AK Parti’nin Kuruluşu, İktidara Gelişi ve

Abdullah Gül’ün Başbakanlığı 2002-2003

AK Partinin Kuruluşu

Siyaset sahnesi yeniden şekilleniyordu. Kapatılan FP ikiye bölündü. Adına “gelenekçiler” denen taraf, kapatmanın üzerinden bir ay geçmeden, 28 gün sonra “Saadet” ismiyle yeni bir parti kurdu.[1]

AK Parti Kuruldu – 14 Ağustos 2001

15 Aralık 2000 günü Anayasa Mahkemesinin Fazilet Partisi'ni kapatması, “yenilikçi” hareket için bir nevi bulunmaz fırsattı. Yıllarca "hain" damgasını yemekten ürkenler, ilk kez "yeni parti" düşüncesini haykırarak farklı çatı altında toplanmaya başladılar. 14 Ağustos 2001 günü Adalet ve Kalkınma Partisi kuruldu. İki gün sonra Kurucular Kurulu toplanıp Erdoğan'ı genel başkanlığa seçtiler. [2]

2002 Seçimlerine Girerken AK Parti

Koalisyon Ortaklarının Seçim Kararı Almaları – Temmuz 2002

MHP Lideri Bahçeli'nin 2002 Temmuz başında sürpriz bir şekilde  "3 Kasım'da erken seçim" çağrısı yapmasıyla, er meydanında güreş tutmak için tarihi fırsat doğmuş oldu.  Ne var ki,  şartlar koalisyon ortakları için pek elverişli değildi.  [3]

Ak Parti’ye Kapatma Davası – 1 Ağustos 2002

Ankara DGM Başsavcısı Nuh Mete Yüksel 1 Ağustos 2002 günü AK Parti hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunarak laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline geldiği gerekçesiyle kapatılmasını isterken daha kurulduğu andan itibaren rejimin öğütücü dişlileri arasına sokmaya çalıştı. [4]

Erdoğan Seçimlere Giremesin!

  • 2 Ağustosta - Diyarbakır 3 No’lu DGM, AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’ın aldığı mahkûmiyet kararının adli sicil kaydından silinmesi istemini reddetti.

  • Diyarbakır 4 No’lu DGM, üst mahkeme sıfatıyla itiraz üzerine şikâyeti yerinde bularak mahkûmiyet kaydının silinmesine hükmetti.

  • 15 Eylül 2002- Adalet Bakanlığı Adli Sicil Genel Müdürlüğü, Erdoğan’ın adli sicil kaydını silmeye hazırlanırken Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun itirazı üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesi adli sicil kararının silinmesine ilişkin kararını yok hükmünde saydı.

  • 20 Eylül 2002- Yüksek Seçim Kurulu Erdoğan’ın milletvekilliği adaylığı talebini reddetti. Bu kararda Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin adli sicil kaydının silinmesine ilişkin ret kararı etkili oldu. [5]

 

Abdullah Gül Başbakan Adayı

Tüm bu engellemelere rağmen toplumun tek başına iktidara getirdiği AK Parti, rejim tarafından Tayyip Erdoğan’ın yasaklı sayılması nedeniyle Abdullah Gül’le yola devam kararı aldığında siyasal sistem genel başkanlık ve başbakanlığın ayrıldığı yapay bir uygulamayla tanıştı. [6]

Seçime Giderken Ufukta Görünen Tablo ve Tehlike(!)

