Çocukluğu

Çocukluk ve gençlik dönemi karakterimizin büyük ölçüde şekillendiği yıllardır. Tüm ayrıntılara girmeye gerek yok ama bu dönemle ilgili önemli gördüğümüz hususlar şunlar:

Doğduğu Zaman ve Ortam

Erzurumlu olması önemli.  Her yörenin kendine göre bir kültürü var. Erzurumlular için din=milliyetçilik’tir. İkisi birbirinden ayrı görülmez. Bunun etkilerini ileride göreceğiz.

1941 doğumlu. Tek parti iktidarında doğuyor. Bir imam ailesinin ve çocuğunun bu dönemde hangi tramvaları geçirdiğini bilmiyoruz. Tek parti dönemi tartışmalarına girerek konuyu gereksiz yere uzatmak istemediğimiz için dönemin siyasi ortamını tartışmayı bir kenara bırakıyoruz. Said-i Nursi'nin ve F.Gülen'in hayatlarını incelerken yakaladığımız ipuçları ile yetineceğiz.

Ailesi ve Yetiştiği Çevre

Babası imam. 1945’te (5 yaşında) Kur’an öğrenmeye başlıyor. Anılarında bahsettiği dedeleri, nineleri,... hepsi dindar insanlar. Dolayısıyla dindarlığının sonradan değil, ailesinden ve doğduğu çevreden geldiğini söylemek yanlış olmaz.

Meşayih ve ulema bizim evde apayrı bir alaka görürdü. Evimize sık sık gelenler arasında Alvarlı Mehmed Lütfi Efendi, onun kardeşi Vehbi Efendi; Taği şeyhlerinden Sim Efendi, Şehabeddin Efendi gibi çevrenin en maruf, tanınmış ve sevilen insanları vardı.  Hatta imam evleri bize ait arsalar üzerine yapılmıştı. Ve bizim ahırda, ağzı hayvanın kıçıyla kapatılan bir delik bulunurdu. Oradan imamın evine geçilirdi. Kur'an öğrenmenin ve öğretmenin yasak olduğu dönemlerde bizim bu ahır çok ciddi hizmetler görmüştü. [1]

Validem Benim ilk Kur'an hocam Validemdir. Kendi anlattığına göre bana dört yaşımda Kur'an okumayı öğretmiş. Bir ay içinde de hatmettiğimi söyler. Ben, hatmettiğimi hatırlamıyorum. O devirde Kur'an okutmak yasak olduğu için annem beni gece yarısı uykudan kaldırır ve bana Kur'an öğretirmiş. Zaten bütün köyün kadın ve kızına Kur'an'ı validem öğretmişti.[2]

Alvarlı Efe Hz.

F.Gülen'i, Said-i Nursi ile birlikte en fazla etkileyen isimlerden birisi de Alvarlı Hazretleridir. Erzurum bölgesinde çok sevilen ve etkisi bugüne kadar devam eden bir Nakşi şeyhidir ve F.Gülen'in babası o köyde imam olarak görev yapmıştır. Said-i Nursi'yi tanıması onun vefaatından sonradır ve F.Gülen o tarihlerde 15 yaşını geçmiştir. Bu açıdan bakıldığında, Alvarlı Efe'nin çocukluğundaki en önemli dini figür olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.
Bu arada ailenin dışında Alvar Imamı'nın da tesiri çok büyüktür. Hüsnü teveccühte bulunmam için lazım gelen bütün şartlar hazırdı. Dayım, adeta o ismi besmelesiz ağzına almıyordu. Teyzem o iklimin delisiydi. Babamın, annemin ciddi bir bağlılığı vardı. Benim o zatla bütünleşmem için bütün sebepler ortadaydı.[9]

Sözün tesiri için bu çok önemlidir. Onun için, Alvar imamı'nın ağzından çıkan her kelime bana, başka bir âlemden akıp gelen ilhamlar şeklinde görünüyordu. Yani, o konuşurken biz, şimdiye kadar yere inmemiş bir kısım semavi şeyler dinliyor gibi kulak kesiliyor ve böyle bir atmosfer içinde dinliyorduk. Belki bu söylediklerim o gün için, tesir yönüyle bu kadar netleşmemişti ve ben çocukluğumda bu kadar net bir düşünceyle onu dinlememiştim. Fakat vicdanım bir lahutilik karşısında olduğunu her zaman hissetmişimdir. [9]

