseninci yaşına basacak bir Cumhuriyette kuruluş yıldönümü kutlamalarını düzenlemenin cumhuriyetçiliği konusunda derin kuşkular uyandırmış bir iktidar takımına düşecek olmasıdır. (...) Sekseninci yıla girişe şunun şurasında beş ay kaldı. Gelecek 29 Ekim'in çelişki dolu olacak ve sinsi bir cenaze namazına benzeyebilecek olan o görüntüsü yaşanmak istenmiyorsa, ne yapılacaksa o zamana kadar mutlaka yapılmalıdır.”[25]

AB Reformları - 23 Mayıs

Şamil Tayyar:

AK Parti hükümeti, AB sürecine ilişkin ilk uyum paketini 23 Mayıs 2003 günü Bakanlar Kurulu gündemine taşıdı. 12 Haziranda meclise sevk edilen ve geçmiş hükümetler döneminde hazırlanan anayasa değişikliği paketleri dikkate alınarak “6. Uyum Paketi” adı verilen reform tasarısı, 19 Temmuzda Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi. [26]

Yeni pakette TRT’de farklı dil ve lehçelerde yayın yapılması, Terörle Mücadele Kanununun 8. maddesinin kaldırılması, Cemaat vakıflarının tasarrufu altındaki taşınmaz malların vakıf adına tescili için yapılacak başvuru süresinin 6 aydan 18 aya çıkarılması, farklı din ve inançlara sahip şahısların ibadet yerlerine ilişkin özgürlüklerin genişletilmesi, isim koyma yasaklarının azaltılması, yeniden yargılama usulünün genişletilmesi gibi kritik düzenlemeler vardı. [27]

AB reformlarına bazı komutanlar tepkiliydi. Aynı gün, 23 Mayıs 2003 tarihli Cumhuriyet Gazetesinde Mustafa Balbay imzasıyla "Genç Subaylar Tedirgin" manşeti yayınlandı. [28]

Hangi HSYK’dan kaçarken Cemaat HSYK’sına tutuldular? – 30 Mayıs

Alper Görmüş:

Bugünden bakıldığında, 2010’daki referandumla Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) yapısının değiştirilmesinin nasıl feci sonuçlar ürettiğini görebiliyoruz... Fakat o düzenlemenin hangi HSYK’dan kurtulmak için yapıldığını hesaba katmadan bütünlüklü bir değerlendirme yapamayız. 2003’ün ortalarından bir örnekle, o HSYK’nın nasıl bir HSYK olduğuna bakalım...[29]

2003 yılının mayısında, HSYK’nın 1738 kişilik hâkim-savcı kararnamesini yayımlayacağı günlerde kuruldan gelen sesler çok ilginçti.Cumhuriyet gazetesi, 30 Mayıs 2003 tarihinde HSYK Başkanvekili Fehmi Ulusoy'un sözlerini haberleştirdi. Ulusoy'un demecine hâkim olan üslup, o yıllarda kaleme alınan Darbe Günlükleri'nde dile getirilen “Biz yıpranıyoruz, biraz da yargı taşın altına elini koysun” çağrısına yargının olumlu bir cevap verdiğinin somut bir örneğini teşkil ediyordu.[30]

Cumhuriyet'in “İrticai kadrolaşmaya geçit yok” ve “irticaya geçit yok” başlıklarıyla sunduğu haber, spotlarda şöyle özetlenmişti:“Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanvekili Ulusoy 'Cumhuriyetin bekçisiyiz' dedi...”, '''Bakan da müsteşar da kurulda azınlıkta. Etkileri hemen hemen değil, hiç olmaz. Oylamaya katılacaklar, ancak ikisinin oyu yetmez. İkisi muhalif olabilir. İkiye karşı beş oyla bizim dediğimiz olur' diyen Fehmi Ulusoy, 'Vicdanen müsterih olunsun. İsimleri tek tek, inceden inceye irdeliyoruz' dedi.”[31]

Anayasa Mahkemesi Başkanı: “Ordu’nun müdahalesini desteklerim” - 16 Haziran

Alper Görmüş:

“İrticai iktidar”a karşı ordunun “uyarı” görevini yerine getirmesine dair seslerin en pervasızlarından biri, Anayasa Mahkemesi başkanlığı da yapmış bir hukukçudan, Yekta Güngör Özden'den gelecekti.[32]

 “(...) AKP Hükümeti'ni sert bir dille eleştiren Özden, gelinen noktada TSK'nın müdahale hakkının doğduğunu ileri sürdü. Özden, 'ordunun hukuk kuralları içinde yapacağı bir müdahaleyi destekleyeceğini' bildirdi. Kendisinin de yazarı olduğu Türk Solu Gazetesi'nde yayınlanan 'Ordu Göreve' başlıklı yazıyı değerlendiren Özden, makaledeki görüşleri yadırgamadığını söyledi.”[33]

 

2003 Askeri Şurası

Şamil Tayyar:

2002 yılı Ağustos ayında Genelkurmay Başkanı olan Özkök, 2005 yılı Ağustos ayına kadar selefi Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun kadrolarıyla çalışmak zorunda kaldı, kuvvet komutanlarının hazırladığı darbe planları yüzünden zor anlar yaşadı. Bu süreçte kendisini rahatlatan tek karar, 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan'ın emekliye (2003 Ağustos) sevk edilmesiydi. [34]

Çetin Doğanın 1. Ordu Komutanlığından emekliye ayrılıp yerine Yaşar Büyükanıt’ın geldiği 2003 Ağustosundaki şura hayli gergin geçmiş. Yalman, Doğan’ın karşısında yer almış.[35]

Yalman, talimatına karşı yazı ile cevap vererek Balyoz Plan Semineri’ni gerçekleştiren Doğanla hesaplaşmasını 2003 yılı Ağustos ayında toplanan YAŞ toplantısında yaptı. [36]

28 Şubat sürecinde Genelkurmay Harekat Başkanlığı yapan Çetin Doğan, 2003 yılı Ağustos ayında emekliye sevk edilirken Ankara ekibiyle şiddetli bir çatışmaya girişmişti. 15 Kasım 2003 tarihli Özden Örnek’e ait darbe günlüklerinde Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman’ın Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’e sitem ederken yaptığı şu değerlendirme çatışmanın boyutunu açıkça göstermektedir: “Geçen yıl ben ona (Özkök) karşı Çetin Doğan ile birlikte olsaydım onu paramparça edeceklerdi. Ama ben öyle yapmadım.”[37]

