Cemaatin Mantığını Anlamak 3: Çalışma Usulü

Organizasyon

Hiyerarşik Bir Yapı Var mı, Yok mu?

Hüseyin Gülerce:

Zaman Gazetesinde 21 Mart 2014’te yayınlanan röportajda F. Gülen, bugün Legal Görünümlü İllegal Yapı” olarak adlandırılan yapı için şunları söylemişti: “Altmış-yetmiş yıllık hizmet hayatımda görmediğim, aklımdan ve hayalimden dahi geçmemiş kurmaca ve düzmece bir hizmet hiyerarşi yapısı çıkarıyorlar. Bu nasıl bir zihin ve ruh kirlenmesidir? Bu Hizmete gönül vermiş binlerce belki milyonlarca insanın aklıyla alay edercesine hayalî çizelgeler çıkarıyorlar. “Böyle hiyerarşik bir yapıdan ve belli payelerden bahsedenler bu Camiayı hiç anlamamışlar ya da bir gareze mebni iftira ediyorlardır. Tanıyanlar da bilir ki, ben ders okuttuğum talebeye bile hep bir müzakere arkadaşı olarak bakmış, onlar üzerinde dahi bir hocalık vasfını kabullenmemişimdir.” [6]

Bu söyledikleri tamamen yalan. Asıl insan aklıyla kendisi alay ediyor. Binlerce, belki de yüz binlerce insanın bildiği gerçekler, nasıl böyle çarpıtılabilir? Küçük bir ilçede mütevellide bulunan bir insan bile bilir ki, o ilçede “Güleni temsil ettiğini” üzerine basa basa söyleyen bir imam, ya da “hadim” vardır. Onun yardımcıları vardır. Talebe imamı vardır, bölge imamı vardır. Şehirlerde ünite imamları vardır. Dershane, kolej müdürleri vardır. Onlar da imamlarla istişare eder. Genişçe anlatmayacağım, ama gerçek şudur: Bunlar arasında sıkı bir disiplin, kaskatı bir hiyerarşi vardır. Baş başa bağlıdır, sonra da bütün başlar F. Gülene bağlıdır. [7]

F. Gülen, bu gerçek başkaları tarafından bilinince rahatsız oluyor. Çünkü çizdiği Mevlana portresine ters bir yapılanma bu. Silahlı kuvvetlerde olmayan bir disiplin ve hiyerarşiden bahsediyorum. Gerçek ortaya çıktığı için rahatsız oluyor Gülen. Bu bile yanlış bir iş yaptığının, insanları kandırmaya kalktığının işaretidir. Niye yalan söyleniyor ki, şöyle dense ne olur: Koskoca bir yapı. Herkesin bir temsil keyfiyeti var. Bir yerdeki yanlış bütün camiaya mal edilir. Onun için hizmet disiplini şarttır... [8]

İlk Kuruluş Dönemi

Ahmet Keleş:

Fethullah Gülen en tepede oturur. Sonra tüm yurt içindeki ve yurt dışındaki temsilcileri bölgeler olarak ayda bir toplardı. Yurt dışından da gelenleri sayarsak tüm dünyadan gelenler 100’e yakındı. 1998’den öncesini konuşuyorum. O zaman kendisi İstanbul’da yaşıyordu. [9]

Yaptıklarımızın raporlarını veriyorduk ve yeni direktifleri alıp dönüyorduk. Biz de kendi bölgemize bağlı il, ilçe imamlarını toplayıp, onlara direktif veriyorduk. Onlar da kendi altlarındakilere veriyordu. Böylece hiyerarşik olarak tabana doğru yayılıyordu. Yani il ve bölge imamlıkları hizmetin yürütücü kadrolarıdır.[10]

Planlama

Ahmet Keleş:

Akıl almaz bir organizasyon vardı. Devletin bile tutamayacağı istatistikler tutuluyordu. Her yılın hizmet planı stratejik olarak planlanıyor, insan gücü, finansman desteği, siyasi destek vs. her şey inceden inceye planlanıyordu. Bu hareket eşi benzeri görülmemiş bir örgütlenme disiplinine ve düzenine sahiptir. Hedefe ulaşmak için tüm Anadolu’nun en zeki çocuklarını yıllarca toplayıp bu iş için eğittik. Bu hareket başka bir şey için değil sadece ve sadece devleti ele geçirmek için var oldu ve çalıştı. Öyle hassas bir şekilde çalışıldı ki mesela, bu yıl kaç öğrenci evi açılacak, kaç yurt, kaç dershane, kaç okul ve diğer tüm hizmet alanları tek tek belirleniyordu. Ardından da öğrenciler hizmette duyulan ihtiyaç alanlarına göre üniversitelerde bölümlere yönlendiriliyordu. Ne kadar hukukçuya, öğretmene, doktora vs. ihtiyaç var ona göre başarılı öğrenciler üniversitelere yerleştiriliyordu. İşte bu sistemli çalışma doğru sonuçlar veriyor ve hizmet inanılmaz şekilde büyüyordu. Yurt genelinde ilgilenilen öğrencilere Hocaefendi’ye bağlılık derecesinin ölçüldüğü puanlar verilirdi ve buna biz “beşlik sistem” diyorduk. Hocaefendi hocalıkla, din adamlığıyla değil örgüt kurmak ve planlamakla uğraşırdı. O hiçbir zaman bir din adamı olmadı. Hatta din adamı olarak görülmekten de hoşlanmadı. [11]

 

Alt Organizasyon

Latif Erdoğan:

Kurumsallaşmaların en küçük birimi evlerdir. Her eve bir imam nezaret eder. Her imamın aynı zamanda bir de yardımcısı vardır. Birkaç evden sorumlu kişi kendisine bağlı ev imamlarını yönetir. Ona da semt imamı denir. Semt imamları bölge İmamına; bölge imamları ise belde imamlarına doğrudan bağlanırlar. Belde imamları vilayet imamının emrinde çalışırlar. Türkiye yedi bölge olarak düşünülürse -ki bu taksim her zaman değişebilir, bazen yediden fazla, bazen daha az olabilir- her vilayet imamı kendi bölgesinin imamına bağlıdır. Fakat bu bağlılık şekli şematiktir. Gülene bağlanma bakımından bu vilayet imamlarının her biri de doğrudan Gülen e ayrıca bağlıdır.. [12]

 

Üst Yapı

Mesut Zeybek:

Hekimoğlu o zaman bize 'bunları siz tek bir cins olarak görmeyin' demişti. 'Bunların içi karışık, 3'e ayrılmış bunlar. En altta Nur talebeleri var, Halk ile muhatap olan hizmetin hamallığını yapan kesim onlar. Bir de Mollalar var direk hocaya bağlı, ne Risaleleri dinlerler ne başkasını, direk hocayı dinlerler. Bir de derin yapı var. Esas karar mekanizmasında bunlar var. Aradaki Mollalar üst yapıyla hoca arasında irtibatı sağlıyor' demişti.[13]

 

Ahmet Keleş:

“4. kat ara kattır. 5, 6 ve 7. katmanlar ‘örgüt ve teşkilat’ katlarıdır. 6. katta Hocaefendi’nin bildiği ve takip ettiği ‘hayati hizmetler’ yürütülür… Piramidin temelini halk tabakası oluşturur. İkinci ve üçüncü katta öğrenciler ve öğretmenler yani hizmet mensupları yer alır. Dördüncü tabaka ara kattır. Hem alt hem de yukarıya bağlantıyı sağlar. Beşinci, altıncı ve nihayet yedinci katlar hocaefendinin de içinde olduğu ‘örgüt ve teşkilat’ katlarıdır. Bu katlar ile altta yer alan ilk üç tabakanın arasında tanımlanamayacak derecede büyük bir fark ve zıtlık vardır. Zaten bugün anlamakta zorluk çekilen de budur.[14]

Alttakilerin niyeti ile üsttekilerin niyeti aynı değil. Bu büyük zıtlığı kamufle eden ve görünmemesini, anlaşılmamasını sağlayan figür ise Hocaefendi’dir. İşte bu iki zıt durumu birden temsil ettiği içindir ki ciddi çelişkiler sergilemekten kurtulamıyor. “Bu ne, bu ne” diye insanı hayrette bırakan halleri, sözleri ve davranışlarının nedeni bu zıtları temsilden kaynaklanmaktadır. [15]

Beşinci kat, yurtiçi ve yurtdışı tüm hizmetlerin yürütüldüğü konuşulduğu ana meclisi oluştururdu. Hizmetin her meselesi burada ele alınır, müzakere edilir, karara bağlanır ve uygulama startı verilirdi. Altıncı kat ise, sadece Hocaefendinin bildiği ve takip ettiği “hayati hizmetlerin” yürütüldüğü kattı. Tabiri caiz ise Bakanlar Kurulu veya Milli Güvenlik Kurulu gibi bir kattı. [16]

Örgütün hiyerarşik kademelerinde her sorumlu bilmesi gereken kadar bilgiye vâkıf olur ve bu bilgileri gizli tutması ondan istenen en önemli özelliktir. Yapının kompartıman usulü, ‘f tipi’ hücre yapılanmasını kullanması, ayrı hücrelerdeki üyelerin birbiriyle irtibatlarının kurulmaması da bu amaç içindir. Bu gizliliği sağlayabilmek için gösterilen ölçü de büyük bir günah işlemek, ağzınızla Allah’ı (cc) inkâr etmek zorunda kalsanız bile örgüte dair sırları vermemelisiniz beyanı ile gösterilmiştir.[17]

Derin Yapı

Hüseyin Gülerce:

Daha da önemlisi söz konusu hiyerarşinin dışında, doğrudan kendisine bağlı, bazıları birbirlerinden habersiz kozmik kadroların varlığıdır. İllegal Yapının çekirdeği diyebileceğimiz bir “Derin Yapı” var. [18]

Ahmet Keleş:

Bunun yanında o piramitte bir başka alan daha var ki onu altıncı kat olarak görüyorum. Bizzat yürütücülerini sadece Fethullah Gülen’in tanıdığı başka hiç kimsenin tanımadığı bir ekip var bunlar da emniyet ve adaletle ilgili işleri yürütüyorlar. Askeriye ile ilgili, bürokrasi ile ilgili, siyasetle ilgili ve Türkiye’deki çeşitli dini, dini olmayan, sivil toplum kuruluşları ile ilgili faaliyetleri de yürütüyorlar. [19]

Kimse kimsenin ne iş yaptığını bilmez. Sorma gereği de duymayız. Çünkü bilmememiz gerekiyor. Yarın bir gün içeri düşürsek bize bunu sorarlarsa bilmemek lehimizedir. Hizmete ihanet etmemiş oluruz diye bir mantığı var. Bilmek değil bilmemek daha işimize geliyor. [20]

Çalışma Şekli

Bir Polis Adayının Anlattıkları Üzerinden Ödül-Ceza Sistemini Değerlendirmek

…Cemaattekileri sürekli motive etme ihtiyacı var. Niye? Bir maneviyatla bağlansın ki kopup gitmesin. Onun için de birileri sürekli rüyalar görür, o rüyalar hep anlatılır. Bize de anlatıyorlardı. Üst devrelerden biri anlatmıştı: Gece kalkmış, sabah namazına giderken Hz. Hamza gelmiş, yanına oturmuş, sohbet etmiş, giderken de okunu ona bırakmış. ‘O ok hâlâ duruyormuş ama kimseye göstermiyormuş.’ Keza, Peygamber Efendimiz’le ilgili de bir sürü anlatırlardı. Fethullah Gülen’in rüyaları zaten hiç bitmez. O kendisini Peygamber Efendimiz’le, sahabelerle görür hep, bir de ahiler filan da bunu aynı şekilde onlarla birlikte görür. Böylece ortalıkta sürekli bir 'rüya muhabbeti’dir gider... [21]