Alvar imamı Hazretlerini ne zaman tanıdığımı söyleyemeyeceğim. Zira hayata gözlerimi açtığım zaman, O'nun ağzının şerbetine susamış pek çok gönül gibi, peder ve validemi de o dupduru kaynağın başında buldum. O'nu idrak ettim diyemem; çünkü O, ötelere göç ettiği zaman, ben hayatımın henüz, onaltıncı yılının yamaçlarında dolaşıyordum.[9]

Hayatımın en sarsıcı hadiselerinden biri de Alvar İmamı'nın vefatıdır. Alvar İmamı Erzurum'da vefat etti. Hatta bir gün evvel babam beni Erzurum'a ziyarete gelmişti. O gün babamın teyzesi Tayyibe Hanım'ın evinde misafir olduk. Ben sabah namazından sonra biraz uzanmıştım. Birden "Efe öldü" diye bir ses duydum. Hemen giyinip Kurşunlu Dershanesine gittim. Baktım, herkes mendil tutmaca ağlıyordu. Anladım ki, Efe Hazretleri vefat etmişti.[10]
 
Yine de -en azından yaşı müsait olmadığı için - bu ilişkinin bir şeyh-mürşid ilişkisi haline geldiğini iddia etmek pek mümkün görünmüyor. Konuya F.Gülen ve Tasavvuf bölümünde tekrar değineceğiz.

 

Eğitiminin İlk Yılları

1946 yılında ilkokula başlıyor.

O sıralarda köyümüzde ilkokul yoktu. Okul daha sonra açıldı. Şu anda da mevcud olan caminin bitişiğindeki medreseyi, sınıf olarak kullandılar. Gündüzleri çocuklara, geceleri de yaşlı erkek ve kadınlara orada okuma-yazma öğretiyorlardı. 2 veya üç sene okula gittim. [3]

O sıralarda köyümüzde ilkokul yoktu. Okul daha sonra açıldı. Şu anda da mevcud olan caminin bitişiğindeki medreseyi, sınıf olarak kullandılar. Gündüzleri çocuklara, geceleri de yaşlı erkek ve kadınlara orada okuma-yazma öğretiyorlardı. Yaşını tutmadığı için ilk sene beni okula almadılar. Okula gittiğimde yaşım yine tutmuyordu; fakat devam ettim, 2 veya üç sene okula gittim.[3]

İki farklı öğretmenin, o yaştaki bir çocuğun ruh dünyasına etkisi aşağıdaki olaylarda görülebilir:

Öğretmenlerden birisi aşırı din düşmanıydı. Benim teneffüslerde dahî namaz kılmamı hazmedemezdi. Ancak ben, yine bir sıranın üstüne çıkar ve namazlarımı kılardım. Adımı molla koymuştu. Bütün sebep de namaz kılmam.[3]

Benim namazım çok erkendir. Zannediyorum, namaza dört yaşında başladım ve bir daha hiç aksatmadım. Öğretmenin baskılarına ve benimle istihza etmeye çalışmasına rağmen o devrede de namazımı hep kıldım.[3]

Okulda bir de Belma öğretmen vardı. Bana çok iltifat ederdi. Bazen sınıfta,

bana bakar ve "Bir gün Galata Köprüsü'nde genç bir teğmen dolaşacak ve ben onu şimdiden seyrediyorum" derdi. Kendisi İstanbulluydu. O'nunla ilgili unutamadığım bir hatıram vardır. Bir gün her nasılsa sınıfta gürültü edenler arasına ben de karışmıştım. Diğerlerini dövdü. Sıra bana gelince kulağımdan tuttu ve sadece "Sen de mi?" dedi. Bu bir çift söz bana yetmişti. [3]

İki buçuk sene kadar okuduktan sonra okuldan ayrıldım.[3]

Herkesin namaz kıldığı bir toplumda çocukların da erken yaşlarda büyükleri takit ederek namaz kılması çok da olağanüstü bir durum olmasa gerek. Böyle bir ortamda namaz kıldığı için kendisiyle alay eden bir öğretmen çocuk tarafından nasıl değerlendirilecektir? Peki, bu çocuğun velisi ve çevresi ne düşünecektir? En azından velisinin ne düşündüğünü, ilerleyen bölümlerde, üstü kapalı da olsa göreceğiz.