Yalman, YAŞ’ta Doğan’ın emekliliğini sağlayarak darbe girişimini engelledi. Ama bu girişim, Cumhuriyetle beraber demokrasiyi koruma kaygısından mı yoksa Ankara merkezli Ergenekon darbe teşebbüsünün başarı şansını arttırmak için mi, ayrı bir tartışma konusudur.[38]

Balyoz, henüz oluşum safhasında Sarıkız’a yenik düştü. Selimiye kışlasında hazırlandığı belirtilen Balyoz Harekat Planı, farklı bir plan üzerindeki Ankara’dan destek göremeyince, 2003 Ağustos’undan sonra tasfiye oldu.[39]

Karargâhtan bağımsız olarak Selimiye’de planlandığı belirtilen Balyozun, Çetin Doğanın 2003 Ağustos'unda emekliye ayrılmasıyla ömrünün dolduğu ve cunta merkezinin Ankara’ya kaydığı anlaşılıyor.[40]

Asker İçinde Tartışmalar

Özkök'ü İkna Çabaları - 22 Eylül

Şamil Tayyar:

22 Eylül 2003 günü Genelkurmay Karargâhı’nda toplanan kuvvet komutanları Aytaç Yalman, Özden Örnek, İbrahim Pırtına ve Şener Eruygur, AK Parti iktidarını devirmeye yönelik eylem planı üzerinde son rötuşları yaptılar. Özkök’e “ya bizimlesin ya istifa et” diyeceklerdi.[41]

Yalman, bir hafta içinde Özkök’ün kapısını çalıp eylem planını sundu: “Bir an önce tedbir almazsak bunlar şeriat devletini kuracaklar. ”Özkök tepkiliydi. İktidarın yanlış işler yapmış olabileceğini ancak şeriat devleti kuracakları iddiasının abartılı olduğunu söyledi. Ne onlarla birlikte hareket etti ne istifaya yanaştı. Eylül 2003’te zirveye çıkan komuta kademesindeki bu görüş ayrılıkları 1 yıl boyunca artarak devam etti.[42]

İmam Hatip krizi - 7 Ekim

Şamil Tayyar:

Milli Eğitim Bakanlığınca incelemeye alınan yüksek öğretimdeki katsayı sorunu, komutanların tepki gösterdiği bir başka konuydu.[43]

7 Ekim 2003 günü Aytaç Yalman ve Özden Örnek’le akşam yemeğinde buluşan Hilmi Özkök, iki komutanın bu konudaki yoğun eleştiri oklarına hedef oldu. İktidar üyeleri için “Onlar masum değiller” diyen Yalman, gerekli tedbir alınmazsa iktidarın Türkiye’yi daha vahim noktalara sürükleyeceğini iddia etti. Örnek de böyle giderse İmam Hatiplilerin harp okullarına alınabileceğini öne surdu.[44]

Özkök sakindi: “Beni çiğnemeden, benim üzerimden geçmeden bunu çıkaramazlar ama sizler de konuyu abartıyorsunuz."[45]

İki komutan da Özkök’e karşı çıktı. 8 Ekim sabanı kahvaltıda buluşan Yalman ve Örnek, Özkök için özetle şöyle dediler: “Cesur biri değil, bizi oyalıyor, bazı çıkışları danışıklı dövüş, bizi askıda tutuyor.”[46]

Özkök ise İkinci Başkan Orgeneral İlker Başbuğ üzerinden balans ayarı yaptı. Başbuğ, 13 Ekim 2003 günü Genelkurmay’daki basın brifinginde, “Hükümet amacının ne olduğu anlaşılmayan konuları öne çıkarıyor. İHL mezunlarının neden kendi alanları dışında yönlendirilmeye çalışıldığını anlamakta güçlük çekiyoruz” dedi.[47]

Toplu İstifa Tartışması - Ekim 2013

Şamil Tayyar:

2003 Ekim ayı içinde komutanlar, hükümeti hizaya getirmek için “toplu istifa” seçeneğini gündemlerine aldılar. İkna edebilirlerse genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanları olmak üzere 5 üst düzey general istifa edeceklerdi.[48]

Genelkurmay Başkanı Özkök, komutanların  taleplerini değerlendirmek üzere küçük bir çalışma grubu oluşturdu. En büyük yardımcısı, 2. Başkan İlker Başbuğdu. Şöyle bir yöntem izlediler:[49]

  • Çalışma grubundaki öneriler Yüksek Askeri Şurada değerlendirilip nihai bir metin ortaya çıkarılacak.

  • Bu uyarı metni Cumhurbaşkanı Sezer’e iletilecek

  • Başbakan Erdoğan Genelkurmay karargâhına çağırılarak uyarılacak.   

 

Muhtıra gibi brifing geliyor - 1 Aralık

İsmet Berkan:

1 Aralık 2003 günü genelkurmayda ilk toplantı yapılıyor ve İlker Başbuğun sunumunu kuvvet komutanları ilk kez duyuyor. Sunum ve arkasından yapılan tartışmalar çok önemli.[50]

Bu tartışmalar sırasında, Aytaç Yalman, "Memleket elden gidiyor, bir an önce sıkıyönetim içine girilmeli,” diyor. Özden Örnek ise, “Madem bu hükümetin anayasaya aykırı davranışlar içinde olduğu konusunda aramızda görüş ayrılığı yok, o zaman 35. maddenin bize verdiği yetkiyi kullanalım,” diyerek ilk kez darbe konusunu açıkça gündeme getiriyor.[51]

Genelkurmay Başkanı Özkök bu öneriye karşı çıkıyor, ‘darbe’ kelimesini kullanmıyor ama “O dediğiniz bize çok zemin kaybettirir, yanlış olur,” diyor. Bunun üzerine Özden Örnek hafifçe geri adım atıyor, “Doğru söylüyorsunuz, o telaffuz etmek istemediğiniz şeyden başka şeyler de yapılabilir, mesela bu hükümete bir alternatif oluşturulabilir,” diyor.[52]

Memleketin çivisi tamamen yerinden çıkmıştır artık. Ordu muhalefet partisi kurmayı veya bir alternatif yaratmayı ciddi ciddi konuşmaktadır.Komutanlar arasında yapılan bu toplantıyı çok daha önemli bir başka toplantı izler. İlker Başbuğun sunumu YAŞ üyesi askerlere de aktarılacaktır.[53]

