60'lı Yıllar: İzmir, Kestanepazarı Dönemi

İzmir, Kestanepazarı - 1966

Yaşar Tunagür İzmir’e Tayin Ettiriyor

Gülen’in Edirne’de görev yaparken İzmir’e tayin edilmesinde en önemli rollerden birini rahmetli Yaşar Tunagür üstlenmişti. Zikredilen dönemlerde Diyanet İşleri Başkanlığı içinde önemli gö­revlerde bulunan Tunagür, Gülen’i görev yaptığı Edirne’den alarak İzmir’deki Kestane pazarı Kur’an kursuna tayin ettirmişti.[i]

İzine ayrılıp küçük bir Türkiye seyahatine çıktım. Çeşitli yerlerdeki dostlarımı ziyaret ettim… Ankara'ya uğradım. Yaşar Hocaefendi Diyanet işleri Reis Muavini olarak Ankara'ya gelmişti. Ona durumumu anlattım…Meğer aklında başka bir düşünce varmış, İzmir'den ayrılırken onlara kendi yerine beni göndereceğini söylemiş ve benden sitayişkârane bahsetmiş. Bana "Bir dilekçe yaz ve İzmir Vaizliğini iste" dedi. Ben, aniden böyle bir teklifle karşılaşınca şaşırdım, "İzmir büyük yer, beni yutar. Mümkünse beni şarkta küçük bir vilayete verin" dedim. O ısrar etti. Bir başkasına dilekçe yazdırdı, bana da zorla imzalattı. Daha sonra da kararnameyi Diyanet işleri Reisi Elmalı'ya imzalattı. Kendi imzalamadı. Bu Yaşar Hocaefendi'nin her zamanki temkinli davranışlarından biriydi. [ii]

Kestanepazarı Kur’an Kursu’nda Hocalık

Geleceğimden kimseye haber vermemiştim. Elimde iki çanta Kestanepazarına vardım. [iii]

İlk müşahedeme göre, devamlı olarak talebenin başında bulunmamda zaruret olduğu kanaatine vardım. 24 saat hiç uyumamam icab ediyordu. Talebenin umumi durumu bunu gerektiriyordu. Devamlı riyazetten bünyem iyice zayıf düşmüştü. Buna rağmen bir-iki saat uyku ile yetiniyordum. Bazen sabaha kadar beklediğim ve hiç uyumadığım olurdu. Geceleri birkaç defa banyoları, tuvaletleri ve yatakhaneleri dolaşır talebeyi kontrol ederdim. Bir taraftan talebe ile yakından ilgileniyor, diğer taraftan da gördüğüm gayr-i nizami durumları düzeltmeye çalışıyordum. [iv]

Yaşım yirmialtı veya yirmiyedi dolaylarındaydı. Onun için hem talebeler hem de hocalar benim idareci olarak gelmemi yadırgamışlardı. Hatta hocaların içinde, hem de bana duyuracak şekilde "Yaşar Hoca, bula bula bu çocuğu mu bulup gönderdi" diyenler oluyordu. [v]

Ege Bölgesinde Vaazlar

O zaman bana, yarı resmi Ege'nin her yerinde vaaz etme selahiyeti verdiler.  [vi]

Bir taraftan da İzmir'in içinde iki-üç yerde vaaz veriyordum. Aynı zamanda gitmeye çalışıyordum. Zaten her cuma Kestanepazarı Camii'nde vaaz veriyordum. Bunun dışındaki vaazları mümkün mertebe cumartesi pazar günlerine sıkıştırmaya gayret ediyordum. Demek ki bünyem mukavemetli imiş, dayanabiliyormuşum. Mesela, cumartesi gidip bir yerde vaaz veriyordum. Geceyi yolda geçiriyor ve ertesi gün de bir başka yerde vaaz veriyor ve hiç dinlenmeden o akşamı da yolda geçiriyor, derken ertesi sabah derse yetişiyor talebeye ders veriyordum. Böyle sıkı bir program ve yüklü bir çalışma tempom vardı. [vii]

Bölgedeki Nur Talebeleri İle Birlikte İlk Öğrenci Evleri Açılıyor

İzmir'e ilk geldiğim günlerde Sungur Ağabey de gelmişti. Bana: "Fethullah kardeş, burada hiç evimiz yok. Bir ev açalım, İzmir büyük bir yer" demişti… Mustafa Birlik Bey'in evinde salı ve cumartesi günleri sohbet yapılıyordu. Aslında o sıralarda İzmir, talebe potansiyeli bakımından çok zayıf durumdaydı. İlk defa, Mehmed Metin Bey'in odasına, ertesi sene veya daha sonraki sene beş-on talebe gönderdim. Bu talebelerle ders başladı. Talebelerin hepsi Kestanepazan talebelerindendi.  [viii]

