F.Gülen ve Tasavvuf

 

F.Gülen'in Nur Cemaatine Katılmadann Önce Tasavvuf ile İlişkisi

Alvarlı Efe

F.Gülen’in çocukluk dönemini incelerken, yaşadığı çevreye değinmiştik. Özellikle Alvarlı Efe Hazretlerinin vefatına kadar F.Gülen’in hayatındaki en önemli dini motif olduğu bizzat kendisi tarafından dile getiriliyordu.

Alvarlı Efe kimdir?

Asıl adı Muhammet Lütfi olan bu mana büyüğü 1868 yılında Erzurum’un Hasankale’ye bağlı Kındığı köyünde dünyaya gelmiş ve 12 Mart 1956 yılında Erzurum’da vefat etmiştir. Kabri şerifi uzun süre imamlık yaptığı Alvar köyündedir. Bu köyde uzun süre vazife yapması sebebiyle Alvarlı Efe Hazretleri diye meşhur olmuştur. Alvarlı Efe Hazretleri Alvar köyünde 24 sene kadar vazife yaptıktan sonra 1939 yılında tedavi için Erzurum’a taşınmış ve vefatına kadar da Erzurum’da yaşamıştır.[1]

Doğu Anadolu’da özellikle de Erzurum’da çok saygın bir yeri olan Alvar İmamı bütün hayatını iman ve Kur’an hizmetine adamış hem büyük bir alim hem de büyük bir Mürşit-i Kamil’dir (Şeyh). İrşat halkasında yüzlerce insan yetiştirmiştir.[2]

Alvarlı Efe, Bölgede hatta Türkiye’de iyi tanınan önemli Nakşi Şeyhlerinden biridir ve aynı zamanda bir din alimidir. Yaşadığı köy ise F. Gülen’in babasının vazife yaptığı köydür. Açıkça belirtmese de çocukluğunu anlattığı dönemle ilgili ifadelerden akrabalarının bazılarının Alvarlı Efe ile şeyh-mürit ilişkisi içinde oldukları tahmin edilebilir.

Hüsnü teveccühte bulunmam için lazım gelen bütün şartlar hazırdı. Dayım, adeta o ismi besmelesiz ağzına almıyordu. Babamın, annemin ciddi bir bağlılığı vardı. Benim o zatla bütünleşmem için bütün sebepler ortadaydı. [3]

F.Gülen’in hayatını anlatırken Alvarlı Efe’den uzun uzun ve övgüyle bahsetmesinde çocukluğunda ona duyduğu sevgi ve hürmet kadar, kendisini onunla ilişkilendirme isteği de göz ardı edilmemelidir.

Ben medreseye devam ederken de tekkeyi ihmal etmezdim. Alvar imamı hayatta iken hep onun yanına gidip geldim. Zaten ilk gözümü açtığım, ruhumu mayaladığım yer tekkedir. Bende tekke ve medresenin izleri hep aynı ritmi dokuyarak devam etmiştir. [4]

Onunla irtibatlı olmak çok yönlü kıymeti haiz bir mazhariyettir. İşte Gülen de kendisinin böylesi bir mazhariyete sahip olduğunu iddia etmekte ve kendisinin manevi cephesini böylesi önemli bir mazhariyet üzerine temellendirmektedir.  [5]

“Tekkede, Alvar İmamı’nın manevi ikliminde neşet ettim, böyle güzide bir ortamda yetiştim” manasına gelen cümleleri hem sohbetlerinde, hem yazılarında hem de vaazlarında sıkça kullanması, sıkça tekrar etmesi onun böylesi bir temellendirme gayretinin tezahürü olarak değerlendirilmelidir. Fakat hakiki durum nedir?[6]

Alvarlı Efe 1956 yılında vefat ettiğinde F.Gülen henüz 16 yaşlarında bir gençtir. Aslında kendisinin de Alvarlı’dan tasavvufi eğitim aldığı yönünde bir beyanı bulunmamaktadır.