Bütün dört yıldızlı generaller toplandık - 3 Aralık

İsmet Berkan:

3 Aralık 2003’te genelkurmay karargâhında Hilmi Özkök’ün başkanlığında yapılan toplantıya YAŞ üyesi bütün askeri personel katılıyor. Yani Türkiye’deki orgeneral-oramiral rütbesindeki 15 kişi. Burada sözü Özden Örnek’e bırakalım, bakalım o günü nasıl anlatıyor:[54]

“... beraberce genelkurmaya geçerek son derece önemli bir toplantıyı icraya başladık. Önce genelkurmay pazartesi günü binlere yaptıktan takdimin aynısını yaptılar ve sonra genelkurmay başkanı en kıdemsizden başlayarak herkese söz verdi. [55]

Genelkurmay Başkanı: Teşekkür ederim, herkesin aynı fikirde olması güzel. Ben yüzde sekseni ile aynı fikirdeyim ama katılmadığım noktalar var. Açık konuştuğunuz için hepinize teşekkür ederim. Muhtıra vermeye niyetim yok. Bu hükümet gitmelidir. Demokratik yollardan bu işi halletmeliyiz.[56]

(Özden Örnek yazıyor) Bu toplantı bence tarihi bir toplantıydı, bir yıldır ilk defa yapılıyordu. Genelkurmay başkanına onunla aynı fikirde olmadığımız mesajı verildi, o da yalnız kaldığını anladı. Görüntüye rağmen direnmekte devam ediyor. Ama artık çok geç. Zaten yasal olarak böyle bir toplantı yapmakla kendisi de geri dönemeyecek bir yola girdi.”[57]

Ben bu tutanağı ilk okuduğumdan beri aynı şeyi düşünüyorum: O komutanlarla biz, bırakın aynı ülkeyi aynı dünyada bile yaşamıyoruz herhalde. Onlar başka bir paralel evrende yaşıyorlar ve bu görüşleri dile getiriyorlar… Tarih, o komutanların hepsinin, Hilmi Özkök dahil, yanlış yerde durduğunu kanıtladı zaten.[58]

İşin üzücü tarafı, komutanların yaptıkları bu toplantının, dile getirdikleri görüşlerin hepsinin Türkiye Cumhuriyeti anayasasına ve ceza yasalarına aykırı olmasını, suç oluşturmasını hiç umursamamaları.Yasallık sınırının çok ötesinde, hakikaten gayrimeşru bir noktadalar ama bunun farkında da değiller, bu durumu umursamıyorlar da, çünkü kendilerini memleketin sahibi, tek kurtarıcısı olarak görüyorlar.[59]

Özkök'süz Toplantı - 6 Aralık 2003

Özden Örnek'in Günlüklerinden:

Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur'un isteği üzerine jandarma sosyal tesislerine gittik. Kara Kuvvetleri Komutanı ve JANGENKK Çarşamba günkü toplantıdan sonra çok rahatsız olmuşlar ve bu arada Kur'an kursları ile ilgili yönetmelik düzeltmesi yayınlanınca hepimiz de rahatsız olduk. Bilhassa bir AKP milletvekili tekkelerin açılmasını isteyince hepimiz çok rahatsız olduk. Toplandık.

AY: (Aytaç Yalman) Ben bu işten çok rahatsız oldum ve kendime göre şöyle bir plan yaptım. Aralık ayında bunların, Cumhurbaşkanı'nın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmelerini bekleyip eğer ocak ayı içinde bir hareket olmazsa istifa edeceğim.

Hepimiz buna itiraz ettik.

ŞE: (Şener Eruygur) Buna gerek yok. Kabul etmiyoruz. Daha yapacağımız çok şey var. AY'ın bazı rahatsızlıkları vardı. Kendini rahatlatmadan takıntıdan kurtulamayacaktı. Bu nedenle de Pazar günü tüm or'ları kahvaltıya davet etmişti. Buna neden or'lardan birinin vermiş olduğu bir cevaptı. Hepimiz AY'ın istifa etmesini kabul etmedik. Ve kendimize göre bir eylem planı yapmaya karar verdik.[60]

  • Önce basını ele geçirmeye çalışacaktık. Bu nedenle ben MÖ'ı davet edecektim.

  • Sonra rektörler ile temas edip öğrencileri sokağa dökecektik.

  • Sendikalar ile aynı şekilde hareket edecektik.

  • Sokaklara afiş astıracaktık.

  • Dernekler ile temas edip onları da hükümet aleyhine teşvik edecektik.

  • Bütün bu olayları yurt çapında yapacaktık.

 

Yukarıdakiler SARIKIZ olarak anılacaktı. Ayrıca bana ALABANDA isimli bir proje verdiler. Ben de onun hazırlığını yapacaktım.[61]

Askerlerden Başbakana Muhtır Gibi Brifing – 14 Ocak 2014

İsmet Berkan:

Aralık ayının başında bu hazırlıklar yapılır ama ay sonuna doğru bir gün Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a, “Bizim kaygılarımız var, bir görüşelim, size anlatalım,” der. Başbakan bu teklifi kabul eder, tarih belirlenir. Büyük buluşma 14 Ocak 2004’te olacaktır.[62]

O sabah komutanlar 09.15’te genelkurmay karargâhında buluşur. Brifing odası hazırlanmıştır. Özden Örnek’in günlüklerinde anlattığına göre, sunumu yapacak olan İkinci Başkan İlker Başbuğ çok heyecanlıdır, kendi kendine konuşmaktadır. [63]

Burada anlamamız gereken bir husus var: Askerin çaresizliği...[64]

Bir yandan, memleketin hükümetinin aslında bir ihanet hükümeti olduğuna inanacaksınız, bir yandan da o hükümete yasallığını veren anayasa ve yasalar çerçevesinden çıkmayacaksınız. Aslında Hilmi Özkök dahil bütün komutanlar, kendi içlerinde yaşadıkları bu çelişkinin nasıl giderileceğini gayet iyi biliyorlar: 12 Eylülde olduğu gibi darbe yaparak yönetime el koymak. Ancak darbenin önünde ciddi engeller var.[65]