3 Kasım 2002 tarihi yaklaştıkça,  "Meclis'te sadece AK Parti ve CHP olur" düşüncesine dönüşmeye başladı. [7]

3 Kasım 2002 seçimlerinden birkaç gün önceydi (tam olarak 31 Ekim 2002)... Dünyaya gözlerini açalı henüz birkaç ay olmuş Vatan gazetesi, dört gün sonraki seçimlerin “tatsız” bir biçimde sonuçlanması durumunda beş yıl sonra ortaya çıkacak bir “tehlike”ye işaret ediyordu: “Dikkat! Yeni cumhurbaşkanını yeni meclis seçecek” başlıklı haberde, şayet seçimleri Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) kazanırsa, 2007'de yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçiminde, bu partinin parlamentodaki gücünü kullanarak kendi istediği birini Çankaya'ya çıkartabileceği hatırlatılıyordu. [8]

Askeri Şura Öncesi Yaşananlar ve 

Hilmi Özkök’ün Genelkurmay Başkanı Olması 

Şamil Tayyar:

Yakın tarihte komuta kademesindeki köklü değişiklik, AK Partinin iktidara geldiği 3 Kasım 2002 seçimlerinden önceki Ağustos Şurası'nda yapıldı. Şuranın yapıldığı günlerde (Temmuz 2002), erken seçim kararı alınmış ve ufukta AK Parti iktidarı gözüküyordu. [9]

O tarihte Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu idi. Kıvrıkoğlu, TSK içinde 'Milliyetçi' olarak bilinen, Ülkücü kesimde ise büyük sempati toplayan bir isimdi. [10]

Dönemin TBMM Başkanı MHP'li Ömer İzgi, emekliliğe hazırlanan Kıvrıkoğlu’nun görev süresinin uzatılması için devreye girdi. Kıvrıkoğlu'nun görev süresi uzatılırsa, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hilmi Özkök emekliye ayrılacak ve komuta kademesi farklı bir şekilde yapılandırılacaktı. [11]

MHP'li İzgi'ye en büyük desteği, DSP'li Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan verdi. O da Ecevit'i ikna etti. İki isim karşı çıktı: Mesut Yılmaz ve Devlet Bahçeli. İzgi ve Özkan'ın pişirdiği bu proje yatınca, Özkök, 2002 yılı Ağustos ayında Genelkurmay Başkanlığı koltuğuna oturdu. [12]

Ancak, beklemediği bir sürprizle karşılaştı. Kıvrıkoğlu, giderayak Özkök'ün elini kolunu bağladı. [13]

İsmet Berkan:

Hüseyin Kıvrıkoğlu, …bir son dakika manevrasıyla Kara Kuvvetleri Komutanlığından Genelkurmay Başkanlığına hazırlanmakta olan Hilmi Özkök’ün atamasını engellemek ister. Bu daha önce görülmüş bir durum değildir… Kıvnkoğlu’nun bu tutumuna ilk (ve galiba tek) tepki Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’den gelir. Kıvrıkoğlu’na, daha önce kendi teklifiyle kara kuvvetleri komutanı olarak atanan, kuvvet komutanı olarak yan yana çalıştığı Özkök’ün genelkurmay başkanı olmasını neden istemediğini sorar cumhurbaşkanı. Kıvrıkoğlu’nun yanıtı ilginçtir: “İrticaya karşı yumuşaktır Hilmi Paşa.” [14]

Cumhurbaşkanı bu cevaba sinirlenip, “Şimdi mi fark ettiniz?” diye çıkışır, “böyle saçma şey olur mu, kara kuvvetleri komutanlığına kadar yükselmiş bir subaya böyle şey söylenir mi?” der ve kestirip atar. Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hilmi Özkök’ün önünü kesemeyeceğini anlayınca bu kez değişik bir plan yapar, Özkök’ün birlikte çalışacağı komuta kademesini kendisi oluşturur. [15]

O sırada 1. Ordu Komutanı Edip Başer, yine ‘gelenek’ uyarınca kara kuvvetleri komutanı olmaya hazırlanmakta, Jandarma Genel Komutanı Aytaç Yalman ise eşyasını toplamış, İstanbul’a taşınmaya hazırdır ve emekliliğin hayallerini kurmaktadır. [16]

