80'ler: 12 Eylül ve Özal'lı Yıllar

12 Eylül Öncesi

Askerî müdahaleden önce 5 Eylül Cuma günü Bornova’da son vaazına çıktı. Vaazdan sonra Turgut Özal’la camide imam odasında görüştü.  

Keçeciler: “Turgut Özal, Fethullah Gülen’in de aralarında bulunduğu kişilerle beraber Ankara’da benim evimde bir araya geldik. Bu toplantıda Fethullah Gülen’e askerlerin darbe yapacaklarının kesinleştiği, kendisinin saklanmasının iyi olacağını tavsiye etti. "

 

12 Eylül Dönemi

Yedi Yıllık Kaçak Dönem

Nurettin Veren:

İhtilal dönemi, Cemaat olarak önemli gelişmeler katettiğimiz bir döneme denk geldi. Bu organizasyon "dini bir güç"tü. Bunun üzerinde durulunca Fethullah Gülen saklanmak, kaçmak zorunda kaldı. Tam yedi yıl duvar ilanıyla arandı ve kaçtı. Gülen, bu dönemde Türkiye'deydi ve hiç kimse yerini bilmiyordu. Çünkü kaçaktı, aranıyordu. Fakat devlet istese bulurdu, bulamadı.  [1]

O dönemlerde, biz onun kötü bir adam olmadığına inanıyoruz. Yaptığı işlerde bir suç unsuru göremiyoruz. Belki, sadece sorgulanıp bırakılacaktı ama bundan çekindi, korktu ve kabul etmedi.  Kaçmayı tercih etti. Bizler de o dönemde Fethullah Gülen'in kaçmasını büyük bir başarı olarak görüyorduk. [2]

Cunta tarafından hakkında yakalanma emri çıkarılır ama 6 yıl boyunca gizli yaşamadığı halde yakalanmaz. Neden?

“Daha çok İstanbul’da kalan, zaman zaman kışlalara gidip asker ziyaretleri yapan Gülen, aranmasına rağmen yakından tanıdığı kişilerden askere gidenleri ziyaret etmeyi kesinlikle ihmal etmiyordu. Bu yüzden bazen girdiği askeri kışlalarda tanınma riski de yaşıyordu. Çünkü bazı askeri kışlalarda da duvara resmi asılan arananlar arasındaydı. Kendi deyimiyle birkaç defa kendisini tanıyanların yanından adeta ‘teğet’ geçti.” [3]

Darbeden sonra İzmir sokaklarına ‘aranıyor’ resmi asılan Fetullah Gülenle ilgili ilginç bir detayı 12 Eylül 1980 darbesi öncesi Adalet Bakanı olan İsmail Müftüoğlu’ndan rivayetle tarihçi Kadir Mısıroğlu şöyle anlatmıştı: “Gülenin bazı adamları Adalet eski Bakam İsmail Müftüoğlu’na gelerek, 'Siz eski bir bakansınız! İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi hocamız için bir yakalama kararı çıkartmış, fotoğrafı aranan bir cani gibi duvara asılmış. İzmir’e kadar gidip bu meseleyi halletseniz olmaz mı?’ ricasında bulunmuşlar. O da bu maksatla İzmir’e gitmiş. Başsavcıyı ziyaret etmiş. Odasında albay rütbesinde bir misafir bulunduğundan meseleyi açmayıp havadan sudan konuşarak albayın çıkıp gitmesini beklemiş. Fakat gitmeyince, meramını açıklayınca, o albay söze karışarak; İsmail Bey, siz eski bakansınız bu işleri bilmeniz lazım! Adım Kerim Günday. Boşuna zahmet etmişsiniz. Bu yalandan alınmış bir karardır. Fetullah Efendiyi kimsenin aradığı yoktur. Yakalama kararının da ona bir zararı dokunacak değildir’ demiş. Trabzon’da bir sohbette bu vakayı anlattığımda, hazırda bulunanlar arasındaki Ahmet Yaşar Hoca: ‘Kadir Bey, sen yurtdışında iken bizim arkadaşlardan bir polis evrak imzalatmak için gittiği Tümen Komutanının nezdinde Fetullah Efendiyi görmüş. O zaman inanmamıştım. Demek ki doğruymuş’ dedi,” [4]