Dolayısıyla böylesi bir bağ ile söz konusu ettiği manevi beslenmenin imkânsızlığı da ortada.[7]

F.Gülen'in, Alvarlı Efe'den Sonra Diğer Tasavvufi Şahsiyetlerle İlişkileri

Gülen Alvarlı Efe Hazretleri’yle arasındaki mesafeyi aşamayacağı noktaya taşıyınca yeni arayışlara girer. İlk tanıştığı da bir Kadiri şeyhi olan Rasim Baba’dır. Rasim Baba Gülen’e aşırı denecek ölçüde ilgi gösterir. Yanına oturtur, iltifat eder. Şeyhin oğlu da Gülen’in arkadaşıdır. Fakat bu aşırı ilgi müritler arasında başka türlü yorumlanır.[8]

Alvar İmamı'nın Vefatından sonra Rasim Baba adında bir Kadiri şeyhine devam ettim. Rasim Baba, yaşım çok genç olmasına rağmen beni hemen sağında oturturdu, ilgi ve alakası son derece fazlaydı. Fakat müritler arasında bir laf dolaşmaya başladı;  Şeyhin beni kendisine damat yapmak istediğinden bahsediliyordu. Bu söylenti soğumama sebep oldu. Bir daha o tekkeye gitmedim. [9]

Bu arayış sürecinde Gülen, sonuçsuz başka tecrübeler de yaşar:

Edirne’de iken, Trabzon veya Rize’den kalkıp gelmiş bir Mehmet Efendi vardı. Nakşi şeyhi bir insandı. Bir iki gün orada kaldı. Yemek filan yedirmiştim. Benimle çok alakadar oldu... Ama ısınamadım. [10]

Sivas'ta da İhramcızade İsmail Efendi vardı. Tasavvufa, şeyhlere hürmetimden dolayı o zatı ziyaret edip bir iki defa elini öpmüştüm. Çekmiş yanına oturtmuş, başkası ile alakadar olmayacağı şekilde alakadar olmuştu. Ona da sıcaklık duyamamıştım. Bunun gibi daha çok insanlarla görüştüm. Ama böyle yakınlık duyma olmadı."[11]

Özetle F. Gülen, hiçbir tasavvufi eğitim almamıştır. Tüm, öğrendikleri kendi okumaları ve kendi iç deneyimleri çerçevesinde şekillenmiştir.

F. Gülen, tasavvuf ile irtibat kurma hususunda neden bu kadar istekli görünüyor?

Çünkü, Anadolu kültürü içinde tasavvufun apayrı bir yeri vardır. Bir bakıma Anadolu’yu Türk yurdu haline getiren tasavvuf kültürü olmuştur. Bu yüzden hangi görüşten olursa olsun tasavvuf ilişkisi genel hatlarıyla puan kazandırır, tersine de şüpheyle yaklaşılır.

Riyazet

F.Gülen’in Edirne’de riyazet hayatına girdiğine Gençlik Dönemini incelerken değinmiştik. Şimdi, bu konuya biraz daha derinlemesine bakalım:

…"Günde iki saat kalabilmek için bu kadar kira vermeye ve bu kadar yol gidip gelmeye değmez" dedim. Eşyalarımı koltuğumun altına alıp Üç Şerefeli'ye geldim. Karar verdim; bundan böyle caminin penceresinde kalacaktım. Ve askere gidinceye kadar, tam iki buçuk sene pencerede kaldım. [12]

Burası iki metre eninde ve bir buçuk metre derinliğinde bir pencereydi. Bütün mal varlığım da gelirken beraberimde getirdiğim iki battaniye, iki tabak, bir yemek kaşığı ve bir de çay bardağından ibaret, işi baştan sağlama alarak kendimi rehavete götürebilecek bütün sebep ve saiklerden uzak kalmak istiyordum. Altıma bir battaniye alıyor, üstüme bir battaniye örtüyor ve Edirne'nin o insanı donduran soğuk günlerini ve hele gündüzün soğuna rahmet okutan gecelerini hep böyle geçiriyordum. [13]

Zaten çok az yediğim için de çok az uyumaktaydım. Bazen günlerce bir şey yemediğim olurdu. Günlük uyku saatim da bir iki saati geçmiyordu. Bilhassa hayvani gıda almamaya azami dikkat ediyordum. [14]