Yıllarca bunlara maruz kalanlar, ta çocukluğundan bunlara maruz kalanlar içinde bence safiyane inananlar da var. Çoğu, en başta safiyane duygularla geliyor, ‘Bu insanların alnı secde görüyor, bunlardan bir zarar gelmez.’ diyor. Ama sonrasında işler karmaşıklaşıyor; baskı temelli birçok psikolojik unsur, kitle psikolojisi, dışlanma, imkânları kaybetme endişesi, bunlar ve benzeri gerekçeler, o camiaya tertemiz, aklı başında giren birisini, birkaç yıl sonra tanınmaz hâle getirebiliyor. Mantık da zedeleniyor, ahlaki tutumlar da. Birçok kişi bazı gerçekler ortaya çıktığı zaman vazgeçecek veya işte benim gibi başına direkt bir şey geldiğinde gerçek durumu anlayacak ama genel yapı yine kolay ikna olmuyor, örgütün kirli, tuhaf kısımlarına. Zaten kafanıza bir şey takılsa da soruverseniz, ‘Sen ulu’l emre karşı mı geliyorsun?' diyerek önünüzü kesiyorlar, sizi güvensiz insan ilan ediyorlar. Bunlarla karşılaşmamak için siz de epeyce şeyi, ‘Vardır bir hikmeti,’ kandırmacasıyla görmezden gelmeye çalışıyorsunuz. Ahi, sizin komutanınızdır, ulu’l emrinizdir. Şimdi siz 13 yaşından itibaren böyle koşullandırılınca da göreve başladığınızda, bir abi, ‘ülkenin başbakanını, MİT başkanını dinle, şuraya böcek koy, buraya böcek koy’ dediğinde siz bu emri sorgulamıyorsunuz. [22]

…özetle ben birinci sınıfın artık belirli bir döneminden sonra farkında olmadan Cemaat’in içine girmiş oldum. Sanki böyle bir şeylere üye oluyormuşsunuz gibi değil de hiç hissettirilmeden, yavaş yavaş içine çekildim. Girdikten sonra da artık öyle bir doğal süreç işledi ki! Şu da çok önemli: O zamanlar 13-14 yaşındasınız. Ergenlik dönemindeki çocukların hep böyle bir tarafı vardır. Bir yere ait olma, aidiyet duygusunun tatmin edilmesi. Bunlar, bizdeki o duyguyu istismar ettiler. Hele de bana, iki tarafı da göstererek uyguladılar bu istismarı. Onlardan değildim; refüze edildim, ezildim, dayak yedim, onların tarafına geçtiğimde ise bir anda etrafım canciğer arkadaşlarla çevrildi. Kaç kişi bu psikolojik gelgitlere dayanabilir, onların safını seçmekten kalınabilir ki, hele de o yaşlarda? [23]

Hiç boş bırakmazlardı. Boş kalırsan bozulursun. He yaparsın? TV seyredersin, sokakta gezersin, kızlara bakarsın vs. Evci olduğum hâlde benim de pazar günlerimi ille doldurmaya çalışırlardı. Benim gibi olanlara, ‘Evleri yakın olanlar, birbirine gitsin gelsin, beraber vakit geçirin.’ derlerdi. Öyle sıkı bir disiplin, takip ki ‘Pazar günü şunlar şunlar yapılacak.’ yazan listeler bile vardı. Böylece, haftanın 7 günü, günün 24 saati sürekli kontrol ve gözetleme içerisindesiniz ve bir de hep binleriyle dip dibesiniz. Şunu da derlerdi: ‘Tek kişiyseniz ziyandasınız, iki kişiyseniz üçüncünüz şeytan olur, üç kişi olursanız cemaat olursunuz.' En az üç kişi olarak dolaşılması kati bir emirdi. [24]

Akademide okurken grup olarak çok güçlüydük, her şey istediğimiz, yani Cemaat’in istediği gibi oluyordu. Cemaate yakın durmanın getirileri olduğunu fark edip bu ranttan faydalanmak için kendiliğinden aramıza katılanlar da oluyordu. Düşünün... Devrenizin yüzde 80’i Cemaatçi, sınıf komiserleri, şube müdürleri Cemaatçi. Okul dışına çıkıyorsunuz birçok yerdeki müdürler, amirler, tayinlerin başındakiler, kritik yerleri yönetenler, hep hep Cemaatçi. ‘Cemaatçi olmazsam bir yere gelemem, beni oradan oraya döndürürler.’ diye düşünüp Cemaate girenleri biliyorum. Diğer kamu kuruluşlarında da aynı durum vardı. [25]

… adam yerleştirirken eğitim, liyakat, sosyallik, prezantabl, şu, bu; onlara bakmaz. Tek aradığı şart, tam bir mürit adanmışlığıyla, tam bir robot mekanikliğiyle itaattir. [26]

Kamudaki oldukça üst düzey bir yönetici, Gazi üniversitesi rektörü için, ‘Bunları yapacak çapta değil.’ demişti. Hayır, tam da o çapta işte. Mutlak itaatin çok başarılı bir temsilcisi. Keza, mutlaka cezalandırılacağım, belki de mesleğinden olacağını bildiği hâlde kamikaze pilotu gibi, canlı bomba eylemcisi gibi... Hidayet Karaca ve beraberindekileri kurtarmaya kalkan iki hâkim de aynı. [27]

Takiyye

Selahattin Adanalı:

Takiyyenin temel iki özelliği var; birincisi normalin dışına çıkan (yani anormal) bir fikri yapıyı empoze etmek, ikincisi ise bunu cemiyete rağmen yapmak… Bu iki şartı aynı anda gerçekleştirebilmek için takiyyeye ihtiyacınız vardır.[28]

Takiyyeye ihtiyaç duymadan cemiyet normalinin dışında bir fikri empoze etmek mümkün değil midir? Özel eğitim vereceğiniz az sayıdaki insanda mümkün olabilir ama geniş kitlelerde uygulanması imkânsızdır. Mesela güçlü ruhlara sahip insanları fikrinize inandırabilirseniz cemiyetin tüm baskısına rağmen ayakta kalabilirler ve hareketinizi bu insanlar üzerinde devam ettirebilirsiniz. Ama orta halli insanları normal dışı bir fikri yapıya mensup kılmayı cemiyete rağmen yapmak istediğinizde yolunuz mutlaka takiyyeye çıkar. [29]

Ne var ki takiyye, zannedildiği kadar kolay değildir. Mensuplarınızı ne kadar iyi eğitirseniz eğitin, cemiyetin içinde yaşamaya devam ettiği müddete ondan etkilenecektir. Cemiyetin etkisini mensuplarınız üzerinde sıfırlamak için, mensuplarınızın zihni ve psikolojik dünyasına dışarıdan bilgi, fikir, ahlak girişine tamamen kapatmanız gerekir. Bununla birlikte mensuplarınıza, sahip oldukları fikri de cemiyete anlatma yasağı getirmelisiniz, çünkü fikrini anlatmak isteyen, cemiyet ile çatışır, tartışır ve mutlaka etkilenir. [30]

Takiyyenin en önemli özelliği, toplumdan muhakkak farklı düşünmek ama mutlaka farklı düşünmediğinizi göstermektir. Bunu yapabilmek için bir taraftan medya kuruluşlarına ihtiyacınız var diğer taraftan da gerçek düşüncelerinizin dışında sanal bir düşünce üretmek gerekir. Problem, kamuoyuna açıklayacağınız düşüncenin ne olacağı sorusunda yoğunlaşır. Cemiyet içinde saklanmanın en emin yolu, cemiyetin ortalama düşüncesine sahip olduğunuzu göstermektir. Düşünceleriniz ve hayatınız, cemiyetin ortalamasına ayarlandığında, hem gizlenirsiniz hem de cemiyetten insan kaynağı devşirmenin yolunu açmış olursunuz. Cemiyet, kendinden farklı olmadığını gördüğü bir cemaate veya harekete çocuklarını emanet etmekten çekinmez. [31]

Fethullah Gülen, cemiyet ortalamasını, İslami kesimin ortalaması olarak değil, ülkedeki tüm siyasi telakkilerin ortalaması olarak görüyor. Yurt dışına açılmadan önce Türkiye ortalamasını esas alan Fethullah Gülen, yurt dışına açılmaya başladıktan sonra dünya ortalamasını alma yolunu seçmiş görünüyor. Dünya ortalamasını da batı kültürünü esas alarak tespit ediyor. Türkiye ve dünyada geçer akça olan batı kültür ve siyaset esaslarını kabul ederek, müthiş bir perdeleme yoluna gidiyor. Özet olarak Fethullah Gülen, demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi çağın işe yarar argümanlarını kamuoyuna, bağlı olduğu esaslar olarak sunuyor. [32]

Fethullah Gülen’in takiyyesi, Şia’nın takiyyesine benzemez, Şia’da tek tip bir takiyye vardır. Şia düşüncelerini, Şii olmayanlara anlatmazlar, bunu da inanç esası olarak kabul ederler. Kısacası Şia anlayışında dünya ikiye ayrılmıştır, Şii olanlar ve olmayanlar… Fethullah Gülen ise dünyayı ikiye ayırmaz, çok kültürlülüğün olduğunu bir gerçeklik tespiti olarak yapar ve stratejilerini ona göre tespit eder. [33]

Çok kültürlülük, çok katmanlı bir takiyye sistemini gerektirir. Taban, cemaatin tüm yükünü çeken fedakâr insanlardan oluşur, bunun için fedakârlık kaynaklarını İslam’dan devşirir. İslam, cemaatin tabanına karşı, cemaatin yönetici elitlerinin takiyyesidir. Yönetici elit, tabanlarına karşı İslam’ı anlatır, kendilerini perdelemek için İslam’ı takiyye malzemesi olarak kullanır. Diğer taraftan kamuoyuna açık yayın organlarında İslami bir gurup olmadığını söyler, bunu da kendi dışındaki toplum kesimlerine karşı takiyye gereği yapar. Kamuoyuna İslami cemaat olmadıklarını söylerken, tabanına, kamuoyuna karşı takiyye yaptığını söyler. Derin ilişkileri olan İsrail ve ABD ile görüşürken, tabanına karşı İslam’ı takiyye gereği kullandığını söyler.  [34]

Bir cemaat bu kadar yalanla nasıl ayakta durur? Bu durum tabii ki normal değil ve izaha muhtaç… Fakat bizim anlatmaya çalıştığımız da zaten bu… Cemaat, tam bir psikolojik kaos içinde, herkes takiyye yapıyor, dışarıya karşı takiyye yaptığı gibi birbirine de takiyye yapıyor. Cemaatin içinde oluşan mahfiller de birbirine karşı takiyye yapıyor. Özet olarak felaket bir yapıdan bahsediyoruz. Cemaat, dev bir yalan makinası olarak çalışıyor, yalan söylemek o derece hazmedilmiş durumda ki, yalan yarışı almış başını gidiyor. [35]

Takiyye’nin Devamlılığını Sağlamak: Kapalı Bir Sistem, Toplumdan İzolasyon

Selahattin Adanalı:

Kültürler, kendi evrenlerini “hayat alanı” olarak kabul etmekte, o evrende, o evrenin esaslarına göre yaşamayı teklif etmektedir. Normal ölçüsü de o evrenin ortalaması, o evrende vücut bulan hayatın ortalamasıdır.[36]

Fethullah Gülen’in cemaatini cemiyetten tecrit etmesi, diğer cemaat ve hareketlerden çok farklı özelliklere sahip. Cemiyetten cemaate girişine izin verdiği sadece iki şey var; para ve insan… Bilgi, fikir, kültür, ahlak gibi girişlere tamamen kapalı bir sistem… Cemiyetten iki şey almak için uğraşıyor, para ve insan, bunların dışında cemiyetten istediği hiçbir şey yok ve cemiyete vermek istediği de hiçbir şey yok. Mesela insanlara asla yardım etmiyorlar, asla Müslümanlarla beraber hareket etmiyorlar, asla Müslümanlarla tartışmıyorlar. Kendi fikirlerini cemiyete sunmuyorlar, tartışılmasını istemiyorlar, mensuplarının tartışmalara girmesine müsaade etmiyorlar. [37]

 

Fethullah Gülen, cemaatini, Müslüman cemaatlerden tecrit etmekle, İslam anlayışının ve ahlakının ortalamasından (normal ölçüsünden) tecrit ediyor. Eğitim modelinin netice vermesinin sırrı burada. Müslüman cemaatlerin içinde en keskin inançlı kişileri nasıl yetiştirdiği sorusunun cevabı bu noktada aranmalıdır. [38]

Fethullah Gülen, Türkiye’deki ve dünyadaki Müslümanlara o kadar yabancı bir anlayışı temsil ediyor ki, tüm Müslümanlardan ve Müslüman cemaatlerden uzak durmayı prensip edinmiş durumda. İşte cemaatin şifrelerinden birisi bu…[39]

Hüseyin Gülerce:

Bu nesil, Zaman ve Bugünden başka gazete okumamış, Samanyolu yayın grubunun kanallarından başka kanal seyretmemiştir. Tek yönlü beslenme, tek kaynaktan beslenme sağlıksız bir düşünce yapısı oluşturmuştur. [40]

Ahmet Demirhan:

Gülen ve çevresindekiler, dışarıdan gelebilecek her türlü uyarı, eleştiri, nasihat ve benzeri mekanizmalara kapılarını kapatan bir ‘alan’ açmış kendilerine.[41]

Gizliliğin Sağlanması İçin Gereken Uygulamalar: Fetret Devri, ‘Tedbir’i Zaruri Kılar

Örgüt içinde, üyelere özellikle dikte ettirilen olgulardan birisi de çağımızın fetret devri olduğudur. Bir Müslüman’ın fetret devrindeki bir ülkede yaşaması, yaşam tarzı ve faaliyetlerinde birtakım değişikliklere sebep olur. Örgüt içinde ise bu durum ‘tedbir’ kavramıyla açıklanır. [42]

Tedbir, örgütün gizliden gizliye faaliyetlerini yürütüp büyüyebilmesi için geliştirilen bir stratejidir. Örgüt üyeleri azami gizlilik içinde faaliyet yürütür ve faaliyetleri ile ilgili ulu orta konuşmazlar. Toplantılar gizli yapılır ve toplantıda konuşulan mevzular dışarıda kesinlikle konuşulmaz. Toplu hâlde, halka açık bir yerde bulunulmaz, girilen mekânlara toplu olarak değil birer ikişer kişi, belirli süre aralıkları ile girer. Devlet kurumunda çalışan örgüt üyelerinin kendisini özellikle gizlemesi istenir. Devlet kurumunda çalışan örgüt üyelerinin, cami veya mescitlerde namaz kılması, cuma namazları da dâhil olmak üzere, yasaklanmıştır. Namazlar günde 3 vakit olarak cem edilerek ve kimsenin görmediği yerlerde kılınır. Namaz kıldığının görülmemesi için örgüt üyelerine tuvaletlerde namaz kılınması bile emredilmiştir. Silahlı Kuvvetler ve istihbarat birimlerine sızmış olan örgüt üyelerinin namazlarını gözleriyle kılmaları, abdest yerine teyemmüm almaları, gerekirse namaz kılmayı bırakmaları, kendilerini gizlemek için toplum içinde alkol kullanmaları, eğlence mekânlarına veya partilere gitmeleri, eşlerinin başlarının mutlaka açık olması, zina yapmaları gibi hususlarda fetvalar verilmiştir. Örgütün en büyük hedefi devlet yönetimini ele geçirerek fetret devrini sonlandırmaktır. Bu konuda üyelere motivasyon amacıyla aktarılan olgulardan birisi de fetret devrinde yapılan hizmetin kat kat daha fazla sevap kazandırdığı ve cenneti garantilediğidir. [43]

Mustafa Öztürk:

Hedef noktasına kazasız-belasız ulaşmak uğruna cemaat mensuplarının özellikle kriz vasatlarında İslâmî ilkelerle pek bağdaşmayan, gerektiğinde dinî-ahlâkî hassasiyetleri askıya alan davranışlar sergilemesi de tecviz edilmiştir. Tedbir diye kavramlaştırılan bu cevaz anlayışı, Şiî gelenekteki takiyye siyasetinin satın alınması ve masum bir adlandırmayla Ehl-i Sünnet dünyasına taşınması olarak değerlendirilebilir. Cemaat diğer İslami gruplar arasında ciddi rahatsızlık yaratan çok boyutlu güç tedarikini ve bilhassa yargı, emniyet gibi kritik kurumlarda kadrolaşma ve diğer bütün grupları saf dışı bırakma kabiliyetini işbu tedbir-takiyye siyasetine borçludur.  [44]

Takiyye’nin Sonucu: Kin ve Öfke Birikimi

Selahattin Adanalı:

Fethullah Gülen, örgütünü “takiyye” üzerine kurduğu için, örgüt üyelerinin tepki reflekslerini ve sinirlerini baskı altında tuttu. “Size karşı ne yaparlarsa yapsınlar, hatta bana ana avrat sövseler bile sesinizi çıkarmayın” türünden talimatlar sürekli tekrarlandı. Bizzat şahidim ki, örgüt üyesine karşı, Fethullah Gülen’i kastederek, “O it ne söylüyor öyle” diyen birine karşı, örgüt üyesi başını önüne eğmiş ve hiçbir şey söylememişti. Büyük tepkiler göstermeyebilirsiniz, kavga zemini oluşturmayabilirsiniz ama hiç değilse, “edebimizi muhafaza edelim, tenkitlerimizi bu çerçevede yapalım” diye bir beyanda bulunmak gerekmez mi? Hayır, adam başını önüne eğdi ve taraflar birbirinden ayrılana kadar da öyle kaldı.[45]

Yıllarca örgüt üyelerinin bu hallerini olgunluk olarak değerlendirenler oldu. Örgütün başındaki adamla birlikte üyelerinin tamamı bu tavrı (tavırsızlığı) olgunluk olarak anlattılar. “Dövene elsiz gerek, sövene dilsiz gerek” gibi tasavvufi bir şiar ile izah ettiler. Ama Fethullah Gülen “Şeyh” değil, adına cemaat dedikleri örgüt tarikat değil, üyeleri de “mürid” değildi. Hal böyle olunca, kendilerine dönük tenkit, hakaret, küfürler karşısındaki bu tavırsızlıkları ve tepkisizlikleri, ruhi inkişafın yüksek seviyelerindeki derin hoşgörüyle yok edilmedi, aksine takiyyeyle gizlenmiş, zamanını bekleyen, beklerken de sürekli biriken bir kin ve nefret depoları oluşturdu. [46]

Bu tepkisizliği bazıları tasavvufi olgunluk olarak görürken, bazıları da “korkaklık” olarak izah ettiler. Oysa her ikisi de değildi, meselenin özü takiyyeydi. Fakat Müslümanlar, Şiilerden başka kimsenin Müslümanlara karşı takiyye yapmayacağını biliyorlardı, öyle inanıyorlardı. Bu sebeple Şia’nın o lanet metodunu kullanacaklarına ihtimal vermediler. Bazıları sadece Fethullah Gülen’in Türkiye’deki asker vesayetinden dolayı rejime karşı takiyye yaptığına inandı ama örgütün tabanının Müslümanlara karşı tavrının takiyye olabileceğine inanamadı. Bugünden geriye doğru bakınca, anladık ki bize (Müslümanlara) karşı da takiyye yapmışlar. [47]

Şia’daki takiyye geleneği, sabır, tahammül, hoşgörü içermez, takiyye, sinsi şekilde zamanını beklemek, o vakte kadar kin ve öfke biriktirmek, zamanı geldiğinde ise tamamını kusmak, tüm şiddetiyle kusmak, birikimin hepsinin birden intikamını almak içindir. Çünkü takiyyenin tabiatında “düşmanlık” mevcuttur, düşmanlara karşı takiyye yaparlar.[48]

Bir insan, kırk yıl takiyye yaparsa, takiyye yaparak kırk yıl kin ve nefret biriktirirse, İŞİD’den daha fazla tehlikeli hale gelir. İŞİD gibi katliama başlamamışlarsa, ellerine o güç hala geçmediğindendir, başka bir sebebi ve izahı yok. İhanet örgütü üyeleri ve özellikle de başındaki adam, kırk yıldır milyonlarca insana karşı takiyye yaparak kin ve öfke biriktiriyor. Ağzını açtığında sevgiden bahsetmesine aldanmayın, adam tam bir kin ve öfke deposu. [49]

İtaat

Nurettin Veren:

Cemaatte ağabeylere itaat mutlak, yüzde yüzdür. Düşünün, çocukların nereye gideceği,  nerede öğrenim yapacağı bire bu ağabeylerce belirleniyor. Edebiyatı mı seçecek, siyasal bilgileri mi, hukuku mu? Ağabeyler söyler. Okul bittikten sonra da talimatlar devam eder. Fethullah Hoca, mezun olanların hangi ülkede hizmet edeceklerini kura ile belirler! Bir takkenin içinden çekilen kura, çocuğun hangi ile, hangi ülkeye gideceğini belirler! Özellikle yurt dışı tavsiye edilir. Çünkü zaten Hoca, yurt içindeki yatırımları durdurmuş,  yurt dışına yönelmiştir. Genelde, zaten yurt dışına gidileceği bilinir kuraya girenlerce.  [50]

Yurt dışına gidildikten sonraki evlilikler de cemaat tarafından yönlendirilir. Birbirini hiç görmeyen adayların fotoğrafları birbirine gönderilir. Hizmet düşünülerek evlenilir. Yani, Tanzanya'da beş yıldır hizmet eden bir erkek öğretmene, diyelim Azerbaycan'da üç-beş yıl çalışıp sadakatini göstermiş bir kadın öğretmen takdir edilir. Fotoğrafları birbirine gönderilir. Bu şekilde, birbirini hiç görmeyen damat ve gelin adayı dünyada emsali olmayan bir bağımlılık ilişkisi içinde 'anlaşır' ve evlenmek için ilk olarak havaalanında karşılaşırlar. İlk defa evlenmek üzere bir araya gelirler. Ve böylece nikahları kıyılır,  ne tercih hakkı vardır ne beğenme... Böyle diktatörce bir yapı...  Ailesinden çok 'hizmet'e itaat eden, ağabeylerine ve Gülen'e bağımlı olan bu insanlar hayatılarının gelecek dönemlerinde de her an aforoz edilme tehlikesi içindedirler... Bir yere atanan cemaat mensubu gitmezse ya da kendi başına karar alarak başka bir iş yapmaya kalkarsa, cemaat tarafından ihanetle suçlanarak aforoz edilir. Yıllardır kendi ailesiyle de irtibatı kesildiği için ailesinden de yüz bulamaz.  Geriye de dönemez. Cemaat vasıtasıyla evlendirildiği için eşi de elinden alınır, boşanması sağlanır.  [51]