 

Gülen’in, 1982 Anayasa oylaması sırasında 12 Eylül darbeci­lerinin icraatlarına yönelik verdiği “Ictihad yapmışlar” şeklindeki fetvası da, bir zulüm dönemini “tezkiye” anlamı taşıyordu. [5]

Tercüman gazetesinde 18.07.2005 tarihli röportajda Evren şunları söylemektedir: [6]

Efendim siz de vakıf kurup okul yaptırıyorsunuz! Yeri gelmişken, Fethullah Gülen, bir süre önce, zorunlu din dersi koydurduğunuz için sizin cennetlik olduğunuzu söylemişti!

Bunu gazeteler yazdı da, ben de okudum. Kızdım da... Yahu kimin cennetlik olacağını kim bilebilir? Allah’tan başka kimse bilmez. Bakarsın, hiç namaz kılmamış, oruç tutmamış kimseyi cennet koyar da, bununla koymayabilir. Bunu ancak Allah bilir. Allah’ın vekili değil ki o! Allah’ın vekili mi? Biz, niçin yaptık bunu? Kur’an kurslarını engellemek için yaptık. Çünkü Türkiye’de Kur’an kursla n almış götürmüştü ve bu tabii iyi bir şey değildi. Genç Çocukları, daha o yıllarda beyinlerini yıkıyorlar! O yüzden dedik ki, Okullara ilköğretim okulundan itibaren din dersi koyalım ve dinini öğrensin. Erzurum'daki konuşmada da dedim ki, mecburi koyuyoruz bunu... Çocuklarınızı Kur’an kurslarına göndermeyin” Üstelik biz buna da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi dedik... Din kültürün­den kasıt, bütün dünyadaki dinleri öğrenecek. Ne zaman bu dinler ortaya çıkmış? Hıristiyanlık nedir? Müslümanlık nedir? Musevilik nedir? Bunlan öğrensin istedik. Yoksa namaz kılmasını, oruç tut­masını öğretmiyorduk biz okullarda. Bunu da bilsin canım çocuk! Hiç bilmesin mi?”

Nur Cemaatinde Ayrışmalar ve Gülen Cemaatinin Güç Kazanması

1980 Darbesi Nur Cemaati içinde ayrışmalar sebep oldu. Pek çok gurup ortaya çıktı ve tartışmalar yaşandı. Bu ayrışmalar ve tartışmalar F.Gülen’e olan yönelimi artırdı.

82’de çok büyük bir bölünme, ana akımın adeta ortadan ikiye yarılması durumu yaşanıyor.  12 Eylül İhtilali ve dolayısıyla onların hazırladığı anayasaya karşı tutunulacak tutum, anayasaya evet mi denilecek, hayır mı denilecek tartışması üzerinden gerçekleşiyor çatışma. Daha kalabalık olan, içinde Mehmet Kırkıncı gibi isimlerin, Bediüzzaman talebelerinden Mustafa Sungur, Bayram Yüksel gibi isimlerin olduğu daha külliyetli bir grup evet oyu verilmesinden yana bir tutum takınıyor. Orada din derslerinin mecburi olarak sunulması çok önemli bir unsur olarak kullanılıyor. [7]

Öbür tarafta ise “Biz Üstat’tan hürriyet, adalet, meşruiyet dersini aldık. İhtilalcilik ve ihtilal üzerinden millete hukuk dayatmak Bediüzzaman’dan aldığımız hayat dersine muhaliftir” deyip, hayır oyu verilmesi gerekir diyen bir grup var. Böyle bir ayrışma söz konusu…  Burada Bediüzzaman’ın daha genç talebelerinden Mehmet Fırıncı, Mehmet Emin Birinci ve Bediüzzaman’ın bizzat talebesi olmamış ama daha sonraki dönemlerde Bediüzzaman talebelerinden olan Zübeyir Gündüzalp’in yanında bulunmuş bir isim olarak bugün Yeni Asya’nın başında olan Mehmet Kutlular var. [8]