Okulu Bırakması

Babasının Alvarlı köyüne imam olarak taşınması dolayısıyla 1949'da ilkokulu bırakmak zorunda kalıyor ama sonra dışarıdan bitiriyor.

Babam, imam olarak Alvar'a gittiği için biz de ailece oraya taşındık. Bir daha da okula gitmedim. Okula gitmedim, ilkokulu daha sonra, Erzurum'da dıştan imtihanla bitirdim.  [4]

Alvar'da babamın isteği üzerine hafızlığımı takviye ettim. Bu arada ineklerimizi, koyunlarımızı gütme bana düşüyordu. Sıbğatullah benden üç yaş küçüktür. Demek ben dokuz yaşımda isem, o altı yaşlarında falandı. Onun için evin bütün ayak işleri de bana kalıyordu. [5]

İlk Arapça hocam, babam oldu. Bana Emsile ve Binadan bir miktar okuttu. Fakat daha sonra bazıları babama, bana hafızlık yaptırmasını söylediler. Babam biraz tereddüt geçirdi; fakat iki-üç çocukla beraber beni de hafızlığa başlattı. Ev işlerinden ve hayvanları gütmekten vakit bulabildiğim ölçüde ezber yapabiliyordum. O kış hıfzımı tamamladım, İlk defa o yaz, okumam için ev ve tarla işlerinden muaf tutuldum. Çünkü babam beni, Hasankale'de Hacı Sıdkı Efendi diye bilinen bir zatın yanına talim ve tecvid okumak üzere götürüp teslim etmişti. Ancak Hasankale'de kalacak yerim olmadığı için her gün Alvar'dan gidip gelmem gerekiyordu. O sırada on yaşlarındaydım ve her gün 7-8 kilometrelik yolu yaya olarak gidip gelme zorundaydım. [6]

Babasının ilkokulu yarım bırakmasını önemli bir problem olarak görmediğini ama zor koşullarda da olsa dini eğitimini devam ettirmesi için gayret ettiğini bir kenara not edelim. Bu, durumun, sadece Gülen'in ailesine özel bir durum olmadığı ve en azından 80'li yıllarda kadar devam ettiği Kenan Evren'in Erzurum'da yaptığı konuşmadan anlaşılıyor:

[zorunlu din dersi için]  "Biz, niçin yaptık bunu? Kur’an kurslarını engellemek için yaptık. Çünkü Türkiye’de Kur’an kursları almış götürmüştü ve bu tabii iyi bir şey değildi. Genç Çocukları, daha o yıllarda beyinlerini yıkıyorlar! O yüzden dedik ki, Okullara ilköğretim okulundan itibaren din dersi koyalım ve dinini öğrensin. Erzurum'daki konuşmada da dedim ki, mecburi koyuyoruz bunu... Çocuklarınızı Kur’an kurslarına göndermeyin” [7]

Dolayısıyla en azından o bölgede, toplumsal bir tepkiden söz etmek herhalde yanlış olmayacaktır. Bu tepkinin kaynağı nedir?

Gülen, daha sonra ilkokulu dışarıdan bitirdiyse de -belki de maddi imkânsızlıklar yüzünden- daha ileri gitmedi.

Gülen ilkokulu daha sonra dıştan imtihan denilen usulle bitirmiştir. Örgün eğitime devam etmek için ortaokulu da dıştan bitirmek teşebbüsünde bulunmuş; fakat bu teşebbüsünden daha sonra vazgeçerek eğitimini ilkokul mezunu olarak sonlandırmıştır.[8]

 

Dipnotlar

[1]Küçük Dünyam. Latif Erdoğan.

[2]Küçük Dünyam. Latif Erdoğan.

[3]Küçük Dünyam. Latif Erdoğan.

[4]Küçük Dünyam. Latif Erdoğan.

[5]Küçük Dünyam. Latif Erdoğan.

[6]Küçük Dünyam. Latif Erdoğan.

[7]Gülen'in Ağlattığı Müslümanlar. Selim Çoraklı. Onikinci Kitap: 2014

[8]Şeytanın Gülen Yüzü. Latif Erdoğan. Turkuaz:2016

[9]Küçük Dünyam. Latif Erdoğan.

[10]Küçük Dünyam. Latif Erdoğan.

Kültür Sayfası