Çocuğunu bin bir çileyle okutup üniversite kapısına kadar getiren anne-baba, çocuğunu cemaate kaptırıyor. Kontrolü yitiriyor. Çocuk okullu bitirince de yine ailesine hiç bir hayrı dokunmadan yurt dışına gönderilir. Çocuk, iki-üç yüz dolar için Sibirya'ya kadar gider. Bunun bir fedakârlık,  bir cihat olduğu anlatılır tabii çocuklara. Beyinleri iyice yıkanır. 5-10 yıl çalıştıktan sonra da herhangi bir talebi olduğunda, hemen dışlanır.  Cemaat dışına atılır. Hain olarak damgalanır. Sürekli olarak çocuklara bu hizmet için anne- babanın terk edilmesi gerektiği anlatılır. Çocuklar, artık isteseler de istemeseler de olayları tenkit edemez, sorgulayamaz. Kendilerini bu gidişe kaptırırlar. Dünyada böyle başka bir kölecilik sistemi var mıdır? [52]

Haşhaşilik

Mustafa Öztürk:

Marx’ın ne demek istediği bir tarafa, ondan sadır olan “Din kitlelerin afyonudur” sözünün bağlamsız ve yaygın anlam/kullanımı bugünlerde Haşhâşîlere benzetilen Gülen cemaatindeki hâkim din algısı için de önemli ölçüde geçerlidir. [53]

Sünnî kaynaklarda Bâtınîyye, İsmâiliyye, Melâhide, Zenâdıka, Ta’lîmiyye gibi isimlerle de anılan Haşhâşîlerin merkezi bugünkü İran topraklarında, Elburz dağlarının çok sarp bir noktasında bulunan Alamut (Kartal yuvası) kalesi, efsanevi liderleri de Hasan Sabbah’tır.  Müstahkem Alamut kalesine yerleşerek Nizârî-İsmâlî örgüt yapılanmasını tesis etmiştir. Hasan Sabbah’ın profili çok zeki, teşkilatçı ve dinî ilimlere vâkıf bir kişi olarak betimlenmiştir. Gizli ve düzenli örgütüyle insanların düşünce ve inanç dünyasına hâkim olmak isteyen bu zat İsmâilî kaynaklarda da çilekeş, kanaatkâr, koyu sofu olarak tasvir edilmiştir. [54]

Hasan Sabbah’ın tesis ettiği Nizârî-İsmâilî akidesindeki en temel öğretiye göre mutlak otorite masum imamdır; şeriat ve ilahiyat ancak imamın talimiyle öğrenilebilir. Talim öğretisi sayesinde Haşhâşîler Hasan Sabbah’ın derin hikmet ve hakikatin bilgisine sahip olduğuna inanmış ve tam bir teslimiyetle ona bağlanmışlardır. Sabır, sadakat ve itaatle perçinlenen bu öğreti Hasan Sabbah’ın elinde çok güçlü bir silâha dönüşmüş ve Sünnî halife tarafından temsil edilen devlet otoritesi için siyasî, içtimaî ve dinî açıdan büyük bir tehlike hâline gelmiştir. [55]

Haşhâşîler din ve dinî terimleri kullanarak siyasi iktidara odaklanmış ve kâh ayartma kâh dayatma yoluyla kendi görüşlerini halka benimseterek mevcut sosyal ve siyasal düzeni çökertmeyi amaçlamışlardır. Bu amaçlarına ulaşmak için kurulan örgüt bünyesinde eğitilen fedailer vasıtasıyla birçok din ve devlet adamını kendilerine özgü yöntemlerle ortadan kaldırmışlar, bu arada birçok insanı da kara propaganda, tehdit ve şantajla kendi mezheplerine çekmeyi başarmışlardır. Kurbanlarını özenle seçen Haşhâşîler hemen tamamıyla Sünnî din ve devlet adamlarını hedef alırken Hıristiyanlar ve Yahudilere pek saldırmamışlardır. [56]

Özellikle 17 Aralık’tan bugüne kadar yaşanan olaylar gösterdi ki Gülen ve cemaatin asıl derdi din ve dinî olmaktan öte bir şeydir. Her ne kadar Gülen’in dilinden din, iman, Allah, kitap gibi kavramlar hiç düşmese de nihai hedefinin cümle âlemi dinî-ahlâkî bilinçlendirmekten çok daha fazla ve sofistike bir şey olduğu rahatlıkla söylenebilir. Cemaatteki büyük hedeflerden biri mistik din ağırlıklı söylemler ve motive edici vaaz/nasihatlerle müntesipleri bir tür fedai gibi yetiştirmek, bilahare çok planlı/programlı biçimde devletin en kritik kurumlarında istihdamı sağlanan bu fedailerdeki salahiyetle siyasi güç/iktidar devşirmek ve son kertede devlet içinde devlet tesis etmektir. Bu büyük hedefe giden yolda mistik ve melankolik karakterli dinî söylemin işlevi “afyon” denilen uyuşturucudan pek farklı değildir. [57]

 

 

Dipnotlar

[1] http://haber.star.com.tr/politika/ahmet-keles-cemaatin-amaci-devleti-ele-gecirmek/haber-856744

[2] http://haber.star.com.tr/politika/ahmet-keles-cemaatin-amaci-devleti-ele-gecirmek/haber-856744

[3] http://haber.star.com.tr/politika/ahmet-keles-cemaatin-amaci-devleti-ele-gecirmek/haber-856744