88-89’a geldiğinde Yeni Asya içerisinde yine bir ayrışma, bölünme yaşanıyor. Nesil-Yeni Asya ayrımı gerçekleşiyor. Sonraki süreçte diğer yapı içerisinde de birbiri ardı sıra farklı ayrışmalar gerçekleştiğini görüyoruz. 80’lerdeki bu bölünmeler, bu çatışmalarla Nur talebelerinin kendi içlerine dönüp kendileriyle meşgul hale gelmeleri, dışa dönük enerjilerini kendi içlerindeki kavgalar ve boğuşmalarla adeta heba etmeleri durumu var. Ama bu gerçekleşirken diğer taraftan Fethullah Gülen Hareketi’nin bu boşlukta, bu ayrışma içerisinde giderek kendisini daha geniş bir mecrada eğitim faaliyetleri vs. ile daha güçlü bir şekilde ifade eder hale gelmesi gerçekleşmiştir. 90’lara geldiğimizde zaten bu defa ana akım Nurculuk’un onlarca kola bölünmüş halde artık kendini ifade yeteneğini önemli ölçüde yitirdiğini, buna karşılık Fethullah Gülen Hareketi’nin çok büyük bir güç kazandığını, görülür. [9]

Özal’lı Yıllar

Turgut Özal devri ise Gülen cemaati için adeta bir altın çağ olmuştu. Zaten partileşme döneminde ve oy vermede Gülen açık biçimde ANAP’ı desteklemişti. Gülen bunun mükâfatını Özal iktidarı döneminde oldukça fazla aldı. Cemaatin çıkardığı dergi ve kitaplar Milli Eğitim bakanlığı tarafından tavsiye edilen eserler arasında yerini aldı. Bu dönemde Gülen’in vaaz kasetlerinin bütün Türkiye’ye yayıldığı ve her yerde dinlendiği altın bir dönem oldu. Vaazlardaki etkili konuşması Gülen cemaatinin günden güne bü­yümesini de beraberinde getirdi. [10]

Tutuklanması ve Serbest Bırakılması

Hakkında arama emri olduğu gerekçesiyle Burdur’da tevkif edildi. Arama emrinin İzmir’le de bir alâkası ol­madığı anlaşılınca serbest bırakıldı. Serbest bırakılması için bizzat Özal devreye girmişti. Yaşanan hadiseler sebebiyle Gülen’i arandığı için tutuklatan burdur Emniyet müdürü “Bundan sonra en büyük Fetullahçı benim” deme gereğini duydu. [11]

 

Sıkıyönetim Komutanlığına teslim oldu. Suçsuz bulunarak, ser­best bırakıldı. Bu dönemde cemaatin faaliyetleri bütün Türkiye’ye yayıldı. Üniversite'ye hazırlık dershaneleri açıldı. Cemaat tam anlamıyla ciddi bir örgüt yapısına büründü. Bu döneme kadar polisinden, askeriyesine, adalet teşkilatından üniversite yönetimlerine kadar hemen her alanda teşkilatlanma çalışmaları yürütüldü. Özellikle esnaf ve öğrenciler arasında çok ciddi çalışmalar yapıldı. [12]

Özal’ın cemaatle bağlantısı var mıydı?

Ahmet Keleş:

Kendisi Nakşi’ydi ama hocaya çok büyük muhabbeti vardı. Hoca ona çok güvenirdi. 86 yıllarıydı, Hoca’nın beraatını sağladı. Tekrar hizmet daha büyük bir patlama yaşadı. Biz Türkiye’nin içinde böyle büyük bir hizmet patlaması yaşarken Rusya çöktü. Arkasından Rusya’nın çökmesinden sonra Fethullah Gülen için de bir cephe açılmış oldu. Daha Azerbaycan’da Rus tankları sokaklardayken biz Azerbaycan’a gidip irtibat kurup oralarda ne faaliyet yürütebilirizin izlerini sürdük. Özal’ın da referansıyla Türkmenistan’a, Kazakistan’a, Tacikistan’a açılma imkânı bulduk. Oralara açılınca da hizmet Türkiye’de farklı bir itibar kazandı. Bu defa sadece Orta Asya’ya değil Balkanlara da, başka yerlere de açılalım fikirleri gelişti. [13]