Riyazet yaptığım devrede, önce nefsimi bir kedi gibi gördüm ve onu kovaladım. Riyazete devam ettim. Bu arada onu ayı gibi gördüm. Kapıştık. Ben mi onu o mu beni yendi belli olmadan uyandım. Bir müddet daha riyazet yaptım. Bu sefer de nefsimi goril gibi gördüm. Ondan kaçarak surların üzerine çıktım. Bütün bu riyazetlere rağmen anladım ki nefsim beni sağ tarafımdan vuruyor. Çünkü o devrelerde başkalarını ve bilhassa oburca yemek yiyenleri hep başka türlü görüyordum ve yer yer onlara kızıyordum. Ve anladım ki, nefis ile mücadelede insanlardan bir insan olarak hareket etmelidir, ilahi davaya omuz verme, ayağımız kaymadan yaşayabilmemizin en büyük teminatıdır.   [15]

Peki, bu derece şiddetli riyazet, bünyenizi sarsmadı mı? [16]

Evet, sarstı. Hele üç defa üst üste aç kalma ve bakımsızlığa bünyem daha fazla tahammül edemedi ve rahatsızlandım. Hastahaneye yatırıldım. 15 gün kadar hastahanede kaldım. [17]

Bilindiği kadarıyla F.Gülen’in riyazet hayatı Edirne ile sınırlı değildir. Burada kazandığı alışkanlıklarını kaybetmeden hayatı boyunca devam ettirmeye çalışmış görünür.

Tasavvuf Hakkında Tutumu

F.Gülen'in tasavvuf ile ilişki kurma çabası anıları ile sınırlı değildir. Kendisi de bu konuda söz söylemiş, kitap yazmıştır. Haki Demir’in F.Gülen’in Kalbin Zümrüt Tepeleri adlı eseri hakkında yazdıklarından birkaç alıntı yapmayı faydalı buluyoruz:

F.Gülen’in Tasavvuf Kitabı: Kalbin Zümrüt Tepeleri

Fethullah Gülen’in zirve eseri, “Kalbin zümrüt tepeleri” isimli dört ciltlik kitabıdır. Dört ciltlik eser, tasavvuf bahislerini tetkik etmek, tasavvufun en zorlu mefhumlarını ve meselelerini tahkik etmek iddiasındadır.  [18]

Fethullah Gülen, eski dilin tabii neticesi olan güzel üsluba nispeten sahip. İslam irfanı ile meşgul olmuş, onunla nispeten ünsiyet kesbetmiş her kalem ehlinin malik olduğu benzeri üsluplar, bu şahısların derin bir hikmet sahibi olduğu zannı uyandırıyor. O kadar ki, günümüzde, Osmanlının inşa ettiği medeniyet diline biraz vakıf olan ve derdini onunla anlatacak kadar istimal istidadı kazanan kişiler bile büyük arifler cümlesinden sayılmaya başlanmıştır… İslam irfan müktesebatını toplayıp kendi üslubu ile nakletmesi, müktesebata vakıf insan sayısının az olduğu bir vasatta, Fethullah Gülen’in büyük alim (veya arif) olarak nam salmasına sebep olmuştur.[19]

Kalbin zümrüt tepeleri isimli dört ciltlik eser, tasavvuf mevzularıyla ilgilidir. Fethullah Gülen, tasavvuf mevzularını başlık başlık toplamış, her başlık altında müktesebatı nakletmiş, ortaya dört ciltlik bir çalışma çıkmış. … Yer yer rivayet ve nakil dili kullanılmış fakat bir kısmında telif dili kullanılmıştır. Oysa telif dili kullanıldığı yerlerdeki ifadelerin muhtevası da nakildir… Mezkur meselelerin muhatabının kalmadığı bir vasatta, dört ciltlik eserdeki ifadelerin hangisinin nakil, hangisinin telif olduğunu anlama imkanına sahip pek kimse yok. Tam bu nokta, “fikir hilesi” için en uygun şartların oluştuğu yerdir.[20]

…eserin mevzuları, kahir ekseriyetle “keşif” mevzuudur. Tasavvuf ehli, bu meseleler hakkında kelam etmekten imtina etmişler, meselenin kelam bahsi olmadığını söylemişlerdir. Velayet sahibi zevat-ı kiramın çok az kısmı (istisna sayılacak kadar az) meseleyi kelama dökmüş, onların da kahir ekseriyeti, mevzuun yanlış anlaşılmalarını tashih maksadı gütmüştür. İstisnanın istisnası kabilinden bir kısmı ise yazmış ve konuşmuş, onların beyanından da İslam’ın varlık ve insan telakkisi zuhur etmiş, bu vesileyle tevhid bahsi de muhkem bir çerçeveye kavuşmuştur.[21]