[4] http://www.haber7.com/roportaj/haber/1299859-fethullah-gulen-hareketindeki-sir-altinci-kat

[5] http://www.haber7.com/roportaj/haber/1299859-fethullah-gulen-hareketindeki-sir-altinci-kat

[6] Kirli Hesaplar Çarşısı. Hüseyin Gülerce. Kahverengi:2016

[7] Kirli Hesaplar Çarşısı. Hüseyin Gülerce. Kahverengi:2016

[8] Kirli Hesaplar Çarşısı. Hüseyin Gülerce. Kahverengi:2016

[9] http://www.haber7.com/roportaj/haber/1299859-fethullah-gulen-hareketindeki-sir-altinci-kat

[10] http://www.haber7.com/roportaj/haber/1299859-fethullah-gulen-hareketindeki-sir-altinci-kat

[11] http://haber.star.com.tr/politika/ahmet-keles-cemaatin-amaci-devleti-ele-gecirmek/haber-856744

[12]Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[13]http://ekonomi.dunyabulteni.net/soylesi/173467/mesut-zeybek-guleni-hz-isa-saniyorlar

[14] http://haber.star.com.tr/politika/ahmet-keles-cemaatin-amaci-devleti-ele-gecirmek/haber-856744

[15] http://haber.star.com.tr/politika/ahmet-keles-cemaatin-amaci-devleti-ele-gecirmek/haber-856744

[16] http://haber.star.com.tr/politika/ahmet-keles-cemaatin-amaci-devleti-ele-gecirmek/haber-856744

[17] FETÖ Sıfırı Tüketiyor. Eren Ural. Elips: 2015

[18] Kirli Hesaplar Çarşısı. Hüseyin Gülerce. Kahverengi:2016

[19] http://www.haber7.com/roportaj/haber/1299859-fethullah-gulen-hareketindeki-sir-altinci-kat

[20] http://www.haber7.com/roportaj/haber/1299859-fethullah-gulen-hareketindeki-sir-altinci-kat

[21] FETÖ Sıfırı Tüketiyor. Eren Ural. Elips: 2015

[22] FETÖ Sıfırı Tüketiyor. Eren Ural. Elips: 2015

[23] FETÖ Sıfırı Tüketiyor. Eren Ural. Elips: 2015

[24] FETÖ Sıfırı Tüketiyor. Eren Ural. Elips: 2015

[25] FETÖ Sıfırı Tüketiyor. Eren Ural. Elips: 2015

[26] FETÖ Sıfırı Tüketiyor. Eren Ural. Elips: 2015

[27] FETÖ Sıfırı Tüketiyor. Eren Ural. Elips: 2015

[28] http://www.fikirteknesi.com/cemaatin-psikolojik-kaosu-5-takiyye/

[29] http://www.fikirteknesi.com/cemaatin-psikolojik-kaosu-5-takiyye/

[30] http://www.fikirteknesi.com/cemaatin-psikolojik-kaosu-5-takiyye/

[31] http://www.fikirteknesi.com/cemaatin-psikolojik-kaosu-5-takiyye/

[32] http://www.fikirteknesi.com/cemaatin-psikolojik-kaosu-5-takiyye/

[33] http://www.fikirteknesi.com/cemaatin-psikolojik-kaosu-5-takiyye/

[34] http://www.fikirteknesi.com/cemaatin-psikolojik-kaosu-5-takiyye/

[35] http://www.fikirteknesi.com/cemaatin-psikolojik-kaosu-5-takiyye/

[36] http://www.fikirteknesi.com/cemaatin-psikolojik-kaosu-4-cemiyetten-soyutlanmak/

[37] http://www.fikirteknesi.com/cemaatin-psikolojik-kaosu-4-cemiyetten-soyutlanmak/

[38] http://www.fikirteknesi.com/cemaatin-psikolojik-kaosu-4-cemiyetten-soyutlanmak/

[39] http://www.fikirteknesi.com/cemaatin-psikolojik-kaosu-4-cemiyetten-soyutlanmak/

[40] Kirli Hesaplar Çarşısı. Hüseyin Gülerce. Kahverengi:2016 

[41] http://setav.org/tr/gulen-neden-bir-cok-%E2%80%98sapka-tasiyor/yorum/14552

[42] FETÖ Sıfırı Tüketiyor. Eren Ural. Elips: 2015

[43] FETÖ Sıfırı Tüketiyor. Eren Ural. Elips: 2015

[44] Kaynak: http://www.haberci28.com/tr/yazigor.aspx?yazid=877

[45] http://www.fikirteknesi.com/cemaatin-psikolojik-kaosu-6-kin-ve-ofke-birikimi/

[46] http://www.fikirteknesi.com/cemaatin-psikolojik-kaosu-6-kin-ve-ofke-birikimi/

[47] http://www.fikirteknesi.com/cemaatin-psikolojik-kaosu-6-kin-ve-ofke-birikimi/

[48] http://www.fikirteknesi.com/cemaatin-psikolojik-kaosu-6-kin-ve-ofke-birikimi/

[49] http://www.fikirteknesi.com/cemaatin-psikolojik-kaosu-6-kin-ve-ofke-birikimi/

[50] Kuşatma. Nurettin Veren. Siyah-Beyaz: 2007

[51] Kuşatma. Nurettin Veren. Siyah-Beyaz: 2007

[52] Kuşatma. Nurettin Veren. Siyah-Beyaz: 2007

[53] Kaynak: http://www.haberci28.com/tr/yazigor.aspx?yazid=870

[54] Kaynak: http://www.haberci28.com/tr/yazigor.aspx?yazid=870

[55] Kaynak: http://www.haberci28.com/tr/yazigor.aspx?yazid=870

[56] Kaynak: http://www.haberci28.com/tr/yazigor.aspx?yazid=870

[57] Kaynak: http://www.haberci28.com/tr/yazigor.aspx?yazid=870

Kültür Sayfası