Türkiye Çapında Vaazlar ve Cemaatin Yaygınlaşması

Gülen, Özal’ın büyük desteğiyle “Türkiye umum vaizi” sıfatı­na kavuştu. Üsküdar Valide Atik camiinde verdiği Cuma vaazları mekân kapasitesinin çok üzerinde bir ilgiyle karşılandı. Bunu takip eden ay ve yıllarda Diyanet vasıtasıyla Süleymaniye, Fatih, Sultanahmet, Selimiye gibi camilerde geniş yankılar uyandıran vaazlara verdi. [14]

Latif Erdoğan anlatıyor:

1980- 89 yılları arasında camilerde vaaz etme kesintiye uğrasa da Gülen’in fikir ve düşüncelerini cemaat üyelerine aktarmada bir kesinti yaşanmadı. Zaten 80’li yıllara kadar yaptığı bütün konuşmalar teyp kasetlerine kaydedilmişti; onlar çoğaltılarak evlerde, yurtlarda cemaat üyelerine dinletiliyordu. [15]

Video yaygınlaşınca, Gülen’in mesajları o yolla iletilmeye başlanıldı. Görüntülü de olduğu için yapılan özel sohbetlerin genel kitlelere ulaştırılması daha da kolay oldu. Bir bakıma görüntü, Gülen’in kaçak olduğu o dönemlerde kendisini legalize etme işlevini de gördü. Denilebilir ki, küçük gruplar halinde ve yaygın bir şekilde yapılan Gülen’in teyp ya da videokasetlerinden dinletilmesi, camilerde yapılan vaazlardan kadro yetiştirme bağlamında daha etkili oldu. [16]

Bir de, bu dönemde Gülen, rejim tarafından mağdur edilmiş bir insan olarak lanse edildiğinden, halkın böylesi mağduriyetlerde mağdur kişiyi sahiplenmesi psikolojisini de tetikledi. Her ay mutat yapılan toplantılarda alınan kararlar, söylenen düşünceler il imamları kanalıyla cemaat üyelerine ve sempatizan kitleye ulaştırıldı; bahsi geçen psikoloji sebebiyle de tekliflerin bütünü icraata dökülme adına asla karşı mukavemete uğramadı. İstenilenler, eldeki mevcut imkânlar son limite kadar zorlanarak gerçekleştirildi. Evlerin açılması, her sene katlanarak artırıldı; yurtların, pansiyonların açılması aksamadan sürdürüldü; okullar inşa edilmesinin çareleri araştırıldı. Bu arada Gülen, bütün Türkiye’yi dolaşıyor, hizmetleri yerinde görme, yerinde denetleme imkânını elde etmiş oluyordu. [17]

…eskisi gibi Diyanet'te görevli bir insan olarak vaizlik yapmak yerine, fahri vaizliği tercih etti. Her Cuma, Üsküdar’da vaaz vermeye başladı. Buraya ilk dönemlerde Cemaat üyesi kişilerin gelmesine kota konuldu; aslında bu kota, gelmeye özendirmenin bir başka yönüydü. [18]

İlk kadro, imam Hatip ve İlahiyat menşeli olduğundan ilk devlet kurumlarına giriş de bu alanlarda olmuştur. Yani Diyanet Teşkilatı’na girilmiş; meşguliyet adına bağlayıcılığı en az olduğundan dolayı da vaizlik tercih edilmiştir. Vaizlik çok yönlü önem atfedilen bir görev olması yönüyle de tercihte hep öncülüğü korumuştur. Vaizlik yönü zayıf olanlar ise Milli Eğitim’e kaydırılmış, Din ve Ahlak Dersi Öğretmeni olmaları yeğlenmiştir. [19]

Diğer branşlarda yetişenler ise öncelikli tercihlerini Milli Eğitim’den yana kullanmışlar ve öğretmen olarak görev yapmışlardır. Bu tercih önceliği uzun yıllar önemini korumuş ancak akademik kariyer istisna tutularak üniversitelere kaydırılmıştır. Bu arada sağlık alanında da oldukça mesafe kat edilmiş, yetişen doktorlar bulundukları hastane ve kurumlarda ekseriyeti elde edecek duruma gelmiştir. [20]