Aytaç Yalman Jandarma Genel Komutanlığı’ndan Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na atanır, Edip Başer ise kadrosuzluktan emekli olur. Kıvnkoğlu, Aytaç Yalman’ın ‘irticaya karşı yumuşak’ olmadığını düşünmektedir anlayacağınız ve Hilmi Özkök’ü daha göreve başlamadan kuşatma niyetindedir. Aynı dönemde Jandarma Genel Komutanlığı’na da halen Ergenekon’dan yargılanmakta olan Şener Eruygur atanır. [17]

Hilmi Özkök kuşatılmış ve ciddi biçimde zayıf düşürülmüş olarak göreve başlar. Kıvrıkoglu’nun oluşturup Özkök’ün etrafına kuşattığı bu komuta kadrosu o güne kadar duyulmamış, yapılmamış şeyleri yapacaktır. [18]

Abdullah Gül Başbakan, AK Parti Tek Başına İktidar

Ak Parti Tek Başına İktidara Geliyor

Rejimin “tehdit” olarak gördüğü Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yüzde 34.28 oyla 365 milletvekili çıkardığı 3 Kasım 2002 seçimleri, 28 Şubat planlayıcılarına indirilmiş en büyük darbedir. Bu sonuçla otoritenin karargâhtan sivil iradeye doğru evrildiğini anlatan en güzel tanımlama, 4 Kasım’daki Sabah Gazetesi’nin “Anadolu İhtilali” manşetidir.[19]

Bu seçimle, 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra ilk kez parlamentoya iki partinin girebildiği bir sonuç doğdu. 28 Şubat döneminin tüm siyasi aktörleri meclis dışında kalırken, yüzde 19.39 oyla 177 milletvekili çıkaran CHP Meclis’e giren ikinci parti oldu. [20]

İsmet Berkan:

Seçimi Ak Parti kazanıyordu. Ecevit’in DSP’si, Mesut Yılmaz’ın ANAP’ı ve Devlet Bahçeli’nin MHP’si büyük bir hezimete uğramış, baraj altında kalmışlardı. Deniz Baykal’ın parlamento dışındaki CHP’si bu kez yüzde 20’ye yakın oy alıyordu. Eğer DYP de baraj altında kalırsa Ak Parti yüzde 36 oyla tek başına iktidar, CHP ise tek başına muhalefet olacaktı. [21]

Kimse söylemiyordu ama akıllardaki soru şuydu: Şimdi asker bu partiye iktidarı verir miydi? Türkiye, İslamcı parti seçim kazanınca askerin yönetime el koyduğu Cezayir gibi olur muydu? Bu parti Türkiye için iyi olur muydu? Türkiye dinci bir yönetime geçer miydi? [22]

Herkesin kafasında ‘Asker ne diyecek, o nasıl karşılayacak’ sorusu vardı, yüksek sesle dile getirilmese bile. [23]

Beklenen açıklama Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ten geldi. Daha birkaç gün önce yapılan 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı resepsiyonunda gazetecilerin ağzından manşetlik laf alamadıkları için hayıflandıkları Özkök, bu kez gazetecileri boş göndermedi, “Seçim sonuçlarının hayırlı olmasını diliyorum,” dedi. “Herkesin gözü önünde bir seçim yapıldı, halk da tercihini ortaya koydu, buna hepimiz saygılı olmalıyız.” [24]

Komutan böyle diyordu ama seçimin ardından homurdanmalar da başlamıştı. [25]

Bu kez durum geçmişten farklıydı. Homurdanmalar iki türlüydü. Bir tarafta asker içinden bazı etkili isimler kendilerine yakın gazeteciler aracılığıyla seçimi daha yeni kazanmış, lideri halen siyaset yasaklısı olduğu için milletvekili bile seçilememiş Ak Parti’ye açıkça güvensizlik belirtiyordu. Bir tarafta ise daha ilginç bir tavır yer alıyordu: Bir kısım gazeteci ve siyasetçi genelkurmayı Ak Parti’ye karşı yumuşak olmakla, taviz vermekle suçluyordu. [26] 