Bu engellerin birincisi, Ak Parti’nin sahip olduğu kamuoyu desteği. Merkez medyada eleştirel sesler olsa da genel anlamda Ak Parti uygulamaları ve özellikle tek parti iktidarı ciddi bir destek sahibi. Kaldı ki basın daha eleştirel olsa bile durum değişmeyecek, bu partinin seçmen nezdindeki desteği 2002 sonundan beri azalmamış artmış durumda. Nitekim Mart 2004’te yapılan yerel seçimde Ak Parti oyunu yüzde 40’ın üzerine çıkardı.[66]

İkinci önemli engel, Türkiye’nin uzun süren krizli ve istikrarsızlık dolu yıllarının ardından ilk defa gelecekle ilgili bir ümide sahip olması, ismiyle söyleyecek olursak AB ile tam üyelik müzakerelerinin yıl sonunda başlama ihtimalinin güçlü olması. Askerin darbe yapması bu olasılığı tamamen ortadan kaldıracağı için sokaktan destek bulmuyor.[67]

Üçüncü engel ekonomi. Ülke ekonomik krizden çıkmaya uğraşıyor ve gerek IMF’den ve gerekse özel kesimden gelecek dış kaynaklar çok önemli. Ayrıca işler artık 12 Eylüldeki kadar kolay da değil, öyle bankaları bir günlüğüne kapatmakla darbe yapılamaz. Borsa ne olacak, borsada yatırımları olan yabancılar ne yapacak, bono-tahvil piyasası ne olacak, Türkiye’nin cari açığını kim kapatacak? Bütün bu karmaşıklaşmış ekonomik yapı darbenin de caydırıcılarından biri.[68]

Dördüncü ve son önemli engel Hilmi Özkök faktörü. YAŞ üyesi dört yıldızlı generallerle yapılan toplantının tutanakları… Türkiye’deki bütün orgeneral ve amirallerin darbe, olmadı muhtıra yanlısı olduğu açıkça görülüyor. Kimse hükümetten hoşlanmıyor. Esasen gerek yetişme tarzı ve gerekse içinde bir ömür geçirdiği kurum itibariyle Hilmi Özkök’ün de Ak Parti’den … çok hoşlanacak biri olmadığı ortada ama yine de o son kertede kendisini ve ordularını yasal sınırlar içinde tutmayı başarıyor. [69]

14 Ocak 2004 toplantısı ve ardından benim anlatmaya çalıştığım askerin çaresizliği, Hilmi Özkök dışında kalan komuta kademesini önce Özkök’ü de darbe taraftarı olmaya teşvik edecek, baktınız o olmadı Özkök’ü aşıp darbeyi yapacak bir dizi planı hazırlamaya sevk ediyor.[70]

Önce Sarıkız, ardından da birbirinin devamı niteliğindeki Ayışığı-Yakamoz planları, özellikle Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur’un zorlaması ve ısrarıyla hazırlanıyor.[71]

Sarıkız Darbe Planı

Şamil Tayyar:

İstanbul merkezli senaryonun karşısında Ankara'da üretilen dört kademeli başka plan vardır. Sarıkız kod adlı darbe planı, darbeye zemin oluşturma çabalarını, Ayışığı ve Yakamoz kod adlı darbe planları darbenin uygulama kısmını, Eldiven kod adlı darbe planı darbe sonrası sürecin tanzimini kapsamaktadır.[72]

Sarıkız, kaotik eylemlerle darbeye zemin hazırlama süreci olarak tanımlanıyor. Planın dayanağı, Özden Örnek günlükleridir. Bu plan çerçevesinde basının ele geçirilmesi, üniversitelerin sokaklara dökülmesi, sivil toplum kuruluşlarının harekete geçirilmesi ve hükümet karşıtı gösterilerin organize edilmesi hedefleniyor.[73]

Ayışığı, cumhurbaşkanının (Ahmet Necdet Sezer) korunması, Başbakan Tayyip Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün istifaya zorlanması darbenin uygulama aşaması olarak anlatılıyor.[74]

Yakamoz; darbe sonrası içeride ve dışarıda restorasyonu öngörüyor. Bu planla TSK’nın, sivil idarenin ve dış dünya ile ilişkilerin yeniden düzenlenmesini hedefleniyor.[75]

Plan tutsaydı, yerel seçimlerden önce 10 Mart 2004’te darbe yapılacaktı.[76]

Darbe Şartları Uygun mu? - 3 Şubat 2004

Özden Örnek: [77]

Kara Kuvvetleri Komutanı ile beraber önce Doğu Aktulga'nın ailesine hem bayramlık, hem de başsağlığı için gittik. Sonra geri döndüğümüzde onların evinde çok özel bir konuşma yaptık. Ben denetlemeye gittiğim zaman hepsi Jandarma Genel Komutanlığı'nda toplanmışlar ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur onlara bana Salı günü takdim edilen hazırlıkları göstermiş ve yapılan üst düzeydeki bazı yöneticilerin konuşmalarına ait ses kayıtlarını dinletmiş. Bunların çoğu AKP'ye danışmanlık yapan kişilermiş ve Kıbrıs sorununu nasıl halletmeyi düşündüklerini ve bu konuda neler yaptıklarını anlattıkları kayıtlarmış. Takdimin sonunda Hava Kuvvetleri Komutanı ve Jandarma Genel Komutanı hemen 10 Mat'ta ihtilal yapalım diye bastırmaya başlamışlar. Kara Kuvvetleri Komutanı onları şimdilik frenlemiş ve bunun için daha zamanın uygun olmadığını beklememizi salık vermiş. Jandarma Genel Komutanı benimle görüşeceğini söylemiş ve dağılmışlar.

Kara Kuvvetleri Komutanı bu konudan çok rahatsız olmuş. Bana sen ne düşünüyorsun, dedi. Ben de düşüncelerimi anlattım:

  • Bir ihtilal için zeminin hazır olması gerekir, yani halk ihtilali istemelidir. 12 Eylül'de olduğu gibi ordu niye duruyor, ne zaman müdahale edecek gibi başlıklar basında yer almalıdır.

  • İkincisi önceki ihtilallerde olmayan bazı özellikleri bugün yaşıyoruz. Ekonomimiz çok bozuk ve tamamen dışa bağımlı. Eğer dışarıdan kredi alamazsak ekonomimiz çökebilir ve halk büyük sıkıntı yaşar. Bunun sorumluluğunu almaya hazır değiliz.