 

80’li Yıllarda Cemaatin Özellikleri

Nurettin Veren anlatıyor:

Hareketin birinci evresinde cemaat mensupları içki satan bir dükkândan ekmek almazdı. Aç kalsa dahi almazdı. Kola içmek, şarap içmekten bile daha günah sayılırdı. Kot pantolon giymek, kâfir olmak demekti.  Ki,  hiçbir gencin giymesi mümkün değildi. Kadınlarla tokalaşılmaz, yüz yüze gelinmez, konuşulmaz, misafirliğe gidildiğinde bile kadınlar çayı kapının arkasında bırakırlardı. Hatta o dönemde yeni kaymakam arkadaşlar sorduğunda, onlara ellerine bant sararak yaralı oldukları için tokalaşamadıklarım belirtmeleri tavsiye ediliyordu.  [21]

Gülenle yaşadığımız 1966- 1986 döneminde yaşam tarzımız çok farklıydı. Evimizde mobilya yoktu. Yatak odamızda yer döşekleri vardı. Evlerde yemek için kullandığımız kaşıklar armut ya da şimşir ağacından yapılmıştı, tahtaydı. [22]

Cebimizde parayla namaz kılınmadığı için bir keresinde cüzdanımı bile çaldırmıştım. Yine bu dönemde hocaların ve müezzinlerin çok salih olmadığı düşüncesiyle camiye de sık gitmiyorduk. Hocaların birçok noktaya dikkat etmediğini söylüyordu Fethullah Gülen bizlere. [23]

Bu dönemde kimse evlenirken fotoğraf çektirmezdi. Evlendikten sonra da öyle. Öyle ki, Risale-i Nur kitaplarının içinde Said-i Nursi'nin birçok fotoğrafı vardı. O fotoğrafları bile kestirip attırırdı… cemaatten hiç birimizin evinde televizyon yoktu.  [24]

Okullaşma

Okulların Açılmasına Nasıl Karar Verildi?

Nurettin Veren:

1986'da,  Özal'ın Başbakan olduğu dönemde, "Kendi okulunu kendin yap" kampanyası başlamıştı ve kampanyayı dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren açmıştı. Özal, vakıfların, derneklerin de özel teşebbüs olarak okul açabilmesi için yasal düzenlemeye gidince ben de yurtlardan bir kaçının okul yapılması hususunda Fethullah Hoca'ya teklif götürdüm. Ancak, eski Nurcular ve Gülen okul önerisine sıcak bakmadılar. [25] 

İlk Açılan Okullar

Latif Erdoğan:

Okul hizmetine ilk İstanbul’da başlanıldı. Fatih koleji daha önceki işletenlerinden devralındı (Yıl 1982); restore edildi. Daha sonra da Anadolu’nun pek çok yerinden insanlar getirilerek bu okul onlara gösterildi; onlar da aynı okulun kendi vilayetlerinde de yapılacak olmasından mutluluk duydular; aşkla şevkle çalıştılar. [26]

İzmir’de ilk inşa edilen Yamanlar yurdu da hemen okula çevrildi. (Yıl 1982) Daha sonra İzmir Yamanlar’daki okul inşası tamamlanarak faaliyete geçirildi. (Yıl 1986) [27]

Nurettin Veren:

Okul önerilerime şöyle itirazlar oldu: "Atatürk büstü koymadan okul açılmaz. Okul açıp Atatürk büstlerini koyarsak millet bize ne der? Allah bize gazap verir." Gülen, söz konusu tepkileri gerekçe göstererek okullara tereddüt gösterdi. [28]

İzmir'in Bozyaka semtindeki talebe yurdunu "Yamanlar Koleji"  adıyla koleje çevirdik ve böylece ilk kez bir okulu hayata geçirmiş olduk. Ne var ki, Gülen hâlâ rahatsızdı; nasıl 'putu', yani Atatürk'ün büstünü ve resmini oraya koyarız, diye... Nitekim okulun bir tarafında arkadan lambayla aydınlatıldığında görülebilen camdan bir siluet halinde yapıldı Atatürk portresi. Bir yetkili okula geldiğinde, lamba yakılıyor ve Atatürk portresi görülüyordu. Yetkili gittiğinde ise, duvarda siyah bir cam, görülüyordu yalnızca! [29]