Tasavvufun ilk ölçüsü edeptir. Edebin en sarih tarifi ise haddini bilmektir… Kelam ehlinin bu mevzularla edepli şekilde ilgilenmesinin tek yolu, tasavvuf ehlinin bu meseleler hakkındaki beyanlarından hareketle tevhidi anlama çabasıdır.[22]

Tasavvuf havzasında zuhur eden tevil ve izahı imkansız meseleleri tashih vazifesi ise kelam ehline değil, “veli-alim” şeklinde tesmiye edebileceğimiz, hem medreseyi hem de tasavvufu temsil liyakatindeki zatlara ait olmuştur. İmam-ı Gazali Hazretleri, İmam-ı Rabbani Hazretleri, Mevlana Halid-i Bağdadi Hazretleri gibi, ilim ve tasavvuf mecralarının her ikisini de zirvede temsil edenler, hem medreselerdeki hem de tekkelerdeki sınır ihlallerini teşhis ve ölçüyü ikame etmiş, ümmet ve ümmetin alim ve velileri de onların görüşlerini kabul etmişlerdir.[23]

Keşif ve müşahede bahislerinde söz söylemek için ehl-i keşif olmak şart. Ehl-i Keşif olmanın yolu ise kadimden beri malum ve sabit. Tasavvuftaki tarikat kollarından hangisine mensup, hangi silsileye ait, hangi şeyhe mürid olduğunu açıklamayan Fethullah Gülen, İmam-ı Rabbani Hazretleri, Şeyh-i Ekber Hazretleri, Şah-ı Nakşibend Hazretleri, Abdülkadir Geylani Hazretleri gibi zevat-ı kiramın bulunduğu bir sahaya, nesepsiz şekilde (tasavvuf silsilesi olmaksızın) paraşütle iniyor ve hepsiyle ilgili hükümler veriyor. Ne münasebet? Ne alaka? Ne hakla? Hangi salahiyetle?[24]

Netice olarak Fethullah Gülen, ehl-i keşif bir veli değil, mahir bir dil ustası olan kelam ehlidir. Örgütünü idare ederken ifşa olan açık yanlışlar, örgüt mensupları tarafından “velayet” makamındaki bir zatın “hikmetli” söz ve davranışları olarak kabul edilmekte, bu yolla “anlayamayacakları” seviyede olduğu vehmi üretilmektedir.[25]

Tıp literatürünü kitaptan okumuş birinin, hiçbir tatbiki talim ve terbiyeden geçmeden ve hiçbir tecrübe edinmeden kalp ameliyatı yapmak için neşteri eline alması gibi bir hadise ile karşı karşıyayız. Kim böyle birinin ameliyat masasına gönül rahatlığı ile yatar veya evladını yatırır? Velayet başka bir şeydir ve kitap okuyarak olmaz, velilerin hallerini okumakla da olmaz. Bir üstada (veliye-şeyhe) intisap etmeden asla olmaz. Tasavvuf nesebini (tarikat silsilesini) beyan etmeyen kişi, veli edalarıyla ortada dolaşamaz.[26]

F.Gülen Tasavvuf Hakkında Aslında Ne Düşünüyor?

Latif Erdoğan anlatıyor:

Ayrıca, onun tasavvufla ilgili tecrübi alakasını açıklaması bakımından bir olayı da burada aktarmakta fayda görüyorum:Amerika’da ziyaret ettiğim günlerden birindeydi. Gülen, sohbetinin seyrini tasavvufa çevirerek, en acımasız ifadelerle tasavvufu eleştirmeye başladı. O kadar ki, tasavvufun en amansız düşmanları bile tasavvuf aleyhinde o kadar ağır ifadeler kullanmamıştır.[27]

Onu İlk defa böyle görüyordum. Hayretler içindeydim. Fakat hayretim, Gülen’in anlatımlarından çok içine düştüğü çelişkinin derinliği idi. Şu anda karşımda en acımasız ifadelerle tasavvuf aleyhinde konuşan adam, Kalbin Zümrüt Tepeleri isimli tasavvuf kitabının yazarıydı. Orada göklere çıkardığı hatta onsuz din olamayacağını savunduğu tasavvuf hakkında şimdi neler söylüyordu. Bir ara Kalbin Zümrüt Tepeleri, dedim. “Ben o kitabı sadece kültür olsun diye yazdım” dedi ve öfkelenerek salonu terk edip kendi odasına girdi. O’nun bu tenakuz sarmalına düşüşü karşısında donup kaldığımı ve uzun bir süre yerimden kımıldayamadığımı hatırlıyorum.[28]