Yeni iktidarın işi de çok zordu. Bir yandan ekonomik krizden çıkma çabası sürüyordu, o yüzden hem piyasalara hem de cenderesi altında bulunulan IMF’ye güven vermek gerekiyordu. Öte yandan Ak Parti açısından üzerinde durulan zemin bir hayli kaygandı. Gerçi, yüzde 36 uzun zamandır görülmüş bir oy oranı değildi ama yine de sadece yüzde 36’ydı işte. Bu yüzden 36’yı daha geniş bir meşruiyet tabanına oturtmak gerekiyordu. [27]

“Erdoğan Siyasete Dönsün” Kararı

Şamil Tayyar:

Masa başındaki siyaset planlayıcıları seçim sonrası Erdoğan’ın siyasi yasağını kaldırarak AK Parti’nin daha kolay çözüleceği teorisine sarıldılar. Erdoğan’ın milletvekili seçilmesi halinde başbakanlık koltuğuna oturan Gül ile arasında doğacak muhtemel yetki çatışmasının partide ayrışmaya yol açacağını hesaplıyorlardı. [28]

Müesses nizam,  yeni strateji geliştirdi:  Bu hükümet bir şekilde yıpranacak. Erdoğan dışarıda kalırsa parti yine gücünü korur,  olan sadece Gül'e olur. Onun için Erdoğan da elini taşın altına koysun. Derken CHP Genel Başkanı Deniz Baykal yüksek sesle konuşmaya başladı,  gazetelere demeçler verir oldu:  "Recep Tayyip Erdoğan gelsin aday olsun,  mağduriyet rolünü bıraksın.  Hangi ili istiyorsa oradan seçime gidebiliriz." [29]

CHP lideri Baykal in Erdoğan'a başbakanlık yolunu açması, parti içinde tartışmalara yol açtı. Bazı kurmayları, Baykal’a “Bu kararınızdan pişman olacaksınız, AKP daha fazla büyüyecek, CHP’yi de sıkıntıya sokacaksınız” dediler. Baykal ise tepkileri “Göreceksiniz 2 aydan fazla dayanamaz. Tayyip dışarıda kalsa daha büyük tehlike olurdu” diyerek yatıştırmaya çalıştı.[30]

Ne var ki, Gül ve Erdoğan’ı çatıştırarak AK Partiyi parçalama siyasetine dayalı bu senaryo tutmayacaktır. [31]

…köydeki sandıkta 706 seçmenin protesto eylemini gerekçe göstererek seçim sonuçlarını 2 Aralık 2002’de iptal etti. Ardından Baykal’ın önerisi doğrultusunda AK Parti ve CHP, Anayasanın 67, 76 ve 78. maddelerinde değişiklik öngören anayasa değişikliği teklifini meclise sundu, 10 Aralık’ta anayasa komisyonunda ele alındı, ardından genel kurulda kabul edildi. [32]

Erdoğan’ın AB maratonu

İsmet Berkan:

Hem toplumsal meşruiyet tabanını genişletmek hem de Türkiye’nin demokratik standartlarını yükseltmek için yapılması gereken belliydi: Avrupa Birliği’nden tam üyelik müzakerelerine tarih almak için canla başla çalışmak, bu arada ekonomi yönetiminde hata yapmadan işleri Kemal Derviş’in bıraktığı yerden sürdürmek, mali disiplinden şaşmamak. [33]

Recep Tayyip Erdoğan, parti genel başkanlığı dışında hiçbir resmi sıfatı olmamasına rağmen yoğun bir dış gezi trafiğine başladı. AB üyesi ülkeleri teker teker ziyaret ediyor, her birinde başbakanlar veya devlet başkanları tarafından ağırlanıyor, onlarla görüşüp Aralık 2002’de Kopenhag’da yapılacak zirvede Türkiye’ye destek istiyordu. [34]