O dönemde siyasi atmosfer yoğundu. Kaos vardı.  Üniversite ortamındaki siyasi ortamdan dolayı talebe yurtları da tehlikeli olduğundan aileler çocuklarını oralara göndermekte tereddüt ediyor, kalacak yer bulmakta zorlanıyorlardı.  Çocuklarını zar zor okutan insanlar için kalacak yer konusu ciddi bir külfetti. Biz de birkaç arkadaşımıza gecekondularda ev tuttuk. Gülen de camiye gelen cemaata bu öğrencilere yardımcı olmaları için tavsiyelerde bulunuyordu. Üç-beş talebenin barındığı birkaç ev giderek 10-12'ye çıktı. Işık Evleri olayı böyle başladı.[ix]

Nur derslerine gidip gelmeye başladık. O dönemlerde Gülen’in bu cemaat arasında hiçbir ayrıcalığı, sıradan bir nur talebesi olma dışında cemaat tarafından kabullenilmiş hiçbir hususi özelliği yoktu. Bazen bu derslere o da katılır, herkes gibi okunanları dinler, sıra ona gelir ve teklif yapılırsa o da yine Risalelerden bir yer okurdu.[x]

Bir Dönüm Noktası: Kamplar

Kestanepazarı yıllarına ait en unutulmaz ve en bereketli faaliyetlerden birisi de hiç şüphesiz kamplardır. Üst üste üç sene, yaz aylarında gerçekleştirilen bu kamplar, yer olarak Buca ile Kaynaklar Köyü ortasında etrafı tarlalarla çevrili küçük bir çamlıkta kurulmuştur… Kamplarla, talebenin yaz günlerim değerlendirilmesi hedeflenmişti.[xi]

1968 yaz döneminde kamp yaptık.[xii]

Kamp meselesi beni iyiden iyiye düşündürüyordu. Finansman meselesi çok önemliydi, ihtiyaçları nasıl karşılayacaktık? Bu günlere kıyas edilirse, bunlar çok cüz'i paralar gibi görünebilir. Fakat o gün o kadarcık imkânı bile bir araya getirmek zordu.[xiii]

 

Ankara'ya gittim. Orada tanıdığım insanlar vardı. Aklıma bir çare gelmişti. 27 Mayıs ihtilalinden sonra, askeriye milletten para toplamış, karşılığında da bono dağıtmıştı. Bu bonolar istendiği zaman paraya çevrilebilecekti. Gittim ve 3000 lira tutarında bono topladım. Bunları Kestanepazanna verdim. Onlar da bonoları paraya çevirdiler. Böylece çadırların yapımına hızla başladık.[xiii]

İzmir'den yada daha önce yıllarca kaldığı Edirne'den değil de, neredeyse hiç tanımadığı Ankara'dan bu yardımı bulabilmesi biraz tuhaf görünüyor. Sonra, yardımın şekli de tuhaf: 27 Mayıs bonoları. Bu bonolar, bahsedildiği gibi para karşılığı halka dağıtılan bonolar mıydı, yoksa halka dağıtılmamış halde miydiler?

İlk kampta iki büyük çadır bir de benim küçük çadırım vardı. Ayrıca mevcud bir binayı da mutfak olarak kullanıyorduk. Vasıtamız yoktu. O sene imkanlar dardı… Kitaplar gruplar halinde okunurdu, ilk kamp, tam gönlüme göre bir şey oldu. Herkes tesbihatı gürül gürül ezberledi. Talebenin bu halini gördükçe, kamplara olan ihtiyacı daha iyi hissettim; kamp düşüncemizin isabetine bir kat daha inandım.  [xiv]

Tesbihat, Cevşen ve Evrad-ı Kudsiye'nin cehri olarak okunması ayrı bir güzellik buudu teşkil ediyordu. Ancak, kalbin yanında kafanın da işlettirilmesi gerekiyordu ki, kamplarda okunan kitaplar ve Arapça tedrisat, orayı adeta bir medreseye çeviriyordu. Durum böyle olunca, kamplarda askeriyenin disiplini, tekkenin edebi ve medresenin ilmi bütünleşiyor ve hayallerimizde renk ve çizgileri bütün güzellik ve netliği ile mevcut olan dünyaya ilk adım atılmış oluyordu.  [xv]

Tesbihatın açıktan ve koro halinde yapılması o günlerden kalma bir adettir. [xvi]

Kamplarda, ruh ve düşünce cimnastiğinin yanında, gece gündüz müsait olduğu ölçüde kültür-fizik de yapılırdı. [xvii]

İlk sene kampa yetmiş kişi kadar gitmiştik... ikinci ve üçüncü kamplar daha kalabalıktı. Hatta üçüncü sene her an üçyüz kadar talebe bulunuyordu. Gidenlerin yerine yenileri geliyordu. Orada birkaç gün dahi olsa kalanların sayısı belki bini bulmuştur![xiii]

İlk yıl 70 kişilik kampın giderlerini karşılamak için bono aramak üzere gidilmişti. Daha sonraki yıllar, katılımcı sayısı bini bulmasına rağmen finans sıkıntısından söz edilmiyor. Belki, kampların faydasını gören halkın daha kolay yardımda bulunduğu varsayılabilir.