  • Bir diğer konu da ABD bundan önceki darbelere destek vermesine rağmen bugün AKP'ye destek veriyor. Onların istemediği bir darbe veya hükümeti idame etmek çok zordur. Yani ABD'ye rağmen bu işlem olmaz.

  • Diğer bir konu TSK içerisindeki birlik sağlanmış mıdır? Eğer bir ayrım varsa sonumuz tam bir felaket olacaktır.

 

Bu nedenler ile darbeye henüz hazır olmadığımızı söyledim. Ama bu bizim eylemimize engel olmamalıdır. Biz Kıbrıs olaylarını takip etmeliyiz. Bizim en kuvvetli olduğumuz konu Kıbrıs konusudur. Bunlar eğer bu konuda açık verirler ve MGK kararları dışında bir hareket tarzı uygulamaya kalkarlarsa o zaman Genelkurmay Başkanı'na gidip, biz bu konuyu tasvip etmiyoruz ve sorumluluğu üzerimize alamayız, bu nedenle de bir basın bildirisi hazırladık, ya bizle beraber bu açıklamayı yaparız yahut da biz bu açıklamayı ve tüm düşüncelerimizi açıklayıp istifa ederiz, diyerek onun hareket tarzını öğreniriz. Eğer bize katılırsa bu açıklamayı hep beraber, yoksa yalnız başımıza yaparız. Bana göre bunun etkisi darbeden daha etkili olacaktır. Genelkurmay Başkanı da bu hareketten sonra yalnız kalacak ve istifa edecektir, dedim. (...)[78]

MİT'in uyarısı

Şamil Tayyar:

Ordudaki gelişmeler, MİT’i de harekete geçirdi. Müsteşar Şenkal Atasagun, 2004 yılı Ocak ayında Aytaç Yalman’ın kapısını çaldı. Atasagun, hem darbe senaryolarında daha aktif hâle gelen Eruygur’u şikayet etti hem olup bitenlerden hükümetin haberdar olduğunu söyledi.Yalman, bu görüşmeden çok etkilenmişti. 1 Şubat 2004 günü Örnek’i evine davet eden Yalman şöyle dedi: “Artık kendimize bir çeki düzen verip ülkeyi bir maceraya götürmek yerine devamlı ve kararlı bir tutum sergileyelim.”[79]

Atasagun’la görüşmesinden sonra Yalman, Örnek’le birlikte kenara çekilmeye başlarken Eruygur ön plana çıktı. 28 Şubat 2004’te Özden Örnek’in evinde, 29 Şubat 2004’te Jandarma Beytepe Tesisleri’nde komutanlar bir araya geldi ama çözülme başlamıştı.[80]

Nitekim Eruygur, 18 Nisan (2004) akşamı evinde komutanlara verdiği davette şöyle demek zorunda kaldı: “Çok erken çözüldük, daha fazla direnmeliydik.”[81]

Darbe senaryolarını deşifre eden MİT, bununla yetinmeyip 10 Temmuz 2003’te Genelkurmay Başkanı Özkök’e, 19 Kasım 2003’te ise Başbakan Erdoğan’a gönderdiği yazılarda son durum hakkında bilgi verdi.[82]

Kıbrıs'ta Hayal Kırıklığı

Şamil Tayyar:

Asker-sivil ilişkilerinde tansiyonu arttıran gelişmelerden biri, Kıbrıs politikasıydı. 14 Aralık 2003 günü parlamentoda yenilenecek milletvekilli seçimi, yakından izlendi. Bir tarafta “çözümsüzlük de çözümdür” diyen Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, diğer tarafta Annan Planı ile Kıbrıs Sorununda yeni açılımların doğacağı umutlarını taşıyan Mehmet Ali Talat vardı. Kıbrıs’ta Mehmet Ali Talat’ı başbakanlığa taşıyan bu seçim, AK Parti iktidarını devirmeyi planlayan komutan kadrosunu hiç arzu etmediği bir sonuçtu. [83]

8 Ocak 2004 günü Çankaya Köşkü’nde Kıbrıs zirvesi yapıldı. Cumhurbaşkanı Sezer’in başkanlığındaki toplantıya Başbakan Erdoğan, Dışişleri Bakanı Gül, Genelkurmay Başkanı Özkök ile KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş katıldı.[84]

Zirvede Newyork’ta yapılacak Kıbrıs görüşmelerinde Denktaş’ın izleyeceği strateji masaya yatırıldı. Denktaş, daha önce yaptığı açıklamalarda Annan Planı’na hayır demeye gideceğini söylüyordu. Ancak hükümet, zirvede Denktaş’ı güçlükle de olsa ikna etmeyi başardı. Dendi ki: “Eğer hayır denilecekse Rum tarafı söylesin...”[85]

Türkiye, yıllardır Türkiye’yi çözüm istemeyen taraf olarak ilan eden ve dünya kamuoyunu büyük ölçüde ikna eden Rum tarafının oyununa gelmek istemiyordu. Denktaş’a bu yönde güçlü telkinler yapıldı.[86]

Şubatın (2004) ilk yarısında New York’ta başlayan görüşmelerde Annan Planı’nın referanduma sunulması konusunda Rumlarla mutabakata varıldı. Ancak Denktaş da danışmanı Prof. Dr. Mümtaz Soysal da referandum kararma imza atma niyetinde değildi. Hükümet ısrarlıydı. [87]

Denktaş’ın danışmanı Soysal, görüşmeye katılan Dışişleri bürokratlarına Ankara’dan gelecek Genelkurmay açıklamasıyla her şeyin alt üst olacağını, anlaşmanın kesinlikle imzalanmaması gerektiğini söyleyecek kadar kendinden emindi. Çünkü Yalmanla sürekli irtibat halindeydi ve açıklama beklentisine sokulmuştu.Ne var ki Soysal’ın bürokratları askere dövdürme taktiği tutmadı ve Ankara’dan o cevap gelmedi. Sonradan anlaşıldı, Özkök, Yalman ve arkadaşlarının tüm ısrarlarına rağmen o açıklamayı yapmamıştı.[88]

Dışişleri Müsteşarı Uğur Ziyal, toplantı odasına girerek Ankara’nın imza kararını bildirdi. 12 Şubatta anlaşma imzalandı.[89]

Askerden gelen muhtıra gibi mektup

İsmet Berkan: [62]

…görüşmelerin üçüncü veya dördüncü günü, Abdullah Gül’ün altı yıl sonra anlattığına göre, Genelkurmay Başkanlığından kriptolu bir mesaj ulaştı Türk heyetine.Mesajda, Kıbrıs’ta Annan Planı ile ulusal çıkarlara aykırı hareket edildiği söyleniyordu. Abdullah Gül bu mesaja cevap verilmesini istedi ama kurmaylarının yazdığı cevabı da beğenmeyip kendisi oturdu yazdı. Yazdığı şuydu:

“Kıbrıs görüşmelerinden çekilmenin siyasi sorumluluğunu içte ve dışta üstlenmeyi taahhüt ediyorsanız, hemen masadan kalkmaya hazırız.”