Ankara, Kopenhag’da umduğunu bulamadı. İki temel engel söz konusuydu: Kıbrıs sorunu, demokratikleşme ve insan haklarındaki eksiklikler. Yani Kopenhag Kriterleri’ henüz yerine getirilmemişti. Yine de AB zirvesinde Türkiye’ye “hayır” denmedi, kapılar kapatılmadı. “2004 sonuna kadar eksiklerinizi giderin ve yine gelin,” dendi. [35]

Sanıyorum o zirvede gerek Recep Tayyip Erdoğan ve gerekse Abdullah Gül, gençliklerinden beri tümüyle işgal edilip sonra da Türkiye’ye ilhak edilmesi gerektiğini savundukları Kıbrıs’ın aslında bildikleri gibi bir sorun olmadığım ilk kez düşünmeye başladılar. Özellikle Rauf Denktaş fenomeniyle tanıştıktan sonra! [36]

AB zirvesinden önce Recep Tayyip Erdoğan’ın son gezisi Kopenhag’a ve Washington’a olacaktı… Başkan George W. Bush, Erdoğan’a başbakan muamelesi yaptı, hem de her bakımdan.[37]

Ali Bulaç:

AK Parti, iktidar olur olmaz kollan sıvadı. Vakit kaybetmeden “ikinci anayasa değişikligi”ni Meclis’e sundu. Tayyip Erdoğan, seçimlerden hemen sonra başlamak üzere muazzam bir enerjiyle, uygun bir müzakere tarihi almak amacıyla bütün üye ülkeleri turlamaya başladı. Yer kürenin çevresi kadar (40 bin km.) mesafe kat etti. Berlusconi gibi liderler, ilk defa karşılarında “ciddi bir muhatap” bulduklarını söylüyorlardı. İşin bir ucundan tutan değil, kararlılıkla işin üzerine yürüyen bir iktidar görüntüsü verildi.[60]

Dönemin ABD Genelkurmay Başkanı Richard Myers “Türkiye ile dostluğumuz hiç bu kadar önemli olmamıştı” diyordu. Yine Bush’un Ulusal Güvenlik Konseyi sözcüsü Sean McCormack, “Türkiye’nin ABD’den daha yakın dostu olmadığını” söylüyordu. Zaman zaman benzer sözleri üst düzey birçok Amerikalıdan duymak mümkündür.[61]

ABD ve Türkiye’de mevcut yönelimler arasındaki ilişkilerin “çok iyi” gittiği bir gerçekli. Tabii bu, Türkiye’nin ABD’nin dünya ve bölge politikalarıyla örtüşen tutumuna bağlı sürüyordu. Türkiye, ABD’nin reflekslerine uygun hareket ettikçe büyük takdirler alıyordu. Kıbrıs görüşmelerinin yapıldığı İsviçre’deki toplantıdan sonra Başkan Bush iki telefon etti. Birinde R. Tayip Erdoğan’a “görüşmelerdeki yardımcı tutumu”ndan dolayı teşekkürlerini belirtiyor, diğerinde ise Yunanistan Başbakanı Karamanlis’i azarlıyordu.[62]

Kabul etmek gerekir ki, dünyanın en güçlü siyasi ve askeri imparatorluğu durumundaki bir devletin desteğini almak, bir iktidar için önemli bir avantajdır. [63]

Direnişin İşaretleri

Askeri Şura’da İhraçlara Şerh ve Askerin Uyarısı – 8 Ocak

Alper Görmüş:

İlk arıza Aralık 2002’deki Yüksek Askeri Şûra'da ortaya çıktı. Başbakan Gül ve Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Şûra kararıyla ordudan atılan askerlerin mahkemeye başvurma haklarının olması gerektiği gerekçesiyle ihraçlara şerh koydular. (Tam burada, “İşte bak, o şerhler olmasaydı TSK’daki Fetullahçılar ihraç edilebilecekti” demeye hazırlanan okurlar, bu parantez size: O ihraç talepleri “karısı tesettürlü”, “düzenli namaz kılar” vb. gerekçelerle bağlantılıydı; kendilerini gizlemek için her yola başvuranlarla, icabında namazı dahi “göz ucuyla” kılanlarla bağlantılı değildi.) [38]