Ertesi gün, öğle yemeğinden sonra yine aynı fırtına devam etti. O kadar kin ve nefret dolu bir üslupla konuşuyordu ki dediklerinin düşünce ve fikirle bağdaşan hiçbir yanı kalmamıştı. Bu sebeple konuyu müşahhas hale getirmek için İmam Gazali niçin son döneminde tasavvufa meyletmiş, dedim. Gayet kaba bir üslupla, “nefsine güvenememiş, bana sorsaydı kesinlikle girme derdim” dedi ve yine hışımla bulunduğumuz ortamı terk etti.[29]

Yine Latif Erdoğan anlatıyor:

1979 yılında, ben Bursa’nın başındayken, katılamadığım aylık toplantıların birinden, yerime gönderdiğim kişinin getirdiği notlar arasında şu mesaj vardı: “İmam-ı Gazali, İmam-ı Rabbani gibi zatlar bugün yaşasalardı, bana (Gülen’e) itaat etmekten başka çareleri yoktur.” Aklınca Gülen, Peygamber Efendimizin "Kardeşim Musa dahi bugün yaşasaydı ancak bana tabi olurdu” mealindeki hadisi iktibas ile kendine bu bağlamda bir konum veriyordu.[30]

Cemaat İçin Tasavvufun Önemi

… üyelere empoze edilen olgu, evliya olmak için tasavvufta yöntem olarak sürdürülen uzun ve çileli bir süreçten geçmeye gerek olmadığı, örgüt faaliyetlerine gönülden bağlı olan üyelerin çok daha kısa sürede ve çile çekmeden evliyalık mertebesine ulaşabilecek olmaları fikridir. ‘Amudi yükseliş’ (dikey yükseliş) adı verilen terimle anlatılan olgu, tüm benlik ve varlıklarıyla kendilerini örgüte gönülden hizmet için adayan üyelerin tasavvufun uzun ve çileli yollarını dolanmadan, kısa bir süreçte en üst düzey evliyalığa ulaşabilecekleri inancını aşılamaktır. Bu yöntem aynı zamanda, Fethullah Gülen başta olmak üzere örgütün üst düzey yöneticilerinin en üst düzey evliyalık derecelerine ulaştıkları, mana âleminde Peygamber Efendimiz (sav), sahabeler ve geçmişte yaşamış evliyalarla sürekli görüştükleri, bu ulu zatların örgütün faaliyetlerini yönlendirdiği, örgüt faaliyetleri kapsamında verilen talimatlara riayet etmenin peygamberin emirlerine riayet etmek olduğu fikrini aşılamak için kullanılmaktadır.[31]

Cemaat her ne kadar Said Nursi’ye atfen, “Zaman tarikat zamanı değil, imanı kurtarma zamanıdır” düsturunca bildik tasavvuf-tarikat formasyonuna mesafeli gibi dursa da bilhassa müesses tasavvuftaki mürit-mürşit ilişkisinde, mürşitlik makamındaki zatla ilgili kemal vasfının istikametten çok keramet üzerinden tarif ve tasvir edilmesi gibi, cemaatin diğer bütün dinî cemaatler ve hareketlerden faikiyeti de çok kere keramet sınırlarını zorlayan İsrâiliyyât türü menkıbelerle dile getirilmekte ve Hz. Peygamber’in şeref konuğu olarak Türkçe olimpiyatlarına teşrif buyurması, Hz. Hatice’nin Işık Evlerine ziyarette bulunması gibi çağdaş İsrâiliyyât tabandaki saf-temiz insanların cemaate inanç ve sadakat duygularını güçlendiren bir tutkal işlevi görmektedir. [32]

Tasavvuf Meselesi Neden Önemli?

Tasavvuf tarihinde üzerinde çokça spekülasyon yapılan “şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır” sözü ne anlama gelmektedir?  

Sözün anlamı şudur: İslam’ın herkes için çerçevesini çizdiği ibadet hayatı içinde kalanlar için böyle bir gereksinimden söz edilemez. Ama bununla yetinmeyip çok daha derinlikli bir ibadet hayatına talip olan kişilerde, ister istemez bir iç yolculuk başlar ki buna

seyr-i süluk ismi verilmiştir.