Bir süre sonra genelkurmay kriptosunu geri çekmek istedi. Dışişleri Bakanlığı ve genelkurmay karşılıklı olarak bu yazışmaları imha ettiler, böyle bir durum hiç olmamış gibi davranmaya karar verdiler.

Daha önce de belirttiğim üzere yurtiçinde AB umudu öyle kuvvetliydi ve destek öyle yüksekti ki, kimse bunu engellemenin bedelini ödeyemezdi. Asker darbe yapamadı, bırakın darbeyi muhtıra bile veremedi. Tek nedenle: Türkiye’deki AB üyeliği umudu.

Buruk Sonuç

İsmet Berkan:

24 Nisanda referandum yapıldı, adanın Türk tarafında evet, Rum tarafında ise hayır çıktı.

Bu, buruk bir zaferdi. Çünkü çözüm gerçekleşmiyordu. Çünkü Rum halkı bu çözümü beğenmemişti. Ayrıca, Rum tarafının Annan Planı’na hayır diyerek kaybedeceği hiçbir şey yoktu.

Rum tarafı, verilen hayır oyuna rağmen 1 Mayıs 2004’te Avrupa Birliği’ne adanın tamamını temsilen üye oldu. Artık Türkiye’nin bırakın tam üyeliğini, üyelik müzakerelerine başlaması bile zordu. Eldeki başlıca avantaj BM çözümünü savunmuş olmak ve evet oyu elde etmekten gelen moral üstünlüktü.

Zaten Türkiye’ye aynı yılın aralık ayında Brüksel de yapılan zirvede tam üyelik müzakerelerini başlatma yolunu açan da bu moral üstünlük oldu. AB, Türkiye karşısında kendini mahçup hissediyordu, bu mahcubiyeti aşmak için tam üyelik müzakerelerini başlatma kararı aldı.

2004 Askeri Şurasına Doğru

Özkök Paşa'nın Zor Günleri

Şamil Tayyar:

Komutanların yönetime talip olduğu o tarihlerde Genelkurmay Başkam Hilmi Özkök ise bir taraftan baskılara direniyor bir taraftan ölüm tehdidi altındaydı.[90]

Özkök ilk ciddi ölüm tehlikesini, 2004 yılı Şubat ayında atlattı. İddiaya göre, 3 Şubat 2004 günü CIA, Ankara’daki üst düzey bir görevli aracılığıyla MİT’i uyardı ve suikast planı hakkında bilgi verdi. Eğer plan tutsaydı Özkök’e o gün Genelkurmaya giderken yolda suikast yapılacaktı. [91]

Yine aynı tarihlerde Orgeneral Hilmi Özkök’ün sağlık durumunun bozulduğu dedikoduları yayıldı Ankara’da. Amaç, muhtıra ve darbe planlarına direnen Genelkurmay Başkanı’nı istifaya zorlamak ve sağlık raporuyla görevden aldırmaktı. Özkök Paşanın bu girişimlere cevabı ise F-16’ya binip uçmak ve denizaltı ile dalmak oldu.[92]

Özkök’ün o dönemdeki rolünü en iyi anlatan kaynak, Özden Örnek ve Mustafa Balbay günlükleridir. Muhtemel bir suikast planına karşı tedbir olarak karargâhta yemek yemeyip tabiri caizse evden sefer tasıyla yemek getirmek zorunda kalması, mücadele ettiği belanın boyutlarını gösterir.[93]

Ayrıca, komutanlar arasında ısrarla darbe planlarına karşı çıktığı için yetim, imam, dinci gibi sıfatlarla anıldığını, emekli olduktan sonra orduevlerinde kötü muamele gördüğünü duyuyoruz.[94]

Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, 2004 yılı Ağustos şurasında Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman ve Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur’un emekliye ayrılmasıyla rahat bir nefes aldı.[95]

Ağustos Atamaları

Şamil Tayyar:

2002 yılı Ağustos'undan sonra komuta kademesi şöyle oluştu: Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman, Deniz Kuvvetleri Komutanı Bülent Alpkaya, Hava Kuvvetleri Komutanı Cumhur Asparuk, Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur...[96]

Özkök, yeni görevinde daha önce birlikte çalıştıkları Alpkaya ve Asparuk ile daha iyi anlaştı. Kıvrıkoğlu ekibinden Yalman ve Eruygur'la yıldızları hiç barışmadı. Ne var ki, 2003 yılı Ağustos şurasından sonra Özkök yalnız kaldı. Bülent Alpkaya'nın yerine Özden Örnek, Cumhur Asparuk'un yerine İbrahim Fırtına atanınca,  tepedeki denge  'bire karşı dört' oldu.[97]

'Sarıkız ve 'Ayışığı' isimleri verilen darbe projeleri, işte o dönemde pişirildi. Bugün daha iyi anlıyoruz ki, Özkök, bu paşalara karşı tek başına direnmiş.[98]

Nefesinin tükenmek üzere olduğu o günlerde, imdadına 2004 yılındaki Ağustos Şurası yetişti.[99]

Görev süreleri dolan Aytaç Yalman ve Şener Eruygur emekli oldu. Darbe projelerinde isimleri sıkça geçen bu iki ismin emekliliği, Özden Örnek ve İbrahim Fırtına'yı da sakinleştirdi. [100]

2004 yılının ikinci yarısından itibaren tansiyon kısmen düştü ve darbe riski azaldı.[101]

Medya ve Siyaset Desteği Bulunamadı

İsmet Berkan:

...Davetliler arasında Doğan Grubu’nun patronu Aydın Doğan da vardı ve Aydın Bey bu davete tek başına değil yanında iki gazeteciyle gitmişti: Milliyet’in o dönemdeki Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Yılmaz ve Ankara Temsilcisi Fikret Bila.[102]