Yüksek Askeri Şûralar tarihindeki bu “ilk”, yalnız askerler arasında değil, “askerin sivil hükümetlerin denetiminde olması” prensibini ordu düşmanlığı sayan “siviller” arasında da bir şok etkisi yaratmıştı. [39]

Emekli orgenerallerden Necati Özgen’e göre, “Bu iş Türk Silahlı Kuvvetleri'nin birliğini bozmaya yönelikti.” (Star, 1 Ocak 2003). [40]

Görevdeki orgeneraller de Özgen gibi düşünüyorlardı. 8 Ocak'ta (2003) Genelkurmay Başkanlığı'nda önde gelen gazetecilere bir resepsiyon verdiler ve “YAŞ şerhleri“ ile “türban” üzerinden “irtica uyarısı”nda bulundular. [41]

Medyayı tatlı bir heyecan sarmıştı, merkez medya gazeteleri sevinçlerini gizleyemiyorlardı… Bazı yazarlara göre bu yeni bir 28 Şubat'tı, zaten oradan kalkarak, olan bitene, “28 Şubat süreci”nden mülhem,  gönüllerindekini sergileyen bir ad da verdiler: “8 Ocak süreci...” [42]

Medya, “8 Ocak 2003 resepsiyonu”nu, bundan sonra ne yapması gerektiği hususunda kendisine verilmiş bir brifing gibi algıladı ve hiç vakit geçirmeden harekete geçti... Ocak-Nisan arasındaki üç ayda gazeteler ve televizyonlar, Jandarma kaynaklı “irtica geliyor” haberleriyle doldu taştı. [43]

Sahte Şeyh Haberleri – 16 Ocak

Alper Görmüş:

“8 Ocak süreci”nin daha ilk haftasında medya, üç adet “sahte şeyh” haberiyle ülkeyi sarstı. Jandarma istihbaratı, belli ki “irticaya cesaret veren” hükümeti medya üzerinden dövmek için elinden geleni yapıyordu. [44]

İlk “bomba" 16 Ocak günü patladı... Jandarma (ve medya), Tuzla'nın Akfırat Beldesi'nde, en küçüğü 15, en büyüğü 22 yaşında 15 kadına "bir gecelik imam nikâhı kıydığını itiraf eden” ve beldeyi kendi koyduğu “İslami kurallarla” yöneten bir “sahte şeyh”in malikânesine baskın düzenledi... [45]

Gazeteler, bu "bulunmaz malzeme"yi hakkıyla değerlendirdiler. Böylece medya, Jandarma'nın gollük paslarını mükemmel bir biçimde değerlendirmiş, taze iktidara şenlikli bir “hoşgeldin” partisi düzenlemişti. [46]

Tabii, bugünden bakıldığında, gazetecilerin Jandarma kaynaklı “irtica” dosyalarına boğulması anlaşılmaz değil... Çünkü o zamanlar Şener Eruygur Jandarma Genel Komutanı'ydı; iki ay kadar sonra da İstanbul'da, Birinci Ordu karargâhında meşhur “plan semineri” düzenlenecekti. [47]

1 Mart Tezkeresi

Tezkerenin Arka Planı

AK Parti iktidarının ilk günlerinde kucağında bulduğu ABD’nin Irak işgal planı, önemli bir dönemeçtir.[48]

ABD, işgal planına destek bulmak için Ecevit koalisyonu üzerinde yoğun baskı oluşturmuştu. ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney Türkiye’yi Irak’ın kuzeyinden cephe açılması konusunda ikna etmek için 2002 yılı Mart ayında Türkiye’ye geldi. ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz, bu ziyaretten 4 ay sonra Ankara’daydı. Aynı şekilde Irak operasyonuna destek istiyordu. [49]