Okullara Halkın Verdiği Desteğin Sebebi

Latif Erdoğan:

Dershaneler, insan kaynağı ve ekonomik gelir açısından çok önemli olsalar da, Cemaatin toplumun her katmanından kabul görür hale gelmesi okullar sayesinde olmuştur. Öyle ki, İslam’a hiç sempatisi olmayan insanlar da dahil, her düşünce ve her gruptan insan okul meselesine daima sıcak bakmış; bu konuda kendilerine yapılan teklifleri geri çevirmemiştir. [30]

O dönemlerde sorumlusu olduğum bir ilde, siyasi düşüncesi sola meyilli, hayatında ibadete hiç yer vermemiş zengin bir işadamı, mesele okul olunca hiç tereddüt etmeden, o beldenin en kıymetli yerindeki oldukça büyük bir arazisini hemen hibe etmiş; hatta hibeyi teslim alması gereken vakıf yetkilileri bile O’nun bu davranışı karşısında şaşkınlıklarını gizleyememişlerdir. Bu sadece bir yere, bir yöreye mahsus da kalmamıştır. Türkiye’nin en fakir illeri bile okul teklifini kabullenmiş; kendi beldelerinde okul yapacak kadar maddi imkân bulamadıklarında da İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük illere taşınmış hemşerilerine müracaat ile bu eksikliği gidermişler ve okul meselesine sahip çıkmışlardı.[31]

Çünkü Anadolu insanı, çok önemli bir çağrı ile karşı karşıya getirilmiştir. Onlara, biz burada sizin çocuklarınıza eğitim hizmeti vermek istiyoruz. Bu yörenin insanı da kaliteli bir eğitim ve öğretimden istifade etmelidir. Bu okullar yarının imanlı, ahlaklı valisini, kaymakamını, bürokratını yetiştirecek. [32]

Bu makamlara geleceklerin sizin çocuklarınız olmasını istemez misiniz? Fakir olup da okuyamayacak durumda bulunan zeki öğrenciler burada hiçbir bedel ödemeden, hatta onlara ayrıca burs da verilerek okuyacak, hali vakti iyi olanlardan aynı kalitedeki okullara nispetle kıyaslanamayacak ucuzlukta bir miktar alınacak. Hepsinin iyi üniversitelerde okumaları temin edilecek; Türkiye’nin hangi ilinde okursa okusun bu okullarda okuyan çocuklar barınma zorluğu görmeyecek; oralardaki yurtlar ve evler devreye girerek bu ihtiyaç karşılanmış olacak. Ve daha pek çok vaatler, muhatapları ikna etmeye yetiyor ve onları okul hizmetinde aktif çalışmaya sevk ediyordu. [33]

Nurettin Veren:

Okulların açılmasıyla bir ihtiyaç giderilmiş oldu. Millet, çocuklarını koleje göndererek kaliteli bir eğitimle buluşturmak istiyordu. Bu okullar, böylelikle beklenenden daha fazla ilgi gördü. [34]

1986 yılı itibariyle, okulların ve okullardan mezun olanların önce çok masum, fakir talebe okutma, onları barındırma; arkasından gelinen bu noktada birçok okulun açılması ve okullardan mezun olanların mühim noktalara gelmesi... Bu aşamaları masum bir eğitim faaliyeti olarak değerlendiriyorduk. [35]

Açılan Okulların Meyveleri

Nurettin Veren:

Sonra, mezunlar üniversitede okurken yönlendirmeler başladı. Öğretmen olurlar, yeni nesillerin yetişmesinde faydaları olur; askeriyede de vatana ve millete faydalı insanlar yetişir, dedik. Bu insanlar kaymakam, emniyet müdürü vb. noktalara geldiğinde irtibatın devam edip tekrar Fethullah Gülen'in onları yönlendirmeye devam edeceğini hiç düşünmedik. Bende sadece, çocukların iyi bir yerde okuyarak bir yerlere gelmesi düşüncesi vardı. Fakat daha sonra Gülen, bu yetişmiş ve mühim noktalara gelen cemaat çevresindeki insanlarla ilişkileri sürdürdü ve onlara birtakım talimatlar vermeye başladı.  [36]