Görüşmeyi Mehmet Yılmaz’a sorduğumda, “Kafayı yemiş bunlar, bıraksan darbe yapacaklar ama cesaret edemiyorlar,” demişti edindiği izlenimleri aktarırken.[103]

Benzer biçimde Doğuş Yayın Grubu’nun sahibi Ferit Şahenk ve Akşam gazetesi ile Show TV’nin sahibi Mehmet Emin Karamehmet ile de görüşmüşlerdi.[104]

İstenen belliydi: Medyanın 28 Şubat’taki gibi işbirliği yapması ve darbe ortamı yaratması. Ama görüştükleri patronların tamamından hayır cevabı almıştı komutanlar.[105]

Ankara’da birtakım eski yeni politikacılarla da konuşuyordu komutanlar. Mesela eski meclis başkanı MHP’li Ömer İzgi bunlardan biriydi ve Ömer İzgi’nin bulunduğu yemekli toplantıda darbe konusu açıkça dile getirilmişti, Şener Eruygur tarafından.[106]

28 Şubat Modeli Tutmadı

Şamil Tayyar:

2004 yılından itibaren 28 Şubat benzeri parlamento odaklı darbe senaryosuyla hükümeti deviremeyeceğini anlayan derin devlet, strateji değiştirerek darbe planım revize etti. Darbecilerin o süreçte en büyük hayal kırıklığı, AK Parti’nin 28 Mart 2004 yerel seçimlerde oylarını 40’a çıkararak İstanbul ve Ankara büyükşehir belediyeleri olmak üzere toplam 1.951 yerde belediye seçimlerini kazanmasıdır. Aynı şekilde komuta kademesi ve Rauf Denktaş’ın tüm aleyhte çabalarına rağmen 24 Nisan 2004 günü sandık başında KKTC halkının yüzde 65’inin Annan Planı’na evet oyu kullanmasıdır. Halk desteği giderek artan AK Parti’yi 28 Şubatta olduğu gibi parlamentoyu baskı altına alarak tasfiye etmenin zor olduğunu anlamışlardı.[107]

İktidar partisinin asıl hamlesi, sokaklardaki çete avı sürerken yıllardır derin yapının karargâhlarından biri olarak bilinen MGK Genel Sekreterliği’nin sivilleştirilmesine yönelmesidir. 17 Ağustos 2004’rc MGK Genel Sekreterliği’ne büyükelçi Mehmet Yiğit Alpogan atandı. Böylece 25 Ağustostaki MGK toplantısına ilk kez sivil bir genel sekreter katıldı.[108]

AB Reformları

MGK sivilleşti

AK Parti iktidarının göreve geldiği günden beri AB uyum sürecinde hayata geçirmeyi planladığı MGK’nın sivilleştirilmesine ilişkin proje, Yalman ve Eruygur’un emekliye ayrıldığı dönemde sonuçlandı.[109]

Daha önce sivil MGK’nın hukuki alt yapısı oluşturulurken, 17 Ağustos 2004’te genel sekreterlik görevine Atina’da görev yapan Büyükelçi Mehmet Yiğit Alpogan atandı. [110]

AB kozu

Şamil Tayyar:

AK Parti Hükümeti, 2004 yılının ikinci yarısından itibaren deyim yerindeyse tüm enerjisini AB sürecine harcadı. Orduda AB karşıtı kadroların büyük ölçüde tasfiye olması işlerini kısmen kolaylaştırsa da en büyük kozlarının demokrasiyi güçlendirme ve AB reformları olduğunu daha iyi kavramaya başladılar. [111]

AB Komisyonunun 6 Ekim’de (2004) açıklayacağı İlerleme Raporu’ndan önce Avrupa trafiği hızlandırıldı. O gün, tümüyle olmasa bile Türkiye’nin beklentisini büyük ölçüde karşılayan bir rapor yayınlandı.[112]

AB’nin diğer aday ülkelere uygulamadığı bazı tavsiyelerde bulunmasına rağmen Türkiye’nin siyasi kriterleri yüksek oranda karşıladığını belirterek, müzakerelere başlanması konusunda tavsiye kararı alması önemliydi.

Başbakan ve Gül, 17 Aralık 2004 günü Brüksel’de toplanarak müzakere tarihini belirleyecek olan Avrupa Konseyi Zirvesi’ne kadar eksikliklerin giderilmesi için harekete geçerken, ayrıca Avrupa başkentlerinde diplomatik atağa kalktılar.Son ana kadar kıran kırana pazarlıkların sürdüğü, bir ara Başbakan Erdoğan’ın toplantıları terk ermeyi planladığı Brüksel Zirvesi’ndenTürkiye istediğini kopardı. Türkiye ile katılım müzakerelerinin 3 Ekim 2005 tarihinde başlatılması kararı çıktı.[113]

Bu kararla moral bulan hükümetin eli daha da güçlendi.[114]

2006 Askeri Şurası

Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın emekliye sevk edileceği yönündeki yayınların yoğunlaşması üzerine Başbakan Erdoğan, sürpriz bir adım atarak 24 Mart 2006 günü Büyükanıt’la görüştü. Saat 10.00 da başlayan ve 1 saat 55 dakika süren görüşme, kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.[115]

Bu görüşmeye rağmen şura öncesi spekülasyonlar artınca hükümet, Büyükanıt’ı Genelkurmay Başkanlığı’na atayan kararnameyi teamülden farklı olarak 1 Ağustostaki YAŞ’tan önce onay için Çankaya’ya gönderdi. Cumhurbaşkanı Sezer de kararnameyi hiç bekletmeden aynı gün imzaladı.30 Temmuz günü köşkten yapılan açıklamada Büyükanıt’ın 30 Ağustos’tan itibaren yeni Genelkurmay Başkanı olduğu duyuruldu. Teamül, kararnamenin Yüksek Askeri Şura sonunda çıkarılmasıydı. [116]

2006 yılı Ağustos ayında Yaşar Büyükanıt Genelkurmay Başkanı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na Orgeneral İlker Başbuğ, Genelkurmay 2, Başkanlığı’na Orgeneral Ergin Sayım, Jandarma Genel Komutanlığı'na Orgeneral Işık Koşaner atandı.[117]