Bir inayet ve bir koruma altında olduğumuz apaçıktı. Arkadaşlarımız, Türkiye'nin her tarafından istedikleri talebeleri gönderiyorlardı. Urfa'dan, Diyarbakır'dan bile talebe geliyordu. Komünizmin gemi azıya aldığı bir dönemde ona karşı, hem de böyle nizamî bir mücadele, geleceğin milliyetçi ve maneviyatçı tarihçilerini derin derin düşündürecektir... [xviii]

Son kamp benim için çok zor olmuştu. Çünkü ikinci kampta arkadaşların tedbirsiz hareketleri, her gün akın akın insanların toplu halde kampa geliş-gidişleri çevreyi rahatsız etmeye başlamıştı. Kestanepazan kampa soğuk bakmaya başladı. Yerin sahipleri de orada kamp yapmamızı istemediler. Bir-kaç kişi bizi ellerinde nacaklarla karşıladı ve gözdağı vermeye çalıştılar. Bir kötülük yapabilirler diye ben de kampın başka yerde olmasını istiyordum. Fakat uygun bir yer bulamadım. Her şeyi göze aldık ve üçüncü sene de kampı aynı yere kurduk. Fakat Kestanepazarı bütün desteğini çekti. [xix]

Kestanepazarı’ndan Ayrılış

Bu şekilde 1970 yılna kadar geldiğimizde, Gülen'in Kestanepazarındaki talebelerle ilgilenmesi Kuran Kursu Derneği'nde rahatsızlığa neden oldu. Ali Rıza Güven ve etrafındakilerin kurduğu dernek, sadece yazın gelen fakir talebelere Kuran kursu hizmeti veren  bir kuruluştu. Bu derneğin bünyesinde Fethullah Hoca'nın üniversite talebeleriyle ilgilenmesi, örgütleme yapması ve Risale-i Nur okutması dolayısıyla rahatsızlığa neden oldu ve Hoca buradan uzaklaştırıldı. [xxx]

Kestanepazannda beş sene kadar kaldım. Beşinci senenin sonuna doğruydu ki, Kestanepazan'ndaki idareciler bana karşı tavır koymaya başladılar. Belki istihbarat tarafından tazyik ediliyorlardı, bilemiyorum. Fakat kulağıma böyle bir söylenti gelmişti. Benim üzerime idareci getirdiler. Bana, sen talebeye karışmayacaksın, sadece derslere girip çıkacaksın, dediler.  [xx]

Benim Kestanepazarı'nı terk etmem isteniyordu. Kalabileceğim bir ev aramaya başlamıştım. Esas istenen, talebeyi benden koparmaktı... Bazı hocaefendiler çoğu itibariyle, benim düşündüğüm hizmet şekline muhalifti. Kestanepazarı'ndaki gerginlik gün geçtikçe artıyor, azalmıyordu. Güzelyalı tarafında bir ev bulmuştum. Bir gece eşyalarımı topladım ve talebelerin de yardımıyla bir arabaya yükledim. Ve gözyaşları içinde, gönlüm hicranla dolu olarak Kestanepazarı'ndan ayrıldım.[xxi]

 

Dipnotlar

[i]Gülen'in Ağlattığı Müslümanlar. Selim Çoraklı. Onikinci Kitap: 2014

[ii]Küçük Dünyam. Latif Erdoğan.

[iii]Küçük Dünyam. Latif Erdoğan.

[iv]Küçük Dünyam. Latif Erdoğan.

[v]Küçük Dünyam. Latif Erdoğan.

[vi]Küçük Dünyam. Latif Erdoğan.

[vii]Küçük Dünyam. Latif Erdoğan.

[viii]Küçük Dünyam. Latif Erdoğan.

[ix]Kuşatma. Nurettin Veren. Siyah-Beyaz: 2007

[x]Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[xi]Küçük Dünyam. Latif Erdoğan.

[xii]Küçük Dünyam. Latif Erdoğan.

[xiii]Küçük Dünyam. Latif Erdoğan.

[xiv]Küçük Dünyam. Latif Erdoğan.

[xv]Küçük Dünyam. Latif Erdoğan.

[xvi]Küçük Dünyam. Latif Erdoğan.

[xvii]Küçük Dünyam. Latif Erdoğan.

[xviii]Küçük Dünyam. Latif Erdoğan.

[xix]Küçük Dünyam. Latif Erdoğan.

[xx]Küçük Dünyam. Latif Erdoğan.

[xxi]Küçük Dünyam. Latif Erdoğan.

[xxii]Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[xxiii]Gülen'in Ağlattığı Müslümanlar. Selim Çoraklı. Onikinci Kitap: 2014

[xxiv]Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[xxv]Küçük Dünyam. Latif Erdoğan.

[xxvi]Küçük Dünyam. Latif Erdoğan.

[xxvii]Küçük Dünyam. Latif Erdoğan.

[xxviii]Küçük Dünyam. Latif Erdoğan.

[xxix]Küçük Dünyam. Latif Erdoğan.

[xxx] Kuşatma. Nurettin Veren. Siyah-Beyaz: 2007

[xxxi]Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[xxxii]Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

Kültür Sayfası