Çıkışımız Doğruydu... "Okul yapmak cami yapmaktan daha iyidir," dedi, fena mı yaptık?... Üç-beş ihtiyara ibadet yeri yapmaktansa sokakta okuyamayan gençlere okul yapmak daha iyiydi. Burada suç unsuru yok. Gülen, bu okullardan mezun olan ve devlet kademelerinde görev alan insanları organize etmeye devam etti. Olayın mahsurlu kısmı zaten oradan sonra başlıyor.  Oraya kadar herkes buna destek verdi, Demirel de, Cindoruk da, Özal da, Ecevit de destek verdi. Mahsurlu olan şu kısmı onsların görmesi gerekirdi:  Bu okullar güzel ama bu okullardan mezun olanlar Gülenle manevi ilişkilerini sürdürüyorlar. Dini ve siyasi içerikli bir yapı oluşturuyorlar. Ne yapacakları hakkında Gülen'den talimat alıyorlar. [37]

Latif Erdoğan:

Türkiye’de okullar yaygınlaşıp iyice tecrübe kazanılınca, okul hizmeti Rusya’nın da dağılması fırsat bilinerek Türki dünyalara taşındı. Diğer dünya ülkelerinin bütününde de önceki okullar sonra açılacaklara referans oldu. [38]

Okulların yaygınlaşmasındaki başarı biraz da oralara gidip görev yapacak öğretmen kadrosunun baştan yetişmiş olmasıydı. Türkiye devlet olarak da dış ülkelerdeki okulları destekledi. Türkiye ve dünyanın dört bir yanında açılan okullar, hem Türkiye’de hem de açıldığı ülkelerde zengin ve entelektüel kesimin hizmeti kabullenmesine yol açtı. [39]

Medyaya Giriş

Zaman Gazetesi

Zaman Gazetesi, 3 Kasım 1986 tarihinde İhsan Arslan ve Alaattin Kaya tarafından Ankara'da Ulus Rüzgarlı Han'da İslami cephenin sesi olarak yayın hayatına başladı. 1987 yılında Fehmi Koru, Nabi Avcı, Hasan Öztürk gibi birçok çalışanının tasfiyesi ile gazete Fethullah Gülen Cemaati'nin kontrolüne geçti.[40]

Latif Erdoğan:

Cemaatin basınla temasının ikinci ayağı bir gazete tecrübesiyle gerçekleşti. Halbuki Gülen, açıktan beyana dökmese de kapalı devre cemaat yapısı içinde o güne kadar Nur talebelerinin çıkarmakta olduğu Yeni Asya Gazetesi’ne karşı muhalif bir tutum sergiledi. Cemaate ait evlere gazete girmesi yasaktı; Cemaat üyesi kişilerin dışarıda dahi gazete okuması onların Cemaatle ilişkilerinin kesilmesine kadar varabilecek cezalar almalarına yeterli suçlar cümlesindendi. [41]

Aslında, Zaman Gazetesi’ni çıkarma hususunda hem yetişmiş insan açısından hem de finansal açıdan Cemaat tam hazırlıklı değildi. Bu açıdan meseleye erken yakalanıldı. Ayrıca ev, yurt, okul ve diğer eğitim müesseselerinde olduğu şekliyle Gülen gazete meselesini istenen ölçüde tabana yayamadı. Gülen’in kendi ifadesiyle söyleyecek olursak, gazeteciliğin kendi tabiatında var olan menfi bazı hususlar sebebiyle de aslında biraz da endişeliydi. Gülen endişe duyduğu bu menfi hususları şöyle dillendiriyordu: “Gazete siyaset demektir. Hâlbuki biz, senelerce, siyasetle alakamız yok diye, arkadaşlarımızın adeta beyinlerini yıkamıştık. [42]