Wolfowitz, 16 Temmuz akşamı Ankara Büyükelçisi Robert Pearson’ın büyükelçilik rezidansında verdiği davette, Başbakan Yardımcısı Şükrü Sina Gürel, Devlet Bakanları Kemal Derviş, Tayyibe Gülek ve Genelkurmay 2. Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın yüzüne aynen şöyle dedi: “Türkiye operasyona başından katılırsa Irak’ın yeniden şekillendirildiği masada yerini alır, yoksa dışarıda kalır.” [50]

MGK Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç, sürpriz şekilde AB’ye alternatif olarak Rusya ve İran’ı gösterdi. Oysa bu hedefler, milli güvenlik konseptinin parçası değildi. ABD’ye tepki olarak dillendirildi. Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu, bu açıklama için “kişisel görüşüdür” dedi ama bu açıklamanın emir komuta zinciri içinde yapıldığı yüksek ihtimaldir. Ayrıca Kıvrıkoğlu’nun ABD’nin bu planına şiddetle karşı olduğu biliniyordu. [51]

Abdullah Gül’ün başbakanlığının ilk günlerinde yeniden gündeme gelen tezkere, böyle bir siyasi atmosferin içinden AK Parti’ye ulaştı. [52]

Tezkereye Hazırlık

Hükümet hazırladığı tezkereyle TSK’nın yabancı ülkelere gönderilmesine izin verirken, ABD’nin en fazla 62 bin asker, 255 uçak, 65 helikopterden oluşan filosunun Türkiye üzerinden Irak’a taşınmasını öngörüyordu. [53]

Tezkere, AK Parti için de sancılı bir sürecin başlangıcı oldu. Meclis Başkanı Bülent Arınç başta olmak üzere partinin önde gelenleri tezkere karşıtı tavır alırken, Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman başta olmak üzere komuta kademesinin önemli kısmı aynı saftaydı. [54]

Fikret Bila Milliyetteki köşesinde (26 Şubat 2003) askerin tepkisini isim vermediği bir komutana dayandırarak yazdı. Sonradan anlaşıldı ki o komutan Yalman’dı. Aynı gün Genelkurmay yaptığı yazılı açıklamada tekzip yayınladı ama etkili olmadı. [55]

Oylama

AK Parti Lideri Erdoğan, gruplar halinde ve toplu olarak görüştüğü milletvekillerine tezkerenin lehinde oy kullanmalarını salık verdi. Oylamaya birkaç gün kala 26 Şubatta meclis grubunu toplayan Erdoğan, milletvekillerine son kez olumlu oy kullanmaları çağrısında bulundu.  [56]

1 saat 15 dakika süren toplantının ardından Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, Başbakanlığa geldi. Gül ve Özkök, tezkerenin nihai şeklini birlikte değerlendirdiler. Özkök ün itirazı olmayınca tezkere TBMM Başkanlığına gönderildi. [57]

Tezkerenin Sonucu

Tezkere 1 Mart 2003 günü Meclis Genel Kurulu’ndaki gizli oylama sonucu reddedilirken siyasi hayatı derinden etkileyecek izler bıraktı. [58]

Irak’ı işgal planının bozulması nedeniyle oylama sonucuna şiddetle tepki gösteren Amerika, faturayı hem hükümete hem orduya çıkardı. İki partili mecliste AK Parti’ye alternatif üretecek siyasi imkâna sahip değildi. 28 Şubat’ta olduğu gibi orduyu hükümetin üzerine salarak hesap sormaya kalktı. [59]

 

 

Dipnotlar

[1] Göçün ve Kentin İktidarı. Ali Bulaç.Çıra: 2010

[2] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[3] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[4] Beşinci Darbe. Şamil Tayyar. Timaş: 2014