Şuranın sürprizi Genelkurmay 2. Başkanı Işık Koşaner’in Jandarma Genel Komutanlığına atanmasıydı. Bu görevde 1 yıl daha kalması beklenen Koşaner, Özkök’ün talebi üzerine bu göreve getirildi. Özkök’ün teamül dışı tek müdahalesi, Koşaner’le ilgili oldu. Böylece, Koşaner’in Başbuğdan sonra Genelkurmay Başkanlığı yolu açıldı.[118]

Hilmi Özkök’ün 2006 Ağustosunda emekliye ayrılıp yerine Yaşar Büyükanıt’ın atanmasından sonra asker/sivil ilişkileri inişli çıkışlı bir seyir izledi. Aynı dönemde İlker Başbuğ Kara Kuvvetleri Komutanı, Ergin Saygun Genelkurmay ikinci başkanı, Işık Koşaner Jandarma Genel Komutanıydı.[119]

Dipnotlar

[1] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[2]http://serbestiyet.com/yazarlar/alper-gormus/ak-parti-cemaat-ittifaki-vur-fakat-dinle-5-712830

[3]http://serbestiyet.com/yazarlar/alper-gormus/ak-parti-cemaat-ittifaki-vur-fakat-dinle-5-712830

[4]http://serbestiyet.com/yazarlar/alper-gormus/ak-parti-cemaat-ittifaki-vur-fakat-dinle-5-712830

[5]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[6]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[7]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[8]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[9]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[10]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[11]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[12] Beşinci Darbe. Şamil Tayyar. Timaş: 2014

[13]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[14]https://tr.wikipedia.org/wiki/Balyoz_(darbe_plan%C4%B1)

[15]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[16] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[17]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[18]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[19]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[20]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[21]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[22]http://serbestiyet.com/yazarlar/alper-gormus/ak-parti-cemaat-ittifaki-vur-fakat-dinle-4-711752

[23]http://serbestiyet.com/yazarlar/alper-gormus/ak-parti-cemaat-ittifaki-vur-fakat-dinle-4-711752

[24]http://serbestiyet.com/yazarlar/alper-gormus/ak-parti-cemaat-ittifaki-vur-fakat-dinle-4-711752

[25]http://serbestiyet.com/yazarlar/alper-gormus/ak-parti-cemaat-ittifaki-vur-fakat-dinle-6-ve-son-713305

[26] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[27] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[28] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[29]http://serbestiyet.com/yazarlar/alper-gormus/ak-parti-cemaat-ittifaki-vur-fakat-dinle-6-ve-son-713305

[30]http://serbestiyet.com/yazarlar/alper-gormus/ak-parti-cemaat-ittifaki-vur-fakat-dinle-6-ve-son-713305

[31]http://serbestiyet.com/yazarlar/alper-gormus/ak-parti-cemaat-ittifaki-vur-fakat-dinle-6-ve-son-713305

[32]http://serbestiyet.com/yazarlar/alper-gormus/ak-parti-cemaat-ittifaki-vur-fakat-dinle-6-ve-son-713305

[33]http://serbestiyet.com/yazarlar/alper-gormus/ak-parti-cemaat-ittifaki-vur-fakat-dinle-6-ve-son-713305

[34] Beşinci Darbe. Şamil Tayyar. Timaş: 2014

[35] Çelik Çekirdek. Şamil Tayyar. Timaş: 2013

[36]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[37] Beşinci Darbe. Şamil Tayyar. Timaş: 2014

[38]Kripto. Şamil Tayyar. Elips Kitap:2015

[39] Çelik Çekirdek. Şamil Tayyar. Timaş: 2013

[40] Çelik Çekirdek. Şamil Tayyar. Timaş: 2013

[41] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[42] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[43] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[44] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[45] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[46] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[47] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[48] Çelik Çekirdek. Şamil Tayyar. Timaş: 2013

[49] Çelik Çekirdek. Şamil Tayyar. Timaş: 2013

[50]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[51]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[52]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[53]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[54]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[55]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[56]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[57]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[58]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[59]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[60]https://tr.wikipedia.org/wiki/Sar%C4%B1k%C4%B1z,_Ay%C4%B1%C5%9F%C4%B1%C4%9F%C4%B1,_Yakamoz_ve_Eldiven_darbe_te%C5%9Febb%C3%BCsleri

[61]https://tr.wikipedia.org/wiki/Sar%C4%B1k%C4%B1z,_Ay%C4%B1%C5%9F%C4%B1%C4%9F%C4%B1,_Yakamoz_ve_Eldiven_darbe_te%C5%9Febb%C3%BCsleri

[62]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[63]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[64]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[65]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[66]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[67]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[68]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[69]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[70]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[71]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[72] Beşinci Darbe. Şamil Tayyar. Timaş: 2014

[73] Çelik Çekirdek. Şamil Tayyar. Timaş: 2013

[74] Çelik Çekirdek. Şamil Tayyar. Timaş: 2013

[75] Çelik Çekirdek. Şamil Tayyar. Timaş: 2013

[76] Çelik Çekirdek. Şamil Tayyar. Timaş: 2013

[77]https://tr.wikipedia.org/wiki/Sar%C4%B1k%C4%B1z,_Ay%C4%B1%C5%9F%C4%B1%C4%9F%C4%B1,_Yakamoz_ve_Eldiven_darbe_te%C5%9Febb%C3%BCsleri

[78]https://tr.wikipedia.org/wiki/Sar%C4%B1k%C4%B1z,_Ay%C4%B1%C5%9F%C4%B1%C4%9F%C4%B1,_Yakamoz_ve_Eldiven_darbe_te%C5%9Febb%C3%BCsleri

[79] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[80] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[81] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[82] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[83] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[84] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[85] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[86] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[87] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[88] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[89] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[90] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[91] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[92] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[93] Çelik Çekirdek. Şamil Tayyar. Timaş: 2013

[94] Çelik Çekirdek. Şamil Tayyar. Timaş: 2013

[95] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[96] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[97] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[98] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[99] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[100] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[101] Çelik Çekirdek. Şamil Tayyar. Timaş: 2013

[102]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[103]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[104]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[105]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[106]Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[107] Beşinci Darbe. Şamil Tayyar. Timaş: 2014

[108] Beşinci Darbe. Şamil Tayyar. Timaş: 2014

[109] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[110] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[111] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[112] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[113] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[114] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[115] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[116] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[117] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[118] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[119] Beşinci Darbe. Şamil Tayyar. Timaş: 2014

Kültür Sayfası