Bu yol çetrefilli ve yanlış anlamalardan kaynaklanabilecek tuzaklarla doludur. Niceleri bu yolda kayıp gitmiştir. Bu yüzden, bu yolculuğu daha önce yapanların, sonra yola çıkanlara yol gösterecekleri, onları muhtemel yanlışlardan koruyacak ve karşılaştıkları zorlukları daha kolay aşmalarını sağlayacak disiplinler oluşmuştur. Tarikatlar bu şekilde ortaya çıkmıştır. Şeyhlerin görevi de zaten bu konuda taliplere yardımcı olmaktan başkası değildir.

Genel yaklaşım olarak Nur cemaatinin tasavvufa mesafeli durdukları bilinir. Bunda da Said-i Nursi’nin yaklaşımı belirleyici olmuştur. Said-i Nursi, tasavvufu tamamen reddetmemekle beraber, "tasavvufi uygulamaların şimdi zamanı olmadığı, İslam inancı tehlike altındayken önceliğin inancın kurtarılmasına verilmesi gerektiği" fikrindedir. Tercih edilir ya da edilmez ama kendi içinde makul karşılanabilecek bir düşünce olarak değerlendirilebilir.

Ama bir yandan yüzyıllar boyunca elde edilen bu tecrübeleri, “şimdi sırası değil” diye bir kenara itip; diğer yandan da bir rehber olmadan, zikir, riyazet gibi tasavvufi uygulamaların, tabiri caizse “dibine kadar abanılırsa”, istense de istenmese de bu yolculuğa çıkılır ama yolculuğun nerede biteceği belli olmaz. Hele bir de bu süreç içinde bir kısım olağanüstülükler de yaşandıysa artık böyle bir kişiyi zapt edecek zinciri bulmak oldukça zordur.

Maalesef karşımızda büyük ihtimalle – Mehdi, Mesih, Kutup fark etmez –olağanüstü bir insan olduğuna kendisi de inanan, tanrı adına hareket ettiğini, hatta onun adına tasarrufta bulunduğunu hisseden, beddualarla göklerden ateşler yağdırmaya çalışan birisi duruyor gibi görünüyor.

 

Dipnotlar

[1]Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[2]Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[3]Küçük Dünyam. Latif Erdoğan.

[4]Küçük Dünyam. Latif Erdoğan.

[5]Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[6]Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[7]Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[8]Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[9]Küçük Dünyam. Latif Erdoğan.

[10]Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[11]Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[12]Küçük Dünyam. Latif Erdoğan.

[13]Küçük Dünyam. Latif Erdoğan.

[14]Küçük Dünyam. Latif Erdoğan.

[15]Küçük Dünyam. Latif Erdoğan.

[16]Küçük Dünyam. Latif Erdoğan.

[17]Küçük Dünyam. Latif Erdoğan.

[18]http://www.fikirteknesi.com/fethullah-gulenin-fikir-hilesi-1-takdim/

[19]http://www.fikirteknesi.com/fethullah-gulenin-fikir-hilesi-2-dil-ve-uslup/

[20]http://www.fikirteknesi.com/fethullah-gulenin-fikir-hilesi-3-fikir-mi-ansiklopedi-mi/

[21]http://www.fikirteknesi.com/fethullah-gulenin-fikir-hilesi-4-kesif-mi-kelam-mi/

[22]http://www.fikirteknesi.com/fethullah-gulenin-fikir-hilesi-4-kesif-mi-kelam-mi/

[23]http://www.fikirteknesi.com/fethullah-gulenin-fikir-hilesi-4-kesif-mi-kelam-mi/

[24]http://www.fikirteknesi.com/fethullah-gulenin-fikir-hilesi-4-kesif-mi-kelam-mi/

[25]http://www.fikirteknesi.com/fethullah-gulenin-fikir-hilesi-4-kesif-mi-kelam-mi/

[26]http://www.fikirteknesi.com/fethullah-gulenin-fikir-hilesi-4-kesif-mi-kelam-mi/

[27]Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[28]Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[29]Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[30]Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[31]FETÖ Sıfırı Tüketiyor. Eren Ural. Elips: 2015

[32]Kaynak: http://haber.star.com.tr/acikgorus/cemaat-cemaat-midir/haber-822271

Kültür Sayfası