[5] Beşinci Darbe. Şamil Tayyar. Timaş: 2014

[6] Beşinci Darbe. Şamil Tayyar. Timaş: 2014

[7] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[8] http://serbestiyet.com/yazarlar/alper-gormus/ak-parti-cemaat-ittifaki-vur-fakat-dinle-2-710150

[9] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[10] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[11] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[12] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[13] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[14] Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[15] Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[16] Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[17] Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[18] Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[19] Beşinci Darbe. Şamil Tayyar. Timaş: 2014

[20] Beşinci Darbe. Şamil Tayyar. Timaş: 2014

[21] Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[22] Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[23] Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[24] Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[25] Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[26] Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[27] Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[28] Beşinci Darbe. Şamil Tayyar. Timaş: 2014

[29] Operasyon Ergenekon. Şamil Tayyar. Timaş:2008

[30] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[31] Beşinci Darbe. Şamil Tayyar. Timaş: 2014

[32] Beşinci Darbe. Şamil Tayyar. Timaş: 2014

[33] Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[34] Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[35] Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[36] Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[37] Asker Bize İktidarı Verir mi? İsmet Berkan. Everest: 2011

[38] http://serbestiyet.com/yazarlar/alper-gormus/ak-parti-cemaat-ittifaki-vur-fakat-dinle-3-711288

[39] http://serbestiyet.com/yazarlar/alper-gormus/ak-parti-cemaat-ittifaki-vur-fakat-dinle-3-711288

[40] http://serbestiyet.com/yazarlar/alper-gormus/ak-parti-cemaat-ittifaki-vur-fakat-dinle-3-711288

[41] http://serbestiyet.com/yazarlar/alper-gormus/ak-parti-cemaat-ittifaki-vur-fakat-dinle-3-711288

[42] http://serbestiyet.com/yazarlar/alper-gormus/ak-parti-cemaat-ittifaki-vur-fakat-dinle-3-711288

[43] http://serbestiyet.com/yazarlar/alper-gormus/ak-parti-cemaat-ittifaki-vur-fakat-dinle-3-711288

[44] http://serbestiyet.com/yazarlar/alper-gormus/ak-parti-cemaat-ittifaki-vur-fakat-dinle-4-711752

[45] http://serbestiyet.com/yazarlar/alper-gormus/ak-parti-cemaat-ittifaki-vur-fakat-dinle-4-711752

[46] http://serbestiyet.com/yazarlar/alper-gormus/ak-parti-cemaat-ittifaki-vur-fakat-dinle-4-711752

[47] http://serbestiyet.com/yazarlar/alper-gormus/ak-parti-cemaat-ittifaki-vur-fakat-dinle-4-711752

[48] Çelik Çekirdek. Şamil Tayyar. Timaş: 2013

[49] Çelik Çekirdek. Şamil Tayyar. Timaş: 2013

[50] Çelik Çekirdek. Şamil Tayyar. Timaş: 2013

[51] Çelik Çekirdek. Şamil Tayyar. Timaş: 2013

[52] Çelik Çekirdek. Şamil Tayyar. Timaş: 2013

[53] Beşinci Darbe. Şamil Tayyar. Timaş: 2014

[54] Çelik Çekirdek. Şamil Tayyar. Timaş: 2013

[55] Beşinci Darbe. Şamil Tayyar. Timaş: 2014

[56] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[57] Kıt'a Dur. Şamil Tayyar. Timaş: 2012

[58] Beşinci Darbe. Şamil Tayyar. Timaş: 2014

[59] Beşinci Darbe. Şamil Tayyar. Timaş: 2014

[60] Göçün ve Kentin İktidarı. Ali Bulaç.Çıra: 2010

[61] Göçün ve Kentin İktidarı. Ali Bulaç.Çıra: 2010

[62] Göçün ve Kentin İktidarı. Ali Bulaç.Çıra: 2010

[63] Göçün ve Kentin İktidarı. Ali Bulaç.Çıra: 2010

Kültür Sayfası