Bu kadar olumsuz özelliklerine rağmen Gülen’i gazete çıkarmaya sevk eden asıl itici güç neydi? Gülen bu itici gücü imamlar çerçevesinde yaptığı özel toplantı ve görüşmelerde, basının hasma karşı kullanılacak en güçlü silah olması gerekçesine bağlıyordu, ilk günlerde yüz bin tirajlı gazete bütün güç dengelerini bizim lehimize çevirir diyerek motive işine başladı. Gün geçtikçe lazım olan tirajın rakamı da arttı. Sonunda bir milyon ve üstünde karar kılındı. Abone usulü, Sızıntı Dergisi’nden sonra Zaman Gazetesi için de çalıştırıldı. Abone kampanyaları yapıldı. İnsanlar onlarca, yüzlerce, binlerce gazete almaya zorlandı; parası zenginlerden alınan bu gazeteler başkalarına bedava dağıtıldı; bazen de balya hiç açılmadan gazeteler yumurta kolisi yapılmak üzere fabrikalara gönderildi. Ama resmi rakamlar gazetenin tirajını satışa göre belirliyordu. Normalde gazetenin okunma oranı satış rakamının onda biri bile değildi. [43]

 

 

 

Dipnotlar

[1] Kuşatma. Nurettin Veren. Siyah-Beyaz: 2007

[2] Kuşatma. Nurettin Veren. Siyah-Beyaz: 2007

[3] Dün Cemaat Bugün Paralel Devlet: Çetin Acar. Profil:2015

[4] FETÖ. Çetin Acar. Profil:2016

[5] Gülen'in Ağlattığı Müslümanlar. Selim Çoraklı. Onikinci Kitap: 2014

[6] Gülen'in Ağlattığı Müslümanlar. Selim Çoraklı. Onikinci Kitap: 2014

[7] http://www.on5yirmi5.com/roportaj/guncel/olaylar/150606/gulen-nurculari-gazete-cikarmakla-elestiriyordu.html

[8] http://www.on5yirmi5.com/roportaj/guncel/olaylar/150606/gulen-nurculari-gazete-cikarmakla-elestiriyordu.html

[9] http://www.on5yirmi5.com/roportaj/guncel/olaylar/150606/gulen-nurculari-gazete-cikarmakla-elestiriyordu.html

[10] Gülen'in Ağlattığı Müslümanlar. Selim Çoraklı. Onikinci Kitap: 2014

[11] Gülen'in Ağlattığı Müslümanlar. Selim Çoraklı. Onikinci Kitap: 2014

[12] Gülen'in Ağlattığı Müslümanlar. Selim Çoraklı. Onikinci Kitap: 2014

[13] http://www.haber7.com/roportaj/haber/1299859-fethullah-gulen-hareketindeki-sir-altinci-kat

[14] Gülen'in Ağlattığı Müslümanlar. Selim Çoraklı. Onikinci Kitap: 2014

[15] Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[16] Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[17] Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[18] Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[19]Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[20]Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[21] Kuşatma. Nurettin Veren. Siyah-Beyaz: 2007

[22] Kuşatma. Nurettin Veren. Siyah-Beyaz: 2007

[23] Kuşatma. Nurettin Veren. Siyah-Beyaz: 2007

[24] Kuşatma. Nurettin Veren. Siyah-Beyaz: 2007

[25] Kuşatma. Nurettin Veren. Siyah-Beyaz: 2007

[26] Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[27] Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[28] Kuşatma. Nurettin Veren. Siyah-Beyaz: 2007

[29] Kuşatma. Nurettin Veren. Siyah-Beyaz: 2007

[30] Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[31] Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[32] Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[33] Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[34] Kuşatma. Nurettin Veren. Siyah-Beyaz: 2007

[35] Kuşatma. Nurettin Veren. Siyah-Beyaz: 2007

[36] Kuşatma. Nurettin Veren. Siyah-Beyaz: 2007

[37] Kuşatma. Nurettin Veren. Siyah-Beyaz: 2007

[38] Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[39] Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[40] https://tr.wikipedia.org/wiki/Zaman_(gazete)

[41] Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[42] Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[43] Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

Kültür Sayfası